Sanayi Devrimi’nin çarpıtılması için İngilizler Antik Yunan’ı parlattı ve yücelttiler (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Modern anlamda matbaayı ilk bulan Korelilerdir. Barut, top, kağıt, çelik vb.de Doğulularca bulunmuştur.

Akıllı insanlar, gecenin karanlığının güneşi kapatamadığını bilirler. İlim de kimsenin kişisel malı değildir. Her millet, bilgisi ve gayreti oranında, insanlığın gelişmişlik duvarına birkaç tuğla koymuştur.  Ancak, Batı, tüm geçmiş medeniyetleri yok sayarak, gelişmişlik duvarına tek başına sahip çıkmıştır.

Kalınan yerden devamla;

Kitap Avrupa’da büyük bir etki uyandırdı. Gerçekten de, bu metni okurken:

İnsanoğlu şaşkınlık içinde keşfetti: Çin’de 2000 yıldan fazla bir zamandan beri ismi bütün tüccarların dilinde olan Konfüçyus’un aynı şeyleri düşündüğünü ve aynı savaşları yaptığını… böylece Konfüçyüs 18. Yüzyıl aydınlanmasının koruyucu meleği oldu.(11)

Bu hikâyedeki önemli tarih 1700’dür: ‘eğitimli (Avrupalı) dünyanın ilgisinin Çin’e yöneldiği bir geçiş yılı’ idi. Daha sonraki seksen yıl boyunca, birçok Avrupalı Çin’i yoğun olarak merak etmeye başladı; öyle ki Rokoko dünyası ile bir tür aşk ilişkisi kurdular.

Birçok Aydınlanma düşünürü –bunların arasında Montaigne, Malebranche, Leibniz, Voltaire, Quesnay, Wolff, Hume ve Adam Smith vardır- Çin’i ve düşüncelerini olumlu olarak benimsedi. Aydınlanma düşünürleri arasında önde gelenlerden biri de Voltaire idi. Essaisur les moeurs 1756 tarihli kitabı “dönemin Uzakdoğu ile ilgili bütün (pozitif) duygularının mükemmel bir birleşimi” olarak tanımlanıyordu.

Ayrıca, L’Orphelin de la Chine (1755) ve Zadig (174848) başlıklı kitaplarında Voltaire, Avrupa’nın miras kalan aristokrasisine yönelik tercihine saldırmak için Çinlilerin hepsi rasyonel ilkelere dayanan siyaset, din ve felsefe kavramlarını ele almıştır. Gerçekten de önemli Aydınlanma düşünürlerinin birçoğu Çinlilerden alınan ‘rasyonel yöntemi’ tercih etmiştir.

Bazı Avrupamerkezci araştırmacıların Çin’in aydınlanma üzerinde etkisi bulunduğu konusundaki savları bağlamında, genelde sadece Fransa’da (kuşkusuz kısmen, çünkü Fransa devletinin mutlakçılığı ‘despot Çin’in çekici görünmesini sağlamıştır) pozitif bir yer bulabildiği varsayılmıştır. Ancak Çinlilerin düşünceleri İngiliz kültürünü etkileyerek de önemli bir rol oynamıştır.

İngilizler, çay içmekten duvar kâğıtlarına, İngiliz-Çin bahçelerinden siyaset ekonomisi ile ilgili düşüncelere kadar Çinlilere yönelik güçlü bir beğeni geliştirmişlerdir. (12)

Anglosakson liğinde en önemli Avrupalı siyasi iktisatçı, bir İskoçyalı olan Adam Smith idi. Ancak Anglosaksonlar Smith’i dar kafalılıkla ilk siyasi iktisatçı olarak değerlendirirken, Smith’in arkasında Fransız ‘fizyokrat’ olan François Quesnay vardı. Quesnay’in temelinde de Çin’in olması önemlidir. Smith değil, Quesnay tüccarlığın düşüncelerini eleştiren ilk Avrupalı olmuştur.

‘Fizikokrasi’ terimi ‘doğanın kuralları’ anlamına gelir. Çin’den kaynaklanan düşüncelerinin önemi en az ikiboyutludur: ilk olarak, tarımda önemli bir zenginlik kaynağı olduğunu görmüştür (bu İngiliz tarım devriminde önemli bir düşünce haline gelmiştir).

