Yenilmiş Galipler! İnönü Celal Bayar’a DP’yi anlaşmalı kurdurdu ve Menderes harcandı (4)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Bağımsızlık, "Güçlü" olmaktan veya güçler arasında bir "Denge" olmaktan geçmektedir. Değilse, "Uydu"sunuzdur.

Bağımsızlık, “Güçlü” olmaktan veya güçler arasında bir “Denge” olmaktan geçmektedir. Değilse, “Uydu”sunuzdur.

Celal Bayar; “Adnan Bey sus! Sakın bu konuyu bir daha başka yerde açma, malum gazeteler tahrikiyle silahlı kuvvetlerin içindeki cunta Türkiye’de ihtilal yapar” der. Menderes cebinden çıkardığı bir mektubu masanın üzerine bırakarak dışarı çıkar.

Mektupta şunlar yazılıdır:

– “Analarının ve babalarının Fransa da hizmetçilik yaptığı bir ülkenin başbakanı olmaktan utanç duyuyorum, istifamın kabulünü arz ederim. Adnan Menderes.”

Menderes’in istifadan vazgeçmesi için epeyce uğraşılır ve hanedan hanımlarının yurda dönmelerine izin verilmesi şartıyla Menderes istifadan vazgeçer.

Dönüş:

İstanbul’a dönenler arasında Sultan II. Abdülhamid’in hanımı ve kızı da vardır.

Bir sabah erken saatte Teşvikiye’deki evlerinin kapısı çalınır. Kapıyı Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan açar. Gelen kişi Menderes’tir..” (1)

Demokrat Parti nasıl kuruldu?

İsmet İnönü, Demokrat Parti’yi Celal Bayar’a anlaşmalı olarak (hatta zorla) kurdurdu.

İşte bizim (Saklanan Gerçekler’imiz ve) hikâyemiz,

İnönü’nün Demokrasi’ye geçiş İsteği 19 Mayıs 1945 Nutku  (*)

II. Dünya Harbi, Almanya’nın yenilgisi sonucu bu devletin Müttefiklerle mütareke (ateşkes) anlaşması imzaladığı 7 Mayıs 1945’da bitti. Bunun hemen arifesinde Nisan 1945’da harpten sonra dünyaya yeni bir sulh düzeni vermek için Amerika’nın San Francisco şehrinde bu adla anılan konferansa, harbe katılan devletler yanında, bu konferanstan önce kurulan Birleşmis Milletlere üye olan devletler katılmışlar, her iki eylemde de konunun içinde harbi Demokrasi Cephesi denilen Müttefikler kazandığı için dünyada ve ülkelerde düzenin demokratik esaslara göre tanzim edilmesine ağırlıklı bir atmosfer ortaya çıkmıştı.

Dışta bunlar olurken içte de gerek otoriter yönetimin ve gerekse harp ortamının getirdiği sıkıntılar hat safhaya varmış, bunlardan kurtuluş için demokratikleşmeden başka çare kalmadığı zihinlere yerleşmeye başlamıştı.

İşte dünyanın ve Türkiye’nin 1945 ilkbaharına girdiği böyle bir havada, “Dünyaya uyum sağlamak için” denilerek, Türkiye’nin de demokratikleşme havasına girdiği kendisini gösterdi. Böyle bir ortamda bütün gözler Milli Şef İnönü’ye çevrilmişti. Acaba o ne diyecekti? Çünkü, Türkiye’de otoriter rejim bütün özellikleriyle sürüyor, her şey İnönü’nün iki dudağı arasında Söylediklerine göre cereyan ediyordu… “(Saklanan Gerçekler)

Şimdiki sistemimiz baştaki şahsa dayanmaktadır. (2)

Bu türlü idareler ekseriya pek parlak başlar, hatta bir süre parlak devam eder. Fakat bunun sonu yoktur. Baştaki şahıs sahneden çekildiği zaman nasıl bir akıbetle karşılaşılacağı bilinemez. Tek parti rejimleri normal demokrasi usulleri ile idare şekline intikal edemedikleri, hiç değilse bu zaruri olan intikali tam zamanında yapamadıkları için yıkılmışlardır. Yıkıntının arasında da birçok zahmetlerle meydana getirilen birçok eserlerin hepsi heba olmuştur. Memleketimizi böyle bir akıbetten korumalıyız. Ciddi ve esaslı bir murakabe ve muhalefet sistemlerine süratle geçmeliyiz.

