Batı Medeniyetinde, “Kazanmanın ahlakı yoktur.” Silah, Darbe, eroin ve medya bu anlayışa hizmetkârdır (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bir masaya eşit şartlarla (güçle) oturulmadığında zayıfa düşen, güçlünün uzattığını imzalamaktır.

 

Amerika’da son yıllarda ne değişti de, Türkiye’ye ambargo koyarak lastiğini dahi satmadığı uçakların ortak (montaj) üretimine başladı? İlginç olanı da bu (montaj) üretimin zamanlamasıdır.

Kıbrıs harekâtında ambargo koyarak bize sattığı uçaklara tekerlek lastiğini vermeyen “Stratejik Ortak-Müttefik!” Amerika ile, üstelikte lastik değil, yüksek teknolojiye sahip askeri uçakların (Montajına) üretimine başladık.

Bizde beklenmeyen davranışlar karşısında söylenen bir söz vardır,

-Düğün değil bayram değil eniştem beni niye öptü?

Bakalım Amerikalı enişte bizi neden öpmüş!

Önce biraz ağzımızı tatlandıralım!

*

Pentagon’un Dış Askeri Satışlar programı tarafından finanse edilen ortak üretim anlaşmasının merkezinde, Türkiye’nin Mürtet hava üssü yakınlarında, Ankara’nın 20 mil güneyindeki bir buğday tarlasına kurulacak yeni fabrika vardı.

Anlaşmanın açıklandığı gün şirket sözcülerinden biri,

-“Bu Fort Worth’ta yeni bir iş sahası yaratmayacak, fakat önümüzdeki yıllarda Türk işçiler için çok sayıda iş ve birçok Türk şirketine de çeşitli alanlara ihracat yapma imkânı sağlayacaktır. Anlaşma, ülkenin henüz yeni kurulan askeri uçak endüstrisine yardımcı olacaktır” dedi.

Ve gerçekten de öyle olacaktı: dünyanın en iyi 240 uçağını üretebilen son model bir fabrika, artı bundan daha fazla uçağın Mısır gibi dost ülkelere ihracı.

Türk fabrikasını kuran ve çalıştıran General Dynamics başkan yardımcısı Joe Jones,

“Sırf uçak üretip sonra da işimize dönmek için burada değiliz. Nihai olarak, Türkler buranın İşleyen bir uçak-üretim tesisi olmasını bekliyor ve bunun gerçekleştiğini görmek de General Dynamics’in sorumluluğu” demiştir.

Türkler fabrikayı işletmek için, yüzde 51’lik hissesine hükümetin sahip olduğu yeni bir şirket tesis ederek TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’ni (TAI) kurmuştur.

Uçağın ön gövdesi ve kokpiti imal etmek – ki buna uçaktaki her türlü elektronik donanım dahildi – ve bunları Türkiye’deki Mürtet tesislerine göndermek suretiyle en önemli teknoloji üzerindeki kontrolü elinde tuttu.

Bu kısmi iş, 1980’lerde Fort Worth’taki sendikaları tatmin etmişti; çünkü o tarihlerde yapılacak bir sürü iş vardı. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı’ndaki ihracatı denetim bürokratları tarafından da onaylanmıştı.

Eğer anlaşma Japonlarla yapılmış olsaydı, herkes Japonların iki yıla kalmadan kokpitin-“Tasarımını deşifre edip” daha iyisini üreteceğini düşünürdü – nitekim birkaç yıl sonra Tokyo ile yapılan FSX anlaşmasında böyle bir kaygı oluşmuştu.

Fakat kimse Türkler hakkında böyle bir kaygıyı dile getirmedi. Aslında resmi çevrelerde hiçbir kaygı dile getirilmemişti. Bakan Yardımcısı Richard Burt, Şubat 1984’te Meclis alt komitelerinden birinde,

Türkiye, İran, Irak ve Suriye ile sınır komşusu, îslam dünyasında yeni, aktif bir rol arayışı içerisinde. Her üç ülkenin de günümüzde Ortadoğu’da yaşanan huzursuzluktaki etkisi düşünüldüğünde, Türkiye’nin potansiyel rolü daha da fazla önem kazanıyor” dedi.

