Yüce Milletimiz! İşte Devletimizin anlatmakta zorlandığı “Enerji” gerçeğimiz

Önceki Yazı
Başka bir söze gerek kalmaması için özetlersek; "Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir!" (Winston Churcill, İngiltere Başkanı)

Başka bir söze gerek kalmaması için özetlersek; “Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir!” (Winston Churcill, İngiltere Başkanı)

 

20. yüzyılın bütün savaşları, “Pazar Paylaşımı” üzerine yapılmıştır. 21’nci asrın savaşlarının ana nedeni ise, “Enerji” ve Enerji kaynaklarını denetleme savaşları olacaktır.

Her ülkenin belli bir enerji hassasiyeti vardır ve olmalıdır; fakat Türkiye’nin enerji hassasiyeti, cari açığının neredeyse tamamı enerji ithalatından kaynaklandığı için her ülkeden daha yüksek olmalıdır.

Ancak toplum olarak bu konuda hala seyirci gibiyiz. Tezelden uyanmazsak bu konuda büyük sürprizler yaşayabilir ve enerji konusunun çözümünde çok geç kalabiliriz.

Türkiye’nin yerel enerji kaynakları çok yetersiz. Petrol ve doğalgaz gibi fosil enerji kaynaklarında mutlak bir dış bağımlılığı var. Bu yüzden ulusal ekonomisi sürekli zararda ve bu zararını dış borçla kapatıyor.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek,Enerji ithalatımızı saymazsak cari açığımız olmayacak, dış ticaretimiz başa baş gelecek” dedi. (1)

Enerji gerçeğimizin rakamlarla ifadesi ;

Kaynaklara göre Dünyada ve Türkiye‘de elektrik üretimi ;

Kaynaklar………..……Dünya ………Türkiye

Petrol……………………%5.5……….….%1

Doğalgaz.………….…..%21,3 …..….%46,2

Kömür.…………………..%41,0………%25,9

Hidro.…………………..%15,9…………%24,4

Nükleer…………………%13,5……………%0

Diğer (Yenilenebilir)…….%2………….%1,9

Bu tablodan anlaşılması gereken,

-Dünyada önem sırasına göre elektrik üretimi,

-Kömür Birinci ;

-Doğalgaz  ikinci;

-Hidro üçüncü;

-Nükleer dördüncü sırada yer almaktadır.

Türkiye’de ise;

-Doğalgaz birinci;

-Kömür ikinci;

-Hidro üçüncü sırada yer almasına rağmen,

Nükleer enerji konusunda bir üretimimiz yoktur.

Ki; Nükleer en ucuz ve en temiz enerji türü olmasına rağmen.

Bununla beraber Türkiye, Hem Doğalgaz hem de kömür ithalatçısı bir ülkedir.

Açık tabiri ile, durumumuz rekabetçisi olduğumuz devletlere göre vahim derece düşündürücü’dür.

Burada ciddi bir mesele daha vardır.

Türkiye Doğalgazı İran ve Rusya’dan almaktadır. Bu ülkelerdeki dağıtım sistemlerindeki bir arıza veya öngörülemeyen bir durumda –bir nedenle!”-  gaz akışı kesildiğinde Türkiye’nin durumu ne olacaktır?

Ne olacağını geçtiğimiz günlerde birkaç saatlik elektrik bir kesintiyle hep birlikte gördük.

Nükleer enerjiden yararlanan ülkelere örnek;

-Halen Amerika’da, 104; Fransa’da, 59; İngiltere’de, 19; Kanada’da, 18; Japonya’da, 55 Nükleer Santral hizmet vermektedir.

-Fransa Enerji ihtiyacının yüzde yetmişini (%70); (hatta daha da fazlasını)

-Almanya ve Rusya ise, elektrik ihtiyaçlarının yüzde onbeş’i (%15) Oranında nükleer santrallardan elde etmektedir. Ki; Rusya bir “doğalgaz satıcı-ihracatçısı”dır.

Enerji ve Elektrik üretimi, yeterliliği konusunu biraz daha açarsak;

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılıktan kurtulması mevcut durum ve şartlarda çok kolay değil.

