Türkiye nasıl yükseliyor? Akıllı banker Yahudi ile Kahraman cengâver Türk şimdi “Cool” mu yani? (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Dede!  Türkçe “Cool” nasıl okunur? İnsanların aklını karıştırma. Dede! Şarkıcı kadın ne söylüyor?  “Bırakın da ağlayayım, ağlamanın zamanıdır! Torun, şimdi dövünmenin değil, çalışmanın zamanıdır.  Yeni bir Dünya düzeni kurulmaktadır. Değişen sadece ambalajdır. Kaynak transferi kaldığı yerden devam etmektedir.

Günümüzde, eski düzendeki sömürge anlayışı yerini çeşitli bağımsızlık biçimlerine bırakarak tarihe karışmaktadır.

Bugün artık zayıf milletler, “yardım edilerek kalkındırılmaktır!” Elbette bunun için önce kalkındırılacak milletlerin, yeni amaca uygun olarak eğitilmeleri ve öğretilmeleri vardır.

Buna uzaklardan bir örnek verirsek; gelişmiş batılılar, “Call centers” Çağrı merkezlerini (*) eski ismi ile “Sömürge” olan Hindistan’a taşımaktadır.

(Call center konusunda, meraklısı için aşağıda geniş bilgi verilmektedir.)

Sömürünün en tehlikeli olanı, sinsice ve geriye dönüşü mümkün olmayanı, kültür alanında yapılanlarıdır.

“Çünkü kültür alanında yapılacak bir sömürü, o ülkelerin beyinlerini de köle haline getirecek ve onların gözleri Avrupa’dan başkasını görmeyecek, aşağılık kompleksi içerisinde batı hayranı olacaktır.

Yani o ülkelerin insanları batıya karşı kendilerini savunacak reflekslerden yoksun kalacaklardır…

Başka bir sömürü çeşidi de, stratejik konum ve hammadde kaynakları nedeniyle emperyal devletlerin mutlaka kontrol etmeleri gereken devletler grubunda olanlar vardır.

-Örnek 1; Orta Asya ve sıcak denizlere inmek isteyen Rusya’nın Afganistan’ı işgali,

-Örnek 2; ABD’nin Orta Asya’ya egemen olmak ve bölge enerji kaynaklarını almak için Afganistan’a ihtiyaç duyması,

-Örnek 3; Ortadoğu’yu kontrol etmek isteyen bir Amerikan’ın Türkiye ve İsrail’e ihtiyaç duyması gibi..” (1)

Not 11; Büyükçe bir havuz içerisinde farklı yönlere giderek yüzen balıklar, neticede aynı havuzun içerisinde yüzmekte ve havuzun sahiplerinin verecekleri ile beslenmektedir.

Ve…

Bulgaristan, 8 Eylül 1944 ihtilalinden sonra Komünist rejimi kabul ederek Varşova Paktına girdi!

Polonya’da, 1947 yılında yapılan seçimlerde komünistler hükümeti kurulur ve ülke Rusya’nın peyki durumuna sokulur…

Çekoslovakya, 1945’te Rusya tarafından işgal edilir ve  ülke Rusya’nın peyki durumuna getirilir.

Macaristan, I. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanya’sı ile birlik olduğu bahanesi ile Sovyet Rusya tarafından ele geçirilir. Ülke, 1947 yılından itibaren komünist yönetimi benimser!

-Romanya, 1944 yılında Kızıl Ordu  (Sovyetler) tarafından işgal edilir…

Netice’de, Bulgaristan, Romanya, Polonya, Macaristan, Çekoslovakya… Attaya giderler!

1789 Fransız Devrimi ve 1918’de yayınlanan (ABD) Wilson ilkelerine göre milletler ne yapacaktı?

Kendilerini yöneteceklerdi…

Peki, bu olanlar nedir?

Bunlar mı?

