Yeni Dünya Düzeni’nde, Türkiye’nin enerji ve Petrol gerçeği, İşte hikayemiz (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Yeni bir dünya düzeni kuruluyorsa bu “enerji çağı” olacaktır.

İçerik özellikle üniversitede okuyan gençlerimiz için önemli bir arşiv niteliğindedir. Ülkemizin ekonomik ve siyasi meselelerini değerlendirirken el altında bulundurmalarını öneririz.

Tablolar eşliğinde buyurun uzun bir enerji, petrol yolculuğuna;

Türkiye’nin enerji ve Petrol gerçeği;

Sultan II. Abdülhamid oluşturduğu güçlü istihbarat örgütü ile dünyadaki değişimi yakından takip etmektedir.

1876 Yılı itibariyle Petrol giderek daha fazla alanlarda kullanılmaya başlanmıştır. Dünyada motorlu araçların yaygınlaşmasının yanında; İngilizler başta olmak üzere dönemin gelişmiş ülkeleri donanmalarının gemilerinden başlamak üzere ağır tonajlı taşıma araçlarını kömürden petrol tüketimine uygun hale getirmektedirler…

2. Sultan Abdülhamit bu gelişmeleri öğrendiğinde petrolün gelecekte stratejik bir silah olacağını bir tarafa not eder ve  not etmekle de kalmaz, Alman maden mühendisi Paul Groskoph ve Habip Necip Efendi yönetiminde oluşturulan bir araştırma ekibine;

Başta Musul ve Bağdat havalisi olmak üzere Dicle ve Fırat nehirleri havzasında petrol taraması yaptırır.  Ve yapılan bu çalışmalar, 22 Ekim 1901’de Sultan II. Abdülhamid’e sunulur.

2. Abdülhamit son derece zeki bir yöneticidir. Osmanlı İmparatorluğunun gelecekte içine düşeceği durumu o günden öngörerek; Musul’da petrol tespit edilen arazilerini kişisel olarak satın alır. (*)

İngilizler o günlerde de ısrarla bu bölgeyi istemektedirler.

İngilizler ’in, I. Dünya Savaşı’nda Bağdat’ı almak için harcadıkları paranın yedi mislini Musul’a sahip olmak için harcamaları, bölgeye verilen  önemin derecesini  belirtmek için ayrıca değerlendirilmelidir.

Yapılan çalışmalarda 65 noktada petrol tespit edilmiştir; Diyarbakır, Mardin, Bismil, Hazro Çayı, Sinan, Batman çayı, Dicle, Midyat, Bedran, Bitlis Suyu (çayı),Tulan, Siirt, Botan çayı, Habur, Fındık, Cizre, Dehuk, Zaho, Habur çayı, Hakkari (Çölemerik), Ahmediye Bisan, Alkuş, Akra, Büyük Zap, Revanduz, Musul, Karakuş, Nemrut, Küçük Zap, Erbil, Köysancak, Altınköprü, Şargat, Hamrin Dağı, Kerkük, Taşhurmatı, Tavuk, Karadağ, Süleymaniye, Karadağ, Aksu, Tuzhurmatı, Kefri (Salahiye), Deli Abbas, Tikrit, Samara, Haso çayı, Narbin Suyu, Diyale Suyu, Ramadi, Felluce, Mendeli, Bakuba, Kazımiye, Bağdat, Museyyeb, Hılle, Kerbela, Hit, Fırat, Anah, El-Kadim,Ebu Kemal, Meydani (1)

**

TPAO Genel Müdür Vekili Mehmet Uysal Petrol gerçeğimizi anlatmaktadır;

“Hazar bölgesi petrol sistemi, Karadeniz’in altından Romanya’ya uzanıyor. Bu alanda Türkiye’nin petrol tarihini değiştirecek rezerv var. Bölgenin batısında doğalgaz, doğusunda petrol yer alıyor.” diyor.

Şirket, bir taraftan Karadeniz’in derinliklerindeki petrol rezervini tespit için yabancılarla ortaklık yaparken, diğer yandan üretime geçmek için çalışmalarını sürdürüyor.