İnönü elini, yanında oturan Erim’in dizine acıtırcasına vurur ve devam eder:

Ben ömrümü tek parti rejimi ile geçirebilirim. Ama, sonunu düşünüyorum. Benden sonrasını düşünüyorum. Bu sebepten vakit geçirmeksizin işe girişmeliyiz.”

Ve Toker, kendisi ekliyor. “İşte, 1945 Mayıs ayında Çankaya’nın kapalı kapılan arkasında konuşulan buydu.” (3)

“Demokrasi Devrimi”: İnönü’nün (19 Mayıs 1945) nutkundan ve yukarıdaki değerlendirmesinden çıkardığımız sonuçlar şunlardır:

1- Türkiye’nin hali hazırdaki rejimi diktatörlüktür.

2-1923’de ilan edilen Cumhuriyet, esasında bir halk idaresidir (demokrasi anlamında). 1945’e kadar Cumhuriyet idaresinde yapılanlar demokratik ilerleme ve tekamülü sağlamak içindir.

‘3- Harbin getirdiği sıkıntılar olmasa idi, demokratik tekamül devam edecek, çok partili hayata erkenden geçilebilecektik.

4- Harp bittiği ve sıkıntılara çare bulma süreci başladığı için demokrasiye geçmeye engel kalmamıştır.

Atatürk döneminde demokrasiye geçememenin gerekçesi olarak Devrimleri korumak gösterilmişti. İnönü, kendi döneminde harp sıkıntılarını gösteriyor. Artık, Devrimlerin tehlikeye gireceği endişesi yoktur. Çünkü bunlara “tutmuş” gözü ile bakılıyordu. Sonra, bunlan korumak için kurulacak partilerle “muvazaa anlaşmaları” yapılacaktır. (4)

5- İnönü’ye göre, Tek Parti düzeni ilelebet yaşayamaz. Yıkılırsa birçok kazanımlar heba olur. İnönü’nün bundan kastı, bir halk ayaklanması veya darbe anında Atatürk’le beraber yaptığı devrimlerin tehlikeye girmesidir. Yumuşak bir geçişle bunlar korunmalıdır.

6-İnönü, demokrasiye sıhhatli geçişin ancak kendi liderliğinde olacağına inanmaktadır.

Bütün bunların yerine getirildiği göz önüne alınırsa İnönü döneminde Devrimlerin devamı ve yeni devrim yapılmasına yönelik olarak “Demokrasi Devrimi” nden bahsedilebilir.

İsmet İnönü’nün Milli Şeflik döneminde en büyük hizmeti, “Ülkeyi tarafsız tutmak ve harbe sokmamak” olmuşsa Demokrasiye geçiş dönemindeki en büyük hizmeti de işte bu “Demokrasi Devrimi” olmuştur kanaatine varılabilir. Tabii ki, bunlar çeşitli yönleriyle tartışılabilir. Ama, genel kanaat yukarıda bahsettiğimiz gibidir..” (Saklanan Gerçekler)

Gerçeğinde burada anlatılanlar bir yere kadar doğrudur. İlerleyen bölümde burada -demokratikleşmede- bir samimiyetin olmadığı çok açık olarak görülecektir.

