Yıl 2023, Yaraları kapanan Arslan ayağa kalkıyor (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Yıl 2023, Arslanın aldığı ağır yaraları kapanmıştır. Arslan ayağa kalkar ve vakurla geleceğe bakmaktadır.

Yıl 2023, Arslanın aldığı ağır yaralar kapanmıştır. Arslan ayağa kalkmış, vakurla geleceğe bakmaktadır.

 

Biz NATO’ya ilk kez 1854’de girdik. 1952’de değil. Bu; Arslan’ın parçalanmak üzere kafeslendiği yıldır. Batı, Doğu ülkelerinde demokrasiyi istemez. Bilgi toplumu olmanın yolunun demokrasiden geçtiğini bilirler.

Bir bildikleri daha vardır. Demokrasinin olmadığı yerde yeterli bilgi üretimi, gelişme de  olmayacaktır.

Günümüzde rekabetçisi kadar bilgi- yeni teknoloji üretemeyenler, sömürge sayılmasalar da, Uydu  Devlet’tir.

Uydu devletler, “Kağıt üzerinde bağımsız olmakla birlikte, kendinden askeri, siyasi ya da ekonomik açıdan daha güçlü bir ülkenin güdümünde olanlardır.”

Açık tabiri ile, kendi kültür değerlerini yaşayamayan, kendi ekonomik kaynaklarını işletemeyen, kendine gerekli bilgi ve teknolojiyi üretemeyen devletler, sömürge değilse de uydu devletler konumundadır.

Başlamadan birkaç konu başlığı vermemiz gerekmektedir.

 

-NATO nedir, ne değildir? (1)

Bizler, ilkinde de, ikincisinde Rusların benzer talepleri karşısında kendimizi koruyacak güçte olmadığımız için NATO’ya girdik? Kişisel kanaatimiz; bu iki Sovyet tehdidinde de, Batının danışıklı bir paylaşımı sözkonusudur.

Çünkü her ikisinde de okkanın altına kalan Türkler olmuştur.

Deneyimli diplomat anlatmaktadır;

 

-“8 Şubat 1945’de  Yalta Konferansı’nda (2) Stalin iki defa bir söz kullanıyor,

-“Sovyetler Birliği boğazına yapışmış eli kırıp atacaktır” diyor.

Boğazına dediği Türk boğazları ve el Türkiye… Arkasından takip edin, Kars ve Ardahan’ı istedi ve Boğazların ortak savunmasını ihlal etti. Türkiye tek başına idi ve tek başına olmasına rağmen de dimdik ayakta kaldı.

Sonra Amerika Başkanı Truman 12 Mart 1947’de Türkiye’nin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü teminat altına aldıktan başka 500 milyon dolarla ekonomik ve askeri yardım başlattı ve bu 50 sene devam etti…”(3)

Bu ifadelerle deneyimli diplomat ne demektedir?

“ABD lütfetti ve bizi himayesine aldı?”

-1854 Kırım Savaşı’nda da, İngiltere-Fransa lütfetmişlerdi!

Şimdi  Batı’nın “NATO” anlayışını kavramak için biraz daha gerilere gidiyoruz

Avrupa’nın erkenden -1850-1860- NATO’su Kırım Harbi

Osmanlı İmparatorluğu üzerinde İngiltere’nin olduğu kadar Rusya’nın da hakimiyet ve nüfuz kurmak isteği vardı. Rusya, nüfuz kurmak uğrunda ilk “tadı” 1833 Hünkar İskelesi Antlaşması (*) ile almış, İngiltere başta olmak üzere büyük devletlerin buna karşı çıkmaları sonucu kazançlarından mahrum kalmıştı.

Rusya devlet adamları, Yunan Meselesi ve Mısır Meselesi sebepleriyle şunu anlamışlardı: Büyük devletlerin rızası olmadan Osmanlı Devleti’ni paylaşım mümkün değil. Bu nedenle büyük devletlerle görüşmeler yapılmalı, menfaatleri dengeleyecek şekilde yapılacak paylaşımda İngiltere’ye de pay düşmeli idi. (4)

Çar I. Nikola, önce Fransa, Avusturya, Prusya gibi büyük devletlerle paylaşım görüşmeleri yaptı. Cevap alınca İngiltere’nin kapısını çaldı.

I.Nikola, İngiltere’ye daha 1839’da Mısır Meselesi sebebiyle paylaşım teklifinde Bulunmuştu. Teklifte, İstanbul’un “serbest şehir” olması isteniliyor, İstanbul Boğazı’nın Rusya’ya, Çanakkale Boğazı’nın ise İngiltere ve Avusturya’ya teslimi yer alıyordu.

