Yenilmiş Galipler! Demokrat Parti, İnönü-Bayar ikilisi tarafından anlaşmalı olarak kuruldu (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Yahudi Düşünürlerin, örneğin, Moiz Kohen (Yeni ismi) Munis Tekinalp'ın, "Türkçülük" çalışmalarında önemli yeri vardır.

Yahudi Düşünürlerin, örneğin, Moiz Kohen (Yeni ismi) Munis Tekinalp’ın, “Türkçülük” çalışmalarında önemli yeri vardır.

 

İçerisinde, Muhalefet ve Sorgulama Özgürlüğü barındırmayan tüm inanç-sistem ve oluşumlar, yozlaşarak yokolmaya mahkumdur. Kendini şartlara göre yenilemeyen, yenilir ve  tükenir.

Tek Parti Dönemi”nde, içerisinde bulunulan siyasal ve ekonomik çıkmazlar nedeniyle bir çıkış yolu aranmasının yanında, Batılı Gelişmiş Devletlerin  elbette kendi çıkarlarına paralel “bir beklenti!” hesabı ile zorladıkları “Çok Partili Siyasi Hayat”ın hikayesine başlamadan, çok kısa bir özet de olsa, “Bir devlet nasıl (kuruldu) kurulur? ”Sorusuna cevap aramaya ve aranan cevabı vermeye çalışalım;

Bir Devlet’in kalıcı ve başarılı olabilmesi onu oluşturan halkın ortak değerleri üzerine kurulması, zorunluluğu vardır. Peki, Neden?

Bir devletin gücü, Onu oluşturan elemanlarının birbirleri ile (bir ortak değerler kümesi etrafında) kenetlenmesi, onun kalıcılığının, büyümesinin en büyük kaynağıdır.

Halkın –Devletin Omurgası’nın– ortak değerlerinin üzerine kurulmayan devletlerin bütünlüklerini korumaları ve ayakta kalmaları, çok sayıdaki örneğe bakıldığından nerede ise mümkün değildir.

Bu doğrultuda, İngiliz ve Fransız Devrimi, (Orta Sınıf; Köylü-Tüccar-İmalatçı) Burjuva tarafından (ortak değerlerinden ve çıkarlarından hareketle) ateşlenmiştir.

İslam’ın (yayılışının), tarihini bilenler, ilk inananlarını, verdikleri  destek ve katkılarını, (Köle) Bilal Habeşi (A1) ve (Tüccar) Ebu Bekir’i (A2) hatırlayacaktır.

Sabahattin Selek, (A3) “Anadolu ihtilâli” isimle eserinde, Osmanlının Tasfiyesinde sonra kurulan devleti anlatmaktadır.

“…Anadolu İhtilali bir Halk hareketi değildir. Bazı kimseler, bunu, millî burjuva hareketi olarak vasıflandırmışlardır. Bu iddiada da, büyük bir gerçek payı yoktur. Türkiye’de batı burjuvazisi gibi şuurlu ve teşkilâtlı bir sınıfın bugün bile bulunmayışı, kanaatimize doğrulamaya yeter. Anadolu burjuvalarını millî hareket İçinde olduğu kadar, dışında da görmekteyiz. Gerçi, Yeni Türkiye’nin kuruluşunda ve şekillenmesinde, burjuvazinin önemli etkisi olmuştur.

Ama, bu vakıadan. Anadolu İhtilâlinin bir burjuva İhtilâli olduğu hükmüne varılabileceğini sanmıyoruz.

Anadolu İhtilâli, aslî unsuru İttihatçılar (asker ve sivil) olan bir karma kadronun, daha doğrusu bir aydın ekibin yarattığı ve yürüttüğü bir harekettir. Buna, yabancı yazarlardan bir çoğunun da işaret ettiği gibi seçkinler hareketi diyebiliriz.

…Anadolu İhtilâlinin öncüleri ve yöneticileri de pek az farkla aynı fikir çizgisinde bulunuyorlardı.

Başlangıçta, ihtilâlin hazır bir İdeolojisi ve yetişmiş bir ideoloğu yoktu.

Hareketin şefi, aynı zamanda ideolog olmak zorunluğunda idi. Ve ihtilâlin ideolojisi, hareketle beraber, hattâ hareketin arkasından gelmişti.