Reagan yönetimi Türkiye’yi yalnızca Sovyetler’in bölgeye yönelik olduğu farz edilen tasarımlarının önünde bir engel olarak görmüyordu; Türkiye ayrıca ABD operasyonları için biricik platformdu – tıpkı ABD’nin 1983’de askerlerini Lübnan’da konuşlandırmasında olduğu gibi.

Bu amacın ne kadar ciddi olduğuna dair işaretler, Reagan’ın Türkiye’ye 1983 mali yılında yapılan ve askeri diktatörlüğün iktidarı terk etmesine daha bir yıldan fazla zaman varken onaylanan 465 milyon dolarlık dış yardımı, 755 milyon dolara çıkarması ile verilmişti.

Bu para, Türkiye’yi dünyada ABD’den en fazla yardım alan üçüncü ülke yapıyordu.

Türkiye’nin savunma bütçesinin tamı tamına beşte biri Amerika’dan geliyordu.

Zamanlar Pentagon’da askeri ihracatlardan sorumlu olan Glen Rud,

-“Maliyeti düşük tutmak ve Türkiye’nin kendi kendisine yeterli bir ülke olmasını sağlamak için bu ortak üretim işine girdik. Özal F-l6’lar konusunda çok çaba gösterdi; anlaşmayı onların koşullarına uygun hale getirmek için o kadar uğraştıktan sonra, imza atmaları bir yıl sürdü. ABD yardımı sonucunda Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir ilerleme kaydetti” dedi.

İmzaların atılması bu kadar uzun sürmüştü, çünkü Özal’ın üst düzey danışmanları anlaşmaya şüpheyle bakıyor ve onu hem “çok pahalı” buluyor hem de Birleşik Devletler’in zorla dayattığı bir anlaşma olarak görüyordu. (1)

Peki, buralara nerelerden geldik?

-Meraklıları, ABD başkanı Johnson tarafından dönemin başbakan İsmet İnönü’ye (5 Haziran 1964) gönderdiği ve Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesini önlemek amacıyla yazılmış mektubu hatırlayacaktır. Mektupta; ABD, bölgede çıkacak bir savaşı kendi stratejik çıkarlarına aykırı bulmaktadır. “Bu savaşın Sovyetler Birliği’nin de Türkiye’ye müdahale ihtimalini doğuracağı ve NATO’nun böyle bir durumda Türkiye’yi savunma konusunda isteksiz olacağı..” ima edilmiş… ve “ABD’nin Türkiye’ye sağladığı askeri malzemenin bu müdahalede kullanılmasına izin verilmeyeceği” belirtilmiştir. Mektubun ardından Türkiye müdahale kararından vazgeçmiştir.  

1973’teki Arap-İsrail Savaşı sırasında Türk hükûmetinin hava sahasını ABD uçaklarına açmamasını not eden Washington yönetimi, bunun acısını 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Türkiye’ye ambargo uygulayarak çıkardı.

-Takvim yaprakları 6 Ekim 1973’ü gösteriyordu. Yahudiler, dini bayramları Yom-Kippur’u (Kefaret Günü) kutlamaya hazırlanıyordu. İsrail askerleri bayram izni için evlerine gönderilmişti. Aniden çalmaya başlayan sirenler hem onları hem halkı şaşırtmıştı. İsrail şehirlerinde büyük panik yaşanıyordu. 1967 Savaşında ciddi toprak ve prestij kaybına uğrayan Suriye ve Mısır, ani bir saldırı düzenlemiş ve ileri hatları kolayca ele geçirerek İsrail topraklarında ilerlemeye başlamıştı. Ürdün ve Irak askerlerinin katılmasıyla savaş, bir anda 25 yıllık İsrail devletini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştı.

Savaşın ilk üç gününde ciddi bir üstünlük sağlayan Birleşik Arap Güçleri’ne karşı İsrail, hem askeri hem de politik bir hezimet yaşıyordu.