…Devletin petrol arama şirketi, halen yurtiçi ve yurtdışı dahil günlük 90 bin varil üretim yapıyor, Türkiye’nin tüketimi ise 600 bin varil.

Uysal’a göre gelecek 15 yılda petrole ödenecek para 450 milyar doları aşacak.

Rakamın büyüklüğü, konunun önemini ortaya koyuyor. Söz konusu bölgede neden şimdiye kadar petrol sondajı yapılmadığı yönündeki eleştirilere, “Varil fiyatının 100 dolara çıkması, Karadeniz’de de arama-üretimi kârlı hale getirdi.” karşılığını veriyor.

TPAO, Kazakistan’dan Libya’ya kadar geniş bir coğrafyada petrol arama ve üretim faaliyetlerinde bulunuyor. Milli petrol şirketi, son dönemdeki ataklarıyla Türkiye’nin petrol ihtiyacını karşılamak ve petrol sektöründe uluslararası bir aktör olmak için çalışmalarına hız verdi.

Milli petrol şirketini yöneten isim, Karadeniz’in Türkiye’nin petrol tarihini değiştirecek bir potansiyeli olduğunu söylüyor.

Halen Diyarbakır-Adıyaman bölgelerinde yoğunlaşan petrol üretiminin ülke ihtiyacını karşılamaktan uzak olduğu bilgisini veren Uysal ;

“Bu bölgedeki üretim bizim stratejik ihtiyacımızı karşılayacak potansiyele sahip. Yani bu bölgede yapılan üretim acil durumlarda askerî amaçlı ihtiyaçlar, hastane, okul, gıda nakil gibi acil ihtiyaçların karşılanmasında kullanılacak petrolü karşılar. Bu açıdan çok önemli. Ancak, ülke ihtiyacını karşılayamaz.”  değerlendirmesinde bulunuyor.

Ancak  Karadeniz’de durum farklı. Uysal’a göre Türkiye’nin petrol ve gaz ihtiyacının önemli bir bölümü hırçın dalgalarıyla ünlü denizin altından karşılanacak.

…Azerbaycan’da 1990’lı yıllarda başladığımız çalışmalardan 12 yıl sonra üretime geçtik. Karadeniz’le de sınırlı kalmayacağız. Akdeniz ve Ege’de de çalışmalar sürüyor.” bilgisini veriyor.

Kazakistan ve Azerbaycan’da önemli arama-üretim tecrübesine sahip TPAO’nun Libya’da da 3 sahası var. Ayrıca, Irak ve İran’a yönelik projeler üzerindeki çalışmalar sürüyor. 25 kişilik ekip, İran’ın Pars bölgesindeki petrol ve gaz üretimi için teknik çalışma yapıyor.

Karadeniz’de doğalgaz üretimi sürüyor.

“...Karadeniz, Hazar petrol sisteminin parçası. Kamuoyunda en çok tartışılan ve merak edilen konuların başında;

-“Türkiye petrol zengini bir ülke mi?”sorusuna verilecek cevap geliyor.

“Bu sorunun cevabını verebilmek için öncelikle petrol jeolojisi konusuna hakim olmak ve petrolün yeraltındaki yapısını iyi bilmek gerekiyor. Petrol yeraltındaki süngerimsi kayalarda bulunuyor. Kıtaların çarpışma sürecinde bu süngerimsi yapı bozuluyor ve petrolün kayalarda tutunması zorlaşıyor. Türkiye’nin de yeraltı yapısı bu çarpışmalardan dolayı deforme olmuş, petrol taşıyacak yapılar bozulmuş. Halen petrol çıkarılan Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Basra Körfezi’nde yer alan petrol sisteminin son ucu. Az rezerv söz konusu.

Petrol daha çok Basra bölgesinde yer alıyor. Türkiye bölümünde fazla petrol yok.

Ancak Hazar Denizi petrol sisteminin yer aldığı halka Karadeniz’in altından Romanya’ya kadar uzanıyor. Asıl rezerv bu hatta yer alıyor.