Bu sebeple, Yeni Türkiye’nin kuruluşunda, ideoloji çok defa günün şartlarına uydurulmuştur. (Anadolu İhtilali, Sahife:702)

İttihatçılar da, Yeni Devletin kuruluşunda önemli sürtüşmelere ve çatışmalara sebep olarak, ihtilalin gücünü ve hızını azaltmışlardır. Bir İhtilalci teşekkülün mensubu olan İttihatçılar, Anadolu İhtilâlindeki rolleri dolayısiyle zaferde büyük hak sahibi idiler. İttihatçı kadro, bununla da yetinmeyecek, iktidar için hak iddia edecekti.

Özetlersek, Türkiye’nin gerçekten yenilenmesini engelleyen en önemli faktörler şunlardır:

1-Batının geçirdiği önemli tarihî çağların yaşanmamış olması.

2-…

3- İhtilâlin bir ideolojik hareket olarak başlamaması ve İdeolojinin hareketle beraber, hareketin içinde hazırlanması,

4- Harp ve İhtilâlin iç içe gelişmesi sebebiyle, millî kurtuluş harbinin zafere, her çeşit siyasî görüşü temsil eden bir koalisyonun yönetiminde ulaşması,

5- İttihatçı kadronun, ihtilâl ve harbin kazanılmasındaki büyük şeref payına dayanarak iktidara sahip çıkmak istemesidir.

Bunlar, zamanla az çok farkedilmiş ve sezilmiş gerçeklerdir. Millî hareketin nereye yöneleceği ve kurulmakta olan yeni devletin ne biçim bir devlet olacağı, daha harp devam ederken düşünülmekte ve tartışılmakta İdi.

Ahmet Ağaoğlu’nun “Hâkimiyeti Milliye” gazetesinde çıkan bir seri yazısı, bize bu hususta derli toplu bir fikir vermektedir.

10 Mayıs 1922 de başlayıp 15 Ağustos 1922 de biten bu yazı serisinde ileri sürülen endişe ve yapılan tahlilleri, Millî hareketin resmî organında yayınlandığı için, yalnız Ağaoğlu’nun görüşü olarak kabul etmek mümkün değildir.

Bu bakımdan, zaferin hemen eşiğinde yayınlanan seri yazının önemli kısımlar, üzerinde duracağız. (Sahife:703)

Ağaoğlu, “İhtilâl mi, İnkılâp mı?” başlıklı yazılarının ilkin şöyle başlamıştır:

-“Biz neyiz? Nereye doğru yürüyoruz?

-Geleceği nasıl düşünüyoruz?

-Ufkun öte tarafında bizi ne bekliyor?

-Memleketimiz ve halımız için gelecekte ne gibi bir hayat tasavvur ediyoruz?

özetle, hangi ülkünün gerçekleşmesine doğru yürüyoruz?”

Yazı serisi, bu soruların cevaplarını araştırmakla uzayıp gittiği halde, sorular cevapsız kalmıştır. Fakat, yazar, o günlerde herkes için meçhul olan bu soruların niçin cevaplandırılmadığını kesinlikle söylemiştir: düşünürümüz ye ideoloğumuz yok. ,

“Birleştiğimiz tek nokta; vatanı kurtarmak, millî varlığımızı ve İstiklâlimizi sağlamak.” diyen Ağaoğlu. “Bunu sağladıktan sonra ne olacak?” sorusunu ortaya atmaktadır.

Türkiye’de, gûnûmüze kadar gelmiş her ihtilâlde “hele bir yıkalım, sonra düşünürüz” parolası hâkim olduğu gibi, Ağaoğlu’nun belirttiğine göre o günlerin parolası şöyledir:

“Bir kere düşmandan memleketi kurtaralım, sonra, bu hususları düşünürüz.”

…Olayların gelişmesinden, millî hareketin, cumhurî bir millî devlete yöneldiği anlaşılmaktaydı. Fakat bütün bunlar, Ağaoğlu Ahmet Beyin şu acı gerçeği görmesine engel olamamıştı:

“Millî hareket, ne bir nazariyenin, ne de bir felsefe akımının, ne de belli bir siyasal ve sosyal eğilimin mahsulüdür.”

Ağaloğlu’nun düşünme istidadı olan kafaları sarsmak ve açıkça belli ki henüz İdrâk etmemiş olanlara, yeni düzende bir devletin kurulmakta bulunduğunu anlatmak İsteyen 18 ve 24 Mayıs. 1 Haziran 1922 tarihli yazılarında; Millî Hareketin ortaya koyduğu gerçekler tasnif ve tahlil edilmiştir. Ağaoğlu’na göre bu gerçekler şunlardır:

1- İstanbul, yöneticilik ve önderlik görevini kaybetmiştir.

2- Osmanlı devletinin cevheri Anadoludur; fakat, Anadolu İmparatorluk manzumesi içinde dışa düşmüştür.

