“Osmanlı İmparatorluğu’ dosyasını açıyoruz; Osmanlı, çağdışı, geri kalmış devlet miydi? (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Abdülhamid Denizaltısı (Taşkızak Tersanesi, İstanbul, 1896) Resim; Vikipedi'den alınmıştır.

Abdülhamid Denizaltısı (Taşkızak Tersanesi, İstanbul, 1896)

 

“Osmanlı, bir “Güneş –Rüya- Devlet”tir. Tarihte hiçbir milletin başaramadığını başarmış, arkasında (bilinenleriyle) utanılacak bir olay bırakmamış, sadece Hakkın ve Halkın iradesine boyun eğmiştir.

Osmanlının, bir “Güneş devlet” bir rüya devlet olduğunu, maalesef, yabancı ilim insanlarının eserlerinden öğrendik.

Osmanlının, Bir “ileri devlet “ olduğunu, maalesef, Amerikalı ilim insanlarından öğrendik.

Osmanlının, İmalat ve üretim yeteneklerini, çağdaşı olan devletlerden asla geri olmadığını, Batılı akademisyenlerinin araştırmalarından öğrendik.

”Osmanlı idaresi, nüfusu 60 değişik dinlerden, gayri müslim mezheplerden, milletlerden, azınlıklardan oluşan geniş bir coğrafyaya hükmediyordu. İslam tarihinde ilk kez bir İslam devleti bu kadar çok dinli, çok uluslu ve çok kültürlü hale geliyordu. Ama Osmanlı devleti, gerek Arap vilayetlerinde ve gerekse tebaanın vilayetlerinde, her yerin kültürel özelliklerine göre yönetiyordu..” (1)

Günümüzde, kendilerine “Süper Devlet!”, denilenlerin, Osmanlının, Ortadoğu ve Balkanları kimsenin burnunu kanatmadan asırlarca yönetmesine karşılık, bugün acizliklerinden bölgenin nasıl bir kan gölüne döndürüldüğü ibretle izlenmektedir.

Bu kadar geniş bir konuda, Osmanlıyı, yetersiz bilgi ve yeteneğimizden dolayı hakkettiği ölçüde anlatmamız elbette mümkün olmayacaktır. Ancak, bir hakkı teslim manasında, karınca misali bir yürüyüşle de olsa bir niyet ve bir vefa duygusu gösterilmiş olacaktır.

Başlamadan, Osmanlıyı biraz anlamak adına çağdaşları olan devletlerle; Dünyada kullanıma giren İlk Metro, Modern Savaş gemileri, Uçaklar ve Denizaltıların Osmanlıya gelişi ve kullanımı hakkında bilgi verilecektir.

Verilecektir ki, “Osmanlı İmparatorluğu, çağdışı, geri kalmış devletti!” diyenler, bilgilerini yeniden gözden geçirsinler.

Gelecek bölümlerde, Osmanlının devlet ve ordu idaresi, imalat ve sanayi yeteneği, ticaret kapasitesi hakkında mümkün olduğu ölçüde kapsamlı bilgi verilmeye çalışılacaktır.

Dünyada ilk metro kullanımı;

Londra metrosu; “1863 yılında kullanıma giren metro, dünyanın en eski yeraltı ulaşım sistemi olarak bilinmektedir. Birleşik Krallık’ın başkenti Londra ve yakın çevresindeki kentlerini birbirine bağlayan yeraltı raylı sistemidir.” (2)

Dünyanın ikinci metrosu; “Londra’dan sonra dünyanın en eski ikinci metrosu olan Tünel’in yapım çalışmaları 30 Haziran 1871’de başlar. 05 Aralık 1874’de yapımı tamamlanan Tünel, 17 Ocak 1875’te yerli ve yabancı muteber davetli topluluğunun katıldığı görkemli bir törenle hizmete alınır.” (3)

I. Dünya Savaşında Havacılık;

“..Uçaklar neredeyse icadedilir edilmez askeri hizmete de dahil edildiler. Uçakları askeri amaçlı kullanan ilk ülke Bulgaristan olmuştur ve uçaklarıyla Osmanlı cephelerinde keşif yapmak için 1. Balkan Savaşında (1912-1913) kullanmışlardır.

