(Okuma Süresi : 8 Dakika)
Lozan’da Yeni Devlete verilen ev ödevlerine geçmeden antlaşma masasına hangi şartlarla ve kimlerle oturduğumuza bakılması gerekmektedir.
Osmanlının parçalanmasına bilinçli ve planlı olarak katılan: Jön Türkler-İttihatçılar-Türkçüler gerçeğinde kimlerdir?(A)
(A) ÖNEMLİ NOT :
Dip not bölümüne: 07.08.1919 Tarihli ALEMDAR Gazetesi’nde, “Başyazı” başlığı altında, Refiğ Cevad tarafından kaleme alınmış : “TÜRK BİRLİĞİ MASKESİ” isimli yazı : O günleri ve “Türkçülük !” konularını anlamaya çalışanlara önemli olduğu aşağıda verilmiştir.
**
Otu Çek Köküne Bak !
Osmanlının Tasfiyesi ile Yeni Devletin Kuruluşunun vitrinindeki oyunculardan Haham Hayim Nahum ile Avukat Emanuel Karasu “Evrensel İsrail İttifakı” okullarında hangi amaçlarla yetiştirildiler ?
Fondation de l’Alliance israélite universelle – Evrensel İsrail İttifakı – Kuruluş : Paris, 17 Mayıs 1860
“… Fransız kültürü ve dilinin taşıyıcıları olan okullar, 1862’den itibaren Akdeniz’in dört bir yanında ve Balkanlar’da kuruldu. Fas’tan Türkiye’ye, Filistin’den Bulgaristan’a kadar nesiller boyu genç erkekler ve ilk kez genç kızlar, İslam topraklarındaki egemenlik koşullarından kurtulmalarını sağlayacak bilgiler edindiler… “ (1)
Lozan’da İnönü’nün danışmanı Hayim Nahum ile Yüzbaşı Mustafa Kemal’in Kayıtlı olduğu Risorta Locası’nın kurucularından Emanuel Karasu’nun yetiştirildikleri okulun kuruluş amacı : (Yahudilerin) ‘İslam topraklarındaki egemenlik koşullarından KURTULMALARINI SAĞLAYACAK BİLGİLER EDİNMELERİ’ dir.
Açık ifadesi ile : Alliance Okulları, Yahudi gençlerine (Osmanlının parçalanması sonrasında Filistin’de) bir devlet kurmalarının yolunu öğretmektedir.
**
Osmanlı, “Jön Türk” ve İttihat Terakki Maskeleriyle Mason Derneklerinde çembere alınmaktadır :
“…Öz Sefarad Yahudisi bir aileye mensup olan Emmanuel Carasso (Türkçeleştirilmiş haliyle Emanuel Karasu) (1863-1934) Selanikli bir avukat iken, İtalyan Grande Oriente adlı büyük mason locasının Macedonia Risorta isimli yerel bir şubesinin Selanik’te kurulmasına ön ayak olmuştur. (Canmehmet : Yüzbaşı Mustafa Kemal bu locada kayıtlıdır. Bakınız Dip not :(B) Selanik’teki bu yerel şube,…1908 Jön Türk Devrimi’nin merkezlerinden biri haline geldi…31 Mart Vakası sonrasında II. Abdülhamid’in hal’edilmesine karar verilince bu haberi devrik sultana bildiren dörtlü heyette Karasu’nun da yer alması, onun siyasi kariyerindeki en meşhur olaylardan birisi olmuştur..(2)
**
“…Türklerin Kara Su (“Kara Su”) dediği Emanuel Carasso (ö. 1934), bir avukat ve Selanik Mason locasının, Macedonia Risorta’nın başkanıydı. Onun nüfuzu sayesinde Jön Türkler, Mason locasını gizli toplantıları için kullanabildiler. Jön Türk devriminin başarısından sonra ödül olarak İTC’de etkili bir konum elde etti ve önce Selanik’te, ardından İstanbul’da Osmanlı parlamentosunda milletvekili oldu. Talat’a (Paşa) yakın bir isim olarak ekonomik alanda aktifti ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Berlin’deki Yahudiler de dahil olmak üzere Yahudilerle bağlarını sürdürdü…” (3)
**
Tesadüfler bir işaret midir ?
