Amerika-Erdoğan Çekişmesinin Arkasında, Siyasi Ve Ekonomik Tam Bağımsızlık Kavgası Vardır (7)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Toplumlar, Büyük idealleri ile ” Büyük Devlet” olurlar.

 

Ne NATO bir “Savunma Aracı”dır, ne de IMF bir “Para Kuruluşu”dur. İkisi de, Amerikan Emperyalizmi’nin yayılma aracıdır. Bunları böyle bilir ve önlemimizi baştan alırsak, başımız fazla ağrımaz ve tam olarak siyasi, ekonomik ve kültür-inanç bağımsızlığımıza kavuşabiliriz.

“Borç yiğidin kamçısıdır ! ” 

Öyle söylenir de… Peki kamçı kimin elindedir ? Alacaklının, değil mi ?..

Günümüzdeki sömürü ve bağımlılık, askeri işgallerden çok; verilen borç para ve onun yönetimi, kontrolü ile yapılmaktadır.

Yıl 1853. Rusya, Osmanlı Devleti’nden azınlıklarla ile (Ortodoksların koruyuculuğu vb) ilgili kabul edilemeyecek taleplerde bulunur. Ancak bu talep, (İngiltere’nin de desteğine güvenilerek) reddedilir. Bunun üzerine Rusya, haber dahi vermeden Osmanlı topraklarını işgâle başlar.

O dönemde İngiltere ve Fransa (henüz ve görünürde) Osmanlı’nın parçalanmasını istememektedir. Bu nedenle Osmanlı’nın yanında, Rusya’ya karşı savaşa girerler. Savaş; Osmanlı, İngiltere ve Fransa ittifakının galibiyeti ile sonuçlanır.

Ancak, savaşı Osmanlı’nın da kazanmış olmasına rağmen, müttefikleri İngiltere-Fransa’nın, Osmanlı’dan istedikleri diyet, Rusların isteklerine rahmet okutacak cinstendir.

Şimdi Rusların da katıldığı bu oyuna ve sonuçlarına bakalım :

1853’te yapılan Kırım Savaşı’na kadar Osmanlı’nın dış borcu yoktur. Rusların tehditleri karşısında Osmanlı Hükümeti, savaş masraflarını karşılamak üzere, Sultan I. Abdülmecid’in “siyasi bağımsızlığımızı kaybederiz” endişesi ile dış borca karşı çıkmasına rağmen, ilk dış borç mevcut hükümetçe alınır.

Peki, Hazine sıkıntıda olmasına rağmen, I. Abdülmecid neden dış borçlanmaya karşı çıkmaktadır?

Borç Mukavelesi’nin yürürlüğe girmesi, padişahın tasdikine bağlıdır

Bu işlem yapılmadan, tahvilât, Paris’te piyasaya çıkarıldı. Bu olup bitti, İstanbul’da hayret ve endişe uyandırdı. Bu sıralar, Mustafa Reşit Paşa da Sadrazamlıktan uzaklaştırılarak yerine Âli Paşa getirildi… Âli Paşa ile Fuat Efendi (Paşa), Padişahı borçlanma hususunda ikna etmeye pek çok çalıştılar. Abdülmecit dayandı.

“Ben bu devleti selefimden (benden öncekinden) nasıl buldum ise, halefime (benden sonrakine) öyle vereceğim. Eğer bu istikraz (borç işlemi) bozulmazsa, saltanattan feragat ederim (tahttan çekilirim)” demek suretiyle istikrazı önledi. Mukavele feshedildi. Sonu baştan kestirilemeyen bu teşebbüs, (Osmanlılarca bozulduğu için tazminat olarak ödenen) devlete yirmi iki milyon kuruşa mal oldu.” (1)

Görünürde Osmanlı’nın yanında olan İngiliz ve Fransız Devleti (ve bankerleri), savaş masraflarını karşılamak üzere bizlere cömertçe (ilk dış) borç verirler.

Bu noktada ilginç bir bilgi daha verelim :

1945 Yılında Ruslar, bizen 1853’de olduğu gibi (kabul edilemeyecek derecede ağır olan) Boğazlar ile Kars ve çevresiyle ilgili  bazı taleplerde bulunurlar.

Bu kez imdadımıza (!), (İngiltere’nin yerine günün büyük devleti olan) Amerika koşar ve (birkaç yıl sonra) bizler NATO’ya gireriz.

Bu noktada, bugün bize para ile ilgili olarak, Dünya Bankasının (ve IMF’nin) kurucu fikir babası, Harry Dexter White (*), bakınız ne demektedir ?