Osmanlı devletinde Havacılık

“..Haziran 1909’da Paris’teki Uluslararası Havacılık Konferansı’na iki Osmanlı pilotunu göndermesiyle Osmanlı İmparatorluğu’nun askerî havacılığının ilk adımı atıldı. Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa tarafından temelleri atılan Osmanlı askerî havacılığı, 1911 yılında Fen Kıtaları Müstahkem Genel Müfettişliği 2. Şubesi bünyesinde Havacılık Komisyonu adıyla faaliyete geçirilmiştir. Havacılık Komisyonu’nun temellerini Fransa’dan satın alınan biri 25 Beygirlik, biri de 50 Beygirlik iki uçak oluşturmuştur…” (4)

Dünyada Modern Donanmaların kullanıma sunulması;

“..Sanayi devriminin sembolü olan buharlı makinelerin gemilerde ilk kullanımı Amerikalı Robert Fulton (1765-1815) tarafından Clermont adlı geminin yapılmasıyla (1807’de suya indirildi) gerçekleşmiştir…

1827 Navarin Baskını ile Osmanlı donanmasının 52 gemisini kaybetmesinin ardından, Sultan Mahmud’un emri ile yelkenli gemi yapımı hız kazanır ve 1837’ye kadar 20’den fazla yelkenli gemi yapılır. Bir taraftan yelkenli gemi yapımı devam ederken 1837-38 yılları arasında ilk buharlı gemiler Swift (Sagir) ve Hilton Joliffe (Kebir), sessiz sedasız İstanbul’a girerler…

Bu, makinenin denizcilik alanında ilk kullanımı ya da denizciliğin, makine gücüne dayalı sanayileşmeye öncülük ettiğini gösteren bir gelişim olarak değerlendirmektedir.

Bir başka deyişle Osmanlı’da makineye dayalı sanayileşme, askeri denizcilik sektörüyle başlamıştır.Takip eden süreçte, buharlı gemilerin teknik donanım ve tamiri için kurulan imalathanelerde makine kullanımı ile sanayileşmenin -1840’lar- Osmanlı’da buharlı gemilerin çoğaldığı bir dönemdir.

Bu dönemde sadece Tersane-i Âmire tarafından buharlı savaş gemileri değil, Hazine-i Hassa Kumpanyası tarafından da ticari maksatlı buharlı gemi filosu kurulmuştur.

Kurulan filonun temel maksadı ise Boğaz’daki yabancı gemi tekelini kırmak ve bunlarla rekabet etmektir; yani yabancı gemilerin varlığı Osmanlı’da ticari buharlı gemilerin kullanılmasında, toplamda ise buharlı gemilere geçiş sürecinde tetikleyici bir rol oynar.

Osmanlı’da buharlı gemiye geçişin son dönemi 1852-1864 dönemidir.

Bu dönem yelkenli çağının sonunun ilanı ve buharlı gemilerin gücünün pekişmesi olarak tanımlanabilir. Bu dönemin en önemli olayı uskurun gücünün kabul edilmesidir. 1851’de Louis Benet isimli bir Fransız mühendis yelkenlilere uskur koymayı teklif etmiş, maddi yetersizlikten dolayı bu fikir reddedilmiş ve fakat bir sene sonra konu tekrar Meclis-i Mahsus’ta tartışılmaya başlamıştır.

Tartışmaların neticesinde raporlar hazırlanır, Padişah Abdülmecid’e sunulur ve nitekim 22 Eylül 1852’de Padişahın fermanı ile yelkenli gemi yapımı sona erer. Böylece mevcut yelkenli gemiler uskur eklenerek buharlı gemilere dönüştürülür. Bu süreçle birlikte yelkenliler kesin bir şekilde yenilgiye uğramış ve buharlı gemilerin gücü pekişmiştir.

Nihai kertede denilebilir ki, Osmanlı’da yelkenliden buharlı gemiye geçiş bir anda değil uzun bir zaman diliminde meydana gelir ve İngiltere’de olduğu gibi serbest tüccarlar eliyle değil, devlet eliyle gerçekleştirilir.

