Okuma süresi : 8 Dakika.
Son sözü baştan söyleyelim: “Jön Türkler” ve ardılları kabul edilen “İttihatçılar” ın bugün dahi tam olarak kimler oldukları karanlıktadır. Görünürde “İttihatçı !” Türkçe isim sahiplerinin çoğu, azınlık (Yahudi) mensuplarıdır.
18.Bölümle : Araştırmacılarına bir ufuk açmak adına siyasal ve ekonomik olaylar üzerinden yaptığımız tarihi yolculukla diziyi sonlandırıyoruz.
**
Osmanlının Tasfiyesinde İstanbul’un Fethi ile Sanayi Devrimi’nin yeri :
Fetih, sadece Orta Çağ’ın kapanmasına neden olmamış, aynı zamanda Hristiyanlık için bir kırılma ile yol ayrımına neden olmasının yanında ; Batıda korkutucu, başa çıkılması zor duygusal ve fiziksel yaralar açmıştır.
**
İstanbul’un Müslümanlarca Fethinin/Hristiyanlarca kaybedilmesinin Siyasal ve Dinsel etkisi :
“…1453’te İstanbul’un (Konstantinopolis) Fethi, bin küsur yıllık Doğu Roma ya da Bizans’ın bitişini ve Orta Çağ’ın kapanarak Yeni Çağ sürecinin başlamasını sağlamıştır. Orta Çağ’ın bitişi, fethi başaran Sultan 2. Mehmet’in adının tarihe “Fatih” lakabı ile yazılmasını sağlamasının yanı sıra Hıristiyanlık Tarihi’nin seyrini de değiştirmiştir…
…Bu noktada bir tezat ve din adına nelerin yapılabileceği de gözler önüne sermek gerekiyor. Fetihten 249 yıl önce (Haçlı Ordularınca) aynı dinin insanları, Papalığın emriyle şehri ele geçirmiş ve İstanbul’un Fethi ile hiçbir surette mukayese edilemeyecek bir ölçüde kıyım yapmıştır. Bu din adına bir kıyımdır. İmparator, bu kez şehri teslim etmese de dini teslim ederek artık tek çatı altında birleşmeyi kabul etmiştir…
Burada… Çarlık Rusya’sının davranışına da kısa bir yer vermek gerekir. Çarlık Rusya’sı, bu yapılanın dine karşı bir “ihanet” olduğuna inandı. Bu inanış daha sonraki süreçte, Rusya’nın, Ortodoksların hamiliğine soyunmasına, Panslavizmin destekçisi olmasına ve sonraki asırlarda Osmanlı’nın başına çok dertler açan “Grek Projesi”ni (Project Grek) devreye sokmasına neden oldu. Bu inanış bugün Rus Kilise çevrelerinde hâlâ devam eden bir kanaattir. “Bizans, dine ihanet etmiştir“…
Son Paskalya Ayini’ni yapan kardinal hakkında aşağı yukarı şu şekilde, çok yerde sözü edilen bir söylem de vardır: “Kardinal şapkası görmektense Osmanlı kavuğu görmek evladır” Bu söylem Patrikçilerin söylemiydi ve bunu en çok destekleyenlerin başında iyi bir teolojist olan Georgios Sholarios gelmekteydi.
…Şunu vurgulamak gerekiyor: İstanbul’un Fethi olmasaydı bugün belki ya da muhtemelen Katolik ve Ortodoksluk adı altında iki ayrı mezhep olmayacaktı.
İstanbul’un Fethi, Orta Çağ’ın sonu ve Yeni Çağ’ın başlangıcı olmaktan öte olarak Hıristiyanlık Tarihi’ni de fevkalade etkilemiştir. Hatta Hıristiyanlığın bugünkü durumunu sağlayan çok önemli bir hadisedir.
Fatih Sultan Mehmet, sadece İstanbul’u almamıştır… Hıristiyanlık Tarihi’ni de değiştirmiştir…”(1)
Yazılanlardan anlaşılan: İstanbul’un Fethi, “bin küsur yıllık Doğu Roma ya da Bizans’ın bitişini” sergilemekle kalmadığı, Hristiyanlık anlayışında bir kırılma/değişme meydana getirdiğidir.
**
Osmanlının Tasfiyesinde Sanayi Devrimi ve Enerji / Petrol’ün yeri :
İngiltere için enerjinin -Petrolün- önemini : İngiltere eski Başbakanlarından Churchill Avam Kamarası’nda ifade etmiştir. “Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir.”