“Global finansal düzeni takip etmek, ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak, aynı zamanda teknik ve finansal destek sağlamak, milletlerarası ekonomik meselelerle uğraşmak…

Ancak, IMF’nin gizli gerçeği : “…kullanılan gücün askeri ve politik yerine finansal olması dışında, uluslararası işbirliği ruhundan ziyade, bir güç politikası operasyonunu yansıtıyor…” Kurucu baba (!), ne demektedir ? Diğer milletlerin haklarından, silah ve diplomasi (yoluyla zorlamak) yerine, para ile geleceğiz.

Bir örnek daha vererek kaldığımız, yere dönüyoruz :

2008-2009’lu yıllarda, Sayın Başbakan (Erdoğan) bakınız ne demekteydi ?

– “Dünyada küresel kriz başladı, birçok ülke IMF’nin kapısını çaldı, sıraya girdi. İçeriden, dışarıdan; bize de biliyorsunuz telkinde bulundular. ‘Bir an önce IMF’yle anlaşın’ dediler. Biz de dedik ki ‘bakarız, işimize gelirse imzalarız, şartlar uygun olursa kredi alırız’ dedik. Anlaşamadık, şartları beğenmedik ve ‘sizinle anlaşamıyoruz’ dedik, ‘bu krizi kendi imkanlarımızla aşacağız’ dedik. Ne oldu ? Buyurun, işte yolumuza devam ediyor muyuz ? Ediyoruz.” (2)

Koç’un IMF Hesabı

“TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, geçen hafta sonunda yaptığı açıklamada ‘IMF’den alınabilecek 30-40 milyar doları nasıl elimizin tersiyle ittiğimizi anlayamadığını‘ söylüyor. Herhalde Koç, IMF’nin önüne gelene bedava para verdiğini düşünüyor. Ama gerçek öyle değil. Herkesin bildiği gibi, IMF, bir ülkenin ödemeler bilançosunda sorun varsa borç veriyor. Böylece dünya ticaretinin aksamasını önlemeye çalışıyor. Ve verdiği parayı faiziyle geri alıyor.” (3)

Günümüzde yaşananlar, gerçekten “Medeniyetler Çatışması” nın ayak sesleri midir ?

Yoksa kapitalistlerin, refahlarını sürdürememe endişeleri ile kendileri dışındakilere (Doğu’ya), ”Halâ bir şeyleri kurtarabiliriz (!)”  düşüncesi ile saldırmaları, her şeyi bahane olarak kullanmaları mıdır ?

“Medeniyetler Çatışması” derken, Amerikalı kadın gazeteci Clair Price’nın, bizim medyadaki anlatımdan farklı olarak kitabında yazdıklarını da eklemek gerekmektedir :

“Osmanlı Hilâfeti, emperyalizm önünde son büyük engeldi.” (4)

Aslında “İslam Medeniyeti” dememiz mi gerekmektedir ?

Öyle ise, ne oldu da Osmanlı İmparatorluğu (İslam Medeniyeti), emperyalizmin önünde, neden engel olmaya devam edemedi ?

“XIX. yüzyılın ikinci yarısı, Batı’da buhar teknolojisine dayalı sanayileşme devriminin yaşandığı bir dönemdir. Bu dönem aynı zamanda, dünyada fuarcılık kültürünün başladığı ve yaygınlaştığı dönem olmuştur… Osmanlı’nın fuarcılıkla ilgilenmesi; 1851 Londra fuarına katılması ile başlamış, daha sonra da 1855’de Paris ve 1862 Londra fuarlarına katılması ile devam etmiştir. Bu fuarlardaki başarıları ve edindiği deneyimler, Osmanlı’nın 1863 – Sergi-i Umumi-i Osmanl’ yi, 1863 yılı başında İstanbul’da organize etmesine yol açmıştır.

Üç-dört aylık kısa bir hazırlık döneminden sonra, 27 Şubat 1863 tarihinde açılan ve 1 Ağustos 1863 tarihine kadar açık kalan, İstanbul’da Sultanahmet Meydanı’nda yapılan özel binalarda yer alan fuarda; on bini aşkın Osmanlı tarım, el sanatları ve sanayi ürünleri sergilenmiştir. Yurt dışından ise, İngiltere, Fransa ve Avusturya tarımsal makine ve aletler ile katılmıştır. Sergiyi düzenleyenler hazırladıkları nizamname (yönetmelik) ile batı ülkelerinin katılımını, ülkenin tarımsal yapısını göz önünde tutarak, tarımsal makine ve aletler ile sınırlandırmışlardı.

