Vatandaşın Osmanlı Tarihi; “Yavuz Selim 40.000 Alevi Kesti!” iddiasında gerçeği arayanlara (11/2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

"II. İsmail döneminden itibaren kullanılan Safevi Bayrağı" (www.anadolucografyasi.com)

Doğru ve işlenmemiş bilgi için iki kaynak kullanılmıştır. Birincisi, tartışmasız otorite olan, Ord. Prof. Uzunçarşılı; Diğeri, Prof. Dr. H. Mustafa ERAVCI.  İşte tamamen arşivlere dayalı değerli araştırmalar ve sonuçları…

Kaldığımız yerden devamla…

“…Trabzon valisi Şehzade Selim, Şah İsmail’in Anadolu’daki faaliyetini ve Şah Kulu hâdisesini, alevilerin yer yer hareketlerini dikkatle takip ettiği gibi durumun nezaketini ve bazı şehzâdelerin, Şah İsmail ile münasebetlerini ve biraderi Amasya valisi Şehzade Ahmed’in oğlu Murad’ın Şah ismail’in halifesi elinden taç giydiğini haber alarak neticeyi gözden kaçırmıyordu.

Selim’in cülusunu mütaakıp Sultan Ahmed’in ve oğlu Murad’ın alevi kıyamının başına geçmeleri ve Sivas, Çorum, Tokat ve havalisindeki faciaların artmasına sebep olmuştu. (1)

Tarihî olayları vesikalara dayanarak incelemeden hüküm verenler Yavuz Sultan Selim’in hükümdar olduktan ve şehzâdeler meselesini hallettikten sonra Şah İsmail ile muharebeden evvel Anadolu’daki azılı kırk bin kızılbaşın îdam veya hapis olunmalarını sebepsiz bulurlar ve Sultan Selim’i muaheze ederler. Yukarıdan beri vesikalarla gösterilen olaylar gözönüne alınacak olursa pâdişâhın ne kadar isabetli hareket ettiğini ve bütün bu işlerde baş rolü olan Şah İsmail üzerine giderken gerisindeki tehlikeyi bertaraf etmek istediği görülür.

Bundan dolayı Sultan Selim hükümdar olduktan sonra Şah ismail’in üzerine gitmeden evvel bilhassa Orta-Anadolu’daki Kızılbaşlar hakkında inceden inceye tahkikat yapılmasını arzu ederek bu hususta bir karar alınması için bizzat kendi riyasetinde bir divan akdiyle bu husustaki mütalâasını beyan etmiş (2)

Memleket içindeki bu tehlikeyi önlemedikçe Şah İsmail’e karşı harekete geçilemeyeceğini, çünkü muharebe esnasında bunların ordunun gerisinde ayaklanabileceklerini beyan etmiş ve bu suretle yediden yetmiş yaşına kadar Kızılbaş oldukları sabit olanları tahrir ettirerek bunların kimini kati ve kimisini hapsetmiştir. (3)

Şah İsmail üzerine hazırlık ve İran seferi

Anadolu’daki bazı Kızılbaşların tevkif ve idamları

Yavuz Sultan Selim, şehzadeler gailesini iki senede bertaraf ettikten sonra İran seferine hazırlanıyordu; fakat Şah ismail’in Anadolu’da el altından yaptığı tahrikâtiyle Osmanlı idaresinde bulunan Alevîler (Kızılbaşlar) o tarafa meyletmişlerdi ve bunu Şah Kulu hâdisesi göstermişti.

Bundan dolayı Şah İsmail ile yapılacak harpte memleket içinde yer yer Alevî kıyamlariyle devletin başına büyük bir gaile çıkması durumu pek ziyade tehlikeye düşürebilirdi; bunun için Anadolu’daki beylerbeği ve sancakbeylerine verilen emirler üzerine bunlar araştırılarak Şah ismail’e taraftar olan ve ayaklanmak ihtimalleri bulunanların bir defteri yapdmış ve bu suretle mazarratları dokunacak olan kırk bin kişi haps ve idam ettirilmiştir.