Rusya bu teklifi ile, kısmen de olsa Hünkar İskelesi Antlaşması şartlarının kendisi lehine devam etmesini umuyordu. Bu teklif, İngiltere tarafından ret edildi.’ (5)

…Çar, İngiltere nezdinde son girişimini Ocak 1853’de yaptı. İngiltere’nin Petersburg Büyükelçisi George Seymour’la görüştü. Görüşmeleri şöyle cereyan etmişti:

-“ I. Nikola: Türkiye’nin işleri bozuk bir haldedir. Uyuşmamız lazımdır….Bakınız, kucağımızda hasta ve pek ağır hasta bir adam var; biz hazırlıklı bulunmadan onu elimizden kaçırırsak büyük bir musibet olur.

– “ Seymour: Zat-ı Haşmetpenahileri o adamın hasta olduğunu söylüyorlar; alicenap ve kavi olan adama düşen, hasta ve zayıf adama iyi bakmak olduğunu arz edersem beni mazur görmek lütfunda bulunurlar.

I.Nikola: …Bakınız ! Biz hastanın temdidi hayatını (hayatını sürdürme) arzu ediyoruz. Fakat hasta ansızın ölebilir, biz öleni diriltmeye kadir değiliz. Bundan doğacak karışıklıklara maruz kalmaktan ise, her ihtimale karşı evvelden hazır bulunmak, daha iyi olmaz mı? İşte hükümetinizin nazarı dikkatine arz etmek istediğim mesele budur.

Seymour: İngiltere’de eski bir dost ve müttefikin mirasını taksimini düşünmekten daha büyük bir münaferet (nefret) hissedilmiştir.

Nikola: Şüphesiz bu güzel bir meslektir. Mamafih uyuşmamız lazımdır. Ben size dostça ve centilmence söylüyorum. Eğer uyuşmaya muvaffak olursak, diğerlerinin yapacakları şeyler önemli değildir, istediğim şeyi işte size bildiriyorum: İngiltere’nin İstanbul’a yerleşmesine müsaade edemem. Ben de temellük (mülk edinmek) suretiyle yerleşmeyeceğim, fakat emanet suretiyle olursa o başka!

Seymour: İngiltere kabinesi bu babta taahhüde girişmeye mütemayil değildir.

I.Nikola: Ben bu hususta zaten Wellington ile görüştüm Beyninizde geçen şeyleri hükümetinize yazarsanız bizim münasip görecekleri her türlü tebligatı telakkiye amade olduğumu da bildirirsiniz.” (6)

 

Mukaddes Yerler Meselesi Ve Kırım Harbi’nin Sebepleri

Rusya, 1841-1853 zaman diliminde cereyan eden “Paylaşım Projeleri”nden bir sonuç alamayınca, bu sefer de Türkiye üzerinde nüfuz kurmak yollarını aramak için “Mukaddes Yerler meselesini kullandı.

Hristiyanlar Kudüs’te Hz. Ömer zamanından beri kendilerine verilen imtiyazlara sahiptiler. Bunların kullanımı, Ortodokslar ve Katolikler arasında ihtilaflara sebep oluyordu. Katolik Fransızlar, Haçlı Seferleri’nden sonra imtiyazların kullanılmasında üstün duruma gelmişlerdi. Osmanlı Devleti zamanında ise, bu imtiyazların bir kısmı Katolikler’den alınarak Ortodokslar’a geri verilmişti.

Fransız İmparatoru II. Napolyon, Katolik rahipler ve Vatikan’ın sıkıştırması üzerine, Babıâli’ye 28 Mayıs 1850’de verdiği bir nota ile bu imtiyazları geri istemişti.

Osmanlı Devleti, bunu 9 Şubat 1852 de kabul etti. Rusya buna itirazda bulundu: Rus Büyükelçisi tepki olarak, ben görüyorum ki, Babıâli Fransa’nın himayesini kabul ediyor” dedi. (7)

…Koyu bir Ortodoks olan (Rus) Bahriye Nazırı, Baltık Filosu Komutanı ve Finlandiya Genel Valisi Mencikof, meseleleri hal görüşmeleri için 28 Şubat 1853’de İstanbul’a geldi. Laubali ve sert hareketleri ile herkesi korkuttu. Mencikof’un misyonunda çekinen İngiltere ve Fransa donanmalarını İzmir Körfezi’ne gönderdiler.

