Vatandaşın Osmanlı tarihi; Tarihe ışık tutacak iki mektupla başlıyoruz.-4-

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Nazikeda Başkadınefendi; “Adıyla ve canıyla anılmayan bir millet şerefini kaybetmiştir, bu sebeple tarihini asla unutma. ” demektedir.

 

Osmanlı, bir kültür, bir medeniyettir. Özünde; İnsana, Hakka, Halka hürmet vardır.

Onu kazımak, unutturmak için her yolu denediler. Bir gerçeği unuttular; Halkın hizmet edenine vefasını; Değirmenin iki taştan, muhabbetin iki baştan olduğunu…

Tarihe doğru şahitlik edecek iki mektupla başlıyoruz.

Bunlardan birisi, Son Padişah Vahideddin’in ilk eşi Nazikeda Başkadınefendi’ye (1866 – 1941) aittir.

Diğeri, Sultan Abdülaziz’in (1830-1876) Girit meselesinden dolayı Rus elçisine vermiş olduğu cevaptır.

Özellikle Kadınlarımızın ülke sevgisini öğrenmek isteyenler, yazının ikinci bölümünde anlatıları okumalıdır. Ki; Nazikeda Başkadınefendi’nin ruh dünyasını daha geniş bir pencereden değerlendirilebilsin.

Sultan Vahdettin 17 Kasım 1922 Cuma günü sürgün edilir. Artık eşi ve çocukları birlikte kalan ömrünü tamamlayacağı yer sürüldüğü  İtalya’daki San Remo şehridir…

“…En buhranlı günlerimizin (1922-1926) tam ortasında Nazikeda Başkadın bir gün efendimizle mülakat ederken Osmanlı halkına hitab edecek bir beyanname yazmayı düşünmüş ve bu beyannamenin başka bir kişinin adı altında neşredilmesinin mümkün olup olamayacağını sormuştu.

Zatı şahane de zevcesinin arzusunu kabul ederek yazısını hazırlamasını söylemişti. Bu mülakattan sonrada başkadın masasının başına oturarak yazıyı yazmaya başlamıştı. Nihayet tamamladıktan sonrada başkadın gururla beyannameyi efendimize takdim etmişti. Aynen şöyleydi:”

 

“Devletini fevkalade müdafaa eden ey yüce Osmanlı halkı,

Bayrağına ve geçmişine sahip çıktın ve adına layık bir şekilde toprağını düşmanının zulmünden kurtardın. Seninle gurur duyuyor ve şanınla bir kat daha şerefleniyorum.

Evlatlarım, adınız daima yüceltilsin.

Mazide yaptığınızla daima gururla anılacak ve hiçbir vakit unutulmayacaksınız.

Kanınız boşuna akmamıştır O aziz toprakların kaderini siz kanınız ve canınızla yazdınız.

Müsterih olun evlatlarım, sizin sayenizde evvelkinden daha kuvvetli parlayacak ve hiç batmayacaktır yıldızımız.

Dininizin size öğrettiği şefkati adla unutmayın, evlatlarınızda bu şefkatle büyüterek topraklarına sahip çıkmalarını gösterin.

Cihan senindi ey Osmanlı halkı,

Fahr-i kainat aleyh-i efdal-üs salavat ve efdal-ül tabiyat Efendimizin sana bahşettiği bu cennet vatanın kıymetini bil ve onu kendi namusunla müdafaa et.

Adıyla ve canıyla anılmayan bir millet şerefini kaybetmiştir, bu sebeple tarihini asla unutma.

Asla ecdadının sana miras bıraktığı bu topraklara hainler gibi ihanet etme. Biz ona yüz yılların emeğini verdik, namımızla bütün cihan çalkalandı ve huzura kavuştu.

Bunu asla unutma. Bizden sonra da bu nama leke sürdürme. Ona sahip çık.

Biz seni şerefimizle şereflendirdik ve cihan imparatoru yaptık.

Geçmişinde ki Sultan Fatihleri, Yavuz Selimleri ve Süleymanları asla zihninden silme. Ebedi zihninde baki kalacak bu isimlerin kıymetini ve değerini bil.

Zira ancak onlar sayesinde bugün ayaktasın. Sana miras bıraktığımız devletimizin istikbalini bütün var kuvvetinle müdafaa et. Muvaffak olacağından eminim.

Eline emanet bırakılan camileri, sarayları ve daha nice tarihi değer tanıyan mekânları kendi hanen gibi himaye ve muhafaza et.

Fani âlemi biri birine muhtaç yaratmıştır Yaratan, bu sebepten insafını elden bırakma.

Alemlerin Efendisi seni muvaffak kılsın ey Osmanlı, son nefesimi verinceye kadar da dualarım seninledir.