Bundan sonra Sultan Selim, İran seferi kısmında görüleceği üzere Şah İsmail tarafından halife nâmiyle Anadolu’ya gönderilip hem casusluk yapan ve hem halkı Şah İsmail’e bîate davet eden bir halifeyi hapisten çıkarıp Farsça bir nâme ile “Vargördüğünü söyle” diye Şaha yolladı. (4)

Şah İsmail’in siyaseti

Akkoyunlu devletini ortadan kaldırarak Azerbaycan, Irak-ı Acem, Irak-ı Arab ve îran’ı ele geçirerek Ceyhun nehrine kadar hududunu genişleten Şah İsmail, 916 H. (1510 M.)’de doğuda Özbeklere de (5)

Galebe çaldıktan sonra Osmanlı vilâyetlerine gönderdiği halifeler vasıtasiyle Alevileri tahrik ederek kendisine bağlamağa başlamış ve Sultan Bayezid’in yumuşaklığı ve bir kısım devlet adamlarının kayıtsızlığı ve bazılarının da Alevîliğe mütemayil bulunmaları Şah ismail’in cesaretini arttırmış ve faaliyetine germi verdirmişti. Bundan dolayı Anadolu Kızılbaşları tarafından her sene Şah ismail’e birçok nezir ve hediyeler yollanarak ona karşı sadakat ve rabıtaları teyit olunmakta idi.

Şah ismail’in bu faaliyeti sıralarında Trabzon valisi bulunan Sultan Selim, Şah’ın maksadını tamamen anlamış ve hattâ onun taraftarlarını tenkil ile Erzincanlı bile muvakkaten işgal eylemiş ve bundan dolayı Şah İsmail, şehzadeyi babasına şikâyet etmişti.

Bayezid’in son senelerinde şehzadeler arasındaki vaziyetlerden istifade eden Şah İsmail, faaliyetini arttırmış ve daha sonra kendisinin yanına kaçan Şehzade Ahmed’in oğlu Murad’ı himaye eylemiş ve Sultan Selim’in cülusunu tebrik için bir elçi göndermeyerek bu saltanat tebeddülünden memnun olmadığını göstermişti.

Biraderleri gailesini halleden Sultan Selim, maksadını keşfettiği Şah ismail’e mühim bir darbe vurmak için hazırlanmağa başlamış ve daha evvelki kısımda söylendiği üzere Anadolu’daki Kızılbaşlardan tehlikeli bir kısmını ya hapsetmiş veya öldürmüş ve bu suretle içeride çıkması muhtemel isyanları önlemişti.

Şah İsmail Memlûkler için de korkunç bir düşmandı; Çünkü Kahire’deki sünnî mezhebinin halifesine karşı şiî mezhebini çıkarmış ve Akkoyunluların siyasetini takip ederek Frenkleri Memlûkler aleyhine tahrik ile Frenklerin denizden ve kendisinin karadan Suriye’ye yürümesini teklif etmişti (6)

Osmanlılar Safevîlere karşı harbe hazırlanırken Memlûklere de haber göndererek ittifak teklif etmişlerse de uzun müzakerelerden sonra Memlûk hükümeti tarafsız kalmayı Ve vazıyeti tetkik ile hazır bulunmak için Haleb taraflarında kuvvet bulundurmayı siyasetlerine daha uygun görmüştü. (7)

Sultan Selim, babasının yerine yeni hükümdar olduğu zaman yeniçerilerin ağa, kethüda, bölük ağaları ve odabaşılarını da toplayarak Yenibahçe’de bir görüşme yapmış ve Osmanlı devleti için büyük ve tehlikeli bir düşman olan Şah ismail’in vaziyetini, şeyhlikten şahlığa nasıl çıktığını ve bugünkü durumu anlattıktan sonra bu hususun asla ihmal edilemiyeceğini beyan ile “Şah İsmail üzerine seferim vardır” diye askerden bir cevap istemiş ve maksadını üç defa tekrar ettiği halde bir ses çıkmamıştı.

