Şah İsmail Yavuz’u engellemeseydi bugün Londra ve Viyana’da ezan Oksfort’ta Kuran okunacaktı (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Bugünler dünlerin devamıdır.

Bugünler dünlerin devamıdır.

Bu iddia Dünya ekonomi-siyasi tarihine ışık tutan İngiliz Tarihçi Ian Morrıs (1) tarafından dile getirilmiştir. Hıristiyan Avrupa’ya göre, Osmanlıların önlenemeyen yükselişine set çekecek tek güç: “Şii İran“dır

Kaldığımız yerden devamla:

1529’da Sultan Süleyman’ın Viyana önlerinde kurduğu karargâh Hıristiyanları dehşete düşürür. Osmanlılar hakkında bilgi alması için başkent İstanbul’a gönderilen bir elçi ülkesine gördüklerini aktarmaktadır:

-“Onların elinde imparatorluklarının muazzam zenginliği, zarar görmemiş kaynakları, silahlarda deneyim ve idman, tecrübeli bir ordu, kesintisiz bir zaferler dizisi var… Bizde ise boş bir hazine, lüks alışkanlıklar, tükenmiş kaynaklar, yılgın ruhlar… ve hepsinden kötüsü de, düşman zafere, bizse yenilgiye alışkınız. Sonucun ne olacağından kuşku duyulabilir mi?

diyerek, kurtuluşlarının çözümüne işaret eder; Bunların (Osmanlının) önünde tek engel Şii (Safeviler) İran’dır.” Hıristiyan Avrupa neden Safevi Devleti’ni (İran’ı) kendilerine kurtuluş olarak görmektedir?

Bunu açmak için Safevi Devleti ve Şah İsmail’in anlatılması gerekmektedir.

Anlatıma Rıza Algül’ün, “Aleviliğin Sosyal Mücadeledeki Yeri” isimli kitabından kısa bir alıntı ile başlayalım;

-“..Kavram olarak Alevilik, tarihsel ve sözlük anlamıyla” Ali tarafında olanlar (Ali bendesi ), “Ali’yi’ sevenler…” dir.

Alevîlik ve Şiilik

..Yüzyıllar sonrasının bir adlandırılması olan Alevilikten önce, Ali’den yana olanlara, Ali’nin tarafı, grubu, topluluğu anlamına gelen “Ali’nin Şiası” adı verilmişti. Şialar, Muhammed’in ölümünden sonra, Muhammed’in en çok değer yerdiği, en çok güvendiği Ali’nin Halife olması gerektiğini savunanlar ve bu haksızlığa karşı olanlardı. Muhammed’in ölümünden sonra, iktidar Emevilerin egemenliğine girmiş ye şialar (Ali’nin grubu, partisi) muhalefete düşmüştü…

Osmanlı devleti, Anadolu Selçuklu devletinin devamı olarak kuruldu. Bu nedenle, Selçukluların resmi devlet dini Sünnilik Osmanlılar ’da da yerini korudu. Aynı şekilde Anadolu’da Selçuklulara ve Osmanlılara Sünniliğin taşıyıcıları olan Büyük Selçuklu Devleti’dir. Daha o dönemde, Müslümanlığı zorla kabul etmiş Persler’le (İraniler) Araplar arasında siyaset ve kültür alanında çatışma vardı. Persler İslamiyet’i kabul etmiş, fakat kendi ulusal özelliklerini reddeden ölçüde değil birleştirebilen ölçüde kabul etmişlerdi. Ama yine de bu birleştirme kolay değil, uzun zamana yayılarak çatışmalı oldu. Bu çatışma Arap dili, dini ve hukuku ile Pers kültür ve sanatı arasındaki çelişkide yatıyordu.  (2)

Alıntıyı burada kesiyor ve şimdi Şah İsmail’e (1501 Yılında) kurduğu Safevi Devleti (İran’a) geçiyoruz. Ve bir hatırlatma: I.İsmail’in (Şah İsmail) önemi, 1501 Yılında kurduğu Safevi Devleti ile,  Tarihte ilk kez Şiî Onikiciliğini resmî mezhep olarak kabul etmesinden gelmektedir.