“…Sultan Abdülhamid’i tahttan indiren İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisinde çok sayıda Alliance ( Evrensel Yahudi Birliği”) mezunu vardı. Üstelik bu kişiler, Cemiyet’in sıradan üyeleri değil, bizzat kararlarıyla Cemiyet’in politikalarına yön veren özel seçilmiş aktörlerdi. “Mesela İttihat ve Terakki politikalarının belirlenmesinde büyük rol oynayan Talat Paşa, Edirne (Yahudi) Alliance okulunda Türkçe öğretmenliği yapmıştı.
Sultan Abdülhamid’i deviren Hareket Ordusuna Yahudilerden gönüllü asker toplayan 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, cumhuriyet döneminin Milli Eğitim Bakanlarından Dr. Reşid Galib, İttihat ve Terakki Cemiyetinin fikir babalarından Feylezof Rıza Tevfik, “Türkçü” Çınaraltı Dergisinin yazarlarından şair Yusuf Ziya Ortaç, İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi ve dönemin Hahambaşısı Haim Nahum, Siyonizm’in Cemiyet içerisindeki temsilcileri Emmanuel Carasso (Karasu), Nesim Russo, Nesim Masliyah ve Sultan Abdülhamid’i iktidardan uzaklaştıran Hareket Ordusunun ünlü komutanı Mahmud Şevket Paşa… Hepsi de (Yahudi) Alliance okullarında eğitim görmüştü.” (4)
**
İttihat Terakki Niçin kuruldu ?
“…1906’dan itibaren Selanik’te kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti , Osmanlı subayları üzerinde nüfuz sahibi oldu. 1907’de Paris’te toplanan kongre, siyasi bir program üzerinde anlaşmaya vardı:..” (5)
Bu ifade ne anlama gelmektedir ?
“…Alliance (Evrensel Yahudi Birliği) okullarında okumuş (Osmanlı subaylarından) Mahmut Şevket Paşa’nın Sultan Abdülhamid’e karşı 1909 yılında yaptığı darbeyi büyük bir sevinçle karşılayan siyonistler, bu göreceli özgürlük ortamını kendi amaçları doğrultusunda kullanmayı çok iyi bilmişlerdi. Zira Meşrutiyet süreciyle birlikte Kutsal Topraklar’daki Yahudi nüfusu tam üç katına çıkmıştı.” (6)
Yukarıdaki bilgi ve belgelerden anlaşılan, İttihat Terakki maskeli operasyonların hedefi, Filistin’de bir Siyonist Devletinin kurulması, Osmanlının tasfiyesidir.
**
“Devlet Kuran Dernek…
Joseph Niego,…İsrail devletinin kuruluşuna giden yolda önemli görevler üstlendi….Niego, B’nai B’rith Teşkilatı, Dünya Siyonist Örgütü ve Alliance Israelite Üniverselle tarafından kendisine verilen bütün görevleri başarıyla yerine getirdi. Ancak Niego’ya verilen belki de en önemli görev; B’nai B’rith Teşkilatının Balkanlar, Ortadoğu ve Türkiye’yi kapsayacak XI. Büyük Bölge Locasını kurmaktı. 1911 yılına kadar Osmanlı coğrafyasındaki Siyonist örgütlenmeleri Alliance eliyle yürüten B’nai B’rith Teşkilatı, bundan sonraki bütün faaliyetlerini artık doğrudan kendine bağlı localar eliyle yürütmek istiyordu.