Fransız devrim ilkelerinin, “Adalet ve Kardeşlik!” prensiplerine göre, Dünyanın Rusya ve ABD arasında, adalet ve kardeşlik ilkelerine göre paylaşımıdır.

Bu nedenlerle Fransız Devrimi, İnsanlığa atılan en büyük kazıklardan birisidir.

Dede! Bu kadar mı?

Torun, Turpun büyüğü heybede!

-Sovyetler Birliği, “…1945’te Truman ve Churchill’den Türkiye sınırları ile ilgili talepleri dolayısıyla Türkiye, Batı ittifakı ve NATO ile yakınlaşmıştır. 1950’de Adnan Menderes hükümeti döneminde TBMM kararıyla Kore Savaşı’na Birleşmiş Milletler komutası altında ABD ve Güney Kore’nin yanında çarpışmak üzere asker gönderilmiş ve böylece NATO üyeliği konusundaki niyetini uluslararası arenaya göstermiştir. Kore savaşında verilen şehitler dönemin muhalefet lideri İsmet İnönü ve partisi CHP tarafından NATO üyeliği için yapılan bir taviz olarak adlandırılmıştır. (2)

Not 12; Yukarıda galiba cümle yanlış yazılmış. Ne denilmektedir? Sovyetler Birliği’nin, “…1945’te (ABD’den) Truman ve (İngiltere’den) Churchill’den Türkiye sınırları ile ilgili talepleri dolayısıyla Türkiye, Batı ittifakı ve NATO ile yakınlaşmıştır.”

İlginç, biz de bilirdik ki, evlenmek niyetiyle kızı babasından isterler! Adet değişmiş, komşulardan, üstelikte uzak komşulardan istiyorlar!

Dede! Manda ne demek! Torun, konu zaten çok dağınık, biraz da sen dağıtma. Bunu sonra sorarsın.

Ve sömürülerimiz çeşit çeşit! Seç beğen!

Modern bir çağda ananızın tarifi ile sömürgecilik pardon yemek yapacak haliniz yok!

Dünya, 21’nci asır bilgi çağına gelmiş, bunu herhalde artık incitmeden yapmak gerekir.

Tam Sömürgeler: En çok uygulanan sömürü çeşididir. Büyük devletlerin kendi emperyalist çıkarları çevresinde, doğrudan bir bölgeyi işgal ederek kaynaklarını sömürmesidir.

Bunlardan artık fazla yok, 1 ve 2. dünya savaşlarından sonra bütün sömürge devletleri görünüşte bağımsızdır.

Yarı Sömürge: Buna kısaca mandaterlik de denilebilir. Mandater devletler, aslında emperyalist devletlerin eski sömürgeleri olup yapı değiştirmiş ve yumuşatılmış bir şeklidir.

Emperyalistler, az masraflı olduğu için bu yolu tercih etmektedirler.

Özerk Devletler: Günümüzde çok yaygın bir şekilde uygulanmakta olduğundan bir çok kişi tarafından sömürge olarak kabul edilmemektedir.

Bu ülkelerde kontrol edilen,  para ve hammadde kaynaklarıdır.

Bir ülke, halkının bir yılda ürettiğinin ne kadarını dışarıdan aldığı; para-petrol-yüksek teknolojiye sahip makineler karşılığında (alınan borç paralar için)  faiz olarak ödemektedir? Üstelikte;

-Silahlı tehdit olmadan…

-Ülke fiili İşgal edilmeden…

-Ve de gönüllü olarak…

Dede!

– Biz neden nükleer teknoloji üretmiyor da, 25 milyar dolar ithal enerjiye (olmayan) parayı ödüyoruz?

-Biz neden bilgi üretmiyor da, teknolojik makinelere yılda 20 milyar dolar ödüyoruz?

-Bizim cari açığımız neden durmadan yükselmektedir?

Söyleyeyim mi?

