Yazdırılan yalan tarihten, yaşanılan tarihe (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Resim;http://www.frmtr.com/turkiye-ye-sahip-cik/5625202-tarih-diye-ogretilen-kuyruklu-yalanlar.html alınmıştır.

Bu haber doğru değildir. Bakınız;

http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/758605-birkac-internet-palavrasi-daha

 

Özgür ortamlarda hiçbir yalan varlığını sürdüremez. Bu güneş ve kar ilişkisine benzemektedir.

Kaldığımız yerden devamla;

Ordu toplumdan ileridir.” Toplumdan ileri olabilmesi için askerlerin felsefe ve metafizik eğitimi görmeleri gerekir. Bu iddianın arkasında, Ordunun toplum üzerindeki egemen konumunu sürdürmek hevesi vardır.

“Darbelerde ordu içerisinde uyum vardır.” 1960 darbesinde, 300 generalin 275’i, toplamda tasfiye edilen subay sayısının 5500 olduğuna bakıldığında bu iddia askıdadır.

1960 Darbesinde askerlerin tasfiye konusundan iki başka görüş daha bulunmaktadır. Okuyucuya ve gerçeğe saygımızdan dolayı onları da not olarak kaydediyoruz.

1-“27 Mayıs darbesinden sonra Silahlı Kuvvetlerde gerçekleştirilen ilk iş, generallerin büyük bir çoğunluğunun emekli edilmesi olayıydı. Türk ordusunda sadece 15 general kaldı. Bu dönemde toplamda üst rütbeli 7000 subay emekli edildi. 27 Mayıs siyasete karşı bir darbedir; ama orduya da büyük zarar vermiştir.” Kaynak; Stratejik Boyut Dergisi, sayı 7,

2-“235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek, ordu; 1402 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, üniversiteler; 520 hakim ve yargıç görevden alınınarak, yargı kontrol altına alınmıştır. Kaynak; a) Mümtaz’er Türköne, “27 Mayıs’ın hesabı. İle b) Eski Meclis Başkanı Ferruh Bozbeyli, “Cunta, en büyük tasfiyeyi yargıda ve orduda yaptı”

“Cumhuriyeti sabetaycılar mı kurdu? Böyle bir şey söylemenin manası yok. Sabetay kökenli insanların laiklik anlayışımızın gelişmesinde bir etkisi oldu. Ki, bunlar Cumhuriyet’te sorumlu makamlara getirildiler.

Ordu, ‘kuruluştaki’ görevini, Cumhuriyet kurulduktan sonra da sürdürdü mü?”

Sürdürdü. Mustafa Kemal’e, Meclis namına yetki kullanma hakkı tanınmıştı. Yani, ‘diktatörlük hakları’ tanınmıştı. Böylece M. Kemal’in ağzından çıkan her emir kanun kuvvetindeydi ve Meclis namına yetki kullanma hakkı, üçer aylık sürelerle uzatılıyordu. M. Kemal, 1922’de “artık lüzum yok” dedi ve hak uzatıldı. Sadece, “Başkomutanlık, sonsuz olarak M. Kemal’de kalsın” diye bir karar verildi.

Bunu söylerken, Kanun-i Esasi gereğince, başkumandanın padişah olduğunu da akılda tutmak lazım.

Padişahın yetkisi, M. Kemal’e mi geçti bu durumda?

M. Kemal’e geçti. Zaten Cumhurbaşkanı olunca, Atatürk’ün sivil olduğunu düşünmek yanlış…

Cumhuriyet’in cumhurbaşkanı mareşaldi ve askerdi.

Unutmayın ki, İsmet Paşa da Başbakan’ken orgeneralliğe terfi etti. Atatürk 1927 Haziranında askerlikten emekli oldu ve emekli maaşı aldı. İnönü de öyle…

“Ordu, Atatürk’ün ölümünden sonra onun bazı konuşmalarını sansür etti mi?”

Meclis’te yapılan konuşmalar örtülemezdi ama en azından bazıları öne çıkarılmadı.

Mesela Milli Mücadele’nin İslam milletinin mücadelesi olduğu gibi sözlerini öne çıkarmadılar.

Aslında çok ilginç bir şey var ve bunun üzerine hiç gidilmedi. 1940 yılına kadar Halk Partisi’nin Güneydoğu’da teşkilatı yoktu.

Bugün de milletvekili yok…

CHP Doğu’da niye örgütlenmedi?