Fakat son tekrarında Abdullah adında dokuz akçe yevmiyeli bir oda kethüdası birkaç adım ilerleyerek padişaha duadan sonra: “Bizim arzumuz da aynıdır, ferman pâdişahımızındır” deyince padişah pek memnun olmuş ve kendisine derhal Selanik beyliğini verip vezirlere de bu parasız adama yardım etmelerini emreylemişti. (8)

Filhakika devlet erkânından bazıları bu sefere taraftar değillerdi. Yavuz’un bu sözleri ve arzusuna muvafık cevap alamaması yeniçerilerin de aynı suretle elde edildiği şüphesini uyandırmıştı ki bunu gerek sefere giderken ve gerek avdette de görmekteyiz.

Şah İsmail’e gönderilen nâmeler

Şehzadeler ve dahildeki Kızılbaşlar işini halleden Sultan Selim on bin azab askerinin hazırlanması için Anadolu’ya hükümler gönderdiği sırada bütün kuvvetlerin Yenişehir ovası’nda kendisine iltihakını emretti.

Pâdişâh bu esnada Edirne’de bulunuyordu: Manisa valisi olan oğlu Süleyman’ı Edirne’ye getirterek Rumeli muhafazasında alıkoydu ve 920 senesi Muharrem ayının 23 üncü Salı günü (19 Mart 1514) Edirne’den İstanbul’a hareket etti ve bir ay sonra da Üsküdar’a geçti ve bilmünasebe daha yukarıda yazıldığı Üzere Şah İsmail’in halifelerinden olup mahbus bulunan Kılıç adında birisi vasıtasiyle Şaha Farsça nâme gönderdi.

Sultan Selim İzmit’ten gönderdiği 920 Safer tarihli olan bu nâmesinde “Şahın Müslümanlığa mugayir hareketlerinden, mezaliminden bahis ile kendisinin Müslümanlığı takviye ve mezalimi kaldırmak için faaliyete geçtiğini, yaptığı işler sebebiyle katline fetva verildiğini ve kılıçtan evvel İslâmiyeti kabul etmesi lâzım geldiğini ve atlarının ayaklarını bastıkları yerlerin kendisine verilmesini ve bunun için Safer ayında İstanbul’dan hareket ettiğini ve bizzat muharebeye hazır olacağını” bildirmişti. (9)

Elçi Kılıç, Şah ismail’i Hemedanda bularak nâmeyi vermiş ve o da muharebeye hazır olduğunu” bildirmiş (10) ve bu cevap Osmanlı ordusu Erzincan sahrasına geldiği sırada alınmıştır; Şah İsmail nâmeyi getiren Kılıç’ı öldürtmüştür. (11)

Şah İsmail bu nâmesinde “Er isen meydana gelesin, biz de intizardan kurtuluruz” demiş ve Yavuz’a bir kadın elbisesiyle, yaşmak yollamış.

Bu nâmenin cevabı 920 Cemaziyelevvel sonunda   Erzincan’dan yollamıştır. Yavuz’un bu nâmesinde Şah İsmail er meydanına davet ediliyor ve hâlâ kendisinden bir eser olmadığı beyan olunuyordu.

Şah İsmail kendisine gönderilen nâmelere cevap vererek bunda “gerek Sultan Bayezid zamanındaki ve gerek kendisinin Trabzon valiliğindeki dostluklarından bahsederek aradaki düşmanlığın neden ileri geldiği malûm olmadığını, Osmanlı hânedaniyle kadim dostluğa mebni Timur zamanındaki bir şûriş gibi fena bir netice hasıl olmasını istemediğini ve nâme yazan kâtiplerin yazılarını afyon tesiriyle yazdıkları için bir altın hokka İle afyon macunu yolladığım” beyan etmektedir.