…30 yıllık TPAO tecrübesine sahip teknokrat Uysal,

“Derin denizlerde petrol arama çok pahalı bir iş. Ama varil fiyatı 100 dolara dayanınca, buralarda da arama işi cazip hale geldi. Ayrıca teknoloji çok gelişti.

10 yıl önce 2 bin metrede petrol çıkaracak teknoloji yokken bu gün daha derinlere iniliyor.” açıklaması yapılıyor ve Hazar Denizi petrol sisteminin yer aldığı halkanın Karadeniz’in altından Romanya’ya kadar uzandığı ifade ediliyor… “(2)

 

TANER YILDIZ Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı konuşmaktadır;

“Yerel kaynakların tamamını kullanacağız…

“…Biz dışa bağımlılığımızı azaltmak için yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızın tamamını harekete geçirmeyi hedefledik, bunun için adımlar atıyoruz. 2002 yılında 19 bin MW olan termik santral kurulu gücü 2011 yılında yüzde 75 artarak 34 bin MW’a çıktı.

-10 yılda 6 milyar ton kömür bulduk. Yerli kömürden 18 bin MW termik santral kurma potansiyelimiz var. En önemli yerli kaynağımız olan kömürden en yüksek faydayı sağlamak için modellerimizi kurduk. Kamuya ait kömür sahalarını elektrik santrali kurma amaçlı özel sektöre devrediyoruz. 2023’te tüm kömür potansiyelini kullanan bir Türkiye hedefliyoruz. Yenilenebilir kaynaklarımızın etkin kullanımı konusunda yaptığımız çalışmalar devam ediyor.

Dünyada madencilikte ilk 10 içerisindeyiz. Dünyada ticareti yapılan 90 çeşit madenden 77’si ülkemizde bulunuyor ve bunlardan 60’ını üretiyoruz.

2002 yılında 100 bin metre olan maden arama sondajı miktarı 2011 yılında 1.4 milyon metreye, 2002 yılında 607 milyon dolar olan maden İhracatı, 2011 yılında 3.5 milyar dolara çıktı.

2002 yılında 303 milyon dolar olan mermer ihracatımız, 2011 yılında 6 kata yakın artarak 1 milyar 680 milyon dolara çıktı.

Bor, hammaddesi ithal ürün olmayan, tamamen yerli ve üretilenin neredeyse tamamının ihraç edildiği bir madenimiz.

Bor kimyasalları ve eşdeğeri ürün üretimi 2002 yılında 436 bin ton iken, 4 kat artarak 1 milyon 800 bin tona ulaştı. Bor ihracatı 2002 yılında 136 milyon dolar iken, 2011’de 855 milyon dolara çıktı.

Bunun % 60’ı kar oldu.

Yenilenebilir enerjinin tüketim içindeki payını artırmak için yenilenebilir Enerji Yasası’nı çıkardık. Türkiye 10 yıl önce sıfır düzeyinde olan rüzgâr enerjisinde, Avrupa’da ilk 10’a girdi. 2002 yılında neredeyse yok düzeyinde olan rüzgar kurulu gücünü 2 bin MW’a çıkardık. Aynı şekilde rüzgarda olduğu gibi güneşte de bir ivme yakalayacağız.

…2023’e kadar enerji ihtiyacımızda doğalgazın, petrolün ve yenilebilirin payını yüzde 30’a, nükleer enerjinin payını da yüzde 10’a ulaştırmayı hedefliyoruz.

2023 yılına kadar 2 nükleer santralı hayata geçireceğiz, birinin de inşaatına başlayacağız ve ithal bağımlılığımızı azaltmış olacağız.

2023 yılına kadar yerli ve yenilenebilir kaynaklarımızın tamamını harekete geçirmiş olacağız.

-Türkiye, bölgesinde bir enerji üssü olma yolunda hızla ilerliyor. Yıllar yılı bitirilemeyen Bakü-Tiflis Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın inşasını bitirdik; Azeri, Kazak ve Türkmen petrolünü Türkiye üzerinden dünyaya ulaştırdık.

-Bakü-Tiflis- Erzurum (Şahdeniz) Doğalgaz Projesi’ni hayata geçirdik. Şahdeniz Doğalgaz Boru hattı ile sadece Türkiye’nin ihtiyacı olan doğalgazı tedarik etmekle kalmadık, AB ülkelerinin de bir kısım ihtiyacını karşılamış olduk.

