Yeni ortağımız Rusların tarihi ile birlikte anlamak istemediğimiz çırılçıplak bir Avrupa Birliği gerçeğini göreceğiz (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Rus siyaseti: Komşular düşman, komşuların komşuları dost!

 

Rusların en az iki bin yıllık tarihini öğrenmeden ne Rusları tanımak ne de I. Aleksandr’ın : “Onlara ayı olmadığımızı göstermeliyiz.’ İfadesi ile neyi kastettiğini. (*) anlamak mümkün değildir.

“Otu çek köküne bak  Bizde yeni ortağımız Rusları doğru  tanımak adına otu çektik ve köküne baktık!

Ruslar ve etnik kökenleri: (ırkları, geçmişleri ve ayırt edici kültürleri) :

Dürüst ilim insanlarına göre (günümüzde tanımlanan) etnik kökenler: Büyük ölçüde efsane ve siyasi (beklentilere göre kurgulanmış) değerlendirmelerdir.

Rus” olarak tanımlanan halkın hikayesi  (Irk, Etnik grup, Kültür) : Yaygın inanışa göre İskitler ve Sarmatlar’ la başlamaktadır.

“…Rus tarihindeki ilk devlet olan Kievan Rus’un kökenleri son derce karmaşık ve tartışmalıdır. Erken tarihinin çoğu mit, efsane ve doğrulanabilir gerçek arasındaki sisli sınırda mevcuttur… kavgalı Slav kavimler Sloveni ve Kriviçi ile bazı Finli kavimler tarafından yapılan davet üzerine Rus’un geldiğinden kısaca bahseder:

Bu yüzden deniz ötesine, Vareg Ruslarına gittiler. Bu Varegler Rus olarak biliniyorlardı, tıpkı bazılarının İsveçli ve bazılarının Norman, Anglus ve Got olarak bilinmeleri gibi, onlar böyle adlandırılmıştı. Çudlar, Slavlar, Kriviçianlar Rus halkına dediler ki: “Topraklarımız büyük ve zengin, ama düzen yok. Gelin yönetin ve saltanat sürün!” Böylece akrabalarıyla birlikte bütün Rusları alıp birlikte göç eden üç kardeş seçtiler. En büyüğü Rurik Novgorod’a yerleşti, ortancası Sineus Byeloozero’ya ve üçüncüsü Truvor da Izborsk’a. Vareglerle ilgili anlatılarda Novgorod bölgesi Rusların toprağı olarak bilinmeye başladı. Novgorod’un şimdiki sakinleri Vareg ırkından gelmektedir ama önceden Slavdılar. (1)

…Tarihçi Omeljan Pritsak ise hem Normancı hem de Normancı karşıtı duruşları çok basit olması nedeniyle reddetmekte ve “Rus’un kökenleri” olarak Baltık, Akdeniz, Doğu Avrupa ve diğer etkileri içeren “çok etnikli ve çok dilli” sosyal ve ekonomik bir mevcudiyet yorumunu tercih etmektedir. (2)

Neticede “Rus” tanımı (etnik kökeni) hala üzerinde anlaşılmış bir konu değildir.

Biz bu bölümde Rus tarihine başlayacaktık ancak bugünkü haber sitelerinde (**) :

“BBC’ye röportaj veren Cumhurbaşkanı, “Eğer AB açık açık biz Türkiye’yi kabul edemiyoruz derse, bu bizi rahatlatır. B ve C planlarımızı hayata geçiririz. Avrupa Birliği bizim için vazgeçilmez değil, biz rahatız” dedi. Erdoğan’a göre, Türklerin çoğu artık AB’yi istemiyor ve uluslararası örgütün ikiyüzlü olduğuna inanıyor…

Demecinden sonra biraz geriye giderek (1815 Çar I. Aleksandr dönemi)  uzun yıllardır kendimizi nasıl aldattığımızı gözler önüne sererek, Rusların tarihini gelecek bölüme bırakmayı daha uygun gördük.

YIL 1815

“…I. Aleksandr savaşı Rus sınırlarının dışına taşıdı… Avusturya, Prusya ve Rusya birleşik güçleri sonunda Napolyon’a karşı 16-19 Ekim 1813 arasında süren ve “Milletler Savaşı” olarak bilinen Leipzig Savaşı’nda kesin bir zafer kazandılar… müttefikler 31 Mart 1814’te Paris’e zaferle girdi. I. Aleksandr o gün için, “Hayatımın en mutlu günü!” der.