Yavuz Sultan Selim ise Cemaziyelâhır nâmesiyle bu nâmeye ağır bir cevap ile mukabele etmiş ve demiştir ki ;

“Davete icabet edip uzun yollan kat’ ile memleketine girdik; fakat sen meydanda görünmüyorsun. Pâdişâhların ellerindeki memleket onların nikâhlısı gibidir; erkek ve yiğit olanlar kendisinden başkasının ona elini dokundurtmazlar; halbuki bunca gündür askerimle memleketine girip yürüyorum, hâlâ senden bir haber yok.

Seni korkutmamak için askerimden kırk bin kişiyi ayırıp Sivas’la Kayseri arasında bıraktım; hasma mürüvvet ancak bu kadar olur. Bundan sonra da saklanıp gözükmezsen erkeklik sana haramdır, miğfer yerine yaşmak ve zırh yerine çadır (çarşaf) ihtiyar eyleyip serdarlık ve şahlık sevdasından vaz geçesin.(12)

Sultan Selim bu nâmesiyle beraber Şah İsmail’in gönderdiklerine mukabele olarak kendisinin menşeini telmihen hırka, şal, asa, misvak ve şed (kuşak)’den ibaret tarikat levazımı yollamıştı..”

Sultan Selim, 40.000 Alevi’yi katletti!” iddiası ile ilgili olarak yaşanmışları, noktasına ve virgülüne dokunmadan geçerli iki  kaynaktan aktardık…

Bundan sonrası okuyana aittir.

He ne kadar su –bilgi- döküldüğü kabın şeklini alsa da…

Osmanlıya atılan diğer iftiralarla devam edecek…

Örneğin;

-”Türkleri aşağıladılar…

-”İlim ve bilgiye düşmandılar…

-”Yeniliklere karşı çıktılar…

-”Matbaanın geç gelmesine neden oldular…”

Resim;anadolucografyasi.com

Kaynakça;

– Ord. Prof. ÎSMAÎL HAKKI UZUNÇARŞILI, “OSMANLI TARİHÎ, II. Cilt sahife, 257-261, Yazar, Türk Tarih Kurumu Üyesi ve eser, ATATÜRK KÜLTÜR TÜRK TARÎH KURUMU tarafından yayınlanmaktadır.

-Konu ile ilgili çalışmalar, Gazi Üniversitesinin düzenlemiş olduğu Türk Dünyası Tarihi Kaynakları adlı ulusal sempozyumda bildiri olarak sunulmuştur. (H.Mustafa Eravcı, Türkiyat araştırmaları dergisi, 249 Çalışma ile ilgili geniş bilgi; http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s28/eravci.pdf

(1) Devam-ı ömrü devlet ve mezid-i izzet ve rif’at ed’iyesi taze ve tekrar kılmaktan sonra arz-ı bendegî budur ki haliyâ bu diyarda sofular baş kaldırıp hurûc ettiler. Kara İskender nam şahsın idlâliyle Sultan Murad (Şehzade Ahmed’in oğlu) taç giyip surhseri kendüye asker etti; on binden ziyade oldular yevmen feyevmen Sofu Isa halife oğlu nam mülhidin üzerine cem olurlar ve Seydî Ali halife dahi kendüye (şehzadeye) nöker olup güldüğüne bağladılar ki fesad-ı azim ideler, nice köyler talan ettiler ve nice adamları katledip atlarını ve esbablarını yağma ettiler. Bu diyarda ot kalmadı, Aliüddevle Ve (Elbistanda Dulkadır oğlu) varurız derler. Sultan Murad her tarafa adamlar gönderip asker cem eder ve Sultan Ahmed dahi Süleyman Bey’i Sinan Paşa ile Karamanca davet etti. Anlar anda dura kendü Sultan Korkud üzerine gider dirler. Amasya’da yirmi bin sofu cem olup nice Müslümanları katlettiler. Sultan Murad’ı alıp Güldüğüh’e götürdüler, anda dahi fesâd-ı azim ettiler, hocasın ve paşasın kaçırıp şehre girdiler, kale kapısın yaptılar. Çorum kadısı Nuşirvan’ı katlettiler ve İskilib’i Kara iskender’e verdi. İl ve şehir ürküp kimi dağa ve kimi kaleye girdiler. Sultan Ahmed’e ulaklar gitti, feryad ettiler, ol dahi on bin adamla Davud Paşa oğlu’yla Kızıl Ahmed oğlu’yla asker gönderdi, yolda gelür dirler. Nebi halife bu veçhile haber getürdü ve sofu askeri Sivas’a çıkıp Şaha elçi gönderdiler. Bu diyarın ahvali bir türlü dahi oldu, ehl-i islâm muhatarada ve tehlikede kaldı (Topkapı Sarayı Arşivi, Nr. 6522).