…Tarihler 8 Mayıs 1911’i gösterdiğinde, B’nai B’rith Teşkilatının İstanbul XI. Büyük Bölge Locası kurulmuştu…678 Sayılı bu ‘Constantinople’ Locası, faaliyetlerine resmen 12 Kasım 1911 yılında başladı. İstanbul’daki locanın “Hamenora” isimdi bir de dergisi vardı. Locanın merkezi, Beyoğlu Minare Sokak, No ll’de bulunuyordu. XI. Büyük Bölge Locasının 1. Dünya Savaşından üç yıl önce, Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sadece iki yıl sonra kurulmuş olması, aslında her şeyin özeti gibiydi. Zira bu loca kurulduktan üç yıl sonra, Teşkilat’ın İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisindeki üyeleri Emmanuel Carasso ve Parvus Efendi sayesinde, Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşına sokulup parçalanması sağlanacaktı…”(7)
**
Tesadüfler bir işaret midir ?
Ve Hahambaşı Hayim Nahum…
“…Kasım 1922’de Lozan’da barış konferansının yapılacağı anlaşılınca, Haim (Hayim) Nahum Efendi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından müzakerelere katılan heyete danışman olarak davet edildi...”(8)
**
Tesadüfler bir işaret midir ?
“…Lozan heyetinin ünlü delegesi Dr. Rıza Nur, Haim Nahum’un şüpheli ilişkilerinden kaygı duymuş, Türk heyeti adına vermiş olduğu demeçlerden rahatsız olmuştu. Şüphesiz Lozan görüşmelerinde ilginç olan, sadece (Haham) Nahum Efendi’nin…İsmet Paşaya ‘danışmanlık’ yapması değildi.
Zira pazarlık masasının karşı tarafında da (Nahum Efendi gibi) bir başka Alliance (Evrensel Yahudi Birliği) mezunu Siyonist Metr Salem vardı.
Öyle ki Metr Salem de Nahum Efendi gibi sıradan biri değildi…., İttihat ve Terakki Cemiyetinin en has adamlarındandı.(*) Dahası, başmüşavirliğini yaptığı Talat Paşa, onun için “Bu memleketin en namuslu adamıdır” bile demişti. İşte bir yanda Alliance (Evrensel Yahudi Birliği) mezunu Haim Nahum Efendi Türkiye Cumhuriyeti adına Lozan Konferansında ‘danışmanlık’ yaparken, bir başka tanıdık Alliance mezunu Yahudi Metr Salem de masanın karşı tarafındaki İtalyanlara ‘danışmanlık’ yapıyordu…”
Açık ifadesi ile : Müslüman Türklere ve Hristiyan İtalyanlara danışmanlık yapanlar, Evrensel Yahudi Birliği’nin yetiştirdikleridir.
**
Hahambaşı Hayim Nahum, “Türklere öyle bir iş ettim ki !”
“…halifeliğin kaldırılmasında büyük rol oynayan Nahum Efendi, gerçek amacına ulaşmıştı. Nitekim Lozan görüşmelerinden sonra halifelik kaldırıldı. Nahum Efendi de göstermiş olduğu başarılar nedeniyle, B’nai B’rith Teşkilat’ı (**)tarafından Yahudilerce en büyük hahambaşılıklardan biri olarak kabul edilen Mısır Hahambaşılığı’na terfi ettirildi.
Nahum Efendi, Lozan’dan sonra Türkiye’ye hiç dönmedi. Nedenini de çevresine şöyle açıklayacaktı:
–“Türklere öyle bir iş ettim ki, bundan sonra Türkiye’de kalmam doğru olmaz…”(9)
**
Tesadüfler bir işaret midir ?
–Yahudiler, 1860’da Paris’te “Alliance İsraélite Universelle” /Evrensel Yahudi Birliği) Okulunu :
–Protestan/Misyonerler ise, 1863’te İstanbul’da Robert Koleji’ni açarlar.
İlginçtir ! Yahudi Alliance mezunu Moiz Kohen (Takma ismi : Munis Tekinalp) ile Robert mezunu Yahudi asıllı Halide Edip, “İttihatçı-Türkçü”dür.
Gerçeğinde bir İslam ülkesinde, özellikle bir İmparatorlukta “Türkçülük-Irkçılık”, Devleti parçalamak için sinsice hazırlanmış bir taktik ve strateji olsa gerek.
