“Yeni Devlet” gerçeği; “Ama bize Sevr’i, Lozan’ı böyle anlatmadılar!” (4)

Köklerin sökülen büyük ağaçların budanarak dikildikleri saksılarda vitaminlerle doğal hallerini koruyarak yaşamaları mümkün değildir.

Köklerin sökülen büyük ağaçların budanarak dikildikleri saksılarda vitaminlerle doğal hallerini koruyarak yaşamaları mümkün değildir.

Osmanlı’yı paylaşırlarken Osmanlı’dan onay almayanların, Teslim (Mondros) Antlaşması’ndan 21 ay sonra yaptıkları “Sevr” şantajı ile niyetleri herhalde, İstanbul hükümetini, Osmanlı kamuoyu önünde iptal etmek ve Yeni Hükümet’e meşruluk sağlamak olmalıdır.

Kalınan yerden devamla…

“..Türkiye teslim alınmıştı. Müttefikler, özellikle İngiltere, kontrolü ele geçirmişti. Almanlara ve Rusya’ya karşı olası bir operasyonun üssü olarak kullanması bakımından, Boğazlar’ın ve İstanbul’un kontrol altında bulundurulması arzusu, Londra’nın temel düşüncesi idi.” (1)

Robeck’ten Curzon’a, 4 Ekim 1920,

-“1 Ekim’de yapılan bir konferansta. Sadrazam, benim bir kurmayıma, Milliyetçi bir hükümet iş başına gelirse Padişahın tahttan çekilebileceğini, kendisinin de sonuna kadar dayanmaya gayret edeceğini söyledi. Padişahın tahttan çekilmesinin ciddî sonuçları olacağından, İngiliz Yüksek Komiserliği tarafından Sadrazam’a şu yolda bir mesaj gönderilecek: Mutlaka çekilmek isterse Padişahın Türkiye dışına çıkmasına yardım edileceği..”(2)

“..Talat, Bakanlar Kurulu’nda çoğunluğu sağlayınca, istifa etmeden önce, kendi seçimi olan mütareke şartlarında mutabık kalacak ve bunda da İngilizlerin olurunu alacak bir Başbakan bulunması işini üstlenmiş ve Ahmet izzet Paşa ismi de böylelikle gündeme gelmiş oldu. Yeni padişah olmuş Vahdettin de, Talat’ın istemini yerine getirmiş oluyordu…” (3)

“..Gazetecilerin Mondros Mütarekesi hakkındaki sualini cevaplandıran Mustafa Kemal Paşa’nın sözleri: “İngilizlerin Osmanlı milletinin hürriyetine ve devletimizin istiklaline riayette gösterdikleri hürmet ve insaniyet karşısında yalnız benim değil, bütün Osmanlı milletinin İngilizlerden daha hayırhah bir dost olamayacağı kanaatiyle mütehassıs olmaları pek tabiidir.” (4)

“..Ahmet izzet Paşa hükümeti, Mondros Mütarekesi’ni imzalamaya giden Rauf Orbay’a şu direktifi vermiştir: “Türkiye, İngiltere ile dost olmak ve himayesini kazanmak istemektedir. Mütareke işleri çabukluk üzerine kuruludur. Bütün bu girişimler, Orbay’a göre, son derecede büyük bir gizlilik içinde yapılıyordu… Savaştan çıkmak için yapılan bu girişimler, sanki Almanlardan bir kaçıştı ve bu kaçış durumu Osmanlı siyasetinin başoyuncularını bir ‘İngiltere’ye sığınma’ havasına soktuğu için pek tehlikeliydi.” (5)

“..Adına istenildiği kadar mütareke denilsin, bu mütareke değil, ülkenin kayıtsız ve şartsız olarak İngilizlere teslimi demekti,

-İngilizler, Anadolu’nun petrol yataklarını aldıktan başka Anadolu’ya verilecek yeni biçimi, geri dönülmesi mümkün olmayan bir atılımla, paşaların eliyle biçimliyorlardı.

Delegeler, İzmir’e dönüşlerinde Sadrazam Müşir Ahmet izzet Paşa’nın muvafakat cevabını buldular..” (6)

“..Bahriye Nâzırı Rauf Bey’in Mondros Mütarekesi’ni imzalayıp İstanbul’a döndüklerinde gazetecilere vermiş olduğu demeç (Yeni Gün ve Tasvir-i Efkâr, 2 Teşrinisani, 1334 [2 Kasım 19181):

-“Sizi temin ederim ki İstanbul’umuza bir tek düşman askeri çıkmayacaktır…

… Batum ve Kars da şimdilik tahliye edilmeyecektir Size tekrar ediyorum ki İngilizler bize fevkalâde bir hüsn-i muamele ibraz eylemişlerdir O kadar ki askerimizin ne miktarının terhisi lazım geleceğinin tayini hakkını bize terk eylemişlerdir.

