Ve gerçekler, Cumhuriyet Osmanlıdan nasıl bir kadın hakları anlayışı devraldı (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Osmanlının, “1869 yılında yayınladığı, Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’ne- Eğitim Genel Yönetmeliği- göre kız çocukları için ilkokula devam mecburiyeti konulduğunu, 2. Abdülhamit döneminde  ülkede, “Kız, erkek birlikte eğitim yapılan okul sayısının 3750” olduğu açıklanmıştı. Şimdi, “Kadın hakları Cumhuriyetle birlikte mi geldi?” sorusunun cevabı verilmektedir.

İlk Kez uçan Türk Kadını – Belkıs ŞEVKET  (Kaynak; http://www.hvkk.tsk.tr )

“Çocuk terbiyesi ve müzik öğretmeni genç bir kız olan bayan Belkıs ŞEVKET uçmak için atılımda bulundu…. Tayyare Mektebi Müdürü Veli Bey bu müracaatı hoş karşılamakla beraber kendisinde yetki görmediğinden, 1’inci Kolordu Komutanlığından alınacak yazılı bir izin ile istenen gün ve saatte arzularının yerine getirilebileceğini sözlü ve yazılı olarak bildirdi…

Bu karşılık üzerine dernek 1’inci Kolordu Komutanı Vekili Cemal Bey’e (Mersin’li Cemal Paşa) başvurmuşlar ve gerekli izni yazılı olarak almışlardır. Bunun üzerine 30 Kasım 1913 Pazar günü, hava uygun olmadığı takdirde ertesi gün uçurulmasına karar verilmiştir…

….Türk kadınları, fırsat verildiği takdirde her türlü işi hakkıyla yerine getirebileceklerini ispat etmiş ve Belkıs ŞEVKET Hanım bu cesur girişimiyle gelecek nesil Türk Kadınlarına en büyük mesajı vermiştir….”

Ve “Osmanlı reformları”ndan kadın hakları ile ilgili yaşanan süreç

“Osmanlı devletinin reform sürecine baktığımızda bizi hayrete düşüren şey, eğitim ve meslek alanında kadınların sağladığı gelişmenin. Bati örneklerini ne kadar yakından izlediğidir.

Bunda çok önemli bir faktör, şüphesiz, Tanzimat’la birlikte Batı’yla hızlı bir kültürel bütünleşme sürecine giren Osmanlı gayrimüslimleri olmuştur.

Osmanlı Hıristiyanlarının eski geleneklerinin, Hıristiyan Batı’dan çok Müslüman Doğu’ya yakın olduğu, bu arada belirtilmelidir: örneğin İstanbullu Ermeniler en az 1830’lara kadar peçe kullanmış ve haremlik-selamlık adabını izlemişlerdir.

İlk Ermeni kız ortaokulu Kumkapı’da 1840 yılında açılmış; bunu çok sayıda başkaları izlemiştir.

1880’lerde Harput Amerikan kolejinin (çoğu gayrımüslim olan) öğrencilerinin yarıdan fazlası kızdır. 1882’de Maraş’ta ağırlıkla Ermeni toplumuna hitap eden bir kız koleji açılır.

Ermeni ve Rum kadın sanatçılar, 1870’lerden itibaren İstanbul’un tiyatro sahnelerinde boy gösterirler.

İslam çoğunluğunun —ve devletin— bu değişime ayak uydurması uzun sürmemiştir.  

İslam-Türk kadınlarının toplumdaki konumu, şu dönüm noktalarından geçer:

1857: Osmanlı imparatorluğunda köle ve cariye ticareti yasaklanır.

1859: İstanbul’da ilk kız rüşdiyesi (ortaokulu) açılır. Taşrada ilk kız rüştiyeleri 1883’te açılacaktır. 1906’da tüm imparatorlukta (gayrımüslim okulları hariç) 85 kız rüşdiyesi ve 25 karma rüşdiye vardır.

1869: Dört yıllık ilköğretim kız ve erkek çocuklar için mecburi kılınır.

1895’te ilkokul yaşındaki İslam kızlarının %35 kadarı (712.423 nüfusun 253.349’u) ilkokullara kayıtlı görünür.

1870: Darülmuallimat (kız öğretmen okulu) kurulur.

1873: İlk kadın öğretmen atanır.

1881’de ilk kez bir İslam kadın, bir okul kapanma töreninde söylev verir.

1879: Fransa’dan alınan Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usul Kanunlarıyla, nizami mahkemelerde kadın ve erkeğin şahitliği arasındaki ayrım kaldırılır. (Seriye mahkemelerinde bu ayrım 1924’e kadar korunacaktır.)

1880: İstanbul’da ilk kız idadisi (lise) açılır: Fransa’da ilk kız lisesi de aynı yıl açılmıştır. Ancak İstanbul’daki okul iki yıl sonra ilgisizlikten kapanır; ikinci kız lisesi ancak 1913’te kurulur.

1886: Kadınlar tarafından çıkarılan ilk Türkçe dergi Şükûfezar yayınlanır; dergi, kadınların toplumsal haklarına ilişkin yazılara yer verir.

1893-1907 yılları arasında yayınlanan Hanımlara Mahsus Gazete, dönemine göre yaygın bir okuyucu kitlesine ulaşır. 

1890: İstanbul’da Amerikan Kız Koleji kurulur; önceleri yalnız gayrımüslimlere hitap eden bu okul, ilk Türk mezununu 1901’de verir.