İkinci olarak, ve bu daha önemlidir, tarımın üreticiler devletin yapay müdahalelerinden kurtulduğu zaman tam olarak yararlı olacağına inanmasıdır. Ancak bu şekilde piyasanın ‘doğal kanunları’ (Çinlilerin çok önceden farkında oldukları gibi) geçerlilik taşır. J. Clarke’ın şu saptamaları yerindedir:

Quesnay’in devrimci düşünceleri ticari anlayışın ekonomik Ortodoksluğundan kurtulmakla olmuştur ve Adam Smith’in serbest piyasa teorileri üzerindeki etkisi çok büyüktü. Quesnay’in modern düşünce içindeki yerinde sık sık atlanan şey Çin’e olan borcudur – yaşadığı dönemde “Avrupa’nın Konfüçyüs’ü olarak bilinmesine karşın. (13)

Quesnay’in siyaset ekonomisi ile ilgili Çin kavramlarına borcu birçok düşüncede yatar, bunlardan en önemlisi Fransızcaya laissez-faire olarak çevrilen wu-vei’dir.

Bu Çin kavramı. Ortak Çağ’ın başlamasından çok önce yerleşmişti Daha 300 yılında, Kuo Hsiang wu-wei’yi “doğal olarak yapılması gereken her şeyin yapılmasına, doğaya karşı gelmemek adına izin vermek” olarak tanımlamıştır.(14)

Quesnay’in Aydınlanma ile ilgili yaptığı özel bağlantı, yazdığı ve ilkeleri önemli ölçüde Çin düşüncesinden alınan (çok şaşırtıcı düzeyde karmaşık olan) Tableau economique başlıklı eserinde bilimsel yöntemin merkezi konumunu vurgulamış olmasında yatar.

Quesnay’i, büyük ekonomik ilerleme kaydetmek istiyorsa Avrupa’nın Çin’i taklit etmesi gerektiğini açıkça ifade eden Yu le Grand et Confucius (1765) başlıklı eseriyle Nicolas-Gabriel Clerc’in takip etmiş olması da dikkate değerdir.

Quesnay’i çağrıştıran Clerc de bütün engeller kaldırıldığında ticaretin daha verimli olacağını (tıpkı on bir yıl sonra Adam Smith gibi) ısrarla vurgulamıştır.

Basil Guy’ın belirttiği gibi: “Hem yasa koyucular hem de yasalar doğal düzenin ilkelerini tanımak zorundadır, ve bunu yaparken de Çinlilerin yönetim kuramlarına esin kaynağı olan wu-wei (laissez-faire) idealine uymak zorundadır. (15)

Bunlardan hiçbiri Avrupa Aydınlanması’nın Çin düşüncelerinin saf bir ürünü olduğu anlamına gelmez.

Ancak elbette bazı Aydınlanma düşünürleri –en önemlileri Montesquieu ve Fenelon- Çin’i Avrupa için bir model olarak reddetmiştir: Aydınlanmanın şizofrenik özelliği Avrupa’nın Çin’e bakış açısının değişmesiyle daha belirginleşti.

Harikulade bir Cathay olarak algılanmasıyla başlamış iken, 1780’den sonra Çin geri kalmış ve despot bir şekilde yönetilmiş barbar bir ülkenin ‘düşmüş insanları’ olarak algılanmaya başlandı. Ancak Martin Bernal’in bize hatırlattığı gibi ’18. Yüzyüzyılda hiçbir Avrupalı (1780’den önce), Avrupa’nın kendisini yarattığına inanmıyordu’. (16)

Avrupalı düşünürlerin Çin’e 17. Yüzyılın sonlarından 1780 yılına kadar verdiği önem buydu; Voltaire, Bousset’yi dünya tarihi ile ilgili kitabında Çin’e yer vermemesi nedeniyle eleştirmiştir. Sir William Temple şu sözlerle mevcut duygulan ifadede etmekte haklıdır:

-“Çin krallığı, insan bilgeliği, mantığı ve buluşlarının en uç noktada güç ve kapsam ile oluşturulmuş ve denetlenmiş görünüyor, (17)

Ancak 1780 dolaylarında ani bir görüş değişikliği oluştu: ‘Cathay devri’ döngüsünü tamamladı. Bu yeni görüşü tipik olarak Oliver Goldsmith temsil ediyordu: “İnsanlığın başka ırklarında (yani Çin) keşfedilen bu sanatlar en mükemmel haline burada (Avrupa’da) ulaştı.”(18)

Ya da Kont Sekizinci Elgin söylediği gibi (hem Purchas hem de Goldsmith’in sözlerini çağrıştırır), Çinlilerin elinde:

Barutun bulunması basit patlayıcılar ve zararsız havai fişekler arasında çok ses getirdi. Denizci pusulası kara pusulasından daha yeni bir şey ortaya koymadı.