Sulhun bozulmasını istemeyen Fransa ve Osmanlı Devleti, Rusya’nın isteklerini kabul ettiler. Alınan imtiyazlar, Ortodokslara geri verilmişti. Fakat, bir müddet sonra Rusya’nın niyetinin başka olduğu anlaşıldı.

Mencikof, Rusya’ya dönmeden önce 5 Mayıs 1853 de Osmanlı Devleti’ne verdiği bir ültimatomla, Rumlar’ın Çar’ın himayesine verilmesini ve iki devlet arasında daimi bir savunma ittifakı imzalanmasını istedi. Babıâli, bunları kabul ederse Hünkar İskelesi Antlaşması şartları geri gelecekti. (8)

…Bunun üzerine İngiliz ve Fransız donanmaları İzmir Körfezi’nden Çanakkale Boğazı girişine geldiler. Bütün bu olup bitenler,

1945 de Sovyet Rusya’nın Türkiye’den İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan üs, Kars ve Ardahan’ı istemesine benziyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Amerika ve İngiltere’den aldığı cesaretle bu Sovyet notasını ret etmiş, andından da “Sovyet yayılmacılığından korunmak için 1950 NATO’ya girmişti.

Yüz yıl sonra tarih Türkiye’de tekerrür ediyordu. (9)

 

Avrupa’nın Erken NATO’su veya Mini Dünya Harbi

“Avrupa Harbi”, “Müttefikler Savaşı” ve “Mini Dünya Harbi” adlarıyla da anılan 1853-1856 Kırım Harbi, 1950’li yıllarda Komünist Rusya’nın yayılmacılığı karşısında İngiltere, Fransa, Batı Almanya, Amerika vs arasında kurulan NATO’dan (Kuzey Atlantik Savunma İttifakı) önce, Ortodoks Rusya’nın yayılmacılığına karşı 100 yıl önce yine Batı Avrupa devletleri arasında kurulan bir savunma ittifakı ve harbi olmuştur.

Kırım Harbi, diğer bir açıdan I. Dünya Harbi’nden önce “Modern sömürgecilik” ten kaynaklanan “Mini Dünya Harbi’ dir.

Hatta, “I. Dünya Harbi” diyenler bile vardı. Mini Dünya Harbi, “Rus sömürgeciliği”ni frenlemek için çıkmıştı.

I. ve II. Dünya Harpleri de “Alman sömürgeciliği”ni frenlemek için çıkacaktır.

1950’li yılların başında kurulan NATO da “Sovyet Rusya yayılmacılığı”nı önlemek için kurulacaktır.(10)

 

1854 NATO’sunun mimarı Cannıng (11)

…Cannıng, 12 Haziran 1854’de Lord Clarendon’a yazdığı bir mektupta, Kırım Harbi’ne gelişin safhalarını anlatıyor, harbin sonunda Türkiye ve Rusya’ya nasıl bir statü verileceği hakkında şunları yazıyordu:

Emellerimizle araçlarımız nedir?

Onlara bir bakalım. Barışın sonuçlanmasından sonra nasıl bir Türkiye ve nasıl bir Rusya istiyoruz?

Slav toplumunun göz altında bulundurulması, yani onların kullanımının Rusya’dan alınması, Karadeniz’in silahsızlandın İması, Tuna’nın serbest kılınması, Eflak ve Buğdan’ın Rus hakimiyetinden kurtarılıp Karadeniz’e kadar genişletilmesi…

İsteğimiz Rusya, önceden olduğu gibi komşularının zararına açıkça ve korkusuzca toprak isteklerini ileri süren, astığı astık. Kestiği kestik bir baş belası halinde mi bırakılacak? Avrupa çıkarlarına, ticaretine ve insanlığın yararına uygun bir Rusya’nın nasıl olması gerektiği hakkında hepimiz hemen hemen aynı şeyleri düşünmekteyiz herhalde. Şimdiki tedbiri gereği gibi yürüttüğümüz taktirde Rusya’ya karşı diplomatik, bir ölçü, maddi bir garanti sağlayabiliriz. Bununla birlikte Nikola’nın kolay kolay yola gelmeyeceğini de önceden bilmek gerek.

Türkiye için var olması neyse, Rusya için durum o. Bugünün Rusya’sı, şu veya bu ölçüde elindeki kozları kimi yumuşak başlılıkla, kimi görünüşte sevimli davranarak hanedan despotizmi ve siyasal gelişme amaçları için kullanan bir hükümet tarafından ustaca sömürülen bir ulusal eğilimler.