…Eylül 1814’ten akdin imzalandığı 9 Haziran 1815’e kadar süren kongre, tarihin de en etkileyici ve önemli diplomatik toplantılarından birini teşkil etti. I. Aleksandr Rusya’yı temsil etti…Viyana’da bir araya gelen büyük güçler hem daha büyük bir istikrar hem de kazanımlarını korumak ve ilerletmek amacıyla Avrupa haritasını yeniden çizdiler…

I. Aleksandr’in Viyana Kongresi dönemindeki coşkun, mistik hatta mesihvari ruh durumu…kendisini en iyi Kutsal İttifak olarak bilinen fevkalade ve alışılmamış dokümanda ifade etti.

26 Eylül 1815’te Rusya, Avusturya ve Prusya ve sonradan da Avrupalı güçlerin büyük çoğunluğu tarafından imzalanan ittifak sade bir şekilde Hıristiyan hükümdarlara kardeşçe yaşamaları ve Avrupa’da barışı korumaları için ricada bulunuyordu.

Kutsal İttifak’ın en azından iki önemli Batı geleneğinde, Hıristiyanlık ve uluslararası hukukta derin kökleri bulunurken, anın uluslararası sorunlarına tek bir küçük atıfta bulunuyordu ve Hıristiyan kardeşliğin uygulanması ya da zorlanması için herhangi bir mekanizma sunmuyordu…(3)

Ancak kongre sistemi zamanımızın hâlâ gelişen Avrupa Birliği’nin erken, bir anlamda kâhince bir öncüsü olarak görülebilir. Ayrıca Dörtlü ve Beşli İttifakların geniş kapsamlı oluşumuna vurgu yapan ve Avrupa’da işbirliği ve birlik geliştirmeye çalışan lider, bütün diğer Avrupalı liderlerden çok (Rus Çarı) I. Aleksandr’dı. Hatta Avrupa yapılanmasını garantiye almak için kalıcı bir uluslararası ordu kurmayı bile önerdi.. (4)

“Yıl 1982…İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyeleri ile İstanbul’daki bankacılar, o zamanki adı AET olan Avrupa Birliği kurumlarını tanımak üzere Belçika ve Lüksemburg’a davet edilirler, Bu tür yemeklerde adet olduğu üzere Misafirleri ağırlayan heyet başkanı hoş geldin dedikten hemen sonra (zehir zemberek) bir konuşma yapmaya başlar: (Türk Misafirlerine hitaben)

“Siz kendinizi ne sanıyorsunuz! AET demokratik ülkeler topluluğudur, sizler ise bizim dostlarımız Turan Güneş, Turhan Feyzioğlu gibi pek çok parlamenterin görevlerini engellemekle kalmıyor, hala kendinizi bu topluluğa hangi hakla üye olabileceğinizi sanıyorsunuz?”

Konuşma bu küstahlık devam edip gidiyordu. Konu anlaşılmıştı, AET Dış İşlemleri Sorumlusu bizim vasıtamızla (O sıralarda darbe olmuş ve) Evren’e mesaj gönderiyordu. Sinirlenmiştim. Söz istemek için elimi kaldırdım. Adam şaşkınca “Evet” dedi. Ben ise,

-“AET üyelerinin demokratik hassasiyetlerini görmek hepimizi çok duygulandırdı. Ancak merakımı hoş görün, 79-80 yıllarında Türkiye sokaklarında günde 20-30 kişi terör kurbanı olarak yaşamını yitirirken, bir protestonuzu görmedik, demokratik hassasiyetleriniz neredeydi acaba? Üstelik yönetime el koymuş olan silahlı kuvvetler, en kısa zamanda seçimler yapılacağını vaad ediyorlar. Çok demokratik bir iç savaşı mı tercih ederdiniz?

Tam o sıra, solumda oturan, bugün dahi yüzü gözümün önünden eksilmeyen, kızıl saçlı, seyrek kızıl sakallı genç bana dönerek

Biliyor musun, boşuna sinirleniyorsun. Siz bu oyunu 1453’te kayıp etmişsiniz! Bilmiyor musun?”

Ben şaşkın

“Siz ne söylemeye çalışıyorsunuz? Lütfen açıklar mısınız?”

Kızıl genç

“Bakın dostum, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra Papa Roma’dan kendisine bir elçi göndererek ‘Gel Hıristiyanlığı kabul et. Ben de seni, Doğu Roma İmparatoru olarak takdis edeyim!’ teklifini gönderiyor. Sultan bu teklifi reddediyor. İşte o andan itibaren siz Avrupa’da partiyi kaybettiniz… Bugün demokrasi derler, yarın Kürtlere özgürlük, Ermenilere toprak vs. Sizden her gün yeni bir şey talep edeceklerdir. Bu işin sonu gelmez! Zira burası bir Hıristiyan Birliğidir. Siz ise bu birliğe tam karşıt bir konumdasınız. Bu söylemi de, bu açıklıkla size benden başka kimse söyleyemez, zira ben Yahudi’yim” dedi.  Dondum kaldım. (5)