3- Saray ve Babıâli İflâs etmiş, madde ve mâna olarak yıkılmıştır.

4- Anadolu halkının şimdiye kadar fark edilmemiş bir Özelliği ve değeri vardır.

Bu yazı serisinde yazar nihayet kurulacak devlette hükümet şeklinin ne olabileceğini araştırmakta ve çeşitli ihtimaller üzerinde durarak batı tipi demokrasiyi en uygun hükümet şekli olarak tavsiye etmektedir.

Ağaoğlu’nun makalelerinde Osmanlı Devleti düzeni, medrese ve tekke, toplumun sosyal yapısı, halkçılık, demokrasi. Marksizm, yer yer incelenmekte,  memleketin anlaşılmıyan fikrî bir hercümerç içinde yuvarlandığı belirttikten sonra şu yol gösterilmektedir:

“Kalple, hisle doğulu olmak; kafa İle batılı olmak”

“Kültür bakımından Türk-İslâm kalmak ve uygarlık bakımından Avrupalı olmak”

Görülüyor ki o günlerde millî hareketin resmî organı olan Hâkimiyeti Milliye Gazetesinde ileri sürülen fikir hiçbir yenilik getirmemektedir. İttihat ve Terakkinin görüşü, o gün de revaçta olan fikirdir.

Ağaoğlu Ahmet Bey, Büyük taarruzdan 11 gün önce, 15 Ağustos 1922 de çıkan son yazısını aşağıdaki cümlelerle bitirmiştir:

-“Bineenaleyh, İçeride karşımıza dikilen mesele şu: Acaba biz bu kerre de idari maslahat ederek, sağa, sola, öne, arkaya bakacak, yerimizden  kımıldamıyarak asırların omuzlarımıza  yüklemiş  olduğu ve dış baskıdan çok bizi, Varlığımızı dimağımızı kalbimizi vicdanımızı ezen müthiş bir mazinin kokmuş yükünün ağırlığı altında bocalıyacak mıyız, veyahut 7 devlete şeref ve istiklali için meydan okuyarak kağnısıyla tayyereleri deve ile tanklara karşı çıkan azametli bir milletin önderlerine yakışır bir  celadet ve kuvvetle silkinip, o mirasları üzerimizden atacak ve bu millete gerçek yolunu gösterecek miyiz?

İşte bütün mesele!”

**

Sebahattin Selek, CHP kültüründen (mutfaktan) gelen birisi olarak şahit olduklarını aktarmış ve araştırmacılar için önemli bir eser bırakmıştır.

Onun yazmadıklarını, belkide yazmak istemediklerini  biz yazarak, araştırmacıları adına sormuş olalım;

Peki, Yeni Devlet (Cumhuriyet) kurulurken, Hareketin içerisinde olan Yabancı Elçilikler ve Yahudiler nereye oturtulacaktır?

Örneğin;

-Bir Emanuel Karasu,

-Bir Halide Edip, (A4)

-Bir Moiz Kohen (Munis Tekinalp) (A5)

-Bir Hayim Nahum?

-Rusya ve O sırada ülkemizi işgalci eden İtalya, Fransa ve İngiltere’nin Milliyetçi Ankara Hükümeti’ne (maddi-manevi) yardımları, hatta büyük ölçüdeki destekleri?

Burada araştırmacılarına çok önemli bir görev düşmektedir.

Özellikle Yahudiler, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tasfiyesinde ve Yeni Devlet’in Kurulmasındaki kurgularda (planlarda) hangi amacı taşımışlardır?

Neden özellikle, “Türkçülük-Milliyetçilik” Fikri temeli’nin oluşturulmasında büyük çaba harcamışlardır?

Bunların ortak paydası neden Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması-tasfiyesi, özellikle Cumhuriyet ve Laik sistemin getirilmesi, yerleşmesidir?

Hareket Noktaları’nda, nihai hedeflerinde ne vardır?

Genel çerçevede bakıldığında görülen Yeni Devlet ile ilgili Kurucu Felsefe’nin, “Kervan yolda düzülür!” Anlayışı ile önceden bir “Fikri Temel” hazırlığının olmadığı ve ilerleyen süreçte, el yordamı (telkinlerle) oluşturulduğudur.

 

Devam edecek…

-Demokrat Parti çok açık olarak bir İnönü-Bayar yapımı, anlaşmalı kurulan bir siyasi partidir.

