Yazılanlardan anlaşılan Cumhuriyetin Sahiplendiği Her Yenilik Osmanlı Eseri, Bu durumda (14/Son)

Önceki Yazı

 

Osmanlı Devleti neden (dönüştü veya) dönüştürüldü? Cevabı, Tarihçi İngiliz Prof. C. Alan Bayly veriyor :

“…Osmanlı İmparatorluğu son yirmi yılda eksiksiz bir yeniden değerlendirmeye tabi tutuldu.

Tarihçiler şimdi onu (Osmanlı Devleti’ni), milliyet sorunlarının soru ve yanıtı yerine, etnik ve dinsel anlaşmazlıkları halletmek için geçerli ve sofistike bir sistem olarak görmekteler.

“Avrupa’nın Hasta Adamı”, Batılı medikal emperyalizmin (*) mağduru oldu. Osmanlı vatanseverliği, imparatorluğun Arap, hatta Rum tebaası arasında, 20. Yüzyıl içlerine kadar yaşadı.

Rejimi canlandırmaya teşebbüs eden bir grup genç subayın oluşturduğu İttihat ve Terakki cemiyeti yanlış tarafı seçmeseydi, I. Dünya Savaşı’nı dahi atlatabilirdi. (1)

Bu noktada bir not düşülmesi gerekmektedir.

Çanakkale harbi bütün şiddetiyle devam ederken, hem İngilizler hem de İstanbul-Osmanlı devlet ricali (adamları), müdafaa hattının çökeceği, boğazın geçilip, İstanbul’un işgal edileceği kanaatiyle gün saymakta idiler.

Hükümetin, pâyitaht’ın (Başkentin) Anadolu’da münâsip bir yere nakli için verdiği kararı, Pâdişâh Mehmed Reşat da tasdik eder. Birkaç sene evvel tahttan indirilen Sultan Hamid, o sırada Beylerbeyi sarayında tutulmaktadır.

Sadrazam Talat Paşa ile Harbiye nâzırı ve Başkumandan vekili Enver Paşa onu ziyaretle, durumu ve kararı anlatarak kendilerinin nereyi tercih edeceğini sorarlar. Sultan Hamid meseleyi anladıktan sonra şunları söyler :

“Bir kere, ne yapıp edip bu harbe girmemeniz gerekirdi; (fakat) girdiniz.

Sâniyen (ikinci olarak), mecbur kalındı ise, kara devleti olan Osmanlı’nın, ikisi de kara devleti olan Almanya + Avusturya ile değil, deniz devleti vasıfları çok daha ağır basan İngiltere  + Fransa + İtalya ile ittifak etmesi icap ederdi; (fakat) aksini yaptınız. Bunu da mı akıl edemediniz?

Sâlisen (üçüncü olarak), ben Çanakkale’yi öyle tahkim ettim ki, eğer bu durumunu muhafaza edebilirseniz müttefik donanma ve orduları değil, bütün dünyâ gelip dayansa, oradan geçip (de) İstanbul’u işgâl edemezler.

– Dördüncüsü, dedem Fâtih İstanbul’u fethettiğinde, Bizans imparatoru Konstantin, surların iç kesiminde muharebe kıyafeti ve elinde kılıcı ile ölü bulundu. Ben Osmanoğlu Abdülhamid Konstantin’den daha üstünüm. Çanakkale yarılırsa, düşman ancak benim cesedimi çiğneyerek İstanbul’u işgâl edebilir.

Siz nereye giderseniz gidin, ben buradan bir yere gitmem der.

Talat Paşa, geri dönerken şu soruyu sorar Enver Paşa’ya:

“Sultan Hamid’i devirmekle yediğimiz haltı şimdi anlayabildin mi ?” (2).

Sultan 2. Abdülhamid’in vefatından sonra tarihî itiraflarda bulunanların başında İttihatçı liderler geliyordu. Vaktiyle Abdülhamid idaresine bayrak açan ve “Hürriyet Kahramanı” ilân edilen Enver Paşa, Mondros Ateşkesi sonrasında 1 Kasım 1918 Cumartesi gecesi bir Alman denizaltısı ile ülkeyi terk ederken, yâveri Mersinli Cemal Paşa’ya :

“Paşam, bütün ef’âlimin (eylemlerimin) hesabını vermeye hazırım.. Tûran yapacaktık, vîran olduk. Bizim en büyük günahımız, hatamız, Sultan Hamid’i anlayamamaktır. Yazık paşam, çok yazık! Siyonistlerin oyununa âlet olduk ve onların hıyânetine uğradık!”