-Türkiye-Yunanistan Doğalgaz Boru hattı ile Güney Avrupa Gaz Ringi Projesi’nin ilk ayağını tamamladık ve komşu ülkeye gaz ihraç etmeye başladık. Azeri doğalgazını Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacak olan Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi’nin (TANAP) ilk adımını Azerbaycan ile attık.

-Nabucco Projesi’ne verdiğimiz destek sürüyor. Proje, TANAP’ın tamamlayıcısı olarak, Batı Nabucco İsmiyle Bulgaristan sınırından Avrupa içlerine kadar uzanan bir boru hattı şeklinde hayat bulabilir. Irak –Türkiye Doğalgaz Boru Hattı Projesi için mutabakat zaptı imzaladık.

-Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattı Anlaşması’nın süresini 20 yıl uzattık. Ülkemizin elektrik sistemini Avrupa elektrik sistemi ile senkron hale getirdik.

-Nükleer enerji santralları kurma sürecimiz devam ediyor. Akkuyu NGS Elektrik Üretim A.Ş. 2011 yılı sonunda 700 milyon dolarla ilk sermaye girişini yaptı.

-Rusya’ya nükleer mühendislik eğitimine ilk öğrenci grubumuzu gönderdik. Her yıl 75 öğrencimizi, toplamda 600 öğrencimizi göndereceğiz. Sinop’a kurulacak 2. Nükleer santral için dört ülkeden birini seçeceğiz.

…Denizlerde petrol aramacılığında atağa kalktık. Kendi petrolümüzü bulmak için kendi sismik arama gemimizin inşasına başladık. Türkiye’nin %ıoo yerli sismik gemisi olacak.

…Şuanda enerjide Özel sektörün payı yüzde 60’lar civarındadır. 2023 yılında inşallah yüzde 75’lere çıkacak. (3)

 

“Enerjiye mecburuz

20. yüzyılın bütün savaşları Pazar paylaşım savaşlarıydı. 21. Yüzyılın savaşları ise enerji kaynaklarını denetleme savaşları olarak şekilleniyor.

Her ülkenin belli bir enerji hassasiyeti vardır ve olmalıdır; fakat Türkiye’nin enerji hassasiyeti, cari açığının neredeyse tamamı enerji ithalatından kaynaklandığı için her ülkeden daha yüksek olmalıdır.

Ancak toplum olarak hala seyirci gibiyiz. Tezelden uyanmazsak sürprizler olabilir.

Dünya enerji üretimi ve tüketimi bakımından kritik bir eşiğe geldi. Devletlerin politikaları, siyasal krizler ve ülkelerin ekonomik gelişme kapasiteleri enerji sorununa düğümlendi.

Enerji üretim ve tüketiminde belli bir çerçeve oluşmuştu; günümüzde sorun bu çerçevenin değişime zorlanmasından kaynaklanıyor. Yaşadığımız uluslararası sarsıcı gelişmelerin, savaşların temelinde enerji paylaşımını yeniden düzenleme çabası var.

Enerjide her ülkenin kendine özgü bir politikası olmak zorunda; çünkü hiçbir ülkenin enerji kaynakları, bunlar üzerindeki hakimiyeti, uzun vadeli enerji sözleşmeleri ve angajmanları bir diğerine benzemiyor.

Son yıllarda bazı ülkelerin enerjide dışa bağımlılığı yoketmeye veya azaltmaya yönelik politika değişikliğine gittiklerini gördük. Bunun da sınırları var  ve esas itibarıyla ülkelerin ortak çabası, enerji arz güvenliğini 10-20-30 yıl gibi zaman dilimleri için garanti altına almaya odaklanıyor.