Ulusal gelenekler bütünü. Bu haliyle kalsa ne iyi!

Körü körüne boyun eğmeye alıştırılmış ve 60 milyon cahil köle arasından seçilmiş bir milyon askere dayanan bu devlet gitgide büyümekte güçlenmekte..”(12)

Birinci bölümü özetlersek;

-Devlet olma anlayışları süreklidir. Anlayışları; Olaylar değil, onları devlet yapan idealler belirlemektedir.

-Bu idealler nedeniyle bin yıl evvel yaşanan “Haçlı seferleri” bugün de devam etmektedir.

-Devletler için yüz yıllık bir süreç, kişilerin bir yılı derecesindedir.

-İngiltere-ABD-Fransa-Rusya-Çin ve İran için, Güçlü bir Türkiye arzu ettikleri “statü” değildir.

-Bu nedenle Türkiye güçlendikçe ve onların eline de fırsat geçtikçe gücü tırpanlanmaya çalışılmaktadır.

-I.Dünya savaşının sonunda oluşan yeni konumumuz; (NATO kapsamında anlatılanlarla) Bizim babayiğitliğimiz’den değil, İstanbul ve Boğazların bizde kalmasının hatırına! ve Batının yararına olduğu içindir. Meraklıları bilirler, Kurtuluş savaşında bize silahları (İşgalci) İtalyanlar ve Fransızlar vermiştir.

-Ancak; İngiltere Başbakanı Churchill’in; “Türklerin ağırlığı 250 kğ.dır. Aşağı inerse destekler, yukarı çıkarsa tırpanlarsınız.” Öğüdü, vasiyeti, hep hatırda tututularak.

-Bu anlayışla; “Gezi parkı!” Olayları planlı bir Batı-Doğu harekâtıdır. İçerisinde; ABD, Rusya, Almanya, İngiltere ve Özellikle Fransa-İran vardır.

-Bunlarla birlikte, “2023 Türkiye” hedefine ulaşılmasına hiç kimsenin gücü yetmeyecektir.

-Tüm engellemeler, takılan çelmeler, Ülkemizi güçlendirecek, önemli hastalıklara karşı “koruyucu aşı!” görevi yapacaktır.

-Bizler bugün yaklaşık 80 (seksen) milyonluk, yenice sanayileşmiş ve geçmişten gelen zengin devlet deneyimi ve (söylenenlerin aksine) çevresinde büyük itibarı olan bir milletiz.

-Ortadoğu, Kafkaslar, Balkanlar ve Afrika’da Türk –Osmanlı- olmak, “İnsan olmak”la eşdeğerdir.

 

Arslan Ayağa kalmaktadır…

Dün rekabetçilerimizin oyuncak gözetleme uçaklarına muhtaç Türkiye bugün;

Binlerce AR-GE mühendisleri ile ileri teknolojiye sahip savunma gereçleri üretmektedir.

-Bugün Yerli Savunma Gereçleri üretimimiz, TSK’nın ihtiyaçlarının yüzde ellidördünü karşılamaktadır.

-Türkiye, kendi ihtiyaçlarını karşılamanın yanında, ürettiği yüksek teknolojik donanımlı milyarlarca dolarlık savunma gereçleri ihraç etmektedir.

“2023 Türkiye” Hedefleri ve tamamlanacak projeler arasında;

– Jet eğitim uçağı

– İstihbarat uydusu

– Muharip uçak

– Çıkarma gemisi

– TF 2000 fırkateyni

– Orta sınıf helikopter bulunmaktadır.” (13)

Devam edecek…

 

Resim; Resim; http://www.flickr.com/photos/libyan_soup/3443598875/’dan alınmıştır.

Kaynaklar;

(*) Hünkâr İskelesi Antlaşması, 8 Temmuz 1833 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun Rusya İmparatorluğu ile imzaladığı bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşmasıdır.

Sultan II. Mahmut 1829 yılında Rusya’yla yapılan savaşı sonuçlandıran Edirne Antlaşmasını imzalamıştı. Bu arada Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’na isyan etti. Osmanlı İmparatorluğu isyanı bastırmak için Rusya’dan yardım istemek zorunda kaldı. Rusya, Mısır’a baskı yaparak 1833 yılında Osmanlılarla Kütahya Antlaşmasını yapmalarını sağladı. II. Mahmut barışı sağlamış olmakla birlikte kendini güvencede hissetmiyordu. O yüzden Rusya’yla bir karşılıklı yardımlaşma ve saldırmazlık antlaşması yapmaya karar verdi.