1908: Hürriyetin ilanı sonrasında çeşitli siyasi ve sosyal amaçlar güden 20 kadar kadın derneği kurulur.

1909: Aktif siyasete atılan ilk Türk kadını Emine Semiye Hanım, Osmanlı Demokrat Fırkası yönetiminde görev alır.

1912: Balkan Harbinde Türk hemşireler ilk kez hastanelerde çalışırlar.

1913: Bedriye Osman Hanım telefon idaresinde göreve başlar. Belkıs Şevket Hanım uçak kullanan ilk Türk kadın unvanını alır. Emval-i Gayrimenkule İntikalatina Dair Muvakkat Kanunla, taşınmazların geniş bir kesiminde, kadın ve erkeğin mirastan eşit pay almaları sağlanır.

1914: İnas Darülfünunu (Kızlar Üniversitesi) kurulur.

1917: Hukuk-u Aile Nizamnamesiyle, Müslim ve gayrımüslimler için medeni nikâh mecburiyeti konur; kadınlara boşanma hakkı tanınır; kocanın ikinci kez evlenmesi, ilk zevce açısından geçerli boşanma sebebi kabul edilir.

1918: Savaş dolayısıyla kadınlardan gönüllü amele taburları oluşturulur.

1919: Sultanahmet mitinginde Halide Edip ilk kez kitlesel bir siyasi gösteriye hitaben konuşur.

1920: İnas Darülfünunu talebesinin sınıfları boykotu üzerine, kız öğrenciler Darülfünun’a kabul edilirler. İlk Türk kadın tiyatro sanatçısı Afife Jale İstanbul’da sahneye çıkar.

Sonuç

Gerek eğitim imkânları, gerek mesleki roller açısından Osmanlı kadınının evrimi, görüldüğü gibi Avrupa kadınını çok uzak sayılmayacak bir mesafeden izlemiştir.

Değişim, doğal olarak, önceleri daha çok toplumun kısıtlı bir elit kesimini ilgilendirmiştir. Ancak Avrupa’da da durumun bundan çok farklı olduğu söylenemez. Öte yandan sosyal düzenin temelindeki fark, varlığını sürdürmüştür: kadını kamu yaşamından ilke olarak dışlayan haremlik-selamlık sistemi ve bu dışlanmanın simgesi olan tesettür mecburiyeti ortadan kalkmamıştır.

1908’den sonra İstanbul’da peçesiz sokağa çıkan Türk kızlarının sayısında görülen büyük artışa rağmen, Osmanlı reformu, bu hassas alana dokunmaya cesaret etmeyecektir.

İster istemez burada akla gelen soru, eğitim ve mesleki talepler açısından Avrupalı hemcinslerine benzer bir dönüşümü yaşayan Türk kadınının, özel yaşantısındaki kısıtlamalara –toplumsal ufkunu kapatan perdeye- daha ne kadar tahammül edebileceğidir.

İlk kız rüştiyesinin açılmasıyla, kadının rolünü özel yaşam alanına hapseden haremlik-selamlık sistemi ölümcül bir yara almamış mıdır?

Deri ceket ve siperli gözlükle uçak uçuran kadınlar, çarşıya giderken peçe takmaya ne kadar zorlanabilirler?

Erkeklerle aynı sırada ders okuyan üniversite mezunları, kocalarının çok eşliliğine nasıl rıza gösterebilirler?

Nitekim dikkat edilirse, yukarıdaki listede önceleri eğitim ve meslek konularıyla sınırlı kalan değişimler, 1880’lerden itibaren sosyal yaşantı ve kişi hukukunu ilgilendiren alanları zorlar bir hal almaya başlamışlardır.

Olaya böyle bakınca Atatürk’ün kadın haklarına ilişkin reformları, altmış yıllık Osmanlı reform sürecinin kaçınılmaz bir sonucu olarak görünürler.

Kaçınılmaz görünen sonuçların, geciktirilmeden, Hızlı ve enerjik bir şekilde uygulamaya konmasında, evet, takdir edilecek bir yan vardır.

Mantıken yapılması gereken işleri senelerce sürüncemede bırakıp çürütmek, Türk toplumunun yabancısı olmadığı bir sorundur.

Atatürk’ün cesur kişiliğinin, buna meydan vermemekteki rolü inkâr edilemez.

Öte yandan, böylesine hassas bir konuda aşın enerjik bir siyasi müdahalenin toplumda birtakım sıkıntı ve tepkiler doğurmuş olması da yadırganmamalıdır.

Doğal akışı içinde gerçekleşecek bir dönüşümü birtakım zorlamalarla hızlandırmaya çalışmanın, acaba uzun vadede dönüşümün hızı ve kalıcılığı üzerindeki etkisi olumlu olmuş mudur?

Aradan altmış yıl geçtikten sonra, tesettürün, bu kez bir çeşit özgürlük simgesi olarak yeniden doğuşunda bu faktörün etkisi gözden uzak tutulmamalıdır.” (1)

*       *      *

Ve çok bilinen bir Bektaşi fıkrası,

Bektaşi’ye sorarlar,

Aptessiz namaz olur mu?

Ben kıldım oldu!

Şimdi bu cevaba, “Allah Kabul etsin!” denilir mi?

Devam edecek….

Az bilinen rakamlarla Cumhuriyet ekonomisi…

(1) “Yanlış Cumhuriyet”, Sevan Nişanyan, 2008, 2.ci  baskı, Kırmızı yayınları

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*