Yıl 1985-1991

Eski Sovyetler Birliği Başkanı Gorbaçov anlatıyor:

Küresel Bir Kriz

“…Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla sembolize edilen Soğuk Savaş döneminin sonunun, nükleer tehdit korkusundan ve ideolojik düşmanlıklar zincirinden kurtulmuş uluslararası topluluğa, silahlanma yarışına son vermeyi, istikrarlı kalkınma yolunda ilerlemeği, fakirliğe ve çevrenin felaketlere sebep olabilecek şekilde tahrip edilmesine karşı mücadelede adi tedbirler almayı, son olarak küreselleşme karakterini insan haklan ve kişisel hürriyetler gibi kavramların geliştirilerek dünya çapında yayılmasını ön planda tutan bir mahiyette değiştirmeyi sağlayacağına inanıyordum…

Avrupa’nın tarihi birçok bakımdan tektir. İki bin beş yüz yıllık bir süreçte, Avrupa iç harpler, fetihler, istilalar, ilerleme ve gerilemeler yaşadı…

Demir perdenin çöküşüyle Avrupa için yerli yerine oturtacağı tek bir fırsatın ve bir ‘Panavrupa” (tek ve büyük Avrupa) temellerinin atılacağı fırsat doğmuştu…” (6)

Mihail Gorbaçov,  Rus Çarı I. Aleksandr’dan yaklaşık 170 yıl sonra dahi neyi seslendirmektedir?

Tek ve Büyük Avrupa’  yı

Ve geldik 2004 Yılına

Fransa (eski) cumhurbaşkanlarından Giscard d’Estaing, 2004 yılında, AB ile ilgili görüşlerini açıklamaktadır: Avrupa’nın ortak kimliği Hıristiyanlıktır. Türkiye bunun hangi parçasını oluşturabilir? Türkiye bir İslam ülkesidir. Bu iki kimlik bir arada olmaz. Aksi hâlde AB dağılır.

Türkiye, AB’ ye girmesi için; İslam kimliğinden, egemenliğinden, bağımsızlığından vazgeçecek mi?

-Brüksel’i Ankara yerine başkent kabul edecek mi?

-Türkiye Avrupa tek devletinin bir federe devleti olacak mı?

Türkiye halkı bu gerçekleri hiç bilmiyor.” (7)

Sayın Erdoğan’ın bugünkü haber sitelerinde aktarılan demecine tekrar dönersek:

BBC’ye röportaj veren Cumhurbaşkanı, “Eğer AB açık açık biz Türkiye’yi kabul edemiyoruz derse, bu bizi rahatlatır. B ve C planlarımızı hayata geçiririz. Avrupa Birliği bizim için vazgeçilmez değil, biz rahatız” dedi. Erdoğan’a göre, Türklerin çoğu artık AB’yi istemiyor ve uluslararası örgütün ikiyüzlü olduğuna inanıyor…”

Peki, bu demeci ve içeriği okuyanlar olarak biz ne diyoruz? Asıl önemli olan budur.

Devam edecek

-Ruslar 19. Asrın başına kadar tam bir yoksulluk içerisindedir…

www.canmehmet.com

Resim: Web ortamından alınmış, tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynaklar:

(*) I. ALEKSANDR, 1815 Onlara ayı olmadığımızı göstermeliyiz.’   Yirmi üç yaşında tahta çıkan  I. Aleksandr’ın, Gençliği, aydın eğitimi ve hükümdar olarak ilk açıklamaları bu beklentileri haklı çıkarır gibiydi. Sonraki bazı tarihçiler, Aleksandr’ın devrini Rusya’yı sonunda otoriter rejim yolundan çıkarma potansiyelini elinde tutuyormuş gibi görüyorlardı…Ancak çoğunlukla tarihçiler I. Aleksandr’a “gizemli çar”, “esrarengiz” ya da “taçlı Hamlet” diyerek şaşırtıcı şekilde çelişkili yaklaşmışlardı…pek çok yazar tarafından liberal olarak alkışlandı, fakat diğerleri tarafından gerici olarak kınandı…Kutsal İttifak’ın yaratıcısı, barış yanlısı ve genel olarak dünyada barış ve Hıristiyan kardeşliği yerleştirmek için elinden geleni yapan biri olarak göklere çıkarıldı… (Rusya Tarihi: Sahife:313)

(**) Milliyet.com.tr. 12.07.2017

(1) Rus Tarihi, Sahife: 21

(2) Rus Tarihi

(3) A.g.e: S.327

(4) A.g.e: S.330

(5) Zoraki Bankacı, Bir dönemin perde arkası, Metin BERK

(6) Yerküre Manifestom”, Mihail Gorbaçov

(7) Bitmeyen hesap”, Yaşar YAZICIOĞLUS.67-3

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*