Matbaacılık Konfüçyüs baskılarında kaldı ve grotesk olanın en alaycı temsili Çin düşüncesindeki üstün ve güzel kavramlarının temel ürünleri oldu. (19)

Süreç içinde zor fark edilen ama yanlış bir kayma gerçekleşti: çünkü bu, Avrupalıların tamamen bağımsız, özgün ve usta olduğu yanılsamasına yol açtı. Bu bölüm bunun sadece bir kibir olduğunu ortaya çıkartmaktadır.

Ancak bunu göstermeden önce, Çinlilerin düşünce ve teknolojilerinin Avrupa’da nasıl yayıldığını saptamak önemlidir.

Çin’den Avrupa’ya uzanan aktarım kanalları

Cathay’in bilgisinin doğrudan Avrupa’ya ulaşması Çin’de ilk kez 1245 yılından sonra kalmış olan birçok Fransisken rahip aracılığıyla başladı. Rahiplerin hikâyeleri de yüzyılın son dönemlerinde Marco Polo tarafından aktarılan harikulade hikâyelerin gölgesinde kaldı.

Daha sonra Cizvitler en önemli aktarma aracı olmuştur. Matteo Ricci “kendi dönemindeki Çin’in Marco Polo’nun Cathay’i (mükemmel görüntüsü) ile tamamen aynı olduğunu” teyit eden, 1610 yılında çeşitli Avrupa dillerine çevrilen birkaç cilt kitap yazdı.

Avrupalıları barutun, pusulanın, kâğıt ve matbaanın Çin’de keşfedildiği konusunda (bu başarılar daha sonra çeşitli Avrupamerkezci dünya tarihi kaynaklarından çıkartılmış ya da silinmiş olsa da) ikna eden Cizvitler olmuştur.

Çin’de yaşayan çağdaş bir Avrupalı olan Peder de Magaillans Çinlilerin savaklarının çalışmasından çok etkilenmişti. Braudel retorik olarak şöyle sorar:

Bu tür bir uygulamanın güçlüğünü ve tehlikesini vurgulayan Peder de Magaillans “bütün mekanik işleri bizim (Batı’nın) kullandıklarımızdan çok daha az araç gereçle başaran Çin geleneğine bir örnek olarak (savakları) göstermekte haklı mıydı?”(20)

Çin’de yaşayan ya da Çin’i ziyaret eden Avrupalıların aktardıkları açık bir biçimde bunun doğru olduğunu belirtir, bunların hepsi eşsiz bir teknolojik uygarlığın göstergesidir. Batılılar genelde Çin’i (ve Mısır’ı) “daha yüksek ve daha gelişmiş uygarlıkların pozitif örnekleri olarak görüyorlardı. Her ikisinin de muazzam maddi başarılar, engin felsefeler ve üstün yazı sistemlerine sahip olduğu düşünülmekteydi.” (21)

Ancak Cizvitlerin kasıtlı olarak kendi durumlarını abartmış oldukları ve bunu çıkarlarını korumak için, Çin imparatorunu etkilemek üzere yapmış oldukları söylenebilir. Oysa gerçekte Çin ile ilgili anlatılarının çoğu şaşırtıcı derecede dengeli idi ve Cizvitler Avrupalıların üstün olduğuna inandıkları alanları belirtmekten kaçınmamışlardır.

Sonuç

Bu söylenenlerden hiçbiri, İngiliz sanayileşmesinin sadece Çin temellerine dayandığı anlamına gelmiyor.

Ancak İngiliz sanayileşmesinin önemli ölçüde 700 ile 2300 yıl öncesinde öncülüğünün yapıldığı birçok Çin buluşuna kadar uzanan, “başkasının ürettiği”ni değiştirme sürecine dayandığı anlamına gelir.

