Yenidünya düzeninde Amerika kaybederken, Almanya ve Japonya yükselmektedir. (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Güç yüzyılda bir el değiştirmektedir.

Güç yüzyılda bir el değiştirmektedir.

Mahkeme kadıya nasıl mülk değilse, güçte kimsede kalıcı değildir. Tarihe baktığımızda yüzyılda bir gücün el değiştirdiği görülmektedir. Ekonomik verilere göre ABD için yolun sonu gözükmektedir.

Bugün devlet olarak içerisinde olduğumuz konumu-toplumsal durumu doğru okuyabilmek; “Arap Baharı”nı, Suriye’de yaşananları, dünyada halen belirleyici olan ülkelerin pencerelerinden de görerek gelecek politikalarını-beklentilerini iyi anlamamızla mümkündür.

İlk yazıda özellikle ABD ile ilgili konuların önemli olanlarının başlıkları verilecek ilerleyen bölümlerde Almanya ve Japonya ile birlikte değerlendirmeleri yapılacaktır.

Osmanlı, 18’nci asrın başlarına kadar olayları yönlendirici belirleyici konumdaki ülkedir.

Nöbet, 19’uncu asırda, “üzerinde güneş batmayan İmparatorluk!” İngiltere’ye geçer;

20’inci asrın belirleyici, Süper Devlet’i, Amerika Birleşik Devletleri’dir.

21’nci asrın başlarına geldiğimizde dışarıdan belirleyicisi olarak ABD gözükse de ancak  ekonomik rakamlar bunu teyit etmemektedir.

**

“Amerikan ideali tehlikede” 

ABD’nin bir önceki başkanı George W. Bush döneminde dışişleri bakanlığı ve ulusal güvenlik danışmanlığı görevlerini yürüten Condoleezza Rice yaptığı son konuşmalarının birisinde;

-“…ABD’nin dünyadaki meselelerin çözümünde ”liderlik etmediği” takdirde iki gelişmeden birinin meydana geleceğini belirten Rice,

-”Ya hiç kimse liderlik etmeyecek ve kaos olacak

-Ya da bizim değerlerimizi paylaşmayan birileri bu boşluğu dolduracak. Liderlik etmede isteksiz olamayız ve geriden liderlik yapamazsınız. (1)

Bakalım deneyimli siyasetçi Condoleezza Rice, ülkesinin gücü hakkında gerçekleri ne kadar doğru değerlendirmektedir?

**

-“SONY, Colombia Pictures’ı 3.4 milyar dolara satın almış; Toshiba ve Itoh,  Time-Wamer’ın önemli bir hissesini almış; Matsushita Electrical Industrial MCA’yı ele geçirmiş, 6 milyar dolardan fazla ödeyerek Universal Studio’ların sahibi olmuştur.

Artık Birleşik Devletler’in denizaşırı hizmetlerindeki büyüme de yükselen güç argümanını desteklememektedir.

Örneğin, 7 Eleven dükkanları Japonya’nın her yerine yayılmıştır ama artık ana şirketin sahibi Japonlardır; aynı şekilde “Amerikan” giyim firması Talbots son yıllarda Japon piyasasında büyüyen bir payı ele geçirmiş ama sahipliği kaptırmıştır. Japonya’da çok yüksek kârlılıkla hizmet veren McDonald’s bile % 50 Japon ortaklığıdır. Birleşik Devletler markalarının yayılması ekonomik güç anlamına gelmemektedir. (2)

…Birleşik Devletler’in sanayi ve ileri teknoloji alanında rekabet gücünün bütünsel olarak azalması büyük ölçüde devlet ve şirketlerce Avrupa ve Japonya’daki rakiplerine göre düşük düzeylerde tutulan araştırma-geliştirme (Ar-ge) harcamalarının sonucudur.

1980’lerde Japonya’da sanayi araştırmaları için yapılan harcamalar öyle hızlı genişledi ki bu alanda Birleşik Devletler’ce yapılan harcamalarla ya eşitlendi ya da geçti. 1989’da başkanlık danışmanları komitesi Japonya’nın yarı iletkenler konusunda hızla öncülüğü ele geçirmesinin, bu alanda yaptığı araştırma-geliştirme harcamalarının Amerikan cips şirketlerin üç misli fazla olmasına bağladı.

1989 ile 1990 arasında Japon sanayii araştırma- geliştirme harcamalarını inşaatta % 24, plastik ürünlerde % 32, imalatta % 14, hızlı makinelerde % 11.5 ve diğer bir çok alanda daha da yüksek oranlarda artırdı. Bu onyılın sonunda gelişkin seramikler gibi çok önemli sanayi alanlarında araştırma-geliştirme harcamaları üçte iki artmıştı.