…
Amerika için Enerjinin -Petrol’ün- önemi : Amerikan firması (Standart Oil of Newyork Secony), 1919 yılında iki mühendisini Irak’a petrol aramak üzere göndermiştir. Bunlardan birisi yazdığı mektupta
–“… pasta (Petrol) o kadar büyük ki, bunun Amerika’ya ait olması için her şey yapılmalıdır.” (2) diyerek, merkezini uyarır.
…
Kendine gelişmiş Batı, kendi çevresini ve insanını katlederek zenginleşmiş, bunu sürdürmek için sıra hammadde zengini ülkelere gelmiştir.
Bu noktada Batının dün içerisinde bulunduğu ekonomik durumun sorgulanması gerekmektedir.
Örneğin : İngiltere’nin Sanayi Devrimi öncesi enerji ihtiyacındaki fotoğrafı :
“…Madencilerin yararlandığı hakların kapsamı gerçekten şaşırtıcı boyutlardaydı. Bunlar maden ocaklarında kullanacakları keresteyi çevredeki ormanlardan özgürce alabildikleri gibi, kerestenin kıt olduğu zamanlarda, fırınlarına yetecek kadar odunu sağlayıncaya dek koru sahibinin korusundaki ağaçları kesmesine bile engel olabiliyorlardı… Kilise avluları, bahçeler, meyve bahçeleri ve anayolların dışında, her yerde maden araması yapabiliyorlardı.
Dahası, ırmakların yataklarını değiştirme ve en yakın anayoldan yararlanma gibi haklara da sahiptiler.
Bu bağlamda John de Treeures şöyle yakınmaktadır :
“Tam tamına altmış kalay madencisi, buğday, arpa, yulaf, yonca, bezelye ekili ve en az Cornewaille’deki diğer tarlalar kadar verimli Treeures’in demesnesine (beylik tarlasına) girmişlerdir ; Londra o hale gelir ki,
“Şehirde adam asacak ağaç… Thames Nehri’nde çevre kirliliğinden zehirlenmeyen tek bir balık kalmamıştır…”(2)
Özetle : Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan enerji ihtiyacı Londra’da “…adam asacak ağaç…” bırakmayacaktır.
O dönemde büyük Petrol kaynakları nerede vardır ? Elbette Osmanlıda.
Meraklıları Musul Petrollerinin 1926’da hediye mi, gasp mı, bir pazarlık sonucu mu elimizden çıktığını araştırmalıdır.
**
Osmanlı’nın tasfiyesi bilinenin aksine (19.Asırda değil) 15.Asırda Coğrafi Keşiflerle başlamıştır :
Bir Özbek atasözü “evrende iki büyük yol bulunmaktadır: Gökyüzünde Samanyolu, yeryüzünde İpek Yolu” der.
Peki, neden?
Osmanlının bir Dünya Devleti, Süper Güç olduğu dönemde Doğu’nun zenginlikleri, Osmanlının hakim olduğu (kara) İpek Yolu üzerinden Batı’ya taşınmaktadır. Taşınanların başında ise Baharat vardır. Bugün insan yaşamında Petrol ne ise, o gün insanlar için Baharat o önemdedir.
1453’de İstanbul’un Müslümanlarca Fethi ile tarihte ilk kez : Salip (Hristiyanlık) Hilal’e (İslam’a) yenik düşmüştür. Bu sebeple Hristiyanlar için bedeli her ne olursa olsun Osmanlının (daha da güçlenmesinin) bir şekilde önü kesilmelidir.
Bunun yolu da Osmanlı Topraklarından geçen Kara İpek Yolu yerine, Deniz üzerinden İpek Yolu seçeneği oluşturarak, Osmanlının ekonomik büyümesini durdurmak veya sınırlamaktır.
**
Kara İpek Yolu Coğrafi Keşiflerle Denizlere Kaydırılıyor :
-Vasco da Gama (1469–1524), Keşifler Çağı’nda yaşamış, Avrupa’nın en başarılı kaşiflerinden olan, Avrupa’dan çıkıp doğrudan Hindistan’a giden ilk kişi olarak bilinen, Portekizli denizcidir.
