Vatandaşın Osmanlı Tarihi; Osmanlı Devleti’ni kim kurdu, “Osmanlılar” ve “Türkler” Kimlerdir? (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Abi, bu böyle olmayacak, bu kadar adam beraber dolaşırsak hiç bir kız bakmaz...grup grup dağılalım...

Türkler Müslüman olmasalardı, İstanbul ve Anadolu ancak kartpostallarda görülecek ve üç kıtada bir Osmanlı Kültür mirası yaşanmayacaktı. Bakınız Prof. Neumark ne iddia etmektedir;  “Osmanlı arşivleri açıldığında, sadece Türk değil, Avrupa’nın tarihi yeniden yazılacaktır. “ (1)

Aşağıda bizleri dört yıl gibi kısa bir sürede gözlemleyerek mükemmel derecede tanımlayan Prusyalı genç Yüzbaşı Moltke’nin bir tespitini aktararak uzun bir tarih yolculuğuna başlıyoruz.

Purusyalı Feld Mareşal Fon Moltke, (1800-1891) 19. yüzyılın en büyük askeri stratejistlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Almanca,  İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Türkçe bildiği lisanlar arasındadır. Sultan II. Mahmud’un daveti üzerine, Osmanlı ordusunun modernizasyonu için (1835-1839) ülkemizde danışmanlık yapmıştır.

ÇABUK, İNŞAALLAH, MAŞAALLAH!”

“…Mevkii ne olursa olsun, bütün Türklerde müşterek bir taraf vardır;

-İşin en çabuk olanını seçmek… Uzun vadeli, uzun ve zahmetli emek isteyen iş, Türkleri pek memnun etmiyor.

-Yeniçeri ocağı denilen ve memleketin içinde bulunduğu zorlukların başlıca sebebi olan bu isyan yuvasını temizlemiş olan Padişah İkinci Sultan Mahmud, çok saydığı ve bu uğurda öldürülmüş olan amcası üçüncü Selim’in kurduğu yeni orduyu nasıl ıslah edeceğini sorduğu zaman, şevk ve ümitle işe koyulmuş, üç ayrı plan hazırlamıştım.
.
-Padişahın huzurunda bunları arz ve izah ettim.
-Derin ve manalı bakışlı, çok kibar ve tarif edilemeyecek kadar asil olan Padişah benim üç planım olduğunu öğrenince, safiyet ve alışkanlıkla:
-“En kısa zamanda hangisi tahakkuk edecekse onu anlatınız…” demişti.” Asker ve sivil ileri gelenler de, aynı felsefe içinde idiler.
Evvela en çabuk olacak, sonra bu kısa zaman isteyen emek Allah’ın yardımına ve lütfuna terk edilecek, inşallah denilecek,
-Olup biten, umulan ve beklenenden çok daha yetersiz olsa bile, şükür ve minnet duygusu olarak Maşaallah sözü ile son bulacaktı.
-Aslında bu hislerin ve fikirlerin, kolaya kullanılarak esas kıymetini kaybetmiş olmasından başka bir şey değildi.
-Osmanlı ülkelerinde kaldığım seneler içinde çok, pek çok insanla tanıştım. savaş boylarında beraber bulundum. Senelerim onlarla aynı çatı altında geçti.
-Esas fikirlerde ve prensiplerde ise,

Türklerin, İslamiyet’ten aldıkları bu düşüncelerin ne yazık ki, Müslümanlıkta yeri yoktu.”

-Bana hakiki din adamları, Müslümanlığın temel felsefesinin

-Daima çalışmak, zor fakat şerefli işleri tercih etmek

-Beşikten mezara kadar ilmi takip etmek,

-Bilhassa hayatın değişen şartlarıyla hükümleri değiştirmek gibi hiçbir dinde olmayan hayatiyet ve müsamaha olduğunu anlattıkları zaman, hayret ve teessür içinde kaldım.
.
-Artık Türkiye’de ne gördüysem, hepsini, bu kolay ve çabuk inanışına bağlar olmuştum…” (Alıntı; Cemal Kutay, “Tarih aydınlığı”, sahife, 264)


.
Bu ifadeler yaklaşık 175 yıl öncesine aittir.

