Yenilmiş Galipler! Bu ülkenin siyaseti 94 yıldır hiç değişmedi, değiştirilmesine izin verilmedi (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Bu ülkede aydın yok!" Var da; Aydının konuşmasına tahammül mü yoktu? Sonsuza kadar kandırmak mümkün değildir.

Hep şikayet edilmiştir; “Bu ülkede aydın yok!”  Bu ülkede  aydın var da; Aydının konuşmasına tahammül mü yoktu? İnsanları sonsuza kadar kandırmak mümkün değildir.

70 yıl önce (göstermelik) çok partili hayata geçtik. Çok Partili Hayata geçtik ancak, Tek Parti iktidarı (siyasetiyle) devam etti. İnanılır gibi değil, ancak, gerçek budur.  Buyurunuz gerçekler pazarına! Önce ağzımızı biraz tatlandıralım!

İnönü’nün 1950 seçimleri sırasında Barutçu’ya söyledikleri:

-“Başka türlü bir hareket, rejimi bir ayaklanmayla sona erdirmek olurdu… Bu ülke gezgin İstiklal Mahkemeleriyle yönetilemez. Atatürk sağ olsaydı, yönetimi beş yıl daha sürdüremezdi. Diktatörlük devrimle yıkılmaya mahkûmdur. Biz demokrasiye doğal yollardan ülkeye yerleştirmeye çalışıyoruz. (1)

İnönü dönemine gelindiğinde atık Devrimler tamamlanmış, Bunlara tutmuş ve yerine oturmuş gözü ile bakılıyordu. “Halk Partisi geçmişteki iktidar tekelini, devrimleri yapmak ve korumak gerekçesiyle haklı göstermeye çalışmıştı. Çok partili sisteme geçiş uğruna girişilen mücadelede ise, devrimlerden çoğunun halk çoğunluğu tarafından benimsendiğini göstermiştir. Hükümeti kontrolleri altına almadıkları sürece gerici kuvvetleri mevcut müesseseler yoluyla kontrol altında bulundurmak; hatta zor metotlar kullanmadan devrimlere riayet etmelerini sağlamak mümkündür.” (2)

Prof. Karpat’ın “gerici kuvvetler” yorumunu değerlendirirsek, bu, getirilecek demokrasinin sıkı kontrolü demokrasi olup, kurulacak yeni partiler düzenini buna göre dizayn ederek, özellikle sistemin tehdit değerlendirmesinde yer alan “ gerici (irticai) ve komünist tehlike” yi iktidara getirmemek plan ve hedefi vardır ki, bunun için düzen partisi CHP’nin karşısında Demokrat Parti “muvazaalı ve icazetli” olarak kurulacak, birbirlerinin mutemedi ve mutisi İnönü – Bayar ikilisi anlaşmalı olarak işi götürecekler, bu iki partinin dışındaki partilere iktidara gelmek için izin verilmeyecek, bunun adına da demokrasi denilecektir.

Esasında bu bir çeşit “Otokrasi” idi. Bir bakıma kontrollü demokrasi. Daha radikal bir tepki ile bütün olup bitenler halka ‘demokrasi” diye yutturulmuştu. (3)

Demokrasi “Tepeden inme” geldi:

Osmanlıdan günümüze Türkiye’de Batı tipi demokrasi mücadelesi, halk hareketi ye geçiş döneminin görgü tanığı ve hem de Demokrat Parti’ nin kuruluş safhasında aktif rol alan Bayar’a  göre, bize demokrasi, gelmesi Batı’daki gibi bir “halk hareketi” değil, “tepe”den yani, sivil – asker bürokrasinden gelen bir hareketti.

Bina, temelden yapılmaya başlanır; biz demokrasi binamızı tavandan başlayarak yapmaya başlamıştık. Bunun için Bunun için de temeli sağlam olmayacak, en küçük bir esintide yıkılıp gidecekti ki yaşadığımız darbeler süreci bunun bir göstergesi oldu. Demokrasi binamız darbecilerin elinde çatır çatır yıkılırken kimsenin sesi çıkmadı.

İnsan kendi eserine sahip çıkar. (4)

‘Serbest işadamı, burjuva, kendi şuurunu hisseder, hürriyet peşinde koşar ve Devlet idaresine iştirak etmek vazifesini anlarsa 0 zaman demokrasi kuvvetle bir teminata mahzar olmuş Olur. Batı’da bu rejim burjuvaya dayanarak kurulmuştur. Bizde de demokrasinin temeli, bekçisi bu serbest işadamı, varlıklı sınıf olabilir.’’(5)

Batı’da hürriyet ve demokrasiyi hür düşünceli aydınlar ve iktidardan bağımsız burjuva sınıfı (zengin sanayici, tüccar ve işadamları) getirmiştir. Bizde ise yalnızca “kalem bürokrasisi  getirmiş, “hazineden geçinmeli” aydınlar ve yine hazine desteği ile palazlanmaya başlayan yarı – bağımsız burjuva sınıfı ise ona tabi olmuş, bu işte köylüler, işçiler gibi nüfusun % 80’i teşkil eden geniş halk kitlesi hiçbir zaman kale alınmamış, hareketin içinde olmamış, zaten o, Atatürk ve İnönü dönemlerinde  “hakları” değil “ödevleri” olan bir kitle olarak görülmüştür.