Böyle bir ülke zaten dünyada yok. Burada önemli olan dışa “Bağımlılık” oranıdır.

Çünkü enerjide ulusallaşma oranını sahip olunan kaynaklar belirliyor.

Bu noktada “Yerli potansiyelimizin tamamını kullanabildiğimiz noktaya geldiğimiz zaman Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı yüzde 50+50 olabilecektir.”

Üç ana enerji kaynağı vardır;

-Su enerjisi, hidrolik enerji olarak bilinir,

-Kömür, petrol ve gaz enerjisi, termik enerji olarak bilinir,

-Çekirdek enerjisi de nükleer enerji olarak bilinir.

Alternatif (yenilenebilir) enerji kaynakları; Rüzgar, Güneş, Jeotermal, Biomas, Güneş Pilleri, Deniz Dalga ve Gel-Git olayı vb.

Yerel Kaynaklarımıza göz attığımıza görülenler;

“Ülkemiz su kaynaklarının %15’i kullanılmaktadır” efsanesi doğru mudur?

Su zengini ülkelerde yılda kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı 8.000-10.000 m3’ten daha fazladır. Türkiye su zengini bir ülke değildir. Kişi başına düşen yıllık su miktarına göre ülkemiz su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1.500 m3 civarıdır.

“Ülkemiz Kömür kaynakları âtıl beklemektedir.” İddiasının doğrusu; (Kaynak: 15. Kömür Kongresi Bildirgesi-2006 MTA),

Ülkemizin toplam Kömür rezervi 8.2 milyar ton olup 3.5 milyar tonu Afşin-Elbistan da dır . Kalorisi ise 1100 civarıdır. Ancak açık işletme olması, ülkemiz için en büyük fırsattır ve bu fırsatı da devlet değerlendirmiştir. Afşin-A santralinden sonra Afşin-B elektrik üretim tesisi hizmete girmiş olup maksimum 7 santral yapılabileceği ve bu halde de 40 yıllık rezerv gözükmektedir.

Santral sayısı kömürün kullanım süresini belirlemektedir. Bu tablo da kömür konusunda da ülkemizin zengin olmadığını açıkça belgelemektedir.

“RÜZGAR Enerjisi tüm elektrik sorununu çözer!” Mi?

“1000 MW’lık bir nükleer santral yatımı 1.5 milyar dolara mâl olurken aynı elektriği üretmek için 6 milyar dolarlık Rüzgâr yatırımı yapılması gerekliliği ortadadır. Ayrıca bu yatırım rüzgâr esmediği zaman atıl duracaktır. Zâten bu GERÇEK Rüzgâr santralı bir hidroelektrik yada termik santral tarafından desteklenmesi gereğini 2. maddede açıkça yazmaktadır. Bilimsel gerçekler böyledir. 45.000MW’lık ülke kapasitemizin toplam rüzgâr yatırım tutarı ise 270 milyar dolar gibi çok yüksek bir değerdir. Eşdeğer nükleer yatırımı ise 68 milyar dolardır. Toplamda 45 adet nükleer santrale karşılık 270.000 adet rüzgâr yatırımı yapılması gerekmektedir. Bu veriler Rüzgâr efsanesinin ne boyutta olduğunu belgelemektedir..” (2)

Dünyada nükleer santral sayıları hızla azalmamakta aksine artmaktadır.

Dünyadaki nükleer santraller 1960’lar da yapılmaya başlanmış hızla artarak şu anda 443 âdete ulaşmıştır. Ayrıca inşâ halinde 28 adet, sipariş aşamasında ise 64 adet nükleer santral vardır. Projelendirme aşamasında ise 158 NS vardır. Batıda nükleer santrali olmayan ülke yok gibidir.

Ancak doğudaki tüm İslam ve Türkî cumhuriyetlerde maalesef BİR adet santral mevcuttur. O da Pakistan’dadır. Yani SKOR 442-1 dir.

Ana mesaj bu sayının altında yatmaktadır. Sayılar bizden, yorum sizden !!