1863 – Osmanlı Sergi-i Umumi’si, İmparatorluğun yer altı kaynakları ve çeşitli tarımsal ürünleri yanında, geleneksel sanatsal ürünleri göstermesi açısından yararlı olmuştur. Yurt dışından gelen tarım makine ve aletlerinin de, Türk tarımının gelişmesine katkı sağlayacak nitelikte oldukları gözlenmiştir. Bu sergiyi, beş ay içinde yüz elli bin (150.000) dolayında  ziyaretçinin gezdiği, yurt dışından bin (1.000) kişi dolayında katılım olduğu anlaşılmaktadır. Ve sergi maloluşunun 2,5 milyon guruşu bulduğu, ancak sergi gelirinin 450.000 guruş’ta kaldığı; aradaki farkın da sergi ile yakından ilgilenen ve açılışını yapan Padişah Abdülaziz tarafından karşılandığı bilinmektedir.

Osmanlı, uluslararası fuarlara yüzyılın sonuna kadar katılmaya devam etmiş ve edindiği büyük deneyimler sayesinde İstanbul’da 1894 yılında sürekli bir sergi alanı projesi programlanmışsa da, 1894 depremi dolayısı ile bu proje gerçekleşememiştir. Ama 1909’da Bursa Sergisi’nin organize edildiği gözlenmektedir.

Osmanlı’nın XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Katıldığı Fuarlar –  Deneyim Kazanılması

1851 – Londra Uluslararası Fuarı

1855 – Paris Uluslararası Fuarı

1862 – Londra II. Uluslararası Fuarı

1863 – Sergi-i Umumi-i Osmani

1867 – Paris II. Uluslararası Fuarı

1873 – Viyana Uluslararası Fuarı

1889 – Paris Uluslararası Fuarı

1893 – Chicago Uluslararası Fuarı

1900 – Paris Uluslararası Fuarı

1851 – Londra Uluslararası Fuarı : Dünya fuarcılık tarihinde çağdaş fuarcılığı başlatan fuar olarak bilinmektedir. Londra Hyde Park’ta çelik ve camdan yapılmış Kristal Saray’da düzenlenmiştir. İçlerinde Osmanlı’nın da bulunduğu 28 ülkeden 17.000 üreticinin yer aldığı bir fuar olmuştur.

1855 – Paris Uluslararası Fuarı : Osmanlı İmparatorluğunun katıldığı ikinci uluslararası fuardır. Devam eden Kırım Savaş’ında Fransa ve İngiltere ile müttefik durumunda olan Osmanlı’nın fuara ilgi göstermesi doğaldır. III. Napolyon’un fuarı açarken söylediği : ‘Bu fuar, Avrupa’nın tek bir aile oluşturmasına büyük katkıda bulunacaktır’ sözü, fevkalade önemli ve geleceğe dönük anlam taşımaktadır. Uzlanım (yönelim) alanlarının, tarım – endüstri ve güzel sanatlar olarak ana iki bölüme ayrıldığı ilk fuardır. Osmanlı’nın Anadolu’dan ve Anadolu eyaletlerinden toplanan tekstil, halı, tabanca ve tüfekler, cam ve seramik eşya, ahşap eşya ağırlıklı olarak katıldığı fuarda bu ürünlere 27 madalya ve 20 mansiyon verilmiştir.

1862 – Londra II. Uluslararası Fuarı : Pavyon sisteminin uygulandığı ilk fuardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun, tarım, sanayi ve sanat alanındaki ilerlemelerini göstermek amacı, fuara katılmasının gerekçesi olur. Fuara gitmek için bir komisyon kurularak hazırlıklar yapılır. Ve fuarda Osmanlı’ya geniş bir alan ayrılır : 750’den fazla üreticiye ait Osmanlı ürünleri, 25 pavyonda sergilenir. Osmanlı 84 madalya ve 44 mansiyon ile o zamana kadar aldığı ödüllerden çok fazlasını alır. Bu fuarda Osmanlı Devleti, dokumacılık, el sanatları ve deri işlemeciliği alanlarında Avrupa ülkeleri ile rekabet edebilecek düzeyde olduğunu göstermiştir.

Bu fuar sonrası Osmanlı, artık yeterli deneyime sahip hale gelmiş ve bir yıl sonra, 1863 yılında, bu bildirinin konusu olan 1863 Sergi-i Umumi-i Osmani’yi organize edecektir. Uluslararası fuarcılıkta deneyim sahibi olmaya başlayan Osmanlı devleti, kendi fuarından dört yıl sonra yapılan II. Paris Fuarı’na da katılmıştır.