İsrail’e açıktan destek vermenin Ortadoğu’daki Arap-İsrail çatışmasının Sovyet-Amerikan çatışmasına dönüşmesinden endişe eden ABD Başkanı Richard Nixon, “Yeterli malzemeleri var. Daha önce de başardılar.” diyerek İsrail’in acil yardım talebini bekletiyordu.

Fakat, 8 Ekim’de kötü giden çarpışmalarda ağır zayiat veren İsrail ordusunun ABD’den acil yardım talebinde bulunması üzerine Washington hareketlendi. Sovyetler’in bölgeye takviye güç sevkine başlayacağına ilişkin haberler üzerine Beyaz Saray, 9 Ekim’den itibaren İsrail’e askeri malzeme gönderilmesine izin verdi.

Dışişleri ve Savunma Bakanlıkları arasında kurulan koordinasyon merkezi Avrupa’da bulunan NATO imkânları kullanılarak İsrail’e yardım edilmesi görüşünü benimsedi. Fakat evdeki hesap çarşıya uymadı ve NATO üyesi Avrupa ülkeleri, ABD Hava Kuvvetleri’nin kendi ülkelerindeki üsleri kullanarak İsrail’e yardım etmesine izin vermedi.

Türkiye’nin İncirlik Üssü’nü kullandırmaya yanaşmaması üzerine ABD yönetimi bunu not etti. O dönemde genç bir dışişleri görevlisi olan Tuncer Topur gelişmeleri şöyle anlatıyor: “ABD, Türkiye üzerinden İsrail’e silah götürmek istedi. Ancak, Türkiye ‘geçiremezsin’ dedi. Bir Arap-İsrail savaşı yaşanıyordu ve Türkiye, Avrupa ülkelerinin hiçbirinin yanaşmadığı bu teklifi kabul etmedi.

Savaşın kızıştığı 9 Ekim 1973 tarihinde SSCB yönetimi savaşta ağır zayiat veren Mısır ve Suriye ordularına yardım etmek için Türk hava sahasını kullanmak için bir nota verdi. SSCB, Türk hava sahasını kullanarak 10 gün içinde 935 uçuşla yaklaşık 15 bin ton askeri malzemeyi bölgeye ulaştırdı. Sovyetlerin NATO ülkesi Türkiye üzerinden Mısır’a askeri yardımda bulunması Washington’da tam bir şok etkisi yaptı.(2)

Devam edecek;

-Ambargo koyarak sattığı uçaklara lastik vermeyen “Stratejik Ortak”ın, Ortak uçak imalinin arkasında (kamuoyunda fazla bilinmeyen) iki önemli faktör olabilir mi? a) Soğuk Savaş’ın bitirilmesi ile Amerikan silah şirketlerine yeni müşteriler bulmak! b) Humeyni’den sonra bölgeye (İran Şah’ı yerine) yeni bir “Bekçi!” atanması!

-Peki, “Kötü komşu insanı –adamı- mal sahibi yapar!” mı?

“…ABD’nin tedarik ettiği silahlar, bin adet uçaksavar Stinger füzesi ve üç milyon Kalaşnikof otomatik tüfek, şu anda Keşmir’den Türkiye’ye, hatta daha da uzaklara kadar bütün bölgede satılmaktadır…” (Bu bilgi;IŞİD-DAEŞ nereden silah buluyor?” diyenlere)

-Eski Sovyetlerin başkanı Gorbaçov; “Bizi silah yarışı yıktı!” iddiasını da olduğu gibi, biz de silahlanma yarışının kurbanı olur muyuz?

www.canmehmet.com

Resim;web ortamından alınmıştır.

Kaynaklar;

(1)SAVAŞ GANİMETLERİ,  AMERİKAN SİLAH TİCARETİNİN İNSANİ BEDELİ,  Yazar; JOHN TIRMAN,  Aram Yayıncılık: Nisan 2005

(2) Daha fazlası için bakınız: http://www.aksiyon.com.tr/dosyalar/74-ambargosu-abdnin-degil-israilin-eseri_514468

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*