ABD ve Avrupa nükleer santral yapımından vazgeçmemiştir. Çünkü…

“Finlandiya’da nükleer santral inşaatı devam etmekte ise de AB içinde elektrik üretimi ortalama %32’dir. Fransa’da ise 2 yeni santral devreye alınmıştır ve %80 elektriği nükleerden elde etmeye başlamıştır. Amerika ise 103 nükleer santral ile dünya lideridir. Kanada ise 18 santrale sahiptir. İhtiyaçları kadar yapmaları ve şu anda yapmamalarını “vazgeçtiler” olarak yorumlamak en azından bilimsel değildir, inandırıcı da olamaz…”

Toparlanırsa;

Enerji üretmek için Petrolümüz, (Doğalgazımız) ve yeterli doğal kaynaklarımız (su, kömür vb.) bulunmamaktadır.

Yüksek katma değerli (kazançlı-karlı) Mal-makine üretemediğimiz için ihtiyacımız olan enerjiyi satın almaya paramız (dövizimiz) yoktur. Bu nedenle her yıl yaklaşık 50 milyar dolar açık vererek borçlanmaktayız.

Enerji alacak kaynağı-parayı bulsak dahi, enerji üretiminde dışa bağımlı olduğumuz,  “doğalgaz”ı çeşitli nedenlerle temin edememe riskimiz vardır.

2023 Yılı İhracat hedefi olan “500 Milyar dolar” karşılığı üretimi enerjisiz üretemeyeceğimize göre bu enerjiyi (Petrol-Doğalgaz-Kömür-Su vb) nereden bulacağız?

Bu nedenlerle bizler, Nükleer Teknoloji ile elektrik üretmek zorundayız. Nükleer santrallar bize hem ucuz, hem temiz, hem de ihracatımızda rekabet edecebilecek -düşük maliyet- bir güç sağlayacaktır.

 

Resim; Siyah çerceve içerindeki resmim alındığı yer; https://twitter.com/rmzncaliskan

Yararlanılan kaynaklar;

(1) Daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/yeni-dunya-duzeninde-turkiyenin-enerji-ve-petrol-gercegi-iste-hikayemiz-3.html

(2) Bu konularda yararlanılan kaynaklar ve daha fazla bilgi için bakınız; http://www.canmehmet.com/meraklilari-icin-nukleer-enerji-hakkinda-soylenen-unlu-yalanlar-ve-cevaplari-son.html

-Nükleer bilgi platformu (www.nükte.org)

http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-19789-34-2-abdulhamidin-petrol-haritasi.html  6 Kasım 2006 / HAŞIM SÖYLEMEZ (Dr. Orhan Koloğlu)

-İsmail Altınsoy – Enerji muhabiri-Zaman Gazetesi – 27 Aralık 2007

-Kasım 2012 “KobiEfor” dergisi, sahife 23, Kasım 2012 “KobiEfor”, sahife, 21

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Nükleer enerji ucuz değil bunu anlayın. Artık güneş enerjisi nükleer enerjiden daha ucuz konuma gelmiş durumda. Ezbere konuşmayın, araştırın. Nükleer santralin çağı geride kalıyor. Örnek verdiğiniz santrallerin çoğu yıllar önce yapılmış ya da yenilenebilir enerjinin kısıtlı olduğu ülkerde.

Değerli “Turgut”, Konuya ilginize ve paylaştığınız görüşleriniz için teşekkür ediyorum. Bilirsiniz, tartışmanın en büyük yararlarından birisi de, (karşılıklı) Kör noktaların ve eksiklerin görülmesini sağlamasıdır. “Nükleer” konusunda en doğru sonuç herhalde, bugünün gelişmişlerinin, bugünde Nükleer Santrala yatırım yapmaları olacaktır. Lütfen sizde araştırınız, gelişmişlerin halen devam eden nükleer santral inşaatları var mıdır? (Ki; Devam etmektedir) Güneş enerji’sini devamında anlatılacaktır.

almanya kapattı ve 35 yıl içinde ürettiği enerjinin %80 ini yenilenebilir kaynaklardan üretme hedefini koydu adam üretebiliyor ama daha madenden kömürü çıkaramayan Türkiye nükleer santral yapıyor … Allah esirgesin diyorum