**
Osmanlı Toprakları (Misyoner ve Siyonistlerce) iki koldan dinamitleniyor :
Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk Alliance okulu 1867’de Edirne’de kurulmuştur... Edirne’de bir grubun Alliance Merkez Komitesine gönderdiği (davet içeriği)… Alliance Israélite Universelle’in çok saygıdeğer Merkez Komitesi’nden Fransız dilini ve modern bilimlerini öğretecek uygun bir öğretmen göndermek suretiyle bize kıymetli bir yardımda bulunmanızı rica ediyoruz. (*) Alliance’ın kendisine gelen daveti kabul etmesi ile Osmanlı İmparatorluğu’nda Ekim 1867’de Edirne’de açılan ilk okulu, 1870’lerin başında Selanik, İzmir, Hasköy, Balat ve Galata’da açılan diğer okullar takip etmiştir. Alliance 1865-1900 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde 150’den fazla okul açmıştır...(***)(10)
**
Devam edecek…
-Rusya üzerinden gelen “Türkçülük” ile Almanların telkinleriyle gelen “Turancılık”: İslam Birliği- Hilafet için bir tuzak mıydı ?
www.canmehmet.com
Resim : Tarafımızdan düzenlenmiştir.
Açıklama ve Kaynaklar :
(A) ÖNEMLİ : 07.08.1919 Tarihli ALEMDAR Gazetesi’nde, “Başyazı” başlığı altında, Refiğ Cevad tarafından kaleme alınmış : “TÜRK BİRLİĞİ MASKESİ” isimli yazı :
“Türk Birliği” serlevhasını taşıyan bir makalede nazar-ı dikkatimizi câlib (çeken) bazı fıkralar (bölümler) mevcud, bunlar hakkında beyan-ı mütalaaya mecbur olduk.
İttihatçıların son derece aşk ile, şevk ile sarıldıkları bir cereyan vardır ki, koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nu cüz’i bir zaman zarfında izmihlal (yok oluş) çukurunun tabanına kadar sürüklemişti : Turancılık.
Harita-i hakikiye-i alemde nam ve nişanı görülmeyen bu ülkünün serâb-ı muğfeli (gaflet hayali) arkasından koşturulan millet, o emel-i mev’uda (vaad edilene) yetişmeye ne vakit bulabildi, ne de hâl.
Turancılık bu memleketi mahv eylemiştir. İttihad ve Terakki’nin, Âli Kemal Bey’in dediği gibi maymunluklarından, maskaralıklarından biri ve belki birincisi, bu Turancılık meselesi olmuştur. Asrî bir milliyet cereyanı olmuş olsaydı, bir dereceye kadar belki yaşar ve o şekil propaganda, bir ehemmiyet-i mahsusa kesbederdi (kazanırdı).
Fakat öyle olmadı. Türkçülük cereyanı yürüye yürüye, ilerleye ilerleye kaf dağına kadar dayandı. Alageyikler boynuzlarını salladılar, kurdlar deliklerinden dışarılara uğradılar, yaylar kuruldu, oklar pertâb eyledi (atıldı). Atlar kişnedi, kımızlar içildi, kağnılar yürüdü. Bunlara biz, çocukluğumuzda “masal masal mâtitas” derdik.
Sonra ne olmuş ? Yirminci asırda alageyikleri, kurdları hayvanat bağçesinde kafes içinde seyrederler. Yaylar, oklar silah müzelerinde teşhir edilir. Atlar yarış yerlerinde görülür. Kımız dedikleri at sütünü ise daha tatmak nasip olmadı. Kağnılara gelince, onun hayvanat-ı bakariye (sığır cinsi) hesabına büyük bela olduğunu anlatmak için bizler gibi Anadolu’yu gezmeli.
İşte o zaman da bu millet, Türk Birliği filan diye tatlı kelimelere avutularak, bir cereyana girmiş, başına gelmedik felaket kalmamıştı. Bununla beraber, biliyoruz ki zaman, o zaman değildir.