…Gayri Safı Milli Hasıla’nın bir yüzdesi olarak sivil araştırma geliştirme için yapılan harcamalar ile ilgili rakamlar Birleşik Devletler ve dünya çapındaki en korkunç iki rakibi arasındaki farkın nasıl büyüdüğünü açıkça göstermektedir: (3)

Devletler                                  1978           1984             1988

Japonya                                     2.6               2.6               2.9

Almanya                                    2.1               2.5               2.7

ABD                                           1.6               1.8               1.9

**

-“Eski Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Zbignievv Brzezinski, Birleşik Devletler’in 1970’lerin sonu ile 1980’lerdeki silahlanma yarışının Sovyet tehdidinden kaynaklanmadığını kamuya açıklamıştı. Bu, daha çok Moskova’nın kaynaklarının askeri sektöre aktarmasını sağlamak ve böylece birleşik bir ekonomik ve siyasal krize yol açmak içindi –Washington nihai olarak bu amaca ulaştı. “(4)

Bu ifadeden anlaşılan rekabetçinizi batırmanın bir diğer yolu da onu gereksiz bir silahlanma yarışına sokarak kaynaklarını israf ettirmekten geçmektedir.

-“Yıllar önce Birleşik Devletler hükümeti ihracatçılarını ve denizaşırı yatırımcılarını dünyanın her köşesine (askeri maceraların da çok ötesinde ve üzerinde) hızla göndermeye başladığında, “serbest ticaret” yükselen imparatorluğun savaş nidasıydı.

…Tarihsel olarak yükselen küresel güçler, dünya ekonomisinin lokomotifi olagelmişler, kendileriyle birlikte çok az ulusu daha büyük ekonomik başarılara taşımışlardır. Çöl Kalkanı/Çöl Fırtınası operasyonu gibi günübirlik geçici askeri gösteriler bir ülkenin yiğitliğinin göstergesi olmadığı gibi, küresel veya ulusal ekonomik çöküşe de çare olamamaktadır. Askeri güç, yirminci yüzyılın sonundaki piyasa belirlenimli dünyada, artan bir hızla hegemonya aracı olma niteliğini yitirmekte, artık ekonomik gücün canlandırılmasına dönüştürülememektedir.

Birleşik Devletler’in denizaşırı maceraları ile ulusal düşüşü ve askeri gücü ile ekonomik zayıflığı arasındaki paradoks bu nedenledir.  Transferleri ve kredilerinde, ticaret açıklarının kapatılması ve bütçe açıklarının giderilmesinde kendi rakiplerine bağımlı olan bir devlet nasıl yükselen bir dünya gücü olarak tanımlanabilir?”

Amerikan Küresel Gücünün Yapıları

-“Birleşik Devletler hegemonyasının dünya çapında büyümesi. Birbirileriyle ilişkili bir grup kurumun etrafında oluşturulmuş güç yapılanmaları ile sağlanmaktadır:bunlar kara kuvvetleri, deniz kuvvetleri, uzun erimli müdahale kapasitesine sahip hava kuvvetleri; muhaliflere zarar vererek müşterilerine destek olan çokgeniş bir gizli istihbarat ağı; tüm dünyaya yayılmış ve uluslararası siyasal ve ekonomik gerçeklikleri Amerikan tanımlarıyla yayanmuazzam bir kamu ve özel kitle iletişim ağı (medya ); ve özellikle Üçüncü Dünya’da resmi (kamu) ya da gayri resmi (özel) Birleşik Devletler işletmelerine bağımlı muhtelif işbirlikçi sınıflardır.

Bush yönetiminin son dönemlerinde istihbaratçılar ve Birleşik Devletler Kongresi mensupları, Amerika’nın dışarıdaki ekonomik rekabetini artırmak için CIA’nın işe daha çok karışması gerektiğine ilişkin pek çok öneri yaptılar. Kimileri müttefiklerin ve ticari ortakların izlenmesini, hatta Birleşik Devletler şirketlerine yararlı olabilecek işletme sırlarının çalınmasını önerdi. Eski CIA başkanı Amiral Stansfield Turner:

“Sırları askeri hazırlıklarımız için çalıyoruz. Ekonomik alandaki rekabetimiz için neden çalamayacağımızı anlayamıyorum.”Diyordu. Senato İstihbarat Komitesi başkanı David Boren gibi diğerleri ise, dış ekonomik ispiyon mekanizmalarının bozulduğunu söylüyorlardı. Reagan’ın CIA müdür yardımcısı ve Bush’un CIA müdürü Robert Gates yabancı hükümetler arasındaki “gizli anlaşma”ların ve onların Amerikan çok uluslu şirketlerine “zarar veren” denizaşırı ülkelerdeki kapitalistlerinin daha yoğun olarak gözlenmesini ve Birleşik Devletler ticaret sırlarını korumak için hem CIA’yi hem de FBI’ı içen daha aktif bir program uygulanmasını öneriyordu. (5)