8 Temmuz 1833’te imzalanan antlaşma, 6 açık ve biri gizli olmak üzere yedi maddeden meydana geliyordu.

Gizli maddede ; Rusya, Batı ile savaşa girdiği anda, Osmanlıların, boğazları Batılılara kapatacağı hususu vardı. Bu antlaşma Boğazlar sorununun ortaya çıkmasına neden olmuştur.

(1) NATO; Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün kısaltmasıdır. Resmen açıklanmasa da II. Dünya Savaşı sonrası oluşan politik ayrımda, İngiliz Lord Ismay’ın deyişi ile “Rusya’yı dışarıda, Almanya’yı alaşağı edilmiş hâlde ve ABD’yi içeride” tutmak için kurulmuştur…

Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında eş zamanlı olarak NATO’ya kabul edilmiştir…

NATO’nun etkinliği dış güvenlik ile sınırlı kalmamıştır. 1950’li yıllarda İtalya’dan başlayarak NATO ülkelerinde gizli özel harekat daireleri kurulmuştur. Gladio adı ile anılan bu birimler ülkelerdeki devrimci sol hareketler başta olmak üzere her tür muhalefete karşı bir önlem olarak oluşturulmuştur. Bu birimler aynı zamanda derin devlet kavramının da ortaya çıkmasında büyük rol oynamıştır. Pek çok ülkede daha sonra bu birimler ortaya çıkarılarak sorumluları yargılandıysa da, Türkiye dahil çoğu ülke bu süreci henüz yaşamamıştır. NATO, Soğuk Savaş sonrası Gladio kurumlarının dağıtıldığını iddia etse de, bu birimlerin şu anki durumu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır…

Özellikle Gladio birimlerinin teker teker ortaya çıkması ve ABD’nin Irak ve Afganistan işgallerinde oynadığı rol, NATO’ya ciddi eleştiriler yöneltilmesine sebep olmuştur. Ayrıca, BM kararlarının NATO’ya herhangi bir etkisinin olmadığı görüldükten sonra, pek çok grup NATO’ya karşı muhalefeti artırmıştır. NATO’nun geleceği konusunda tartışmalar hala devam ediyor..” (vikipedi)

(2)Yalta Konferansı; II. Dünya Savaşı sırasında 4 Şubat 1945 – 11 Şubat 1945 tarihleri arasında SSCB’nin önde gelen tatil yeri Yalta’nın 3 kilometre güneyinde bulunan Livadia Sarayı’nda düzenlenen ve Churchill (Birleşik Krallık Başbakanı), Roosevelt (Amerika Birleşik Devletleri Devlet Başkanı) ve Stalin (Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri ve SSCB Halk Komiserleri Kurulu Başkanı) olmak üzere “Üç Büyük” (Big Three)’ün katıldığı konferans.(vikipedi)

(3)Vatan Gazetesinden Mine Şenocaklı’nın siyasetçi ve diplomat Kamran İnan ile yaptığı röportajdan. Tamamı için bakınız; http://haber.gazetevatan.com/turkiye-natodan-cikartilabilir/310991/4/Yazarlar/158

(4) “İngiliz Tuzağı”, Süleyman Kocabaş, Sahife; 59 (5 ve 6 sayılı dipnotlar yazara aittir.)

(5) Puryear, s. 34

(6) Ali Fuat Türkgeldi, Mesail-i Mühimme-i Siyasiye, C: I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1987, s. 9

(7) Seıgnobos, C: II, s. 374

(8) Harold Temperley, The England ant the Near East the Crimca, Archon Books, London, 1964, s. 304

(9) ‘Seton-Watson,s.319

(10)“İngiliz Tuzağı”, Süleyman Kocabaş, Sahife; 64

(11) Stratford Canning (1786 –1880) Birleşik Krallık’ın Osmanlı Devleti nezdinde büyükelçidir. Osmanlı devlet adamları ile kurduğu dostluk nedeniyle Osmanlı siyasetinde büyük bir rol oynamıştır. Canning, İstanbul’da en uzun süreli ve Osmanlı dış siyasetinde en büyük rolü oynadığı büyükelçilik dönemi 1842-1857 yılları arasındadır. Tanzimat Dönemi’ne rastlayan bu yıllarda Birleşik Krallık, Osmanlı Devleti üzerinde büyük bir güç sahibi olmuştur. Misyoner çalışmalarının etkili olmasında da önemi büyüktür.

(12) “İngiliz Tuzağı”, Süleyman Kocabaş

(13) Star gazetesi (13.08.2013)

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*