İngilizler Sanayi Devrimi’ni sahiplenmek için hayali bir Yunanistan kurguladılar (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

İngilizler, “Sanayi Devrimi”ni tek başlarına sahiplenmek adına; Yunan kültürünü yücelterek ve abartarak; Mısır, Çin ve İslam Medeniyetlerini yok saymışlar ve Rönesans’ı doğrudan Antik Yunan’a bağlamışlardır.

Tüm bunlardan ortaya çıkan can alıcı bir sonuç da Doğu bir durağanlık döngüsü içindeyken Avrupa tarihinin ilerlemeci bir çizgide yönetildiği düşüncesiydi. Buradaki en önemli cambazlık Yunanistan’ın yeniden yaratılmasıyla ilgilidir. (1)

Doğu/Batı ikiliğinin önemli teorilerinden biri Oryantal despotizmdir. Bu Bodin, Machiavelli ve özellikle de Montesquieu, Mili, Marx ve Weber’e uzanan akademik düşünürlerden olduğu kadar Avrupalı seyyahların Asya’da yazdıklarından yayılmıştır.

Asya’nın despotizmin vatanı ve bu nedenle ekonomik gerilemenin kurbanı olduğu söylenirken, Avrupa’nın demokrasinin beşiği olduğu ve bu nedenle ekonomik ve siyasi gelişimin taşıyıcısı konumunda olduğu iddia ediliyordu.

…Bu düşünce onyedi ve 18. Yüzyıllarda ortaya çıkmaya başlamış, 19. Yüzyılla birlikte topluma yayılmıştır. Edinburgh Review gazetesi şu sözleri sarfederken dönemin popüler bakış açısı adına konuşuyordu:

Oryantal kurumların ruhu, düşüncenin genişlemesine pek yakın değildir. Dünyanın tüm devirlerinde Asya özgürlüğün ışığından yoksun olmuş, sonuç olarak bedensel ve zihinsel bir kültürün daha üstün ürünleri içinde mutlak bir verimsizliğin lanetine maruz kalmıştır. (2)

Bu, daha sonraları Lord Curzon’un (1898-1905 tarihleri arasında Hindistan Valisi) Çin devleti için yaptığı tanımın tüm Asya toplumlarını kapsayacak hale gelen sözlerinde yankı bulacaktı:

Özel girişime duyulan güvensizlik, devlet her şeydir, bireyse hiçbir şey inancından beslenen aklın bir düşüncesidir… tüm özel girişimler resmi baskılarla yok edilir… tüm yönetici sınıflar statükonun korunmasıyla ilgilenirler… (Tüm sınıflar) eşit ölçüde durağanlığı çekici bulurlar.(3)

Ya da John Stuart Mill’in Çin ve Mısır için söyledikleri gibi: buralardaki insanlar ‘zihinsel özgürlük ve bireysellik isteğiyle daimi bir duraklama durumuna getirilmişlerdir… Despotik kurumlar yıkılmadığı ve başkalarına yer açmadığı için daha sonraki ilerlemeler de durmuştur.’(4)

Bu teori Avrupalı kimliğin oluşum sürecinde çok kritik bir öneme sahiptir; çünkü Avrupalıların kendilerini “despotik Doğu olmadıkları” için liberal ve demokratik görmelerine olanak sağlıyordu. Bu gerekliydi çünkü… 12. Yüzyıldan önce Avrupa’da demokratik ve liberal bir devlet yoktu.

Bu nedenle, Doğu’nun bu ‘korkutucu totaliter portresi’ dikkatleri Avrupa devletlerindeki demokrasi eksikliği sorunundan uzaklaştırıyordu.

Ayrıca, Avrupamerkezci düşünürler sadece Avrupa’yı demokratik olarak yaratmakla kalmamışlar, aynı zamanda Avrupa’yı demokrasinin beşiği ve vatanı olarak (yeniden) tanıtmak için bir anlayış oluşturmanın yollarını arıyorlardı.

(Önceden)…Kimlik oluşturma sürecinin hem basit hem de karmaşık olduğunu söylemiştik. Burada ‘karmaşık’ yönü öne çıkıyor; karmaşıklığı bu durumda geri kalmış despotik Doğu’ya karşılık saf/ari ve gelişmiş bir Avrupa için demokratik ve ilerlemeci bir kimlik yaratmak adına ortaya konan pek çok düşünsel cambazlıktan kaynaklanıyordu.

Tüm bunlardan ortaya çıkan can alıcı bir sonuç da Doğu bir durağanlık döngüsü içindeyken Avrupa tarihinin ilerlemeci bir çizgide yönetildiği düşüncesiydi. Buradaki en önemli cambazlık Yunanistan’ın yeniden yaratılmasıyla ilgilidir.

Nispeten oldukça kısa bir zaman içinde (18. Yüzyıl sonlarından 19. Yüzyıl başlarına kadar) Avrupalı düşünürler var olduğu iddia edilen demokratik kurumlarını ve bilimsel akılcılığını öne sürerek Antik Yunan’ı birdenbire Avrupa medeniyetinin beşiği konumuna yükselttiler. (5)

Yunanistan’ı tüm Rönesans (Avrupa Dinamiklerini’ yarattığı düşünülüyordu) içinde üstlendiği iddia edilen rolü yüzünden Avrupa’nın içine almak da önemli bir karardı. Ancak Yunanlar kendilerini bu şekilde saf/ari Avrupalı olarak görmüyorlardı.