Portekiz kralı I. Manuel’e bağlı olarak, Doğu’nun hazinelerine ve hristiyanlar için kutsal olduğuna inandıkları Hindistan topraklarına ulaşmakla görevlendirilmiştir. 1497’de, kendisinden önce Bartelemeu Dias’ın keşfettiği ve Afrika’yı dolanan Ümit Burnu’nu kadar uzanan deniz yolunu geliştirerek, Denizci Henri’nin başlattığı Portekiz deniz keşiflerine bir yenisini eklemiştir.
Avrupalıların Hindistan’a deniz yoluyla ulaşabilmeleri, Osmanlı Devleti’nin ticari alandaki üstünlüklerine son vermiş, deniz ticaretinde Avrupalıların üstünlüğü ele geçirmesini sağlamıştır. (3)
**
Osmanlı İmparatorluğu’nun Süper Güç Döneminde Kapitülasyonların verilmesinin nedeni :
Kanuni’nin, Fransız tüccarlarına verdiği Ticari ayrıcalıklar, “Kapitülasyonlar”, (Bu konuda nedense tarihimizde fazla bilgi verilmemiştir.) Deniz yolunu kullanmaya başlayan Batılı tüccarların yeniden (Kara İpek Yolu’na döndürülmesi) kazanılması içindir.
Coğrafi Keşifler ’in bu yüzü ve ekonomiye bir yansımasının sonucu olarak Osmanlı Devleti’nin büyümesinin durdu-ruldu-ğu fazlaca bilinmemektedir.(4)
**
Bu kısa notlardan sonra İttihatçılarla kaldığımız yerden devam ediyoruz :
“Jön Türkler”/ İttihatçılar gerçeğinde (Çoğunluğuyla) Osmanlı tebaası olan azınlık liderleri veya kanaat önderleridir.
Buna : İttihat ve Terakki Grubunun Resmi Yayın Organı Meşveret Gazetesi yazarlarıyla örnek verilirse :
“İttihat ve Terakki komitesinin Paris Şubesi, 1895 yılında Türkçe Meşveret isimli Fransızca eki ile beraber bir yayın organı çıkarmaya başlar.
Meşveret’in Fransızca ekinde beş ana köşe yazarı vardı :
Bunlar İttihat ve Terakki komitesi başkanı ve bir Türk Ahmed Rıza; Rum Aristidi Efendi; Katolik Halil Ganem Efendi; Ermeni Anemghian Efendi ve Selanikli Yahudi Alber Fua idi.” (5)
…
…Bir Yahudi olan Alber Fua’nın hareket içindeki etkinliklerine bakacak olursak 4-9 Şubat 1902 Kongresine değinmek gerekecektir. Avrupa’da ve gizli olarak yurt içinde özgürlük ve anayasal temellere dayanan meşrutî bir yönetim için savaş veren bütün grupların katılacağı bir kongre 4-9 Şubat 1902’de toplanmıştır. İlk oturum Jöntürk hareketine sempati duyan Fransız Akademisi üyelerinden M. Lefevre Pountalis’in evinde yapılmıştır..(6)
Yukarıdaki açıklamalarda görülen : İttihatçı önderlerinin büyük çoğunluğunun azınlıklar olmasının yanında onlara (Ülkelerinde Batı lehine “Devrim !” yapanlara) Paris’te ev sahipliği yapanların Fransızlar olduğudur. (*)
**
2. Abdülhamid’in Devrilmesiyle Osmanlının Tasfiyesi ve Mason ile Siyonistlerin Dönemini başlaması :
Osmanlı İmparatorluğunun maddi ve manevi tüm zenginliklerinin soyulmasında: Yahudiler (Siyonistler), Masonlar, İtalyanlar, Fransızlar, İngilizler ile Amerikalı Misyonerler işbirliği içerisinde olmuşlardır.(**)
“Jön Türkler” ile devamında İttihatçıların kullanıldığı süreçte yapılan darbelerden amaç : (2.Meşrutiyet Dönemi-31 Mart vb.) İttihatçıları Osmanlı İmparatorluğunun karar mercii yapmaktır.
İlgili dönemde (1909-1918) “Üç Paşalar !” olarak adlandırılan ve yaygın görüşle Osmanlı Devleti’ni bir oldu bittiyle Birinci Dünya Savaşına soktuğu iddia edilen Enver, Talat ve Cemal Paşalar vitrindeki yöneticilerdir.