(2) Sultan Selim, bu hususta vezirleri ve uleması ile görüştüğü sırada : Mademki Kızılbaş serdarlarının tahrikatı önlenip anların hakkından gelinmeye, zararları devam etmek muhakkaktır; zira Anadolu vilâyetinde olan Kızılbaşlar Şah İsmail ile iştirak üzere olup gaibâne ana iktida ve ehl ü ıyal ve mal ve menallerin yoluna feda ederler ve iktidarı olanlar birçok nezr ve hediyeler ile Ziyaretine giderler ve anın halifeleri ile her yıl nezirler yollarlar… (Tacü’t-tevarıh’ten hulâsa).

(3) Bundan akdem Padişah “Anadolu’da ârâm eden Kızılbaşları teftiş için hükkam-ı memûlike hükümler gönderip yedi yaşından yetmiş yaşına varınca emretmişti. Pâdişâhın emri üzerine tahkik ve teftiş neticesinde kırk bin kişi emretmişti. Pâdişâhın emri üzerine tahkik ve teftiş neticesinde kırk bin kişi tevkif olunarak kimi katledilmiş ve kimisi hapis olunmuştur (TacüH-tevarih, f. ir., s. 245); aynı suretle Alî basılmamış birinci cilt (kütüphanemizdeki nüsha), S. 260; Solak’zâde, s. 360, 361.

(4) Tacü’t-tevarih, II., s. 246; Âlî, basılmamış cilt, s. 260.

(5) Bu Özbek devleti, Şeyfcanî’lerdir. Bu devletin müessisi Mehmed Seyhan Moğol prenslerinden olup 906 H. (1500 M.)’de Semerkand’ı almış, 916 H. (1510 M.)’de Aferv’de Şah İsmail ile yaptığı muharebede maktul düşmüştür. Bu muvaffakiyet Şah ismail’i doğu tarafından emniyetli bir duruma sokmuş ve bundan sonra batıda Osmanlıarla Memlûklere karşı faaliyete geçmişti.

(6) Ibn-i I yas, Bedayîü’z-zuhur, c. IV., s. 191.

(7) İbn-i lyas, Bedayîü’z-zuhur, c. IV., s.372, 376

(8) Âlî (Basılmamış birinci cilt, kütüphanemizdeki nüsha), s. 259; Âli’den naklen Hammer tarihi (Atâ Bey tercümesi), c. IV., s. 123.

(9) Şah İsmail’e yazılan bu Farsça nâme sureti Feridun Münşeatı ile Tacü’t-tevarih ve Âlî tarihi’nde aynen vardır diye başlar Âlî (Basılmamış birinci cilt, s. 260; Münşeat, c. I., s. 351).

(10) Münşeat, c. I., s. 357.

(11) Şah İsmail harbe daveti mutazammın askerine ve maiyetine: diyar-ı Rum’dan bir kervan gelürmüş size firavun gene ve mal getürür, üşenmem. Korkmam ki onları adamlarımıza viripdir ki şimdi on iki imam leşkeriyle gelip “bunda alem dikmişler el’an bizimledirler” diye askerinin maneviyatın yükselmek istemiştir (Lütfi Paşa tarihi, s. 219).