İnönü: “Amerika’ya demokrasiye geçeceğimizi müjdeleyiniz”:

Bunun bariz belgesi, 5 Mart 1945’de Dışişleri Bakanı Hasan Saka’nın başkanlığındaki heyetle San Fransisco’ya giden Feridun Cemal Ekin’in yazdığı bir hatıra yazısında şöyle dile getirilmiştir: “Amerika’ya Dışişleri Bakanı rahmetli Hasan Saka’nın başkanlığı altında, benim de delege olduğum geniş bir heyetle katılacaktık. Cumhurbaşkanımıza veda ettim. İnönü bana şu kayda değer sözleri söyledi:

‘Amerikalılar çok partili demokrasiyi ne zaman kuracağımızı sizlere sorabilirler. Bu soruya şöyle cevap verirsiniz: Savaş bitince bu amacı gerçekletirmek cumhurbaşkanımızın en aziz arzusudur. (5)

Dikkate değer nokta şudur ki. Cumhurbaşkanı, San Fransisco’daki devletlerin delegelerine ve özellikle Birleşik Amerika’ya Türkiye’de çok partili hayatın yakında başlayacağı hususunda teminat gönderirken Türk kamuoyu rejimde bu türlü bir değişiklik yapılacağı hakkında henüz kesin bir bilgi sahibi değildi. (6)

Aynı doğrultuda Toker’in yazdıkları: “Kendilerinden (Amerika’daki temsilcilerimiz) Ankara’dan gönderilen talimatlarda kötü havayı değiştirmek için elden gelen gayretin gösterilmesi isteniliyor, bilhassa demokratik bir hayat tarzına geçmiş olmamızın duyurulması bildiriliyordu. (7)

Mustafa Reşit Paşa ve Mustafa İsmet Paşa

Anlaşılan, Türkiye’de yüz yıl sonra tarihin tekerrürünün karşılığı o zamanların “Taçsız Sultanı” Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’nın günümüzdeki benzeri Milli Şef Mustafa İsmet Paşa (İnönü) idi. Demek ki, roller aynı, figüranlar değişmişti. Mustafa Reşit Paşa da o yıllarda, kendisi tarafından İngiltere’nin nüfuzuna sokulduğu bu devlete karşı, İngiliz Büyükelçisi Stanford Canning tarafında dikte edilen 1839 ve 1858 ıslahat fermanlarının uygulanacağına dair her türlü teminatı veriyordu.

Avrupa: Demokrasiye geçilecek: Demokrasiye geçmesi baskısı, yalnızca Amerika’dan değil, çeşitli kombinezonlar sebebiyle bütün Avrupa devletlerinden geliyordu: “Batılı devletler, Cemiyet’e ( Birleşmiş Milletler) Türkiye’nin tam üye olarak kabul edilmesi için sistemini demokratikleştirmesi gerektiğine dair bazı telkinler, bu devletler tarafından yapıldı.” (8)

1945 yazında İngiliz Başbakanı M. Attlee’nin bütün Avrupa devletlerinden – bu arada Türkiye’den – istediği şu idi:

-“Avrupa’da birçok hükümet vardır ki, halk seçimlerinden vücut bulmuş sağlam esaslara dayanıyorlar. Her tarafta milletlerin arzusunun muzaffer olmasına yardım etmek niyetindeyiz. Serbest seçimlere dayanan ve harap olan Avrupa kıtasının imarına iştirak edecek demokratik hükümetlerin kurulmasını temenni ediyoruz.”(9)

Buraya kadar yazılanlardan özetle:

Göstermelikte olsa Demokrasi’ye geçmek,

-Ne İnönü, ne de bir başka Türk siyasetçisinin isteği ve görüşüdür.

-“Göstermelik Demokrasi!” Islahatlar gibi Batının dayatmasıdır.

-Sonradan yaptırılan darbelere bakılınca aslında ABD ve Avrupa, bizlerin (gerçek) Demokrasi’ye geçmesini istememektedir.

-Peki, Neden?

Halkın seçtiği bir liderle kimse oynayamaz ve uluslararası ikili anlaşmalarda Arap ülkelerin diktatörlerine olduğu gibi (devirmekle)  tehdit edilerek diledikleri anlaşmaları yaptıramazlar. (Dileyenler, 12 Eylül darbesinden sonra verilen tavizlere ve Yunanistan -NATO meselesine bakabilirler.)