Enver Paşa’nın bu sözleri, İttihatçıların nasıl büyük bir oyuna geldiklerini, acı ama geç de olsa fark ettiklerini gösteriyordu. (3)

Kaldığımız yerden, Tarihçi İngiliz Profesörü okumaya devam ediyoruz :

(Napolyon’un) Evrensel insan hakları mefhumuna yakın olan, aydınlanmanın ve yardımseverliğin evrensel standartları idealiydi. Böyle fikirler, devrim ve emperyalizm savaşlarından ortaya çıkan yeni ve canlanmış devletin hizmetine kolayca açık olabilirler.

Genelde, yeni askeri fiskalizm imparatorlukları, dînî Ortodoksluğa ayıracak zamana, hükümdarların inancın hamisi olduğu eski rejimlerden daha az sahiptiler. Napolyon, insanları onların arzu ettiği gibi idare etmek istediğini bizzat söylemişti. (4)

Kendimi bir Katolik hâline getirerek (Fransa’nın batısında karşı-devrim savaşı olan) Vendee savaşını kazandım, (**) kendimi Müslüman yaparak Mısır’a yerleştim, kendimi Ultramontane (papalığa adanmış kişi) yaparak, İtalya’daki insanların kalplerini kazandım. Eğer Yahudi bir halkı yönetseydim, Süleyman Tapınağı’nı yeniden kurardım. (***)

Bu noktada da bir ara verilerek bir not daha düşülmesi gerekmektedir.

Perdeyi biraz daha aralıyor ve yaklaşık 213 yıl geriye gidiyoruz.

“18 yy. da Avrupa’da iki büyük sömürgeci güç vardır : İngiltere ve Fransa. Ve bunlar birbirleriyle amansız rekâbet halindedir. O dönemde İngiltere, Fransa’yı Hindistan’dan kovmuş ve Hindistan’ı adeta tek başına, kanatırcasına sömürmektedir. Fransa, kendisi için büyük bir gelir kaynağından mahrum kalınca, yeni oyunlar ve plânlar peşinde koşmaya başlar. Hem Hindistan’ı ezelî düşmanlarının elinden almayı hem de Hindistan’ın giriş kapısı olan tahıl ambarı Mısır’ı alıp, İngiltere’ye darbe vurmayı planlar.

Bu gâye ile Fransa hükümeti 5 Mart 1798’de, I. Napolyon Bonapart’ı vazifelendirerek, hazırlıkları çok gizli bir şekilde yürütmesi emrini verir.

“Bu görev, şöhret düşkünü Napolyon’u çok sevindirir. Napolyon kendisini ‘Büyük İskender’ rolünde görmekte ve İstanbul’u da bu ‘Yeni İskender İmparatorluğu’nun başkenti olarak düşünerek, hayallerini Hindistan’a kadar uzatmaktadır. (5)

Ve böylece Mısır’ın, sık sık isyanlara sahne olacak olaylarının hikayesi, 213 yıl evvelinden başlar…“Napolyon 400 parçalık donanması ile 1798’de denize açılır. İskenderiye sahillerine inen Napolyon’un maiyetinde 40.000 asker, 40 general ve sadece askerî alanda değil, Mısır’ın kültür varlıklarının sömürülmesi ve ahlâken sukût ettirilmesi (çökertilmesi) için de, 100 kadar bilim adamı, ressam ve artistine kadar zengin bir kadro bulunmaktadır. (6)

“Sefer en ince teferruatına kadar hesaplanmış ve propaganda için Arapça (harfli) matbaa dahi getirilmiştir. (7)

“Napolyon bu arada Fransız İhtilali’nin fikirlerini yerleştirmek ve Fransız kültürünü tabana yayabilmek için, Kahire’de bir Fransız mektebi ve tiyatro açar. Daha sonra da matbaa kurup gazete çıkartır.

Bu paragrafı, siyasi tarih meraklıları, Fransız ihtilalinin Osmanlı aydınlarını etkilemesini, Osmanlı’nın parçalanmasında Türkçülük, ulusçuluk düşünceleri ile birlikte değerlendirebilir. (8)

Kaldığımız yerden Prof. Bayly ile devam ediyoruz :

…Mısır’da, 1906’da İngiliz birliklerinin bir köylü katliamı, Lord Cromer’in valiliğinin sonunun ve İngiliz işgâline karşı toplu gösterilerin başlangıcının işaretiydi. Fransız Kuzey Afrika’sında, yeni bir radikal Panislamcı kuşak, Fransızlardan vatandaşlık talep etti ve 1908 Türk devrimine kendi modelleri olarak baktılar. (9)

…Ne var ki, yeni ve Batı eğitimli profesyonelleri ve askerleri, Osmanlı ve Çin imparatorluklarında iktidarın görüş alanına taşıyan iki devrim, en çarpıcı olaylar arasındaydı.