Bir başka pencereden Safevi Devleti:

Alıntı; “Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde, ATAG e. V.”c :

Safevi devleti, büyük Alevi önderi Şah İsmail tarafından 1501 yılında Alevi toplumu ve cümle Ehlibeyt muhiplerinin desteğiyle kurulmuştur. Asırlardır baskı ve zulüm altında yasayan Ehlibeyt bendeleri Şah İsmail önderliğinde bir araya gelmiş ve asırlardır birikmiş olan özlemlerini Safevi devletini kurmakla gidermişlerdir. Bunca zamandır baskı ve zulüm altında yaşamış olan, biçimde bir birinden farklı ama öz olarak benzer olan Ehlibeyte bağlı zümreler tek bir çatı altında bir araya gelmişlerdir. Bu birlikteliği sağlayanda ölümsüz Alevi önderi Şah İsmaildir.

Şah İsmail, babası Şeyh Haydar’ın şehit edilmesinden sonra Safeviye tarikatının önde gelenleri tarafından yıllarca sürecek bir eğitime tâbi tutuldu. Bu gizlilik içinde süren bir eğitimdi. Şah İsmail 15 yaşında ortaya çıkarak babasının ve atalarının intikamını almak için çalışmalara başladı. Bu çalışmalar var olan diğer Ehlibeyt yandaşlarının çalışmalarıyla birleşince Şah İsmail 1501’de Tebriz’i Akkoyunlular devletinden aldı.

Böylelikle tarihte Alevilik ve Aleviler adına olumlu bir sürecin başlangıcı ilan edildi. Bu ilan edilen; yıllardır ezilen Alevi inancının resmi anlamda ilk defa bir devlet inancı olmasıydı.

…Bilindiği gibi devlet toplumlar için amaç değil, araçtır. Kendi doğrularını ve değerlerini hakim kılma, özgürce yaşamanın aracı. Safevi devletinin çıkış noktası da budur. Alevi inancını ve değerlerini koruma altına alma, özgürce yaşanmasını sağlama.” (3)

Bir başka pencereden daha Safeviler:

XVI. yüzyılın başında ortaya çıkan, Safevîler Devleti üzerinde, Türkiye’de, Prof. Dr. Faruk Sümer’in dışında yeteri bir araştırmanın yapılmış olduğu söylenemez. Prof. Dr. Faruk Sümer, bu devletin kimliğini, “Safevî devletinin gerek dayandığı zümre, gerek devlet teşkilâtı ve kültür bakımlarından kendisinden önce aynı ülkedeki Türk devletlerinden farksız olduğu ve hattâ belki onların bazılarından daha fazla Türklük vasıflarını taşıdığı”  şeklinde ifade eder. Sümer, Safevî devletini kuran ve geliştiren unsurun, tamamen Anadolulu Türkmenler olduğu gerçeğini de eserinin daha birinci sayfasındaki önsözünde belirtir.

Safevîlerin, tam bir Türkmen devleti olduğu tartışmasızdır. Yine de, Safevî devletinin, “Fars/Acem devleti” ve hatta, Anadolu Türklüğünün düşmanı gibi, gösterilmesi, büyük bir yanılgıdır.

Sümer, Safevî devletinin “milli bir İran devleti” olduğu görüşünü taşıyan ciddi bilim adamlarının artık bulunmadığını ifade eder. (4)

Farklı bir pencereden daha Safevi Devleti ;

Devlet-i Safevîyye: 1501 ve 1736 yılları arasında bugünkü Azerbaycan, İran, Ermenistan, Irak, Afganistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin doğu kesiminde varlığını sürdürmüş, tarihte ilk kez Şiî Onikiciliğini resmî mezhep olarak kabul etmiş olan halkları yönetmiş ve Azerbaycan’ın varis olduğu hâkim hanedanın devletidir.

İsmail Safevi, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın torunu olan Akkoyunlu Elvend Mirza’yı Şarur (Nahçıvan) yakınlarında yendikden sonra 1501 yılının temmuz ayında Tebriz’de kendisini Şah ilan etti. I. İsmail, bütün Azerbaycan’ı imparatorluğa dahil edince Azeri Türkleri Safevî ordusunun esas nüvesini teşkil etmiştir.