Memleketin o vakitki vaziyeti ile şimdiki vaziyeti arasında dağlar, dereler vardır. Böyle olmakla beraber, şimdi Türk Birliği terânesi ile ortaya atılan zevat-ı muhtereme, o zaman da aynı terâne ile dem-sâz (dost) olmuşlar, aynı nakarata usül (tempo) tutmuşlardı.
Umumiyetle milliyet cereyânının aleyhinde değiliz. Çete’nin (ittihatçıların) yaptığı milliyetçilik, milliyetçilik değil; âdeta haydutluktu, Mınakyan (tiyatro) Kumpanyası’na bir genç, Timurlenk unvanlı bir piyes yazmış ve Timurlenk’in Osmanlı Padişahlarından birini mağlup eylemesi, bu Osmanlı gencinin şedid (şiddetli) ruhunu ve asabiyet-i kavmiyesini incitmiş olacak ki, piyesi Timurlenk aleyhinde yazmış.
Tiyatroda aktör, suflör, rejisör derhal yakalanıp polis müdüriyetine celp ediliyor. Hepsi sıra dayağından geçiriliyor. Bu rezalet, mevcut olan Osmanlı Devleti’nin payitahtında, irâdâtı (iradeleri) câri olan bir Osmanlı Padişahı’nın tahtgâhında yapılıyor.
Halbuki önümüzde diğer anâsır vardı ki, milliyet cereyanlarını pek güzel idare ediyorlardı. Rumlar, Ermeniler o mükemmel teşkilatları ile gerek tahsile, gerek sâir hususâta ait işlerini pek güzel tedvir eyliyorlardı (yürütüyorlardı).
Biz ise her şeyi zor-u pazu ile yapmak hissine kapılarak, anâsırı zorla kendimizden soğutuyorduk. Bugünkü vaziyet bir emr-i vâki mahiyetindedir. Kabul ediyoruz, biz de vahdet-i milliyeyi tesis ve kabul edelim : Kiminle ? İttihatçılarla mı ? Asla.
Bunlarla aramızda meslek (yol-siyaset) nokta-i nazarından öyle derin bir uçurum vardır ki, bu derinliği İttihatçıların harplerde öldürttüğü vatan evladlarının ecsâdı (cesetleri) bile dolduramaz.
Vahdet-i milliye mi ? Bunu memleketimi felakete sürükleyerek, izzet-i nefs-i millimi tâ can evinden vurup öldüren adamlarla mı yapacağım ?
Bugün Yunan Politikası’na taraftar olanların yüzümüze karşı bin türlü hakaretler yapmalarına sebep olan kimlerdi ? Daha geçen gün gazeteme yazdığım bir vakayı, kari’lerimiz (okuyucularımız) unutmamışlardır. Terbiyesiz bir tramvay kondüktörü, yüzümüze karşı ne din, ne iman bırakmış, elini göğsüne vurarak “ben ne istersem söylerim, çünkü ben Rum’um” diye bağırmıştı (not : bu yazıyı çevirmiştik).
Onlara bu sözü söyletmeye sebep kimdir ? İttihatçılar değil mi ? Tarik (gazete?), nihabet söylemek istediğini açıkça ortaya atıyor.
Türklüğün birliğini idhal eden avâmilden (âmillerden) birisi de, “İttihatçılık, İtilafçılıktır” diyor. Elbette ve elbette böyle olacak. Yalnız Türklüğün Birliğini değil, koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun mevcudiyetini ihlal eden âmil İttihatçılık idi.
Ve bugün Hürriyet ve İtilaf’ı lekelemek isteyen, resmen yok edilen İttihad ve Terakki’ye, Hürriyet ve İtilaf’ı da katıştırarak, bu suretle udvâ-i kebiri (büyük düşmanı) bulundukları fırkadan kurtuluvermek de, İttihatçılığın en kurnazca çevirdiği fırıldaklardan biri değil midir ?