10. Bölümde ileri sürüldüğü üzere, geç dönem Qing ve Osmanlı yönetimlerinin geri kalmışlığını abartmak, tıpkı 1908’deki “Genç Türk” devriminin ve 1911 Çin devriminin ertesinde başlıca şehirlerin dışında meydana gelen değişimin derecesini olduğundan fazla görmek ihtimali gibi, kolaydır.

İstanbul’da, Rusya ve Avusturya’nın Balkanlardaki durmak bilmeyen baskısı, genç askeri liderleri ulusal bir öz-güçleniş eylemi olarak radikal reformlara sevk etti. Evrensel bir imparatorluğu, modern bir devlete dönüştürme girişimleri başarısız olduğu için, radikaller hızlı ve şiddetli modernleşme dışında bir alternatif olmadığını ileri sürmekteydi. Sultanı kenara iten yeni yöneticiler Araplar değil, genellikle Türkçe konuşan ve Doğu Balkan kökenli kişilerdi.

Başlangıçta, hiç değilse bazıları, Türk dilini savunmaya başladılar. Buna mukabil, geldiği hususunda kaçınılmaz sorular gündeme getirdi. Bu iki darbe en derin sembolik öneme haiz türdendi.

Qing, 1640’lardan beri Beijing’de mutlak bir monarşi olarak hüküm sürmekteydi, Osmanlılar ise 1453’den beri İstanbul’da… Qing hanedanının yerini şimdi bir cumhuriyet rejimi almış, öte yandan bir zamanların despotik Osmanlı İmparatorluğu ve Çin’in içinden ve dışından pek çok gözlemci, inatla, muhafazakâr olarak görülen devletleri, modernitenin nihayet fethettiğine inanmaktaydı.

Sömürge yönetimi altındaki başlıca tüm Müslüman toplumlarında, yavaş yavaş filizlenmiş bulunan Panislamcı harekete, Müslümanların da modernleştirici olabileceğinin bu kanıtıyla büyük bir teşvik sağlanmıştı.

 İstanbul, 1913’de Balkan güçleriyle tekrar savaşa girdiğinde, Endonezya’dan Cezayir’e, dünyanın her yerinden genç Müslüman eylemciler, yardımına koştular. (10)

Aynı şekilde, uluslararası durumun 1908’lere gelindiğinde istikrar kazanmaya başladığına ve 1914’ün nihai açmazına, sırf büyük güçlerin bir dizi ciddi yanlış hesabının yol açtığına dair bazı kanıtlar var. 1. Dünya Savaşı’nın etkisi olmaksızın, çarlık görevlileriyle Avrupa imparatorluklarının, kendi tüccar ve eğitimli tebaalarının yeni bir döneme doğru sendeleyişlerinin üstesinden hakkıyla gelebilmeleri de mümkündür.

Osmanlı İmparatorluğu, savaşta yanlış tarafı seçmiş olmasaydı, çökmeyebilirdi.

Araplar, hattâ Küçük Asya Rumlarının arasında ayrılıkçı milliyetçilik, 1914’de hiçbir şekilde baskın değildi. (11)

“Sevr anlaşması öncesi Lozan’daki İngiliz temsilcisi Lord Curzon, hükümetine verdiği memorandumda, bütün batı dünyasının görüşlerine tercüman olarak şu açıklamayı yapıyordu :

“Türkleri Avrupa’dan ve İstanbul’dan sürmek için 500 yıldır beklediğimiz fırsat doğmuştur. Bu fırsat asla kaçırılmamalıdır.”

-1899 Yılında Avam Kamarası’nda yaptığı bir konuşma sırasında, Kur’an-ı Kerimi gösterip, masaya atarak : “Bu Kur’an, Müslümanların elinde kaldıkça, biz onlara hakîki hâkim olamayız. Ya Kur’an’ı ortadan kaldırmalıyız veya onları Kur’an’dan soğutmalıyız”diyen İngiliz Başbakanı Gladston ise, Lord Curzon’un bu görüşünü destekleyerek “Barbar Türkleri Asya’ya Sürmeliyiz” açıklamasını yapıyordu”. (12)

Okuyana hürmetimizden dolayı, yukarıda yazılanlara bir yorum getirmiyor ve yazılanlarla okuyanı baş başa bırakıyoruz.