Resim; http://aliserdarbolat.blogspot.com.tr/2011/12/ataturk-inonu-bayar-kalesi.html
‘den alınmış alt yazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

(A1)”Bilâl-i Habeşî (581 -641), Habeşistanlı köle bir ailenin çocuğu olarak Mekke’de dünyaya geldi. İslamiyet’i ilk kabul edenlerden ve bunu açıktan ilan eden ilk yedi kişiden biridir. Ümeyye bin Halef’in, kölesi Bilal’in İslam’ı seçtiğini duyduğunda onu vazgeçirmek için ağır işkencelere başvurduğu rivayet edilir. Bilal’in işkenceler karşısındaki direncinin Mekkeli müşrikleri çok etkilediği söylenir.” Bakınız; 1)http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Enstitu&SubSection=EnstituSayfasi&Date=23.05.2003&TextID=588

2)İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ, Beyrut 1960, III, s. 232 (Vikipedi’den naklen)

(A2) Ebu Bekir (573 – 634), “Peygamber ilk vahyi kendisine haber verdiğinde Müslüman olmuştur. İlk Müslüman tarihçilere göre tüccardı. Kazancının büyük bir bölümünü İslam dini için harcadığı, yer alan Ebu Bekir ayrıca ilk Müslümanların İslam’a davet edilmesinde önemli rol almıştır.”

(A3) Sebahattin Selek (1921 -1990), Türk yazar ve siyasetçi. Tokat’a bağlı Erbaa ilçesinde 1921 yılında dünyaya gelen Selek, Erzincan Askeri Ortaokulu’nu, Bursa Askeri Lisesi’ni ve daha sonra da Kara Harp Okulu’nu bitirdi. Mezun olduktan bir süre sonra da subay olarak orduya katıldı. Ancak fazla uzun sürmeden 1944 yılında bu işinden ayrılarak 1947-50 döneminde Ant gazetesinde ve sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi’nin İşçi Bürosu’nda görev aldı. Ardından 1957 yılında Selek Yayınevi’ni kurdu. 27 Mayıs Darbesi sonrasında da Basın İlan Kurumu’nda kurucu genel müdür olarak göreve başladı. 1940’ların ikinci yarısında CHP İstanbul İl Başkanlığı bünyesinde işçi bürosu oluşturulmuştur. Başkanlığına CHP il örgütünden Dr. Rebii Barkın, genel sekreterliğine yine CHP örgütünden Sabahattin Selek getirilmiştir. Sebahattin Selek, 1966 yılında Anadolu İhtilali adındaki eseriyle Yunus Nadi Ödülü’nü kazandı. Daha sonra da 1973-77 yılları arasında CHP Ankara milletvekili olarak mecliste görev yaptı.

(A4) Halide Edip Adıvar (1884 -1964) Türk yazar, siyasetçi, akademisyen, öğretmen. Halide Onbaşı olarak da bilinir. Halide Edip, 1919 yılında İstanbul halkını ülkenin işgaline karşı harekete geçirmek için yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatiptir. Kurtuluş Savaşı’nda cephede Mustafa Kemal’in yanında görev yapmış, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılmıştır. Savaş yıllarında Anadolu Ajansı’nın kurulmasında rol alarak gazetecilik de yapmıştır.

MERAKLISINA NOT; Halide Edip için “Yahudi” olduğu iddiası vardır. Kaynak için bakınız;

http://www.canmehmet.com/wp-admin/post.php?post=5231&action=edit

(A5) Munis Tekinalp: (Moiz Kohen, 1883, Serez – 1961, Nice), Türk milliyetçilik akımının önde gelen üyelerinden olan yazar ve düşünürdür. Tekinalp, 1883’te Serez’de, bir hahamın oğlu olarak Yahudi bir aile içinde “Moiz Kohen” adıyla dünyaya geldi. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu. Selanik’te çıkan Asır adlı bir Türkçe gazetede yazılar yazdı. Balkan Savaşı’ndan sonra İstanbul’a geldi. İsmini “Munis Tekinalp” olarak değiştirdi. 2004 yılında Liz Behmoaras tarafından kaleme alınan Bir Kimlik Arayışının Hikâyesi adlı kitap Munis Tekinalp’in yaşam öyküsünü konu almıştır. Tekinalp hakkındaki en önemli kitap Jacob M. Landau tarafından kaleme alınan Tekinalp: Bir Türk Yurtseveri (1996) başlıklı kitaptır. Kitapta Tekinalp’in II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e uzanan düşünsel serüveni, hem kendi yazılarından örneklerle hem de Landau’nun değerlendirmeleriyle izlenebilir. (Bilal Habeşi-Ebu Bekir ve Moiz Kohen bilgileri, Vikipedi’den naklen)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*