Millet olarak anlayışımızda değişen bir şey var mıdır?

Bunun cevabını Türkler ve Müslüman Türkler’i tanımladıktan sonra sizler vermelisiniz.

Uzakdoğu’lu bir bilgenin sözü ile girişi noktalıyor ve başlıyoruz.

Eğer, hem kendini hem de düşmanını tam olarak bilirsen -tanırsan- girdiğin yüz savaştan galip ayrılırsın.”

Meraklılarının üzerinde düşünmeleri için de bir not;

Türkler, askeri yetenekleri ve girişimcilikleri ile ünlüdürler, Ancak;

Türklerin imalat ve günümüz tabiri ile sanayii ile aralarının ne kadar iyi olduğu henüz aydınlanmış bir konu değildir.

Bunun yanında Osmanlının dağılma sürecinde yaşanan olaylar takip edildiğinde çok zor farkedilen bir strateji -plan- vardır.

Süreç içerisinde; Venedik, İspanya, Avusturya, Rusya, Fransa ve İngiltere’nin bu planı izledikleri, takip ettikleri anlaşılmaktadır.

Burada bir kapı açıyor, Osmanlı’nın gerileme döneminde imzalanan ilk önemli anlaşmaya bakıyoruz;

-“26 Ocak 1699 günü imzalanan Karlofça Antlaşması ile Banat ve Temeşvar hariç, bütün Macaristan ve Erdel Prensliği Avusturya’ya, Ukrayna ve Podolya Lehistan’a, Mora ve Dalmaçya kıyıları Venediklilere bırakıldı. Ruslar, ayrıca ele geçirdikleri Azak Kalesinin dışında ele geçirmeyi düşündükleri Kerç Kalesini de istediklerinden Karlofça’da Ruslar ile bir barış antlaşması imzalanamadı; ama Ruslarla da iki yıllık bir ateşkes üzerinde mutabakata varıldı.”(*)

Bu anlaşma ile izlenen strateji…

-“Macaristan’ın kuzey kesimleri dağlık bir bölgedir. Doğu komşusu Romanya’nın kuzey sınırından içeri giren bu dağ zinciri batıya doğru uzanarak Avusturya Alpleri ile birleşir. Ama bu dağlar akarsulara sık sık geçit veren sayısız birtakım tepelere parçalanmıştır. Dağların en yüksek noktası Kekes Tepesidir. Yer yer vadilerle yarılan dağların yamaçları sık ormanlarla kaplıdır. Tepelerden vadilere inildikçe “lös” adı verilen kil ve kum karışımı sarı renkli balçıkla kaplı araziler görülür.

Bunlar çok verimli topraklardır. Bağlar, meyve bahçeleriyle dolu olan vadilerde sırtlarını yamaçlara dayamış kasabalara rastlanır.

Tuna Nehri’nin batısında Bakony Ormanları bulunur.Macar Denizi diye anılan Balaton Gölü’ne kadar uzayan bu dağlık bölge çoğunlukla kireçtaşından oluşmuş bir yayladır. En yüksek tepesi Koröshegy Dağı’dır. Buralarda da tepeler ormanlarla kaplı olup vadiler tarıma ayrılmıştır. Vadilerde de yer yer lös –verimli– toprağına rastlanır…” (**)

Bu noktada bir nefes alalım ve yaklaşık ikiyüz geriye gidelim;

-İspanyol devletinin desteği ile Batılı kâşifler, (Kristof Kolomb vb) İpek -karayolu- Yolu’na seçenek olarak;

Doğu-Batı mallarının takası için denizden yeni yollar bulmuşlar ve ticareti-mal taşımayı denize kaydırarak Osmanlıya ilk darbeyi, (büyük bir gelirden mahrum ederek) vurmuşlardır.