İngiliz demir/çelik ve pamuk sanayisinin sadece geç tarihte edinilmesini değil, aynı zamanda türetilmiş olma özelliğini de belirtmek adil olurdu.

İngilizlerin başarısı burada kendi özgünlüğünde değil, başkalarının buluşları üzerinde çalışıp geliştirmeye yönelik sorun çözme azminde yatar.

Bu konuda, Britanya yeni sanayileşen bir ülke ya da geç gelişen bir ülkenin standart görünümüne yakındır; bu nedenle “geri kalmışlığın bütün avantajlarından” yararlanmış ve başkalarının teknolojik buluşlarını benimseyip uyarlamayı başarmışlardır.

Britanyalıların çok geç bir tarihte bu buluşlara ulaşması mantıklı bir önerme gibi görünmektedir. Ancak bütün bunlarda Çin’in rolünün azımsanması tamamen mantıksızdır, çünkü önce gerçekleşen Çin buluşları olmasaydı, ortada geliştirilecek hiçbir şey olmazdı.

Ayrıca, Çinlilerin bu katkıları olmasaydı Britanya, MÖ 500’den itibaren Afrika-Asya’nın öncülüğündeki küresel ekonominin çevresinde bulunan geri kalmış bir kıtanın çevresinde küçük, eşit düzeyde geri kalmış bir ülke olurdu.

Kısaca, benim sanayileşme ile ilgili ‘küresel-tarihi-kümülarif bakışım Rostow’un sözleriyle “her şeyin başladığı” yer olarak İngiliz sanayi devrimi üzerindeki geleneksel vurgunun artık dar düşünceli Avrupamerkezci bir bakış açısının ürünü olarak görülebileceğini ifade eder. Bu nedenle Eric Jones’un sözleriyle bolümü kapatabiliriz:

Bir zamanlar öğrenmemiz gereken belirli bir olay vardı sanki. Büyüme Britanya’da 18. Yüzyılın sonlarında başladı.

Artık şundan eminiz ki olay gerçekte bir süreçti; daha küçük, çok daha az İngiliz (daha fazla Doğulu) ve son derece yavaş (dünyaya ait tarihsel) bir sürecin parçası, işleyişi uzun zaman alan bir süreç. (22)

 

Devam edecek…

-Çin’den sonra Batının sanayileşmesine İslam Medeniyetinin katkıları nelerdir?

Resim;http://www.boyamaoyunları.com/antik-yunanistan-boyama.html

Kaynak; ” Batı medeniyetinin doğulu kökenleri”,

(11) Bu ve bir sonraki referanslar Adolf Reichwein’in China and Europe (Taipei: Ch’eng-V-Wen Publishing Company, 1967) adlı kitabından alınmıştır, özellikle s. n, 7S ve 79.

(12) William W. Appleton, A Cycle of Cathay (New York: Columbia University Press, 1951), bölüm 6; Reichwein, China, s. 113-126; Hugh Honour, Chinoiserie: the Vision ofCathay (Londra: John Munay, 1961), s. 44-52, 125-174.

(13) J.J. Clarke, Oriental Enlightenment (Londra: Routiedge, 1997), s. 49.

(14) Colin A. Ronan, The Shorter Science and Civilisation China (Cambridge University Press, 1978) kitabında Kuo Hsiang’a değinir, s. 97.

(15) Clarke, Oriental Enlightenment kitabında Basil Guy’a gönderme yapmıştır, s. 50.

(16) Bernal, Black Athena, s. 198.

(17) Michael Edwardes, East-West Passage (New York: Taplinger, 1971) kitabında Sir William Temple’dan söz etmiştir, s. 107.

(18)Bernal, Black Athena kitabında Oliver Goldsmith’e gönderme yapmıştır, s. 198.

(19) Ronald Hyam, Britain’s Imperial Century 1815-1914 (Londra: Batsford, 1976) kitabında Kont Sekizinci Elgin’den söz edilmiştir, s. 37.

(20) Fernand Braudel, Civilization and Capitalism, 15th-18th Century, I (Londra: Collins, 1981), s. 338-339.

(21) Bernal, Black Athena, s. 172.

(22) Jones, Growth Recurring,  s. 26, 27.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*