(12) Bu Türkçe olan cevabî nâme de Âlî’de vardır. Şah İsmail’e gönderilen dört nâmeden ikisi Farsça ve ikisi Türkçe olup ikinci Farsça nâmeyi Mevlânâ Mürşid-i Acem yazmış. Diğer üçünü de Tâcî Bey-zâde Cafer Celebi kaleme almış, fakat hepsini bizzat Sultan Selim okuyup Farsçaya derin  vukufu sebebiyle bazı noktalarda tashihler yapmıştır (Âli tarihi, s. 263). Aynı nâmenin tarihi Feridun Bey Münşeatı’nda 920 Cemaziyelâhır sonlarıdır.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yazinizi okudum, yalniz etik olarak bir sey hatirlamak isterim, arastirmacilik daha önceki yazilari “benim arastirma” olarak yapilmaz. Siz bastaki yazida kaynak olarak Uzuncarsili kullanilmistir, diyorsunuz ama yazi Uzuncarsili’dan tamamen koplama. Siz neyin arastirmasini yaptiniz?

Saygıdeğer Cem, Konuya ilginize ve görüşlerinize teşekkür ediyorum. Takdir edileceği üzere; “Biliyorum!” ifadesi, bilgi’nin ne olduğunu kavrayanlar için kullanılması pek mümkün değildir. Bunların yanında, ‘Bilgi’ için, “sınırsız-sonsuz!” tanımı da yapılmaktadır. Bu nedenle olsa gerek düşünürler; “En iyi bildiğim şey, hiç bir şey bilmediğimdir.” İfadesini sıklıkla kullanırlar. Konuya dönersek, “Araştırmacı!” kimdir? Yaygın kabule göre; (bir konuda) gerçeği arayan’dır. Bunu bir örnekle açıklarsak: İttihat-Terakki Cemiyeti’ni ve kuruluş amaçlarını öğrenmek niyetinde olanlar ne yapacaktır? (Bu konuyu tamamı ile bin parçaya ayrılmış bir resme benzetelim.) Öncelikle konu ile ilgili (her türlü) kaynağa ulaşmaya çalışacaklardır. Ulaştıkları her (farklı) kaynak, işte bu bin parçalı resmin (gerçeğin) bir parçası’dır. İttihatçıları (doğru olarak) anlamak için, o dönem; Ekonomisi, felsefesi, yönetimi, devletin içerisinde bulunduğu şartları, Osmanlı ile ilgisi-beklentisi olan tüm devletlerin (dünleri ve gelecek beklentileriyle) siyasetlerini, İttihatçıların kimler olduğu, mali kaynakları, kişisel nitelikleri, geldikleri-ulaştıkları yer ve sonlarının ne olduğu, İttihatçıların neleri tetikledikleri? Gibi çok sayıda sorunun cevabı bulunmalı ve bulunanlar açık büfe misali bir masada sergilenmelidir. Elbette bu bilgilere de konu ile yazılmış eserlerden ulaşılacağı tabiidir. Araştırmacının önemi, okudukları, öğrendiklerinden sonra başlamaktadır. Mümkün olabildiği ölçüde okuyabilen (resmin -mümkün olabilen- parçalarını elde edenler) bunları biraraya getirmekte ve resmin tamamını(gerçeğin) ortaya çıkmasını sağlamaya gayret etmektedir. Veya sonraki başka bir araştırmacı için resmin bir parçası olmaktadır. İşaret ettiğiniz tarihçimiz, Ülkemizde, E. Ziya Karal ile birlikte üstat (Ord.) seviyesinde ilim insanlarıdır. Onlarda, eserlerini yazarken çok sayıda kaynaklardan beslenmektedir. Bunu çok basamaklı bir merdivenle de açıklayabiliriz. Önceki, bir sonrakine yükselmesi için basamak olmaktadır. Sağlıcakla kalınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*