Yabancılar ve içişlerimiz; Amerika ve Avrupa neden çok partili hayata geçmemizi istediler (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Sizi "Devlet" yapan gücü (dini), oluşumdan çıkarırsanız, başladığınız yere geri dönersiniz. Bizde aynen böyle olmuştur.

Sizi “Devlet” yapan gücü (dini), oluşumdan çıkarırsanız, başladığınız yere geri dönersiniz. Bizde aynen böyle olmuştur.

Darbelerin gerçeğini gördükten, Tek Parti Dönemine ait uygulamaları örnekledikten sonra yabancıların ülkenin geleceğini nasıl kurguladıklarını, Çok Partili Hayata geçişe neden zorladıklarına geçiyoruz.

Ancak geçmeden evvel okuyanların hoşgörülerine sığınarak, birbirinin içine geçmiş çok sayıdaki etkenlerin anlaşılması, açılması adına önce “Devlet“ kavramının ne olduğunun anlatılması gerekmektedir.

Anlatılması gerekir ki, örneğin, “Gezi Olayları”nda, ülkenin Büyük Holdinglerinin sahiplerinden Boynerler’in, “Ben Çapulcuyum!” veya Koç’ların, Divan Oteli’nin, “Gezi Olayları” ile ilişkilendirilmeleri yapılabilsin;  bunlarla beraber, Amerikan Büyükelçisi’nin, “Gezi Olayları”nı sahiplenmesindeki gerçek niyeti anlaşılsın.

Bunlardan sonra, Hristiyan Misyonerlerin ülkemizde, “Toplum Mühendisliği” için kurdukları Robert Koleji’ni ve kolejdeki Eğitim-Öğretimin neleri tetiklediği kavranılsın.

İlerleyen bölümlerde bunlarla ilgili (anlaşılması için) çok çarpıcı ve bir o kadar da ibretlik, Bursa Amerikan Koleji’nin üç öğrencisinin şikayeti üzerine kapatılan okulun hikayesi anlatılacaktır.

Bunlar anlatıldıktan sonra ancak, “Büyük Resim” görülecek ve Yabancıların neden (Hedefteki) bir ülkenin içişlerine (İlk önce Yardım kuruluşları, Hastaneler ve Misyoner okulları ile) karıştıkları çok açık olarak anlaşılacaktır.

Devlet kavramı tanımladıktan sonra ancak, Tanzimat, İttihat Terakki, Meşrutiyet, Hanedanlık, Hilafet, Ulus devletler, Cumhuriyet, Laiklik, Devrimler ile Hedef Ülke Halkı’na yapılan, “Toplum Mühendisliği” kavramları anlaşılacak, Misyoner okullarının (arka plandaki görevleri) görülerek toplumun (Türklerin) yeniden nasıl kurgulandığı ve Misyonerlerin bu kurgulamadaki amaçları anlaşılacaktır.

Yaygın ifadelerle ile Devlet…

-“Birlikte yaşama zorunluluğundan doğan bir sonuç..”

-“Dil ve benzeri toplumsallık göstergeleri olan (ortak) değerlerin örtüşmesi..”

-“Toplumun (kendi) içerisinde oluşturulmuş bir sözleşmesinin sonucu..”

-“Ülke adı verilen belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan topluluklarının bir egemenlik anlayışı ve hukuku içinde bir siyasi iktidar altında örgütlenmesi..”

Bu tanımlardaki Devlet kavramında; İnsan(Birlikte yaşama iradesi), Egemenlik, (Uluslararası alanda bağımsız olmak düşüncesi),Ülke (Belirli sınırlarla belirlenmiş bir toprağa sahip olmak.) temaları öne çıkmaktadır.

“Sosyoloji ilminin babası” Sayılan İbn-i Haldun’a göre Devlet…

İbn-i Haldun’a göre devlet kurmayı, “Sadece“asabiyye” bağları güçlü olan toplumlar başarmaktadır.

Peki, “Asabiyye” nedir?

“..İbn-i Haldun’un toplumsal örgütlenmelerin nicelikleri, çapları, güçleri ve başarıları açısından farklılaşmalarını açıklamak için kullandığı önemli bir kavram “asabiyye“dir. …Arapça “tutmak, bağlı olmak” anlamına gelen “asabe” ; Farklı araştırmacılar tarafından “yakınlık bağı”, “topluluk duygusu”, “dayanışma duygusu”, “ortak ruh”, “toplumsal uyuşma”, “toplumsal dayanışma”, “milliyetçilik fikri”, “askerî ruh” gibi karşılıklar verilmiştir…

Asabiyye bağı bu grup içindeki yardımlaşma ve şeref duygusundan gelen ve dış düşmanlarla uğraşma gücü veren bir bağdır..