1867 – Paris II. Uluslararası Fuarı : O zamana kadar yapılan fuarların en görkemlisidir. 165 Dönüm arazi üzerine kurulan fuara, 32 ülkeden 60 bin üretici katılmış ve altı ay açık olan fuarı 6,8 milyon kişi ziyaret etmiştir. Fuar geceleri de ziyarete açık olmuştur. İlk takma bacak, ilk hidrolik asansör bu fuarda yer almıştır. Bu fuarın Osmanlı İmparatorluğu açısından birçok özelliği vardır. Padişah Sultan Abdülaziz fuara katılmış ve III. Napolyon ile birlikte ödül törenine iştirak etmiş ve on binler tarafından izlenmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun bu fuarda tarım, sanayi, el sanatları, güzel sanatlar dallarında 64 kategoride ve 4.946 üretici ile katıldığı bilinmektedir. Türk fuarcılık tarihinde bu fuarda sergilenen ve birçok dalda ödül alan ürünler ile Osmanlı’nın Batı yaşam tarzını etkileyen Doğu modasının pekişmesinde önemli rol aldığı ileri sürülmektedir.

1873 – Viyana Uluslararası Fuarı : Avusturya – Macaristan İmparatorluğu tarafından Viyana’da organize edilmiştir. Ama kendisinden öncekilerden daha görkemli değildir. 42 Dönümlük alan üzerine 53.000 pavyon yer almış ve fuarı açık olduğu yedi ay içinde 7 milyon kişi ziyaret etmiştir. Fuarda yedi binadan oluşan Osmanlı Mahallesi’nin oluşturulduğu dikkati çekmektedir. Ve Osmanlı’nın ilk kez değerli mücevherlerini bu fuarda sergilendiğini ve fotoğraflarla Osmanlı kıyafetleri, Osmanlı Mimarisi ve Boğaz ve İstanbul adlı üç kitabın da kültürel tanıtım açısından fuar için hazırlanıp, götürüldüğünü belirtmek gerekmektedir. Bu fuar, çağdaş fuarcılık akımında Osmanlı’nın – 1863 fuarı ile birlikte – önemli bir yer edinmesini sağlayan etkinlik olmuştur.

1889 – Paris Uluslararası Fuarı : Fransız devrimin 100. yılı dolayısı ile yapılan fuar 237 dönüm arazi üzerine kurulmuş ve 61.722 üretici katılmıştır. Beş ay açık kalan fuarı rekor düzeyde kişi (28.121.975 kişi) ziyaret etmiştir. Plakçalarların (pikap) sergilenmesi ve Eiffel kulesinin bitirilerek ziyarete açılması fuarın iki yeniliği olmuştur. Fransız devriminin getirdiği fikirlere katılmayan Osmanlı Devleti, birkaç devlet ile birlikte fuarı protesto etmiş ve katılmamıştır. Fuarın, Fransa’nın gücünü ortaya koyan bir havada organize edilmesi, Osmanlı’yı haklı çıkaran bir davranış olmuştur. Ama Osmanlı’nın kişisel katılımları olmuştur. Özellikle Osman Hamdi Bey, Halil Paşa gibi önemli ressamların eserleri ile katılmaları ilgi çekmiş ve kendileri ödüllendirilmişlerdir.

1893 – Chicago Uluslararası Fuarı : 1853 New York fuarı ve 1879 Philadelphia fuarından sonra, ABD’nin dünya fuarcılık alanında üçüncü fuarı olmuştur. Amerika kıtasının keşfinin 400. yılı dolayısı ile düzenlenen fuara 50 ülkeden, 50 bin dolayında üretici katılmış ve fuar açık kaldığı beş ay içinde 27 milyon kişi tarafından ziyaret edilmiştir. 1853 Fuarında olduğu gibi bu fuar da ABD’nin Avrupa karşısında sanayi üstünlüğünü sergilemeye dönük bir nitelik taşımıştır. Bir kent görünümünde 686 dönümlük alanda gerçekleştirilmesi, şehir ölçeğinde gerçekleştirilen ilk fuar olma özelliğini kazandırmıştır. Bu nedenle Osmanlı’nın fuara örnek bir Türk köyü inşa ederek katılması anlamlı olmuştur. Halı, kumaş, mobilya, çini, silah ve gemi maketleri yanında altın ve gümüş nakışlar ve mücevherler ile fuara katılan Osmanlı, fuar alanında bir de cami inşa etmiştir. Fuar ile özel olarak ilgilenen II. Abdülhamit’in, batıya Osmanlı imajının tanıtılmasını amaçlayan, Osmanlı fotoğraflarından oluşan bir koleksiyon gönderdiğini ve bu koleksiyonun fuar sonrası ABD Milli Kütüphanesine bağışlandığını da belirtmek gerekmektedir. “ (5)

Sormak gerekiyor :

Osmanlı Devleti ve Yöneticileri olan Padişahlar, bizlere böyle mi tanıtıldı ?