…Yalnız şurası mühimdir ki memleketimizde asayişi muhafaza etmeliyiz Aksi takdirde her şeyi kaybetmek tehlikesi vardır” (7)

..

Rauf Orbay anılarında şöyle der:

‘’Mütarekede ağır hükümler var. Bunlara razı oluşumuzun başlıca nedeni. İngilizlerin durumu kavrayarak millî onurumuzu incitmekten çekineceklerine dair Calthorpe’un centilmence ve askerce verdiği garantidir Esasen mütareke hükümlerini uygulamayla da kendisi görevlendirilmiş olduğuna göre, uygulamada bütün maddelerin ruhuna uygun biçimde davranacağı hakkındaki sözleri bizi ayrıca rahatlatmıştır” (8)

“..İngiltere’nin incitilmiş olan sömürgeci duygularının tatmini ve imparatorluğunda estirdiği etkili gözdağı havasının yeniden kurulabilmesi için, Türkiye’nin örnek olması, yani ezici bir biçimde cezalandırılması gerekiyordu. (9)

“..Hükümet programı, mütareke imzalandıktan sonra, 1 Kasım 1918 de Meclis’te oylanacaktı, işin garip tarafı, hükümet içinde bile mütarekeye “hayır” diyen Bakanlar’ın olmasıydı. Bunların başında, Sevr Antlaşması’nı imzalayan, dönemin Milli Eğitim Bakanı Rıza Tevfik bulunuyordu. Meclis’te “Söylenmeyecek sözler sarf ile bu mütareke değil, bilâ-kayd ü şart teslimdir,..”(10) Diyordu. Hükümet içinde anlaşma ile ilgili mutabakat bulunmadığı gibi, hükümet de güvenoyu almış değildi. Hükümet adına mütareke, güvenoyu almamış bir hükümet tarafından imzalanıyordu. Olay, Meclis önüne tam bir emr-i vaki olarak gelmişti..” (11)

‘Mütarekenameyi baştan nihayete kadar tetkik ettikten sonra bende hasıl olan kanaat şu idi: Devlet-i Alîye-i Osmaniye bu mütarekename ile kendini kayıtsız şartsız düşmanlara teslim etmeye razı olmuştur Yalnız razı olmuş değil, düşmanların memleketi istilâsı için ona yardımını da vaat etmiştir.” (12)

“İSTANBUL’DA ASKERİ KUMANDANLIK.

HARBİYE BAKANI’NIN ANDICI

Catalogue Reference:CAB/24/100 Image Reference:0092.

18 Mart 1920.

Lloyd George’a göre, İzmir’deki Yunan askerlerinin sayısı 90 bindi. Filistin hariç Türkiye’deki İngiliz kuvvetleri 12 bin civarında idi. Adana’daki Fransızların sayısı 18-20 bin kişiyi buluyordu. Trakya’da Fransızların 14 taburu, İstanbul dolaylarında ise 8 bin askeri vardı. Anadolu’daki İtalyanlar y yaklaşık olarak 10 bin kişiydiler. Böylece Türklerin 80 bin mevcuduna karşı Müttefiklerin Türkiye’de 160 bin askeri bulunmaktaydı. Bu bakımdan Milliyetçilerin karşı hareketinden çekinmeksizin İstanbul işgal edilmeli ve böylece Türklere, kendilerine zorla kabul ettirilecek barış antlaşmasını görüş ileri sürmeden imzalamak üzere Paris’e gidecekleri anlatılmalıydı. (13)

Alınacak tedbirler neler olmalıydı?

1.İstanbul, Müttefik kuvvetler tarafından aşağıda gösterilen şartlar da göz önünde tutularak işgal olunmalıdır.

2.Adana bölgesinde cereyan eden son olaylardan sorumluluğu söz götürmeyen Erzurum Valisi Mustafa Kemal Paşanın görevinden uzaklaştırılması Türk hükümetinden istenmelidir.

3.İstanbul’un işgalinin, barış antlaşmasının kabul ve uygulanmasına kadar devam edeceği Türk hükümetine bildirilmelidir.