İttihatçılar Türk değil miydi ? İttihad ve Terakki, deve gibi kükreyerek memlekette mukaddesat namına ne var ise mal eyledikleri zaman, yalnız Türklüğü değil memleketi, hatta milleti parçalıyorlardı. O zaman bugün vahdet-i milliye nefretiyle davul çalan zevat-ı muhtereme, ağzınızı açıp da :
“Aman ne diyorsunuz ? Türklük mahv oluyor. Milleti böyle çala-satır kesmekte mânâ yok !” demediler.
Yine öyle derinlerde, kulüplerde toplanarak, kendilerinden olanı efrad-ı milliye-i hakikiyeden (sayıp), olmayanları insandan bile addetmediler. Eğer bu adamlar o zaman uhdelerinde düşen vazifeyi ifa eylemiş olsalardı, şimdi bu sözleri söylemek hakkında bir dereceye kadar malik bulunuyorlardı.
Fakat kimisi Almanya İmparatoru’na Nobel Sulh Mükâfâtı vermeyi teklif eder, kimisi de Tal’at gibi bir tulumbacıya taabbüd ederken (boyun eğer-tapınırken), bugün bu laflara pabuç bırakılmaz.
İttihad ve İtilaf cereyanlarına ne suretle hitam vereceğimizi bilmiyoruz. Bunun için şu suretle hareket etmek ve şöyle söylemek icap eder :
– Filhakika, memleket bu hale geldi. Osmanlı İmparatorluğu’nu, İttihad ve Terakki mahv etti. Yedi bitirdi. Orduyu donanmayı yok yere mahv etti. Çaldı, çırptı. Milleti kırdı geçirdi. Kesti astı. Halka ekmek yerine taş yedirdi. Bütün şuabat-ı idarede (şubelerinde) para pul bırakmadı. Buna mukabil, birçok mensubîni Mal-ı Kârun’a malik oldu. Ama ne yapalım ? Olmuş ile ölmüşe çare var mı ? Kapayınız gözünüzü. Uzatınız elinizi. Hep birden affedelim. Fakat neticede millet, uşaklık edecekmiş, mahkum olacakmış. Harp veya sâir suretle kesb-ı servet (elde) edenler, Türk milletinden değil mi ? Onların zenginliği, milletin zenginliği demektir. Ne olur ? Unutuverelim adam, unutalım !
Bundan başka söyleyecek bir şey yoktur. Bu ise öyle bir zirvedir ki, ancak Tarik’çilerin vesairenin dimağlarında yer bulabilir. Millet memleket böyle yaldızlı hapı yutmaz. Böyle dolmalara kulak asmaz…”
**
(B) “…Atatürk’ün 100. doğum yılı münasebetiyle Mimar Sinan dergisi bir özel sayı çıkarmıştı. Bu sayı içerisindeki yazılarda Atatürkçülüğün masonluğa eşit olduğu ve birbirinin aynı olduğu belirtiliyordu. Bu özel sayıda baştan sona Kemalizm-masonluk yakınlığı dile getirilmiştir…Daha sonra (17 Temmuz 1978) Şûra dergisi bu olayı kapaktan vermişti. Ayrıca Paris’e gittiğimde, ‘Dictionaire Universal de la Franc maçonnerie’ (Paris-1973) isimli mason kaynağından aldığım belgeyi de 1 Aralık 1978 tarihli 153 sayılı Sebil dergisi neşretmişti. Neşredilen belgelerimde Türkiye’de ilk kez, Atatürk’ün de bir mason olduğunu ve locasının “Macedonia Risorta et Veritas” locası olduğunu ispatlamıştım. Yayımladığım belgelere ne bir resmî kaynaktan ve ne de bir mason locasından bugüne kadar bir tekzip almadım. Belgelerimin aleyhine de herhangi bir yerde yazı yayımlanmadı. İtalyan mason dergisi ‘Rivista Masonica’, Ocak 1973 tarihli sayısında Atatürk’ün, ölümüne kadar faal bir mason olarak hayatını sürdürdüğünü ve ‘Macedonia Risorta et Veritas’ adlı locaya kayıtlı olduğunu küstahça belirtmiştir…“(Kaynak : AHMET KABAKLI, “TEMELLERİN DURUŞMASI 2 GAZİ VE ATATÜRKÇÜLER” Sh: 130-31. ON BİRİNCİ BASKI