Yücesin sen ey Osmanlı yüce,

Namınla inim inim inler bütün topraklar füturca,

Parlayacak hiç şüphen olmasın ebediyete kadar şerefinle yıldızlar,

Vatanına namusuna el uzatmak isteyecek düşmanlar,

Fakat mahvolacak senin kudret ve kuvvetin karşısında namussuzlar,

Yüz yılların kefen borcudur ey Osmanlı bu istiklal,

Müsterih ol, yattığın yere gök kubbeden temaşa edecek seni ebedi hilal.

Aziz toprakların tek bekçisi ve varisi sensin ey yüce Osmanlı halkı,

Zira senden başka velinimet kabul etmez bu şanlı Osmanlı

“Maatteesüf bu beyanname hiçbir zaman neşredilmedi ve bir müddet sonra da unutuldu. Muhtemelen bir kadınefendinin kaleminden yazılan ve halka hitab eden ilk beyannamedir,

keşke neşredilseydi.” (1)

Ve İkinci mektumuz;

“Rusya açıkça Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını istemektedir.

Rus Çar’ı, Girit’i Yunan Kralı ile evlenen yeğenine çeyiz olarak vermek istemektedir. (Bahanesi budur!) Bu teklif karşısında Sultan Abdülaziz (1861-1876), Rus elçisi General İgnatyef’e  hitap etmektedir;

Siz benden Girit’i, Yunan halkının sevgisini kazanmaya çalışan Kral George’a teslim etmemi istiyorsunuz.

O ki, Yunan değil ve üç yıla yakındır tahtta oturuyor.

Ben ise hanedanımın otuzüçüncü neslindenim. Hanedanım beş asırdan fazla bir zamandır: o kadar çok şey borçlu olduğu halkı üzerinde hüküm sürmektedir.

Siz ise benim popülerliğimi hiç hesaba katmıyorsunuz. Girit meselesinin başlamasından beri halkımdan bir yığın sıcak müracaat aldım. Ülkemin her tarafından yazan bu insanlar gönüllü olarak hatta kendi masraflarını kendileri karşılamak suretiyle birlikler oluşturup Girit’teki kardeşlerinin imdadına gitmek istediklerini belirtiyorlar.

Siz zannediyor musunuz ki, Yunanlıların küstahça bahanelerini ve dış güçlerin adaya müdahalesini sona erdirinceye kadar 200.000 Türk’ü adaya göndererek isyanı bastırmak sadece bana bağlı bir meseledir.

Bunu yapmamamın sebebi Hristiyan Avrupa’yı hesaba kattığımdan değil, aynı zamanda milyonlarca Hristiyan’ın hükümdarı ve hâmisi olduğumu unutmadığımdandır

Eğer Girit hâdisesi şimdiye kadar sürmüşse bu benim sağduyumdan ve insafımdan kaynaklanmıştır.

Avrupalılar onları bana karşı patlamaya hazır bir haline getirmekle beni cezalandırılmış olarak görmek istiyorlar.

Ah general! Sen hükümdar olmadığın için, bir insanın taç giyip ülkesinin ne kadar küçük olursa olsun bir parçasından feragat etmesinin ona ne kadar büyük ızdıraplara mal olduğunu bilemezsin;

Ümid ederim ki İmparator Aleksandr’ın kendisi, ülkemin haysiyetine yönelik tecavüzlere sebep olacak tabiattaki bütün tekliflere karşı beni kulağımı kapamaya sevk eden derin ve zarurî ruh halimi daha hakperest olarak anlar.

Girit’i vermek!

General, gerçekten bunu mu demek istiyorsun?

Böyle bir şeyi yaptıktan sonra ben Sarayımın eşiğini geçerek başkentte sokaktaki haysiyetli halkımın bakışlarına nasıl muhatab olurum?

Girit’i vermekle benim saltanatımın ve hânedânımın şerefini lekeleyecek imzayı atmamı benden istiyorsunuz.

Hayır” asla!.

Girit’i vermeyeceğim gibi en uzak ihtimal dahi olsa, böyle bir eğilimin uyanmasına bile müsaade etmeyeceğim.

İmparator Alexandr’a bu sözlerimi ilettiğiniz zaman eminim ki sadece dudaklarımla değil, bütün kalbimle ifade ettiğim bu sözlerimi anlayacaktır.” (2)

Kadını ve erkeği ile Osmanlıyı anlamak için açtığımız kapıdan artık içeri girebiliriz.

Ve başlıyor…

-Osmanlılar gerçekte kimdir? “Türkler, Tatarlar ve Moğollar kimlerdir? Osmanlı Aşireti nasıl birkaç çadırdan bir Cihan İmparatorluğu kurdular?

Daha doğrusu, kalıcı oldular ve devam etmektedirler?

Resim;Osmanlıdönemi.blogcu.com

(1) Rümeysa Aredba, TÎMAŞ YAYINLARI, Mart 2009, İstanbul; Sahife. 95.

(2) The Diplomatic Review, November 6,1867, s. 172-173.  (Kaynak; Dr. Hüseyin Çelik, “OSMANLI YANLISI İNGİLİZ DIŞ İŞLER KOMİTELERİ”

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*