Tüm ilkel gruplarda dayanışma, direniş gücü ve cesaret vardır ve hepsi de zenginliğe ve boş zamana ulaşmak isterler. Grup dayanışması onları fetihler yapmaya da götürür. Ya varolan bir devleti fethederler ya da yenisini kurmaya çalışırlar. Ancak devlet kurma aşamasında kan bağı yeterli gelmez. İhtiyaç duydukları yeni gücü ise dinde bulurlar…

Din, asabiyyesi en güçlü olan grubun içinde gelişir ve yayılır. Din, dünyevi istekler ve hısımlığın ötesine geçtiği için kan bağına dayalı asabiyyeden çok daha güçlü bir sadakat duygusu yaratır. İbn-i Haldun’a göre din, bir uygarlığın yaratılışındaki en üstün güçtür ve aynı zamanda o uygarlığı korumak için de en etkili olanıdır..”(1)

İbn-i Haldun’a göre Göçebe Toplumlar’ın devlet kurmalarında kan bağı tek başına yeterli değildir. Devlet için, “Toplumsal dayanışmayı sağlayacak yeni bağlara (mıknatıslara) ihtiyaç duyulur. Bunlar, “hanedana bağlılık ve din duygusu”dur. İleride farklı kan bağlarına sahipler arasında yaşanabilecek muhtemel çekişmeleri önleyecek olan bağ, dindir.

“..Medeni siyaseti tamamen hayalî bir tarz olarak tanımlayarak devre dışı bırakan İbn-i Haldun, akli ve dinî siyaset türlerini karşılaştırır ve dinî siyasetin akli siyasetten üstün olduğunu ileri sürer.

İbn-i Haldun’da batı dünyasında sonradan gelişen din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması şeklindeki fikre hiç bir şekilde rastlanmaz. Bu anlamda ortodoks islam siyasi düşünce biçimine bağlıdır.

Dünyada çok sayıda akli/dünyevi siyaset yürütüldüğünü gören İbn-i Haldun, İslam toplumlarını bunlardan ayırır. İslam toplumunun devam edebilmesinin yolunun peygamberin koyduğu kuralların sürdürülmesinde olduğunu, halifelik kurumunun da bunun için gerekli olduğunu belirtir.

İbn-i Haldun, bu çerçevede İslam devletinin geçirdiği aşamaları inceler. Buna göre Muhammed’den Halife Ömer’e kadar olan süreçte dinî siyaset uygulanmışken, Emevi hanedanı ile islam devleti dinî siyasetten ayrılmış ve akli/dünyevi siyasete geçmiştir. Bu yüzden yıkılmış ve iktidar Abbasilere geçmiştir. Abbasi halifesi Mutasım’ın saltanatı ile benzer bir durum yaşanmış ve bundan sonra Arap asabiyyesi bozulmuştur..” (2)

Devletle ilgili yazılanlar toparlanırsa;

Devlet ; Bir arada yaşama iradesi gösteren insanların, sınırları belirlenmiş bir toprak üzerinde bağımsızlık ilkesine göre yaşama isteği doğrultusunda oluşturulmuş bir çatıdır.

Ancak  Sosyoloji ilminin babası İbn-i Haldun’a göre Devlet kurmayı ve sürdürmeyi, “Sadeceasabiyye bağları güçlü olan toplumlar başarmaktadır.”Din, asabiyyesi en güçlü olan grubun içinde gelişir ve yayılır. Din, dünyevi istekler ve hısımlığın ötesine geçtiği için kan bağına dayalı asabiyyeden çok daha güçlü bir sadakat duygusu yaratır.  Din, bir uygarlığın yaratılışındaki en üstün güçtür ve aynı zamanda o uygarlığı korumak için de en etkili olanıdır.

Ülkemizde, yüzlerce (gerçeğinde binlerle ifade edilen) sayıdaki Misyoner okullarının kurulmasının arka planında, Osmanlı Devleti ile Yerine kurulan Türkiye’de, İbn-i Haldun’un “Devlet” oluşumunun vazgeçilmez kilit taşı, mıknatısı olarak değerlendirdiği din bağının yokedilmesi vardır.

Devam edecek…

-Bursa Amerikan Koleji’ndeki üç öğrenci okullarını şikayet ediyor…

-Çok partili döneme geçiş için (Batı’nın önerisi ile) kurulan Demokrat Parti bir anlaşma sonucu mudur?

(1)Vikipedi, İbn-i Haldun yazısından yararlanılmıştır.

(2)Vikipedi

702 Toplam Ziyaretçimiz 3 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*