(*)”Samiha Ayverdi’nin “Bir Dünyadan Bir Dünyaya” isimli eserinde belirttiği gibi”(Aktaran : Murat Akan)
(**)B’nai B’rith Teşkilatı : “Amerikan yasalarına göre aslında sıradan bir “Yahudi Dayanışma Derneği” statüsünde kurulmuştu. Ancak kısa sürede bunun böyle olmadığı anlaşıldı. Her şeyden önce Teşkilat, kurulduğu günden itibaren gizliliği prensip edinmişti. Örgütün yapılanma modeli ise tamamen mason localarının işleyişini andırıyordu. Her ne kadar tüm Yahudileri temsil etmediği iddia edilse de Teşkilat, loca ve üye sayısını artırdıkça ‘yardım’ kuruluşu misyonundan uzaklaşarak, adeta tüm Yahudilerin ‘siyasi temsilcisi’ gibi davranmaya başlamıştı. Bu misyon değişikliği, açılan yeni localara verilen isimlere de yansıyordu. Mesela Isaac Rosenbourg tarafından kurulan 2 Nolu yerel locanın adı Siyon, 3 Nolu locanın adı ise Kudüs’tü. Dahası, örgütün temel hedefleri arasına Yahudilerin hâkimiyetinde kurulacak ‘tek dünya devleti’ ideali bile konmuştu.(Murat Akan) .
(***)Ertuğrul,H. (2002):Kültürümüzü Etkileyen Okullar, Sh: 130-31. (Murat Akan dipnotu)
(1) Yazar : (Yahudi asıllı) Simone Veil, (Fransa) eski Devlet Bakanı. https://francearchives.gouv.fr/pages_histoire/39720 (18.09.2025/15.39)
(2) “Emanuel Karasu’nun İtalyan Olmasının Öyküsü: Osmanlı İmparatorluğu’nda Egemenliğin Sınırları, Tabiiyet Meseleleri ve bir Biyografi” Ramazan Hakkı Öztan, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/4056810
(3) JEUNES–TURCS ET LE SIONISME. Jacob M. LANDAU LES. https://www.perseee.fr
(4) Soner Yalçın, Efendi 2, Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Doğan Kitap, İstanbul, 2010, s. 114. (Aktaran : “Kozmik Karargah”. Murat Akan. Sh: 47-48-49
(5) https://orientxxi.info/documents/glossaire/jeunes-turcs,0743
(6) Murat Akan, Kozmik Karargah. (Yazarın Kaynağı: Alan Hart, Zionism:The Real Enemy Of The Jews, Published by Clarity Press ine. 2009 s. 9.)
(7) Murat Akan, Kozmik Karargah (Üst Akıl) Sh. 68-69
(8) https://www.salom.com.tr/SalomTurkey/arsiv/haber/96099/chief-rabbi-haim-nahum-effendi
(9) Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 14.11. 2003. Aktaran : Murat Akan.
(10) ALLIANCE ISRAELITE UNIVERSELLE: OSMANLI YAHUDİLERİNİN DÖNÜŞÜMÜNDE BİR İTİCİ GÜÇ
Dr.Evrim GÖRMÜŞ.(*) Yazarın kaynağı : AAIU, Turquie IV.E. 18 Haziran 1867 tarihli mektup. Mektupta imzası bulunanlar: Joseph Chouchami, Samuel Sabetai Pisa, Salomon Bohor Eliakim, Yochai Nardea, Elia Navon (Rodrigue, 1997,81). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1168364
https://canmehmet.com/ve-gercekler-osmanli-cumhuriyete-hangi-yenilikleri-devretti-10