-“Vay canına! Şimdi anlaşıldı Vehbinin kerrakesi! (işin içyüzü!)

-Halk, (kendisinden olmayandan başka) Kimsenin umurunda değildir.

Devam edecek…

-İnönü ve Bayar birlikte yeni bir parti kuruyorlar, elbette anlaşmalı olarak…

Resim;www.haberinvakti.com‘dan alınmış alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklama ve Kaynaklar;

(*) (İnönü’nün) 19 Mayıs Nutku: Açıkçası Türkiye, demokratikleşmesi içir İnönü’den gelecek bir açıklamayı beklerken, İnönü’nün 19 Mayıs 1945 Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyla Ankara’da 19 Mayıs stadında verdiği nutukta demokrasiye geçiş isteğini dik getirmesi hem sürpriz oldu hem de sürpriz olmadı. Sürpriz oluşu, geniş halk kitlelerine yönelikti. Sürpriz olmayışı bir kısım aydın ve bürokratlar nezdinde idi. Çünkü bunlarda İnönü’nün demokratikleşme mesajı verme ümidi çok kuvvetli idi.

İnönü, nutkunda demokrasiye geçmeye yönelik isteğini şöyle dile getirdi: “Memleketimizin siyasi idaresi; Cumhuriyet kurulan halk idaresinin her istikamette ilerlemeleri ve şartlarıyla, gelişme devam edecektir. Harp zamanlarının ihtiyatlı tedbirlere lüzum gösteren darlıkları kalktıkça memleketin siyasi ve fikri hayatındâ demokrasi prensipleri daha geniş ölçüde hüküm sürecektir. En büyük demokrasi müessesi olan Büyük Millet Meclisi, ilk günden itibaren idareyi ele almış ve memleketi demokrasi yolunda mütemadiyen ilerletmiştir.

Büyük Meclisin şimdiye kadar parlak bir surette ispat ettiği hakikat, halk idaresinin, memleketi serbest düşüncelere ve hürriyet hayatına, alıştırmaya eriştirmesi ve geçmişte olan otoriter idarelerden daha kuvvetli olmuştur. Büyük Meclis, az zamanda büyük inkılaplar geçirmiş bir memleketin, sarsıntılara uğramadan, daha ziyade ilerlemesini temin edecektir…

Türk Milleti, İkinci Cihan Harbi’nde, siyasi ve mânevi bakımdan temiz ve başarılı bir İmtihan geçirmiştir. Büyük |k Millet Meclisinin kudretli elinde olan millet idaresi, demokrasi yolunda olan gelişmesinde devam edecektir.” ( İnönü Söylev ve Demeçleri 1919 -1946, C. I, s. 442 )

Kaynaklar;

(1) Devamı için bakınız; http://www.canmehmet.com/bir-mektup-ve-yikanan-bulasiklar-anne-ne-olur-affet-bizi-gec-geldik.html

(2) Bunun anlamı, bir nevi “Diktatörlük” tür. Mustafa Kemal Atatürk de Ali Fethi Okyar’a SCF’ın kurdururken gerekçe olarak sarf ettiği “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatör manzarasıdır” demişti. (Okyar, s. 14, -Saklanan Gerçekler’den naklen-)

(3) Metin Toker, s. 77 – 78

(4) Saklanan gerçekler, Sahife;27

(5) A.g.e, Sahife:30

(6)Burçak, s. 45 – 46 (Nihat Erim, İnönü, Demokrasi ve Dış İlişkiler, Milliyet, 14 Ocak 1974’den.)

(7) Toker, Türkiye Üzerinde 1945 Kâbusu, Akis Yayınları, Ankara, 1971, S. 116

(8) Turan İtler, Cumhuriyet Tarihimiz, Çağlayan Yayınları, İstanbul, 1969, s. 106

(9) Mustafa Çufalı, Türkiye’de Demokrasiye Geçiş Dönemi, Babil Yayınlan, Ankara, 2004, s. 16 (Tasvir, 17 Ağustos 1945’den nakil.)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*