Türkiye’nin yerel enerji kaynakları çok yetersiz. Petrol ve doğalgaz gibi fosil enerji kaynaklarında mutlak bir dış bağımlılığı var. Bu yüzden ulusal ekonomisi sürekli zararda ve bu zararını dış borçla kapatıyor.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Enerji ithalatımızı saymazsak cari açığımız olmayacak, dış ticaretimiz başa baş gelecek” dedi. (4)

 

Tablo 1;

KAYNAKLARA GÖRE DÜNYA VE TÜRKİYE ELEKTRİK ÜRETİMİ

Kaynaklar…………………………..Dünya …………………….Türkiye

Petrol…………………………………….%5.5………………………..%1

Doğalgaz ……………………………%21,3 ………………………%46,2

Kömür ………………………………..%41,0………………………%25,9

Hidro ………………………………….%15,9………………………%24,4

Nükleer …………………………………..%13,5………………………%0

Diğer (Yenilenebilir vb.) …………….%2,8……………………….%1,9

TOPLAM …………………………20.281 kWh……………212 Milyar kWh

 

Tablo 2;

KAYNAKLARA GÖRE TÜRKİYE’DE ELEKTRİK ÜRETİMİ

Kaynaklar ………………………………..Üretim(GWh)…………   Pay

Doğalgaz ……………………………………98.144…………………%46.2

Linyit ……………………………………….39.942………………..%16,9

İthal Kömür………………………………. 14.531………………….%6,8

Taşkömürü………………………………….3.588………………….%1,7

Petrol………………………………………….2.143…………………..%1

Asfaltit………………………………………..0.984…………………%0,5

TERMİK TOPLAM……………………….155.827………………….%73,2

HlDROLİK TOPLAM……………………..51.796…………………..%24,4

Rüzgar………………………………………..2.916…………………..%1,4

Jeotermal……………………………………0.668……………………%0,3

Yenilebilir+Atık……………………………0.458…………………..%0,2

YENİLENEBİLİR TOPLAM………………3.584…………………..%0,5

DIŞ ALIM TOPLAM………………………..1.143………………….%100

TOPLAM……………………………… …212.351 Kwh (Milyar) (**)

 

“Neyimiz var neyimiz yok

Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılıktan kurtulması Olanaksız. Böyle bir ülke zaten dünyada yok. Bağımlılığın oranı önemli. Çünkü enerjide ulusallaşma oranını sahip olunan kaynaklar belirliyor.

Türkiye’nin ispatlanmış enerji rezervleri şöyledir:

Tablo 3;

Rüzgar çok verimli: 8.000 MW (orta verimli – 40.000 MW)

Kömür linyit:……………………………………….12,4 milyar ton

Taşkömürü:…………………………………………1.33 milyar ton

Jeotermal……………………….31.500 MW  (elektrik için- 650 MW )

Su…………………………………………………..130 Milyar KWh/yıl

Güneş…………………………33 Mtep/yıl (muhtemel- 47  Mtep/yıl(*)

Doğal Gaz…………………………………………..8 milyar m3

Asfaltit          ……………………………………..82 milyon ton

Petrol……………………………………………….43 milyon ton

Biyokütle………………………………………….8.6 Mtep/yıl

Yerli potansiyelimizin tamamını kullanabildiğimiz noktaya geldiğimiz zaman Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığı yüzde 50+50 olabilecektir.

Enerjide bağımlılıkla ‘yenilenebilir’ savaş Tablo 3 bize yenilenebilir enerji kaynakları konusunda Türkiye’nin potansiyelinin sınırlarını göstermektedir:

Hidrolik : Elektrik üretiminde su 1980 öncesi başat kaynaklardandı, zamanla geride kaldı. Türkiye’de hidroelektrik santrallerde yılın 8760 saatinin 3854 saatinde elektrik üretimi yapılabilmektedir.

Hidrolikte kurulu güç potansiyelimiz 36 bin MW, kurduğumuz ise 16.934 MW’dir. Kapasite faktöründe üst sınır yüzde 44 olan hidrolikte halen yüzde 34’ünü kullandığımız potansiyelimizin 2023’te tamamını kullanarak 130 milyar kWh hidroelektrik üreteceğiz.