4.İstanbul’un işgali için gereğinin yapılmasını sağlamak üzere Kara ve Deniz Kuvvetleri Komutanlarına emir verilmektedir. Bu emir, Türk Savunma Bakanlığı’nın işgalini ve oradan verilecek bütün emirlerin kontrol ve sansürünü kapsamaktadır. (14)

Konsey, İstanbul’daki Müttefik Yüksek Komiserlerine görüşlerini bu şekilde belirttikten sonra, onların bu konudaki görüşlerini de sormuştu. İngiliz, Fransız ve İtalyan Yüksek Komiserleri bunun üzerine şu ortak metni hazırlayarak telgrafla hükümetlerine ulaştırdılar:  (15)

“İtalyan, İngiliz ve Fransız Yüksek Komiserler, Konsey’in 6 Mart tarihli telgrafım şimdi almıştır…

Telgrafta belirtilen ağır hükümleri içine alacak bir antlaşmanın ortaya çıkaracağı sonuçlar hususunda Yüksek Komiserlerin ortak görüşlerinin bir kere daha belirtilmesi görev sayılmıştır Bu sonuçlar şunlar alabilir:

1.Türkiye’nin antlaşmayı imzalaması, imzalarsa onaylaması, onaylarsa uygulamayı reddetmesi

 2.Padişahın tahttan indirilmesi veya sınır dışına çıkarılması, yeni bir padişah tespiti,

 3.Anadolu’da yeni bir hükümet vücuda getirilişi,

 4.Parlamentonun Anadolu’ya geçirilişi (16)

 …

 Ve…

O dönemi yoğun olarak yaşayan Ruslar olayları –kendilerince- nasıl yorumluyorlar?

Lozan Konferansı’nın Türkiye için sonuçları  

“..Türk delegasyonunun Curzon’un emperyalist emelleri karşısında gösterdiği tavizkârlık ve Sovyet Rusya’ya yakın görünme korkusu, Türkiye’nin Lozan Konferansı’nda yalnız kalmasına sebep oldu ve başarılarını hatırı sayılır derecede küçülttü.

Oysa Türkler konferansa sadece Yunanlıları ve Sultan’ı değil, bütün İtilaf Devletlerini de yenmiş olarak gelmişlerdi.

Doğru, İsmet Paşa konferansta birçok şey elde etti: Kemalist Türkiye, iki buçuk yıldır mevcut olan Sevr Antlaşması’nı yok etti. Ama ödün vermeye dayanan yanlış politika ve İngiltere’yle Fransa’ya yaranma çabaları eninde sonunda Türkiye’nin uluslararası durumunu zayıflatmıştı.

Curzon, bizzat Türk hükümetinin yardımıyla Türkiye’nin Sovyet Rusya’dan uzaklaşmasını sağlamaya çalışıyordu.

Mustafa Kemal zamanında bu plan başarıya ulaşamadı. Gazi’nin ölümünden sonra onun Türkiye’nin siyasal bağımsızlığını sadece kuvvetle, dirençle elde etmenin mümkün olduğuna dair vasiyeti ardılları tarafından unutuldu.

Bu durum Türkiye’nin siyasal ve ekonomik pozisyonlarının emperyalist devletlerin iştahını kabartmasına neden oldu.

Mustafa Kemal’in örgütlediği yeni ordunun zaferine dayanarak Türkiye Lozan’da, etnografik sınırları içinde Türk ulusunun birliğini korumayı. Batılı devletlerin onu soktuğu mali ve ekonomik esaretten kurtulmayı başardı. Bütün bunlar Türkiye’nin en zor mücadele günlerinde Sovyet Rusya’nın yaptığı büyük maddi ve manevi yardımın sonucu idi.

Ama bu arada Curzon, eskiden Türk idaresinde olan Musul’u ve daha başka yerleri Türkiye’den koparmayı, Yunanlıların yakıp yıktığı şehir, kasaba ve köyler için Yunanlılara tazminat ödettirmemeyi. Boğazlar sorununda İngiliz planını gerçekleştirmeyi başardı. Musul’dan ve tazminattan vazgeçmesi karşılığı olarak Türkiye’ye küçücük Karaağaç bölgesi lütfen verildi. Bundan başka Batılı devletler Türkiye’yi, Osmanlı devletinin Batılı kapitalistlere olan borcunun, Osmanlı devletinden ayrılan ülkeler arasında bölünüşünden sonra, payına düşen bölümünü 20 yıl içinde ödemeye de ikna ettiler…”(17)

Rus Diplomat yaşananları böyle özetlemektedir. Yazıdaki (kalın) vurgulamalar tarafımdan yapılmıştır.

..