Onlar Yunanistan’ı ‘Helenik Batı’ diye bilinen yapı içinde görüyorlardı. Avrupa coğrafî ‘gerçekliğin’ tam tersine ‘Avrupa’nın Yunan mitolojisinde Lübnan kıyılarında yaşayan Tire Kralı Agenor’un kızı olduğu düşüncesindeydi. (6)

Truva aslında Çanakkale Boğazı’nın doğuşuydu. Gerçekten de ‘Yunanistan’ın duygusal ve kültürel olarak Doğu’yla bağları vardı; ve Doğu’ya ait bu miras Yunanistan adına duygusal ve kültürel değerlerin ucuzlaması olarak algılanacaktı.

Martin Bernal bunu Yunanistan’ın yoğun bir şekilde Eski Mısır’dan esinlendiğini iddia eden (Avrupamerkezci görüş karşıtı) ‘antik model’ olarak adlandırmıştır.

Ancak ister Antik Yunan’ın Doğu’nun bir parçası olduğunu, ister Rönesans’ın Doğu (temel olarak İslam) düşüncesiyle şekillendiğini veya Yunanistan’ın demokratik bir yer olmadığını kabul etmek fazlasıyla zorlaştırıcı bir durum olacaktır.

Bu da Avrupa’nın görülmemiş bir ilerleme ve dehaya sahip olduğu yolunda ortaya çıkan iddiayı zayıflatmak, Avrupamerkezci görüş sahibi bilim adamlarının şimdilerde icat ettikleri ya da atfettikleri Avrupa’ya ait doğrusal gelişim çizgisine müdahale etmiş olmak anlamına gelecektir.

Bu nedenle Avrupalı aydınlar ve düşünürler Yunanistan’ın Doğu’ya ait özelliklerini ortadan kaldırmışlar; bilimsel ve demokratik kurumları kadar Avrupalı özelliklerini de abartmışlardır.

Yunan demokrasisinin ilkel olduğunu söylemek, en azından sadece Yunan erkeklerin politik sürece dahil olduklarını –kadınlar bunun dışında tutuluyordu- ve Antik Yunan toplumunda köleliğin temel bir kurum olduğu (tabii köleler bunun dışında tutuluyordu) dile getirmek önemliydi.

Ayrıca, sahip olduğu bilim Eski Mısır’a çok şey borçluydu. Bu yüzden, Bernal’in terminolojisinde Yunanistan’ın ‘antik model’i şimdilerde ‘Ari model’ (Avrupa kadar saf/ari bir Yunanistan oluşturmanın modern avrupamerkezci yolu) ile yer değiştirmiştir. (7)

Bernal ve Ali Mizrui’nin belirttiği gibi Antik Yunan’ın oluşturulması demokratik/bilimsel Avrupa’nın Avrupamerkezci yapılanması için despotik ve bilimden uzak Doğu karşısında daima üstün olması açısından önemliydi. (8)

Özet olarak, Oryantal despotizm teorisi sadece Asya’nın ‘geri kalmışlığını’ açıklamak için değil, aynı zamanda Avrupa kimliğinin ileri ve demokratik bir medeniyetin beşiği olarak –geçmişte ve şu anda- oluşturulması açısından önem taşımaktadır. Ve bu yolla teori Avrupalıları dünya tarihi içinde daima ilerleyen bir özne konumuna yükseltirken Doğulu insanları da gerileyen, pasif bir nesne konumuna getirtecektir…”(9)

 

Devam edecek…

-Çin’den sonra Batının sanayileşmesine İslam Medeniyetinin katkıları nelerdir?

Resim;web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar;

(1) Martin Bernal, Black Athena, (Londra: Vintage, 1991).

(2)The Edinburgh Revıew’a C. Nortlıcote’un East and West (Londra: John Murray, 1963) kitabında atıfta bulunulmuştur, s. 196.

(3) Lord Curzon’a Parkinson’un east  kitabında atıfta bulunulmuştur, s. 221-222.   (4) John smart Mill’e Ronald Hyam’ın \ Britain’s Imperial Century, 1815-1914 (Londra: Batsford, 1976) kitabında atıfta bulunulmuştur, s. 55

(5) (1) sayılı dipnotta belirtilen)Martin Bernal, Black Athena,  (Londra: Vintage, 1991).

(6) Denys Hay, Europe: the Emergence of an Idea (Edinburgh: Edinburgh University Press,1957), s.1

(7) Bernal, Black Athena, 4. Ve 8. Bölümler

(8)Ali Mazrui, World Culture and the Black Experience, (Seattle: University of Washington Press, 1974), özellikle s. 38-81.

(9) “Batı Medeniyetinin Doğulu kökenleri”  John M. Hobson (Kitap, ana kaynak olarak alınmıştır, Dipnotlar yazara aittir.)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*