Bu geçiş aynı zamanda Osmanlıların makineye dayalı ilk sanayileşme çabalarına da işaret eder.” (5)

Bitmedi…

Abdülhamid Denizaltısı (Taşkızak Tersanesi, İstanbul, 1896)

Abdülhamid Denizaltısı (Nordenfelt 2), Osmanlı Donanması’nın ilk denizaltısı. Vickers&Armstrong şirketi tarafından İngiltere’de inşa edilip, parçalar halinde Osmanlı’ya getirilmiş, Taşkızak Tersanesinde monte edilerek denize indirilmiştir (1886). 1888 yılında, Sarayburnu önlerinden dalarak akıntıya karşı ilerlemiş ve Üsküdar önlerinde demirlemiş boş bir gemiyi torpidosunu atıp batırararak yabancı devlet temsilcilerine gösteride bulunmuştur. Böylece Osmanlı Donanması; “Hedefe torpido atan ilk donanma” olarak tarihe geçmiştir. (6)

Güneş Devlet’in ne olduğu

İtalyan Filozof Tommasa Campanella Güneş Devlet özlemini anlatmaktadır;

“Filozof Companella, son tahlilde Osmanlı’nın şahsında; her şeyin ideal ve nihaî anlamda tatbik edildiği “Güneş Ülke” özlemini şu şekilde tavsif ve tarif etmektedir:

“Güneş Ülke’yi yeryüzünde bulmak mümkün müdür?

-Fikir hürriyetine. Vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Türklerin varlığı hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin var olacağını bana hissettiriyor.

Madem ki, düşünceyi zindana koymayan, hakikat sevgisini zincire vurmayan bir millet, o cesur, âdil Türkler var; üzerinde yalnız hakikatin, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü bir “Güneş ülke” yarın neden vücut bulmasın?” (7)

“Ütopist, yani hayâlî bir cennet ülke tasavvur eden filozof, bunu yeryüzünde ve zamanında en geniş mânâda gerçekleştirenlerin Türkler olduğunu ifade etmektedir.”

“Şu düşünce Osmanlı devlet adamlarının, ecdâdımızın ne derece yüksek insânî ölçülerle mücehhez bulunduklarını, o devirdeki cemiyetimizin ne kadar hür bir topluluk olduğunu en açık şekilde anlatmaktadır.”(*)

Filozofun ne demek istediği,  yazı bittiğinde okuyanlar tarafından daha iyi değerlendirilecektir.

Devam edecek…

 

Resim; Vikipedi’den alınmıştır. (Abdülhamid Denizaltısı (Taşkızak Tersanesi, İstanbul, 1896)

Yararlanılan kaynaklar;

(*) “Modern zamanlarda Osmanlıyı aramak”, İsmail Çolak,

(1) “TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI”, ERDAL ŞİMŞEK, İstanbul, Şubat 2005, sahife;32

(2)Vikipedi

(3) Geniş bilgi için bakınız; http://www.istanbul.net.tr/istanbul-Ulasim/istanbul-Rayli-Sistemleri/taksim-karakoy-tunel/19

(4) Vikipedi

(5) Vikipedi) (Ayrıca bakınız; Abdülhamid’in Kurtlarla dansı (1-2)

(6)Yazının tamamı için bakınız; http://www.bisav.org.tr/yayinlar.aspx?module=makale&yayinid=184&menuID=3_3&yayintipid=3&makaleid=1163)

(7) Güneş ülkesi, Tommaso Campanella,  ÇAN yayınları, 1965 (Nadir yayınları)

Güneş Ülkesi isimli ütopya eseri ile ünlenen İtalyan Filozof Tommaso Campanella (1568-1639)  şair, yazar ve filozoftur. “Güneş Ülkesi, isimli eser, filozofça bir devlet tasarısıdır. Platon’un devlet’i, Thomas Moore’ın Ütopya’sı çizgisinde, toplum yararını bireyinkiyle bağdaştırıp, halklı bir düzen tasarısı getiren Güneş Ülkesi, sosyal bilimlere eğilenlerin okumadan edemeyecekleri, dünya üniversitelerinde de yardımcı kitap olarak salık verilen ana yapıtlardan biridir.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*