Başlangıçta Urfa teşkilatı varmış ve kapatılmış. Düşünün, ülkede tek parti var ülkenin bir bölümünde örgütlenmiyor. Milletvekilleri oralara tayin ediliyor. Mesela Selanikli olan Naci Yücekök Muş Milletvekili yapılmış. Adam Muş’u görmemiş. Bütün bunlar, Kürtleri kontrol etmek için yapılıyordu. Orada parti teşkilatı olsa, partinin kongresine ve Meclis’e Kürtler gelecek.

Atatürk Kürtlere özerklik vermekten ne zaman vazgeçiyor?”

Atatürk, Kürtlere, mahalli muhtariyet vermekten söz ediyor. Kendisinin yeteri kadar güçlü olduğunu anlayınca, bundan vazgeçiyor.

Mesela Atatürk’e, “Doğu’ya okul mu yapalım, yol mu” diye soruyorlar.

“Yol yapın, ordu girebilsin” diyor. Nitekim yol yapılıyor Doğu’ya. Atatürk, Doğu’da bir hayli bulunmuş. Diyarbakır’da evi var.

Kürtleri yakından tanıyor. Mustafa Kemal’in özelliği ne diye hep düşünmüşümdür.

Özelliği nedir sizce?

1919’da Samsun’a indiğinde böbrek sancıları tutuyor ve Havza’da kaplıcalara gidip bir ay kalıyor. O sırada ‘memleketin sahiplerine’ mektup yazıyor. Mustafa Kemal, kimin, memleketin sahibi olduğunu biliyor. Doğu’daki Kürt beyleri, şeyhler de var mektup yazdıkları arasında. “Efendi hazretleri sizinle şurada teşerrüf etmiştik. Ben o hatırayı hep zihnimde taşıyorum” türünden mektuplar yazıyor.

Yani…

Bu memleketi hareket ettirecek manivelalar kimlerin elinde Mustafa Kemal biliyor. Onun bu memlekete hâkim olması şaşırtıcı değil. Hangi ipi çekeceğini biliyor o. M. Kemal, bir taraftan da dehşet küstah biri. Fikrinizi sorup, özgür cevap verdiğinizde hakaret ediyor. Ancak ona boyun eğenlere yaşam hakkı tanıyor.

İsmet Paşa boyun eğdi mi?”

Herhalde. Eğmediği zaman başbakanlıktan atıldı.

İsmet Paşa’nın orduyla ilişkileri neydi?

O da ilginç. Bir, iki yıl önce çıkan güncesini okurken biraz da irkildim. Büyük Taarruz’u yazıyor ve kendisinin neler yaptığını anlatıyor.

Cephe komutanı adam. Biz, bunu o kadar Atatürk’e mal etmeye alışmışsız ki…

Aslında Atatürk, Nutuk’ta 19 Mayıs öncesini hiç anlatmıyor.

Atatürk’ün Sadrazam İzzet Paşa’nın kabinesinde bakan olmak istediği dönem bu…

“Atatürk’ün iki yönü var. Bir siyasetçi, bir de asker yönü değil mi?”

Evet ama, siyasette de asker gibi davranıyor, önce karşısındakini bölmeye çalışıyor. Karşısındaki cepheyi bölüp, bir kısmını esir alıyor, öbür kısmını da ortadan kaldırıyor.

Mesela sol muhalefete karşı bunu yapıyor. Yeşil Ordu diye bir cemiyet kuruluyor.

Atatürk Yeşil Ordu’yu bilmediğini söylüyor ama doğru değil. Bunu başından beri biliyor. Yeşil Ordu’cuların bazılarına,

“Bırakın bu Yeşil Ordu’yu, siz düpedüz komünist olun” diyor.

Türkiye’de Büyük Millet Meclisi döneminde 17 Ekim 1920’de ilk kurulan parti Türkiye Komünist Fırkası’dır. Yeşil Ordu’yu önce bölüyor, sonra yok ediyor.” (1)

Örtüyü bir ucundan biraz daha kaldırdık…

Doğrularımız olmuş yalanlarla devam edilecek…

Resim; http://www.frmtr.com/turkiye-ye-sahip-cik/5625202-tarih-diye-ogretilen-kuyruklu-yalanlar.html

(1) “Korkusuz Tarih” Neşe Tüzel’in en önde gelen tarihçilerimizden; Prof. Dr. Mete Tunçay ve Prof. Dr. Cemil Koçak ile konuşmalarından alıntılar.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*