Sevr Antlaşması ile ilgili olarak iki bölümde anlatılanları özetlersek;

-“..Bir doktor, savcı ile birlikte işlenen bir cinayete hazırlanacak rapor için köye giderler. Adam alnından vurulmuştur. Doktor merhumu kontrol ederken yardımcısı doktorun kulağına eğilerek, “Doktor bey, Allah adamın gözünü korumuş, ya mermi adamın gözüne gelseydi?” dediğinde, at sırtında uzun bir yolculuktan dolayı yorgun, bezgin haldeki doktor, “Yahu! Adam ölmüş, gözünden vurulsa ne olur, alnından vurulsa ne…!”

Bunu neden anlattığımızı “Sevr Antlaşması” ile ilgili konuyu bağlarken yazacağız.” Demiştik.

-Osmanlı Hanedanlığı, (Mustafa Kemal Paşa’nın ifadesi ile) 1909’da (Emanuel Karasu tarafından tahtından indirilen) Son Osmanlı Sultanı 2. Abdülhamid ile birlikte sonlandırılmıştır.

-Osmanlı Hanedanlığı’ndan sonra toprakları da, 1870’lerden itibaren Avrupalı devletler (Ve ABD) tarafından paylaşılmak üzere hazırlıkları yapılan (ilk Büyük savaş) I.Dünya Savaşı sonucu 1918’de paylaşılır.

-1918’den sonra ortada Ne (fiilen) bir Osmanlı Hanedanlığı vardır. Ne de bir ordu.

-I.Dünya Savaşı’nda kaybedenlerden olan Almanya ile galipler arasında beş ayda sonuçlanan barış antlaşması,

-Osmanlı ve Galipleri arasında beş yıl sürecektir. Bunun nedeni çok açık olarak iki bölümde (özetle) verilmiştir.

-Tarih, ölmüşler için değil, yaşayanlar ve gelecek nesil için önemlidir. Bunu kavradığımızda, kim ve ne olduğumuzu, nerelerden nasıl geldiğimizi ve içerisinde bulunduğumuz durum da kavranmış olunacaktır.

-Doğru tarih, Doğru gelecektir.

Tüm değerlerini kaybetmiş bir devlet için, hakkında verilen hükmün adı, “Sevr” olsa (alnından vurulsa) ne yazar, İmza için çağrıldığı “Lozan”da (gözünden vurulsa) olsa ne yazar.

-Kızılderili Dede’nin (*) sözü ile noktalarsak, “Küçük Ağaç, ölmüş ölmüştür.”

 

Devam edecek…

-Yeni Devlet nasıl kuruldu?

Resim;web ortamından alınmıştır.

(*) Küçük Ağaç’ın Eğitimi,   Forrest Carter.  Annesi ve babasını kaybetmiş, dedesi ile birlikte yaşayan 6 yaşındaki Kızılderili çocuk,  biriktirdiği tüm parası ile aldığı hasta buzağı ölür. Onun ölen buzağıyı canlandırmak için uğraştığını gören dedesi;  İsmi, Küçük Ağaç,  olan torununa, “ölmüş ölmüştür.” Der. Osmanlı da öyle…

Yararlanılan kaynak;“Osmanlının Tasfiyesi“, Cengiz Yazoğlu. Oldukça detaylı ve tarafsız anlayışla hazırlanan eser, meraklıların karanlıkta kalmış birçok sorusuna cevap verebilmektedir.

(1)H.Howard, age, s.210.

(2)Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, 2, TTK, Ankara, 1975, s.339.

(3)Celal Bayar, Ben de Yazdım, s.41.

(4) R. Orbay’ın Hatıraları, II, s. 400-401.

(5) Sina Aksin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, s.52.

(6) S. Selek, age, s.83.

(7)Bayar, age, 1, s.96-97 dipnot.

(8)Avcıoğlu, age, s.229.

(9) Sina Aksin, age, s.24.

(10) Selâhattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya, I, s.51; İbnülemin Kemal İnal, s. 1719.

(11) Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Hatıraları, 1914-1919, Türkiye İş Bankası, Ankara, 1965, s.76.

(12) Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Hatıraları, 1914-1919, Türkiye İş Bankası, Ankara, 1965, S.78.

(13)Baytok, Age, s.88.

(14)Age, S.89.

(15) Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu, Sahife;552)

(16) Baytok, Age, s.89. (1’den 16 sayıya kadar olan dipnotlar, bahsekonu esere aittir)

(17)Bir Sovyet diplomatının Türkiye anıları, 1922-1923, Semyon İvanoviç  Aralov Sahife.213

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Yorum yapın

(gerekli)

(gerekli)


*

SPAM ENGELLEME SORUSU