-Kendini aydın sanan karanlıklar yüzünden…

Devam edecek…

Anlaşılan bu dizi uzunluğu itibariyle pehlivan hikâyelerini de geçecek…

(1) http://www.oss-sbs.bilgisi.gen.tr/ne-nedir-nasildir/

(2) Vikipedi ve kaynakları

(*) Call center (Çağrı merkezi) (1) Kaynak; (http://cagrimerkezleridernegi)

“..Dünyada çağrı merkezlerinin yaklaşık büyüklüğü 320 milyar dolar; bu 119 bin çağrı merkezi ve 7,9 milyon seat (koltuk) demek… Türkiye’de bu rakam yaklaşık 280 milyon ytl; bu 300 büyük ve orta ölçekli çağrı merkezini ve 30.000 seat kapasiteyi temsil ediyor… ”

“…Çağrı merkezleri ilk olarak 1960’ların sonlarında istek ve şikayet iletme aracı olarak ortaya çıkmıştır. ABD’de “ücretsiz hatlar” birçok şirket tarafından devreye alınarak, bir hizmet statüsü olarak sunulmuştur…. Müşteriler ile temas etmek, onları hissetmek ve müşteri memnuniyeti sağlamak için en ideal platformu sunan çağrı merkezleri bugün kurumsal müşterilerinin markaları için kritik bir rol üstlenmektedir…”

(*) Çağrı Merkezleri (2) Kaynak;

http://www.gercegecagrimerkezi.org/2010/01/hindistandan-turkiyeye-cagri-merkezleri/

-“Giderek büyüyen ekonomisiyle, dünyanın deney tahtası haline getirdiği yoksullarıyla, çocuk isçi çalıştırmasıyla ve benzeri halleriyle adını bir hayli duyduğumuz Hindistan’da; çağrı merkezleriyle ilgili de insanlık sınırlarını zorlayan bir çalışma programı uygulanıyor.

Türkiye’de de son yıllarda bazı büyük şirketlerin çağrı merkezlerinin kurulmasıyla birlikte başlayan süreç, Hindistan, Filipinler, İrlanda gibi ülkelerde uygulanan formatın benzeri nitelikler taşıyor.

Siemens Business Services, Siemens Mobile, Toshiba gibi şirketlerin dünyanın farklı yerlerinden arayan müşterileri Türkiye’den yanıtlanıyor. Birçok firma Avrupa ve Ortadoğu’ya çağrı merkezi hizmetlerini Türkiye üzerinden vermekte ya da vermeyi planlıyor.

Türkiye’nin bu alanda Hindistan’a alternatif olmasına sevinenler, bu gelişmelerin nedeninin ucuz işgücü olduğunu açıkça söylemekten geri kalmıyor. Türkiye’de Hintlilerden daha ucuza çalışacak işgücünün var olması -yani insanların daha yoksul olması- onlar için sevindirici bir gelişme olabilir, Türkiye’nin popülaritesini arttırabilir ama biz çalışanların bu gelişmeler karşısında “Demek ki biz Hintlilerden daha iyi İngilizce konuşuyormuşuz” diyerek sevinecek halimiz yok.

Türkiye’nin bu alanda daha iyi bir seçenek haline gelmesinin patronların dünyasını değil, çağrı merkezi çalışanlarının dünyasını ne şekilde etkilediğini anlamaya çalışıyoruz.  Bunun için de Hindistan örneğine bakmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Genel olarak dünyadaki bütün çağrı merkezlerinde maliyetin yaklaşık %70’ini çalışanlar oluşturuyor. Bunu daha ucuza mal edebilmek için özellikle İngiltere ve Amerika’nın büyük şirketleri çağrı merkezi ihtiyaçlarını Hindistan, Filipinler, Güney Afrika gibi işgücünün daha ucuz olduğu ve İngilizce konuşulan ülkelerden karşılıyor.