-“1960 ile 1990 arasında birleşik toplam aktif yüzdesi açısından dünyanın en büyük 12 bankası arasında Japon, Alman ve Fransız bankalarının oranı % O’dan % 94’e yükseldi; Birleşik Devletler bankalarının oranı ise % 61’den % O’a düştü.’

Yirmi yıl önce, dünyanın en büyük 20 bankasının altısına (aktifler açısından) Amerikalılar sahipti; I990’da ise yalnızca iki Amerikan bankası en büyük elli bankanın arasına girebildi.”

Birleşik Devletler firmalarının son otuz yıldır dünyanın en büyük oniki şirketi listelerinden silinmesi de sanayi rekabetindeki kaybı teyid etmektedir. Örneğin 1960’da Birleşik Devletler her bir kategoride ilk onikiye giren altı elektrikli cihaz/elektronik şirketine, yedi demir ve çelik şirketine, sekiz demir içermeyen metal şirketine ve sekiz kimyasal madde şirketine sahipti; 1990’a gelinceye kadar ise, rakamlar arka arkaya bir (1988’de, sıfır, iki ve üç idi.

-“1970’de dünyanın en büyük sanayi şirketlerinden altmışdördü Birleşik Devletler’de, yalnızca otuzdördü de Avrupa ve Japonya’daydı. Neredeyse yirmi yıl sonra (1988’de) Birleşik Devletler toplamı kırkikiye düşerken, Avrupa/Japon şirketlerinin sayısı kırksekize yükseldi.

Birleşik Devletler’in rekabet gücünün düştüğünü gösteren diğer örnekler kritik teknoloji ve makine imalatını da içermektedir. Japonya’nın yan iletken (bilgisayar cipsleri) sanayiindeki küresel Pazar payı 1981’de % 37.4’den 1988’de % 51’e yükselirken, aynı yıllarda Birleşik Devletler’in payı % 48.9’dan % 35 civarına düştü. (6)

Böylece ilk kez (Körfez saldırısı sırasında) Birleşik Devletler savaş timleri gelişkin silahlan için gerekli olan cipsleri, transistörleri ve diğer elektronik parçalar açısından denizaşırı ülkelere (özellikle Japonya ve Fransa’ya) bağımlı hale geldiler.

Birleşik Devletler’in bu alanda Japonya’ya kaptırdıkları, bilgisayar cipsi üretmek için gerekli kompleks makine imalatını da kapsadı. Akımı asitle silikona çeviren ince pul üretiminde Amerikan şirketlerinin Pazar payları 1982’de % 62 iken, 1987’de % 45’e düştü, aynı dönemde bu alanda çalışan Japon firmalarının payı ise % 29’dan %44’e çıktı.

1980’ler boyunca Birleşik Devletler bilgisayar cipslerini depolamak için kullanılan seramik paketlerin üretimini de Japonlara kaptırdı.”

“Sıklıkla ‘imalat dünyasının yarı-iletkenleri’ diye adlandırılan makinelerin yerli imalatçılarının sayısı 1982’de 1.400 iken, 1987’de 600’e düştü. Birleşik Devletler’in bu alandaki üretim açısından birinci sıradayken Japonya, Almanya ve Sovyetler Birliği’nin arkasından dördüncü sıraya düşmesi hiç şaşırtıcı olmadı.”  (7)

“Birleşik Devletler Ticaret Odası’nın 1990’da yayınladığı bir araştırmada, gelecek ekonomik refah için yaşamsal olan (süperiletkenler, bioteknoloji vb.) oniki önemli teknoloji alanında küresel rekabet açısından Birleşik Devletleri’n dört teknolojik alanda “kötü bir şekilde kaybederek” alanı Japonya’ya kaptırdığı, altı alanda “kaybetmekte olduğu”, iki alanı “tuttuğu”, hiçbir alanda da “kazan”madığı belirtiliyordu.” (8)

Devam edecek…

Resim;apushcanvas.pbworks.com

Kaynakça;

(1)Milliyet.com.tr, 30.08.2012

(2-3-4-5-6-7-8) James Petras-Morıs Morley, “İmparatorluk mu? Cumhuriyet mi? Amerika’nın Küresel Gücü ve iç Çürümesi” (1996)

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*