Bundan sonra tüm İran’ı ele geçirerek, Mayıs 1502’de resmen İran Şahı olan I. İsmail sonraki 250 yılda Orta Doğu’ya büyük etki yapacak bir Şiî devletinin temelini atmıştır.

Osmanlı devleti ile süren güç mücadeleleri sırasında Orta Asya’dan Anadolu’ya göç etmekte olan Türkmenler, güzergâhları üzerinde olan İran’dan geçmekteydiler. Bu nüfus kitlelerini kendi tarafına çekmeyi düşünen Safevîler, Alevilik inancının Türkmenler arasında yayılmasını sağladılar. Şah İsmail’in öncelikli hedefi Doğu Anadolu olduğundan burada yaşayan halkların özellikle Zazaların büyük bir çoğunluğu ve bir kısım toplulukların Alevî inancını kabul etmelerinde büyük etkileri olmuştur.

Türk Tarih Kurumu Üyesi Ord. Prof. İ. Hakkı UZUNÇARŞILI’ya göre Safeviler;

YAVUZ SULTAN SELÎM’İN CÜLUSUNDA ANADOLU’DA KIZILBAŞ FAALİYETİ

“…Akkoyunlu devletini yıkarak Şia mezhebinde (Îsnâ-Aşeriye: On iki imam) şeyhlikten şahlığa geçmek suretiyle büyük ceddi Şeyh Safiyüddin Erdebilî’ye izafeten Safevîye devletini kurmuş olan (907 H. 1502 M.) Şah İsmail asırlardan beri Anadolu’da yaşayan Kızılbaşlara Dâî veya Halife isimlerinde propagandacılar göndererek onları da kendi camiası altına sokmağa çalışıyordu.

Anadolu Selçukileri zamanında ve II. Gıyasüddin Keyhusrev (1236-1246) devrinde Orta – Anadolu’da Sivas, Amasya, Tokat, Çorum, Malatya havalisinde Baba îshak’ın idare ettiği Alevilerin yani kızılbaşların ayaklanmaları ve daha sonra Batı Anadolu’da. Ve Rumeli’de Balkanlar’da Samavna kadısı oğlu Bedrüddin Mahmud’un tertip ettiği alevî ayaklanması gibi kanlı olaylar cereyan etmişti.

Şah ismail’in halifelerinden Nur Halife Orta – Anadolu’da müridleri vasıtasiyle çalışıyor, Sivas, Tokat, Amasya ve Çorum’’’ daki alevileri Şah adına birliğe davet ediyordu. Aynı suretle Şah ismail’in babası Şeyh Haydar’ın halifelerinden olan Anadolu alevilerinden Hasan Halife oğlu Şah Kulu da Antalya ve havalisinden başlayarak Şah adına çalışıyor ve bu, aynı zamanda faaliyetini adamları vasıtasiyle Rumeli’ye de teşmil etmiş bulunuyordu (915 H. 1509 M.)(5)

Yukarıda farklı kaynaklardan yazılanları,

İngiliz tarihçi Ian Morrıs’ın iddiaları ile karşılaştırmadan önce anlatılması gerekenler;

I.Selim (Yavuz) (1512-1520) Yavuz Sultan Selim’in amacı: Bütün Türkleri ve Müslümanları tek bayrak altına toplayarak Türk-İslam birliğini sağlamaktır.  Ancak, Şah İsmail’in (Safevi Devleti) Şii mezhebini Osmanlı topraklarında yaymak istemesi, iki devlet arasında  (1514 Çaldıran Savaşı ) bir savaşa neden olur.

Şahkulu İsyanı, 1511 yılı Nisan ayında, Şah İsmail’i kurtarıcı olarak kabul eden Şahkulu önderliğindeki Kızılbaşlar tarafından II. Bayezid yönetimindeki Osmanlı İmparatorluğu’na karşı gerçekleştirilmiş bir isyandır. İsyan nedeni olarak, vergi düzeninde yapılan adaletsizlikler ve devlet yönetiminde Türkmenlerin dışlanmaya gösterilir.