Teşekkür : 14 Bölümlük dizide kullanılan İngilizce ve Osmanlıca kaynakların tercüme ve güncelleştirilmesindeki değerli katkıları için evladım, Yılmaz Tamer Argüç’e teşekkür ediyorum.

www.canmehmet.com

Resim:Tarafımızdan hazırlanmıştır.

Kaynaklar ve açıklama:

Sir Christopher Alan Bayly, (1945 – 2015). İngiliz Emperyalizmi ve Güney Asya (özellikle Hindistan) konularında çalışmalar yapmış olan İngiliz tarihçi, akademisyen. “İngiliz İmparatorluğu ve Dünya, 1780-1830”, “Modern Dünyanın Doğuşu, 1780-1914” gibi kitapları yayınlanmıştır. 2005 yılında, tarih yazımına yapmış olduğu değerli katkılar için Wolfson Tarih Ödülü’nü almıştır. 2007 yılında da, Avrupa dışındaki tarih çalışmaları için şövalyelik ünvanını almıştır. Ölümünden önce, Chicago Üniversitesi’nde misafir profesör olarak bulunmaktaydı ve “Modern Dünyayı Yeniden Kurmak : Global Karşılaştırmalar ve Bağlantılar, 1900-2015” adında bir kitap hazırlamaktaydı.Kaynak : https://www.britannica.com/topic/Sir-Christopher-Alan-Bayly

(*) Meraklıları için konu ile (ve Medikal Emperyalizm ile) ilgili ilginç bir yazı :  http://www.sabah.com.tr/yazarlar/hanioglu/2014/11/30/bati-modelinden-sapmak

(**) Vendee isyanı, Fransız İhtilali sonrasında, Vendee bölgesinde meydana gelen ayaklanmadır. İhtilal ile kurulan hükümet, çıkarılan bir yasaya dayanarak o bölge halkını katletmişti….bu bölgede Fransa’nın başka bölgelerindeki gibi sınıf ayrılıkları pek yoktur. Ancak bölgeye hakim olan Katoliklik etkisiyle halk, ihtilal sonrası cumhuriyet rejimine karşı çıkarak bir ayaklanma başlatır. Ancak ayaklanmanın sonu kötü bitecektir. Fransa Parlamentosu 1794 tarihinde, Vendee bölgesinde yaşayan halkın “kadın, erkek ve çocuklar” dahil tümüyle katledilmesi için “Lazare Hoche” isimli generale tam yetki veren bir yasa çıkarmıştır. Tarihe Vendee Katliamı olarak geçen bu olay Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımına uyan ve Fransız Parlamento arşivlerinde de belgeleri yer alan bir soykırımdır. (Alıntı: Vikipedi)

(***) J. Tulard (Der.), Dictionnaire Napoleon, Paris, 1987, s. 451. (Modern Dünyanın Doğuşu Küresel Bağlantılar ve Karşılaştırmalar, 1780-1914. Sir Christopher Alan Bayly.)

(1) Modern Dünyanın Doğuşu Küresel Bağlantılar ve Karşılaştırmalar, 1780-1914. Sir Christopher Alan Bayly. Sahife:519.

(2) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız: http://www.canmehmet.com/sultan-hamidi-devirmekle-yedigimiz-halti-simdi-anlayabildin-mi.html

(3) a)Daha fazlası için bakınız;  http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/sultan-ikinci-abdulhamidin-ardindan-mart-2014.html b) http://www.canmehmet.com/milliyetcilik-nedir-ittihatci-lider-enver-pasa-ozetliyor-turan-olalim-derken-viran-olduk-2.html

(4) Modern Dünyanın Doğuşu Küresel Bağlantılar ve Karşılaştırmalar, 1780-1914. Sir Christopher Alan Bayly. Sahife:153.

(5-6-7) Tarihte Türkler ve Fransızlar. Kocabaş. Şakir; Vatan Yay.

(8) Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız: http://www.canmehmet.com/sir-perdesi-aciliyor-misiri-cozmeden-osmanlinin-yok-edilmesi-ile-cumhuriyeti-cozemezsiniz-2.html

(9) Modern Dünyanın Doğuşu Küresel Bağlantılar ve Karşılaştırmalar, 1780-1914. Sir Christopher Alan Bayly. Sahife:600.

(10) A.g.e. Sahife:602.

(11) A.g.e. Sahife:604.

(12) Prof. Dr. A. Haluk ÇAY, 1996, “Her Yönüyle Kürt Dosyası” S.13–14, Turan Kültür Vakfı Yayınları. Ayrıca bakınız, Prof. Karaca’nın “Büyük Oyun” isimli eseri.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*