Değerli “aaa”, Bilirsiniz, “sonuç”, bir olayın en belirgin yorumudur. Ülkemizin cari açığının nerede ise tek nedeni, enerji ithalatıdır. Ve bunun bir yılda bize maliyeti yaklaşık 50 milyar dolar’dır ve bu bedel dışarıdan borç alınarak ödenebilmektedir. Bugünün şartlarında tüm yerli kaynaklar kullanılsa dahi, ihtiyacın yarısı karşılanmaktadır? Bunun sonucu olarak, kaynak sıkıntısı çeken bir ülkenin gelişmesi ham hayaldir. Nükleer Teknoloji, sadece, enerji üretmek için değil, sizi rekabetçileriniz kadar gelişmişlik düzeyine çıkarmasıdır. Eleştiriler örtülü olarak, “Türkiye Yüksek Teknolojiye ulaşamasın, ucuz ve bol enerjiye kavuşmasın” anlayışı ile yapılmaktadır. Türkiye “yenice sanayileşen ülkeler” grubundadır. Meselenin bu yönü kimsenin aklına gelmemekte midir? Size iki yazı öneriyorum. Birincisi, Gorbacov’un kendi kaleminden “Çernobil olayı” anlatılmaktadır. İkincisinde, “Çernobil olayı” farklı bir pencereden değerlendirilmektedir. Bunların sonucunda görülen, Nükleer meselesine yaklaşımımız, meselenin iki tarafını da gördüğümüzdür. Bu konuda samimi iseniz; bize, lütfen, Ülkemizin enerji ve cari açık sorununu çözümünün yanında, yüksek teknolojiye nasıl ulaşabileceğinin yollarını açıklayabilir misiniz? Eleştirirken, meseleni doğru çözümünü de göstermek gerekmektedir. İlginize teşekkür ediyorum, sağlıcakla kalınız. önerilen yazılar a) http://www.canmehmet.com/kurtulusu-aydinlanmis-batida-arayanlara-mihail-gorbacovdan-felaket-iyi-haberler-var-2.html Ve farklı bir pencereden Çernobil; b) http://www.nukte.org/node/95

Ya ne geri zekalı insanlar var anlayamıyorum. Bunlar gerçekten ya geri zekalı yada vatan millet düşmanı olup kendilerini güya gizlemektedirler. Ben bu tip bir ierefsizle akşamın saat altısından gece nin saat 03,00 a kadar internette kapıştım. adam erdogan hırsız diyor başka birşey demiyor. yılda 150 Milyon yolcu taşınacak ( Frankfurt, Paris, londra havaalanlarını devre dışı bırakacak olan) İstanbula3. cü havalimanına karşı güya agaç kesiliyormuş.Sonra adam marmaraya karşı, 3, cü köprüyede karşı. Şerefsiz Türkiyemizde yapılan hemen hemen tüm büyük projelere karşıydı. O kadar sıkıştırdımki adi şerefsiz sabaha karşı kendisinin Avusturyada viyana yakınlarındaoturdugunu yahudi oldugunu az sonra benim evime mossad ajanlarını gönderip beni öldürtecegini bile söylemişti. Yani Mehmet kardeşim Türkiyemiz için yapılan güzel projelere hristiyan batının kendi köpekleri ve içimizdeki satılmış köpekler hep karşı her zaman karşıdırlar. Atalarımız ne demişler “İt ürür Kervan yürür”. İçerdeki ve dışardaki bu itlerin ürümelerine aldırmayarak bu kutlu kervan yoluna devam edecek Nükleer santrallere de nükleer silahlarada sahip olacagız. Varmı bunun ötesi? Bu millet artık özgüvenine kavuştu bir kere. Bu yazıyı 35-40 yıl önce yaz deselerdi belki yazamazdım. ama şimdi gürül gürül yazıyorum. Allah 300 yıldır müslüman kanına doymayan hristiyan batının ve onların içimizdeki uşaklarının belasını versin amin! Zaten yakında belalarını hıtaylar vasıtasıyla bulacaklar.