“Memleketime demir yolu yapılsın da, isterse sırtımdan geçsin, razıyım (***) diyen Abdülaziz’in mükâfatı, ne oldu bilir misiniz ?

Tahttan indirilerek, üç gün sonra ölüme terk edilmek. (bileklerinin kesilerek, intihar süsü verilmesi)

Bu insanların beş parasız, tüm aileleri ile sokağa atılmaları… Emeklerinin karşılığı bunlar mı olmalıydı ?

www.canmehmet.com

Devam edecek…

Resim : Osmanı Devletinde Ağır Sanayi Yatırımlarına Bir Örnek : Yalıköşkü Demir ve Makine Fabrikası. Serdal Soyluer.

Teşekkür: Konu ile ilgili makalelerin İngilizceden Türkçeye tercüme edilmesine değerli katkılarından dolayı evladım Yılmaz Tamer Argüç’e teşekkür ediyorum.

Açıklama ve Kaynaklar :

(*) (Dünya Bankası ve) IMF, resmi kuruluş felsefesini şöyle açıklanmaktadır: “Global finansal düzeni takip etmek, ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak, aynı zamanda teknik ve finansal destek sağlamak, milletlerarası ekonomik meselelerle uğraşmak…”

(**) (Daha fazlası için bakınız: http://www.canmehmet.com/merkez-bankalari-kuresel-sermayenin-yerel-subeleri-midir-2.html

(***) “İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan demir yolu hattı(Rumeli) yapılırken önce Yedikule- Küçükçekmece arasındaki banliyö hattı devreye giriyor. Bir süre sonra ise Yedikule’de inen halkın ‘şehir merkezine uzak’ şikayetleriyle hattın Sirkeci’ye uzatılması gündeme geliyor. Bu da hattın Topkapı Sarayı’nın bahçesinden geçmesi demek. Sadrazam ve demiryolu şirketi yapımda kararlı ancak ‘Sarayburnu buhar dumanıyla boğulacak’, ‘Yabancı bir şirketi bu kadar içimize sokmayalım’ diyenler ile Yedikule-Eminönü arasında taşıma yapan İstanbul Atlı Tramvayları karşı çıkınca tartışma başlıyor. Sadrazamın ‘Mal sahibi karar versin’ önerisi üzerine Sultan Abdülaziz’in ‘Memleketime demiryolu yapılsın da isterse sırtımdan geçsin, razıyım’ sözüyle sorun çözülüyor.

(1) Osmanlı Tarihi, VI. Cilt, Islahat Fermanı Devri 1856-1861, Ord. Prof. Enver Ziya Karal; birinci bölüm, Paris antlaşmasının imzalanmasından Abdülmecid’in ölümüne kadar siyaset olayları (1856—1861) s.210 – Daha fazlası için bakınız :  http://www.canmehmet.com/yuksek-askeri-sivil-teknoloji-ureten-borc-odeyen-bir-turkiyeyi-kim-ve-neden-istemez-1.html

2) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız : http://www.canmehmet.com/turkiyenin-dis-borcu-imf-ve-dunya-bankasinin-gercek-yuzu.html

3) http://www.haksozhaber.net/kocun-imf-hesabi-13650yy.htm

(4) REBIRTH OF TURKEY. Yazar : Clair Price. (Türkiye’nin Yeniden Doğuşu). New York, 1923, Sahife : 93. (“Osmanlı’nın Tasfiyesi”, Cengiz Yazoğlu, kitabından dip not).

(5) XIX. Yüzyılın İkinci Yarısında Uluslararası Osmanlı Fuarı : 1863 – Sergi-i Umumi-i Osmanî. Haluk Kanca, Dünya Ticaret Merkezi. (Bu bildiri, 19-22 Haziran 2013 tarihlerinde İstanbul’da organize edilen III. Balkanlar ve Ortadoğu Ülkeleri Muhasebe ve Muhasebe Tarihi Konferansı’nda İngilizce olarak sunulmuştur.)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*