Türkiye’nin toplam elektrik üretiminde hidroelektriğin payı 2006’da yüzde 25.1, 2007’de yüzde 18.7, 2oo8’de yüzde 16.88, 2009 yılında yüzde 18.4 olarak gerilemişti. 2011 ve 2012’de yapılan yoğun özel sektör yatırımlarıyla süreç tersine çevrildi, 2011’de yüzde 24’ü aştı.

Rüzgar enerjisi: Bağımlılığı azaltacağımız alanlardan biri olan rüzgar enerjisinde gecikmeli de olsa umutlu bir başlangıç yapma noktasına geldik. Bu enerji kolu lisanssız enerji yatırımının da gözdesi olabilecektir. Rüzgârda kurulu güç potansiyelimiz 48 bin MW, kurulu gücümüz ise bunun yaklaşık 30’da biri; 1.587 MW’dir. Sektörün bu kolunda kapasite faktörü üst sınırı Türkiye’de yüzde 30’dur; 2023 yılı kurulu güç hedefi 20 bin MW’dir.

Rüzgâr enerji santrallerinin ortalama verimli çalışma süresi 20 yıl, sistemin kullanım ömrü ise 30 yıl civarındadır.

Güneş enerjisi: Isıl enerji bakımından Türkiye’de verimli Kaynak olan güneş elektrik üretimi için 50 bin MW’lik bir kurulu güç potansiyelini ifade etmektedir ama kurulu gücümüz sıfırdır. Kapasite faktöründe üst sınır yüzde 20’dir ve 2023 yılında 600 MW kurulu güç hedeflenmektedir. Üretimin bu dalında teknolojik yeterlilik uzun zaman alacaktır.

**

Yukarıdakilerden anladığımız enerji konusunun, ülkemizin birinci sorunu olduğudur.

Şimdi, Gelişmiş ülkelerin, Yeni bir Dünya Düzeni derken, neleri kastettiklerini daha iyi kavrayabiliriz.

Devam edecek…

Kuyuya iniyoruz…

Resim; dunyabulteni.netPaylaş

(*) Osmanlı Devleti isteksizce de olsa 1867 yılında yabancıların emlak edinmelerine dair kanunu çıkartmak zorunda kalmıştı. Bu tarihten sonra yabancılar hızla imparatorluk genelinde arazi satın almaya başlarlar. II. Abdülhamid tahta çıktıktan sonra özellikle Bağdat ve Musul vilayetlerindeki arazileri kendi adına tapulamaya başladığı görülür. Aslında Abdülhamid’in bu yaklaşımı, büyük devletlerin imparatorluk coğrafyasında izledikleri emperyalist yaklaşıma karşı aldığı siyasi bir tedbirdir. Zira Abdülhamid’in satın aldığı arazilerin büyük bir kısmında zengin petrol yatakları bulunmakta ve bölge bugünde olduğu gibi büyük devletlerin iştahını kabartmaktaydı. Ola ki bölgenin yabancı bir devlet tarafından ele geçirilmesi durumunda, padişaha tapulu olan arazi şahsi mülkiyet statüsünde olduğundan bir şey yapılamazdı. Padişahın ölümü halinde de miras hukukuna göre yine hanedanda kalacaktı. Osmanlı’nın son döneminde içinde bulunduğu ortamı düşündüğümüzde, yabancı işgaline karşı bundan daha etkili bir çözüm bulunamazdı. Zaten Abdülhamid bölgedeki arazilerin kendi adına tapulanmasının nedenini açıkladığı iradelerinde, bunların yabancıların eline geçmemesinin sağlanması olduğunu belirtmiştir. (Bu konuda geniş bilgi; “Arzu Terzi, Abdülhamid’in Mirası : Petrol ve Arazi, İstanbul: Timaş Yayınları 2009”

(**)“KobiEfor” Kasım 2012 sayısı

(1) http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-19789-34-2-abdulhamidin-petrol-haritasi.html  6 Kasım 2006 / HAŞIM SÖYLEMEZ (Dr. Orhan Koloğlu)

(2) İsmail Altınsoy – Enerji muhabiri-Zaman Gazetesi – 27 Aralık 2007

(3) Kasım 2012 “KobiEfor” dergisi, sahife 23

(4) Kasım 2012 “KobiEfor”, sahife, 21

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*