…Şahkulu önemli miktarda taraftar topladıktan sonra, Batı Anadolu ve Rumeli’ de halifeler vasıtasıyla halkı Şah İsmail’ e biate davet etmişti. Bu sırada Osmanlı şehzadeleri arasındaki hoşnutsuzluk ve devlet erkanının kayıtsızlığından istifade ederek ayaklandı. Emrindeki kuvvetlerle Manisa sancağına gitmiş olan Şehzade Korkut’ un hazinesini taşıyan kafileye saldırıp ganimet ele geçirdikten sonra Şah İsmail’ in halifesi iddiasıyla etrafa saldırdı. Antalya’ yı basıp kadı yı öldürdükten sonra Kızılcakaya, İstanos (Korkuteli), Elmalı, Burdur ve Keçiborlu’ yu basıp kadılarını ve bir kısım halkını öldürdüp Kütahya önlerine gelmiştir.

Kendi üzerine gönderilen Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmed Paşa yönetimindeki Osmanlı kuvvetlerini mağlup edilerek paşayı esir alınmıştır. Şahkulu Kütahya’ yı kuşattı ve kale önünde Karagöz Ahmed Paşa’ yı öldürdüyse de şehri alamadı. (22 Nisan 1511)

Şahkulu bundan sonra Bursa üzerine yürümeye başlamış, kendisine karşı gönderilen subaşı Hasan Ağa’ yı da yenerek öldürmesi üzerine Bursa’ da heyecan artmış, Şehzade Korkut Manisa kalesine kapanmıştır. Bursa kadısının durumu İstanbul’ a bildirmesi üzerine Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa isyanı bastırmakla görevlendirildi.

Şahkulu kuvvetleri Karaman beylerbeyi Haydar Paşa’ yı öldürdükten sonra kuzeye ilerlediler. Sefere görevlendirilen Şehzade Ahmet ile diğer şehzadeler Altıntaş mevkiinde Hadım Ali Paşa ile birleştiler ve asileri sarp bir dağda kuşattılar. Bu esnada Şehzade Ahmet asilere saldıracağı yerde saltanat iddiasıyla yeniçerileri kendisine biat etmeye davet etti, fakat red cevabı aldı. Bu sırada kuşatılan Şahkulu kuvvetleri bir yolunu bularak kaçmayı başardılar. Hadım Ali Paşa isyancıları takibe koyulduysada yeniçerilerin kendisine biat etmemesine küsen Şehzade Ahmet kendi sancağına çekildi. Hadım Ali Paşa Sivas civarındaki Çubukova ya da Gökçay mevkiinde Şahkulu kuvvetlerine yetişti ve iki taraf çarpıştı. Savaşta Şahkulu’ nun ölmesi üzerine isyancılar arasında kargaşa çıktı. Bu esnada Hadım Ali Paşa’ da okla vurularak öldürüldü.(2 Temmuz 1511) Galip gelen Osmanlı güçleri Hadım Ali Paşa’nın ölümü üzerine ilerleyemediler, kalan isyancılarda İran’a doğru gittiler. (6)

I.Süleyman dönemi ( Kanuni,1520-1566) Kanuni’nin iki büyük amacı vardır: a)Avrupa krallarına Osmanlıların hakimiyetini kabul ettirmek, b) Akdeniz’de  Osmanlı hakimiyetini sağlamak

Bu dönemde (1530’lu yıllar) Roma Germen İmparatoru Şarlken, Akdeniz ve Orta Avrupa’da Osmanlıları tehdit ettiği için Kanuni Batıya yönelmiştir. Bu dönemde içeride iki isyan çıkmıştır:

Baba Zünun İsyanı: Vergilerinin ağırlığını bahane eden  (Alevi) Baba Zünun Yozgat (Bozok)’ta isyan ettiyse de isyan bastırılmıştır. “Baba Zünnun, 1526 yılının Ağustos ayında, Bozok Sancak Beyi Mustafa Bey’in konağını basarak kuvvetleri ile isyan etti…Baba Zünnun, 26 Eylül 1526’da, isyanı bastırması için gönderilen Adana Sancak Beyi Pîrî Bey komutasındaki birliklere yenilerek öldürüldü. Bu isyan Kalender Şah İsyanı’na ortam hazırladı”

Kalenderoğlu İsyanı: (1527) Maraş civarında çıkan dini karakterli bir Şii isyanıdır. Bu isyana tımarlarının ellerinden alınmasını bahane eden Dulkadiroğlu sipahileri de katılmıştır. İsyan bastırılmış, Kalenderoğlu İran’a kaçmıştır.