British Airways, General Electric, Citigroup, Amex, Daimler – Chrysler, British Telecom, Barclays Bank, HSBC, Honeywell, Aventis ve bunlar gibi birçok büyük şirket Hindistan’da açtıkları çağrı merkezlerinden bütün dünyadaki müşterilerine hizmet veriyor. Büyüyen ekonomisiyle doğru orantılı olarak artan yoksulluğun bu dev şirketler için avantaj haline geldiği Hindistan’da, insanlar da çağrı merkezlerinde çalışmak için can atıyorlar. Hindistan böylelikle bu dev şirketlerin ‘dış kaynak üssü’ haline gelmiş oluyor. İktidarda olan hükümetler de bu şirketlerin Hindistan’a yatırımlarını tevsik için vergi kolaylıkları getiriyor; teknoparklar , ‘akıllı şehir’ leb kuruyor. Üstelik de ‘issizliğe darbe’ kampanyalarıyla, istihdam sağlayacakları vaadiyle bu şirketlerin faaliyetlerini insanlara faydalı bir şeymiş gibi gösteriyor. Bu süreçte çağrı merkezi çalışanları inanılmaz bir eğitim programından geçiyorlar. Hangi ülkeye hizmet verilecekse o ülkede ikamet eden, o ülkenin vatandaşı olan ve o ülkenin dilini konuşan bir insana benzemeleri gerekiyor.

Örneğin Hintli bir çağrı merkezi elemanı İngiliz şirketine hizmet verecekse  İngiltere’nin tarihini, siyasi, sosyal yapısını, dilini çok iyi bilmek zorunda. Dilencilerin bile İngilizceyi iyi bildikleri eski sömürge Hindistan bu is için biçilmiş kaftan.  Ancak yine de öğrenmeleri gereken çok şey var.

Müşteri temsilcisi adayları aksanını ile ilgili zorlu bir eğitim programına dahil ediliyor. Bizler Türkiye’de ayni coğrafyada yaşadığımız ve ayni dili konuştuğunuz insanlarla iletişim kurarken bile zorluk çekerken, Hindistan’daki meslektaşlarımız binlerce km uzaktan arayan müşterilerle iletişim kurmaya çabalıyor. Üstelik de kendisini bir İngiliz veya Amerikalı olarak sunuyor. Ve daha fazla inandırıcı olabilmek için, bu yeni hayatı, yeni ismi yani bu kurmacayı ‘yaşamak’ gerekiyor.

Sanal kimliğe ayak uydurabilmek için sürekli takipte olmak, o ülkeyle ilgili haberleri, kültürel gelişmeleri bilmek; en azından mesai bitimine kadar o kimliği taşıyabilmek önemli. Olmadığın biri gibi davranıp mesai bittikten sonra kendi hayatına dönmeye çalışmak da ayrı bir mesai istiyor. Bütün bunların karşılığı olarak alınan ücretin yüksek bir ücret olmadığını söylemeye bile gerek yok. Nüfus artısı ve ucuz işgücü nedeniyle insanların iş hayatında kullanılıp kullanılıp atıldıkları bir ülke olarak nam salmış Hindistan’da, düşük ücretle olsa bile böyle bir iste çalışmak vazgeçilmez hale gelebiliyor.

Yukarıda bahsettiğimiz çağrı merkezi kurmaca sinin temelinde yatan unsur diğer çalışma alanlarında da varlığını sürdürüyor ve günbegün etkisini arttırıyor. Sadece çağrı merkezinde değil, birçok işte kendimize uymayan bir role bürünmek ve olmadığımız gibi davranmak zorunda kaldığımız ortamlarda çalışmak durumunda kalıyoruz.

İşine yabancılaşmaktan da öte kendi hayatına, diline, kimliğine ve en önemlisi aklına, mantığına yabancılaşmanı gerektiren iş ortamları bunlar. Ama sunu da söylemeden geçemeyiz: Bir kişiyi ise alıp ona eğitim vererek baksa bir kişiye dönüştürme başarısını çağrı merkezlerinden başka bir işkolu gösterse bizde şaşkınlık yaratabilirdi.”

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*