Gerçeğinde arka planda 1909’dan itibaren Osmanlı Devletini yönetenler ile Birinci Dünya Savaşına sokanlar : Emmanuel Carasso, Hayim Naum vb. Masonlar ve Siyonistlerdir.
Bu ekibin etkinliği hem Lozan görüşmelerinde hem de Yeni Devlet’in oluşturulmasındaki süreçte devam edecektir.
Enver Paşa yurtdışına kaçarken, kullanıldıklarının farkına varmış olmalı ki : “Siyonistlerin oyununa geldik!” dediği iddia edilmektedir. (7)
**
Ve Lozan’a gidecek heyete TBMM’nce Danışman atanan Haham Başı Haim Nahum (8) Kimdir ?
“…1908 Mayısında İttihat ve Terakki Cemiyeti çalışmalarını gizli olarak sürdürmekten vazgeçip Makedonya’daki duruma hâkim olmak üzere açığa çıkmayı düşünmeye başlamıştı. ...Bizim maksadımız ise bu bambaşka sebeplerden biri olan İttihat Terakki ve Mason/Yahudi ilişkisini ortaya koymaktır. Bu dogrultuda Hahambaşı Haim Nahum Efendi, son yirmi yılda Yahudiler’in Osmanlı hayatına aktif olarak katılmalarını sağlayan ve en çok tartışılan son Hahambaşı idi.
Haim Nahum Yahudiler ve hatta kimi Avrupa devletleri ile İTC (İttihat Terakki) arasında dolaylı bir diplomatik kanal olarak, Jöntürk dönemi boyunca İTC’nin de onayıyla bu görevi korumuştur (9).
Açıklamalar ve Kaynaklar :
(*) Paris “Devrimci hareketlerin esin ve kontrol kaynağı :https://www.canmehmet.com/iran-tarihi-trumpin-tehdit-ettigi-iran-abdnin-kurtarici-melegidir-9
(**) Örneğin Yıldız Sarayı’nın kimlerce yağmalandığına bakınız : https://www.canmehmet.com/turkiyenin-gizli-tarihi-yildiz-sarayi-yagmasi-ve-2-abdulhamid-4
(1)Yazının tamamı için bakınız : https://21yyte.org/teostrateji-arastirmalari-merkezi/1453un-hiristiyanlik-tarihine-etkisi/6497
(3) Fazlası için bakınız: https://www.canmehmet.com/sanayi-devrimi-cografi-kesifler-vasco-da-gama-efsanesi-ve-umit-burnu-gercegi-7
(4) Bu konuda geniş bilgi için bakınız : https://www.canmehmet.com/ipek-yolu-uzerinden-ekonomisi-yikilan-turkler-eski-ihtisamlarina-yeni-ipek-yolu-ile-kavusuyorlar-1
(5) (Hanioğlu, Şükrü, “Jews in the Young Turk Movement to the 1908 Revolution”, The Jews of the Ottoman Empire, edited by Avigdor Levy, The Darwın Pres, Prınceton, New Jersey 1994. Page:521
(6)KURAN, Ahmet Bedevi Osmanlı İmparatorluğunda İnkılâp Hareketleri ve Millî Mücadele, s.347 Yararlanılan Kaynaklar (4 ve 5 sayılı dip notları aktaran): T.C. NEVŞEHİR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. “II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE İTTİHAT TERAKKİ VE YAHUDİ İLİŞKİSİ (1909–1918)” Tezi Hazırlayan Kezban BATMAZ.
(7) Enver Paşa için bakınız :
a) https://www.canmehmet.com/osmanli-cumhuriyet-darbeleri-osmanliyi-turklestirmek-1
b) Emanuel Carasso için bakınız :
(8) Konu ile ilgili fazlası için bakınız : https://www.canmehmet.com/kemalizmin-dinsellestirilmesi-ankaranin-lozandaki-danismanlari-bir-hristiyan-misyoner-ile-bir-musevi-haham-14
(9)Paul Bessemer; “Ottoman Jewry and the 1908 Revolution”, 100th Anniversary of the Restoration of the Constitution, Sadberk Hanım Müzesi Yayınları, s.40 (Aktaran : T.C. NEVŞEHİR ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ. “II. MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE İTTİHAT TERAKKİ VE YAHUDİ İLİŞKİSİ (1909–1918)” Tezi Hazırlayan Kezban BATMAZ.)