Anlatılan isyanları ile 1529 Yılında yapılan Birinci Viyana kuşatmasını karşılaştırdığımızda, Hristiyan Avrupa’nın neden Şii Safevileri (İranlıları) kendileri için nerede ise tek kurtuluş olarak gördükleri açık olarak ortaya çıkmaktadır.

Kanuni’nin Viyana önlerine karargah kurduğunda dehşete düşen Hristiyanların Başkente gönderdikleri elçileri yazdığı mektupta ne demiştir?

-“Onların elinde imparatorluklarının muazzam zenginliği, zarar görmemiş kaynakları, silahlarda deneyim ve idman, tecrübeli bir ordu, kesintisiz bir zaferler dizisi var… Bizde ise boş bir hazine, lüks alışkanlıklar, tükenmiş kaynaklar, yılgın ruhlar… ve hepsinden kötüsü de, düşman zafere, bizse yenilgiye alışkınız. Sonucun ne olacağından kuşku duyulabilir mi?” diyerek, kurtuluşlarının çözümüne işaret eder;

-Bunların (Osmanlının) önünde tek engel Şii (Safeviler) İran’dır.”

İngiliz tarihçi Ian Morris, anlaşılan bu olaylardan yola çıkarak bir kanaat oluşturmuştur.

Safevilerin (İranlıların) o dönem bir kışkırtmaları olmasaydı: Bugün belki de  Londra ve Viyana semalarında ezan sesleri sesleri yükselecek ve Oksfort’ta Kuran tefsirleri okunacaktı.

O dönemden bu güne yaklaşık 500 yıl geçmiş olmasına rağmen geldiğimiz noktada değişen bir şey var mıdır?

Bu sorunun cevabını da okuyanlara bırakıyoruz.

www.canmehmet.com

Resim:www.aktifhaber.com

(1) “…Osmanlılar Şii İran’ı daha adamakıllı yenilgiye uğratabilseydi, Türkler 1529’da Viyana’yı alabilirdi; minareler ve müezzinler İngiltere göklerini inletebilir ve Gibbon’ın ifadesiyle, Oxford gibi üniversitelerde Kuran tefsirleri eğitimi veriliyor olabilirdi. Bir Türk zaferi belki Batı’nın ağırlık merkezini Akdeniz’de tutarak Atlantik ekonomisini daha doğmadan kurutabilirdi; (Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik) Tarihin Gelişim Seyrinin Kalıpları ve Gelecek Hakkında Ortaya Koydukları. lAN MORRIS)

lan Morris: MÖ 10.800 kadar MS 2010’u da pırıl pırıl aydınlatan başyapıtı çok kapsamlı bir çalışma olmakla kalmıyor, aynı zamanda bir yetenek gösterisi sunuyor.” Paul Cartledge, Cambridge Üniversitesi’nde Antik Yunan Tarihi profesörü:”…Doğu-Batı ilişkilerine taptaze, keskin bir bakış açısı sağlamak üzere bir araya getirilmiş harika bir malzemeler ve otoriteler yelpazesini sunan muhteşem bir sentez ve argüman…” Andrew Marr, BBC, Modern Britanya Tarihi Belgeseli’nin yazarı (İdefix kitap tanıtımından)

(2) Rıza Algül, “Aleviliğin Sosyal Mücadeledeki Yeri Sahife: 33)

(3) Daha fazlası için bakınız; remzi.kaptan@yahoo.com – http://www.alevitentum.de/html/70.html  (Alevi Toplumu-Alevitische Gemeinde, ATAG e. V.)

(4)Daha fazlası için bakınız; Nihat Çetinkaya http://www.sahibrahimveli.com/arastirmavemakaleler/218-kizilbaar-devlet-safever.html

(5)OSMANLI TARİHÎ, II. Cilt Ord. Prof. ÎSMAÎL HAKKI UZUNÇARŞILI, Türk Tarih Kurumu Üyesi, ATATÜRK KÜLTÜR TÜRK TARÎH KURUMU YAYINLARI. Sahife: 253

(6)”Osmanlı Tarihi”, II. Cilt, 10. baskı, sf: 230,231,254,255, Türk Tarih Kurumu Yayınları-2011, Ord. Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*