Değerli Ümit Altan, Güzel bir ata sözümüz vardır. “Otu çek köküne bak!” Bu manada bugün konuşulan meselelerin uzun bir geçmişi olduğu düşünülmelidir. Özellikle konu Osmanlı olunca yaklaşık 700 yıl geriye gidilmelidir. Özetlenirse; Hristiyan batı; İslam’ı bizim, Hristiyanlığı-Museviliği gördüğümüz manada (Semavi din olarak) değerlendirmezler. İslam, “Son hak din”dir. İlk kızgınlıkları buradan gelir. İkinci kızgınlıkları; Osmanlının 1453’de İstanbul’u (Önemli Ortodosk Merkezi) ve 1458’de Atina’yı (Antik Yunan medeniyet merkezi) fethetmesi, Hristiyan batıyı “panik ortamı”na sevketmiştir. Kanuni’nin 1529’da Viyana önlerinde çadır kurması ise “dehşet” alarmı’dır. Avrupa ile aramızdaki olaylar bunların sonucunda hareketlenmiştir. 15’nci asırdaki (denizden yapılan) keşifler, bir bölümü de Osmanlıdan geçen “İpek Yolu”nun denize kaydırılması ve Osmanlıyı büyük bir gelirden mahrum bırakmaksı, düşüncesi ile hazırlanmıştır. Osmanlıda ilk ekonomik kırılma budur. Safevilerin (Şii-İran’ın) batılılarca desteklenmesinin arkasında da da bu (İstanbul-Atina)fetihler vardır. Sonraki süreçte Osmanlı Batıya giderse, doğudan; doğuya giderse batı tarafından taciz edilecektir. Osmanlıdaki ikinci kırılma; büyük bir gelirden mahrum kalan devletin, içeride toprak düzenini değiştirmeye gitmesidir. Ki; (halkın)isyanlarının arkasında bu bozulan “gelir dengesi” vardır. Toparlanırsa; Osmanlı muhteşem bir İmparatorluk-düzen kurmuştur. Belki büyük bir iddia olacak, aynı zamanda (hayallerin süsleyen) bir “Güneş devlet”tir. Osmanlı; yönettiği toplumları sömürmemiş, din, dil ve kültürlerine dokunmamıştır. Bu doğrultuda Güney Avrupa’yı birkaç asır adaletle yönetmesi, Hristiyan batı tarafından hiç bir zaman hazmedilemiş, sonucunda da uzun vadeli planlarla yıkılması hedeflenmiştir. Gerçeğinde, Devletler-Medeniyetler de birer canlıdır. Doğar-yaşar ve dönüşürler. Günümüze gelirsek; Milletimiz, yüzyıllık bir dinlenmeden sonra tekrar dizlerinin üzerinde doğrulmaktadır. halkımız her ne kadar (fazla) okumayı sevmese de, sözlü edebiyatla beslenerek tüm değerlerini korumuş ve kaldığı yerden devam edebilmesi için alt yapısını hazırlamıştır. Osmanlı dün nasıl mazlumların koruyucusu olmuş ise, yarında olmaya devam edecektir. İslam, bir barış ve rahmet dinidir. Ve tüm Yahudiler, Osmanlıların (Müslüman Türklerin) kendilerine yaptıkları iyilikleri inkar etmemektedir. Minnet duygularını ifade eden Museviler de vardır. bir örnek için bakınız; http://www.canmehmet.com/mustafa-kemalin-milli-mucadeledeki-dava-arkadaslari-neden-muhalefete-gectiler-2.html konuya ilginize ve görüşlerimize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.

Haaa bu nükleer santrale karşı olan geri zekalılar bir düşünsünler bakalım Her ikisi de hristiyan olan önce rus güdümündeki sovyetler ardından ingiliz güdümündeki amerikalılar 10’ar yıl afganistan daglarında ne aradılar? Terörist diye niteledikleri masum müslümanları çoluk çocuk katletmelerinin dışında… Sanırım aradıklarını bulamadılar. Allah bulmalarını da nasip etmesin. Bulmuş olsalardı işte o zaman nükleer enerjiye yada silahlara ihtiyaçları kalmazdı. İnşallah aziz milletimiz bulur da bu şerefsizlere 250 sene sonra galebe çalarız. Gün ola harman ola.. Keser dönmeye sap dönmeye başladı bir kere..

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*