“Demokrasi Devrimi” de Osmanlı reform süreci ve devrimleri gibi tepeden inen olması yanında “ideolojik bir temel ve tutarlılığa” da sahip olamamıştır. “Türkiye’de demokrasi hareketleri iyi belirtilmişbir doktrine göre olmaktan ziyade, pratik zaruretlere dayanılarak yürütüldü. Siyasi gelişmenin dayandığı esasların tartışılması çok az yapıldı. 19. Yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğunda görülen, sağlam ideolojik temellerin eksikliği bu devrede de kendini gösteriyordu.”(6)

”… İsmet İnönü’nün demokratik bir düzene girmemize razı, daha doğrusu buna mecbur olmasının ikinci nedeni iktidarın aşırı yıpranmış bulunması, kötülüklerin alabildiğine yaptırılması, her yerde, kahvelerde, trenlerde, otobüslerde halkın açıktan açığa suçlamış olması ve hele o ana kadar her işin başında görmeğe özendiği için en ağır kınamaların kendisini göstermesi idi.” (7)

Seçim propagandalarında CHP hiç kalabalık toplayamıyor, mitingleri çok sönük geçiyordu. DP’nin mitingleri gece bile olsa meydanlar dolup taşıyor, genel başkanı Bayar “Kurtar bizi baba” diye karşılanıyordu. Gazeteci görgü tanığı Toker’in yazdıkları

“Adana’dan Tarsus’a gittik. Ben hep Bayar’ın otomobilindeydim. Halk heyecan içinde Muhalefet liderini bekliyordu. Her yerde sokaklar doluydu. Millet Bayar’ı görünce: ‘Yaşa babamız…Kurtar bizi babamız.. Var ol İstiklal Harbi’nin kahraman Galip Hocası’ diye bağırıyordu.

Yollardan geçmek imkanı yoktu. Hep, geç kalıyorduk. Mersin’de halk tam altı saatten beri Bayar’ı bekliyordu. Saat 23 olmuştu. Binlerce kişi ayakta idi. Bunları evlerine döndürmek kabil değildi, (8)

İnönü’nün demokrasiye geçileceğini açıklaması, CHP’nin İçinde ve dışında zaten yeni parti kurma hevesinde olan kimse CHP karsısında “muvazaalı ve icazetli” bir rol oynayacaklara kendisi ve rejim için tehlikeli olmayacak” partiyi kurdurmak için gizli –açık harekete geçti; teşvik etti.

CHP Koalisyonunda yer alan toprak ağalarının statüsü ve bunda yaşanan çözülme:

Atatürk ve İnönü dönemlerinde nüfusun % 80’ine yakınını meydana getiren köylü kitlesi toprağa dayalı bir ekonomik düzen içinde yaşıyor, geçimini tarımla uğraşarak temin ediyordu.

Osmanlı toprak düzeninde önceleri iyi bir sitem olarak yer alan Tımar ve Zeamet toprak düzeni, giderek bozulmuş, sonunda bunlar lltizam’a verilmişti,

iltizam demek, devleti ait bu toprakların şahıslara kira karşılığı verilmesi idi. Zamanla “kira”, “tapu”ya dönüştürülmüş, Anadolu’da devlet toprakları üzerinde oturan bir yığın toprak ağası ve eşraf türemişti.

Köylüler, toprakları az veya bulunmadığı bunların için  bunların Çiftliklerinde işçi olarak neredeyse karın tokluğuna çalışan bir feodal tebaa”ya dönüşmüşlerdi. Tabii ki bu, sosyal huzursuzluk meydan getiriyordu. Bu huzursuzluğu gidermek, Atatürk döneminde dile getirilerek “çözüm” olarak çiftçinin topraklandırılması gündeme gelmişti. Bu, ya hâlâ hazinenin elinde bulunan topraklar dağıtılarak, ya da toprak ağalarının mülkiyetindeki topraklar kamulaştırma yoluyla bedelleri ödenerek toprağı olmayan veya az olan çiftçilere verilecekti. Bununla ilgili kanun tasarıları Atatürk döneminde ciddi olarak düşünülmüş, fakat “Devrimleri yapmak ve tutturmak endişesi” ile ertelenmişti.

Buna sebep ne idi?

Anadolu’da toprak ağaları ve eşraf, içinde halk olmayan “CHP Koalisyonu”nun önemli ortakları idiler. Bunlar, Cumhuriyet ilan edilir edilmez; Osmanlı döneminden İmtiyazlarını korumak için hemen yeni rejim ve kadrolarına yanaşarak onlara, isteyerek veya istemeyerek destek vermişler, bu destekten bu kadrolar. Devrimleri taşraya kadar indirip tutturmak için azami derecede faydalanmışlardı. Yani bir nevi koalisyon ortakları arasında “Al gülümü ve gülünü” havası yaşanmıştı. Bu sebepten Atatürk döneminde Atatürk- İnönü ikilisi, Devrimleri yapmada kuvvetli bir müttefik ve koalisyon ortağından mahrum kalacakları için toprak ağaları ve eşrafı darıltmaktan kaçınmak zorunda kalmışlar, bu sebepten Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu düşüncesi İnönü dönemine sarkmıştı. (9)

Bununla ilgili kendi hatıram şöyledir: Doğup büyüdüğün Kayseri / Develi’de benim bildiğin iki toprak ağası aile vardı. Köylüoğulları ve Develioğulları, Köylüoğullarının Develi’nin doğusunda yarı dağlık yarı ovalık kısmında toprakları vardı Develioğullarından Emin Develioğlu’nun toprakları, Yeşilhisar – yahyalı karayolu boyunca yer alan topraklardı. Halk arasında buna “Emin Be’y’in çiftliği” derlerdi.

Bu iki aile de Atatürk ve İnönü dönemlerinde CHP’li idiler. Köylüoğulları sonuna kadar CHP’li kaldılar. Emin Develioğlu, “imtiyazlı” halini korumak için olacak ki, “fırıldak gibi döndü denilerek Demokrat Parti içinde yer aldı. Hatta, yanılmıyorsam DP’den Kayseri milletvekili bile seçildi.

“Emin Bey Çiftliğinin” akıbeti kötü oldu. Topraklarında ırgat olarak çalıştırdığı köylüler, zamanla bunları mal edildiler.

Bu yüzden Emin Bey ile aralarında kavga yaşandı, Emin Bey, topraklarını hibe veya düşük fiyata köylülere satarak çiftliğini dağıttı. Bizim köylülerden de onun çiftliğinde ırgat olarak çalışan aileler vardı. Kayseri ovasının toprak ağası olarak duyduklarım isimleri ise CHP Milletvekili Turhan Feyzioğlu’nun babası Sait Feyzioğlu, Adem Çilsal ve Molululardır. Adı geçen ovada geniş toprakları varmış. Bu aileler Atatürk ve İnönü dönemlerinde CHP’nin Kayseri’de il başkanları, içlerinden CHP milletvekilleri çıkan aileleri olmuştur…

Atatürk ve İnönü dönemlerinde toprak ağası olanların çoğu, Ermeniler ve Rumların Anadolu’dan kovulmaları sonucu, CHP’li  olmaları sebebiyle çeşitli “kanuni hileler” ile hem bunların bıraktığı topraklar hem de Osmanlı’dan kalma çok büyük bir yekün tutan vakıf topraklarının çoğunu zimmetlerine geçirmişler, özellikle bunlar, bu statüleri gereği CHP Koalisyonu’nda yer alan toprak ağalarının “En hızlı CHP’lileri” olmuşlardı.  Babam anlatırdı; “Hiç acımadılar, yetim mallarına bile kondular” derdi.  (10)

Yukarıda yazılanlar kısaca özetlenirse;

-Başımıza gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiş!

-Meğer biz ölmeden ölmüşüz de ağlayanımız yok! (muş)

Resim;http://arastirmaci-burhaniscan.blogspot.com.tr/2014/04/erdogan-tirivirilari-mugalatalar.html (altyazı tarafımızdan düzenlenmiştir.)

Kaynaklar;

(1) Faik Ahmet Barutçu, Siyasal Hatıralar, C. II, Ankara, 2001, s. 417 (Naklen, Saklanan gerçekler)

(2) Prof. Dr. Kemal Karpat,sahife; 375 (Naklen; Saklanan Gerçekler)

(3) “SAKLANAN GERÇEKLER DEMOKRASİYE NASIL GEÇTİK?” (1945-1946), Süleyman KOCABAŞ, Sahife;58

(4) A.g.e

(5) Ahmet Hamdi Başar, Yaşadığımız Devrin İçyüzü, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1960, s. 38 (Naklen saklanan gerçekler)

(6) Prof. Dr. Kemal Karpat, s. 183

(7) Hikmet Bayur, Atatürk – İnönü İlişkilerinin İçyüzü, Son Havadis, 11 Şubat 1968 (Ertunç, s. 358’den nakil.)

(8) Saklanan gerçekler, sahife:61

(9) A.g.e, sahife;68

(10) A.g.e. Sahife: 69

774 Toplam Ziyaretçimiz 4 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*