-Şimdi lütfen üşenmeden bir Avrupa Haritasına bakınız, Macaristan ve Ukrayna nerededir?

-Osmanlı ile Merkez Avrupa’nın sınır bölgesinde

-Bu ikinci önemli adımda da, verimli Balkan Toprakları‘ndan olmasının yanında, Merkez Avrupa ile arasına bir perde çekilmiştir.

-Toparlarsak;

-Önce Osmanlı topraklarını kullanan tüccar ve kervanlara denizden bir seçenek sunulmuş, büyük bir gelirden mahrum bırakılmış; sonrada Macaristan ve Ukrayna ile hem Merkez Avrupa arasına bir perde çekilmiş, hem de geniş tarım topraklarından elde edilen gelirden mahrum bırakılmıştır.

Özetle; Osmanlının yıkılması yaygın ifadesi ile 100-200 yıllık zaman diliminde değil, yaklaşık, 400 yıllık planlı bir süreçte gerçekleştirilebilmiştir.

Orada da gerçeğinde büyük bir gaflet vardır.

Bu nedenle;

Dünü tam ve doğru olarak öğrenmeden, doğru bir gelecek kuracağımızı hiç kimse hayal dahi etmemelidir.

Bizim kendimizi, yetenek ve değerlerimiz ile doğru tanımamız için öğreneceğimiz iki temel konu vardır?

-“Türkler kimdir?”

-“Müslüman Türkler” kimdir? Batı neden, Türkler’e değil de, “Müslüman Türkler’e bu kadar düşmanca duygularla yaklaşmaktadır?

Ve….

“…… Çok samimi olarak itiraf edeyim ki Avrupalı, Türkler’i sevmez; sevmesi de mümkün değildir. Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı, Hıristiyanların hücrelerine (genlerine) sinmiştir. Sebebine gelince, Müslüman olduğunuz için sevmez ama, faraza laiklik şöyle dursun, Hıristiyan olsanız da, size düşman olarak bakmaya devam eder.

Sizler farkında değilsiniz, onlar şu gerçeğin farkındalar. Tarihten Türkler çıkarılırsa tarih kalmaz!

Osmanlı Arşivi tam olarak ortaya çıkarsa bugünkü tarihin yeniden yazılması gerekir.

Avrupa’nın pazarı idiniz, şimdi Avrupa’yı pazar yapmaya başladınız. En az dört yüzyıl Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.

Selçuklular Anadolu’yu, Osmanlılar ise Orta Avrupa’yı ve Balkanları, Haçlı ve Hıristiyan ülke ordularına mezar ettiler.

Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek, hakimiyet sağladılar.

Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna herşeyini feda etmeseydi, İslamiyet bugün varlığını sadece Hicaz’da devam ettirirdi.

Kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlarıdır.

Batı İslamiyet’i, her yerde sapık inançlara kanalize etti.

Ama Osmanlı Asr-ı Seadeti devam ettirdi. Kilise size kan kusmaktadır. Sebepleri yukarıdadır.

Sizler gerçek hüviyetinize döndüğünüz an, Avrupa’nın medeniyeti refahı yıkılır..” (2)

**

Devam edecek…

Ve ancak altı bölümle nihayet konuya giriş yapabildik…

Amatörlük, acemilik bu olsa gerek…

Türkler ve Osmanlılar kimlerdir?

Kaynaklar;

Prof. Fritz Neumark Kimdir?

-“Türkiye’de iktisat öğreniminin gelişmesinde ve gelir vergisi yasalarının hazırlanmasında önemli katkıları olan Yahudi asıllı Alman iktisatçı. 1900’de doğdu. 1936’da Hitler Almanyasından Türkiye’ye göç ederek, İstanbul Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak katıldı.1952 yılı başına kadar Türkiye’de kaldı.Üniversitede, maliye ve iktisat dersleri verdi. Türkçe olarak çok sayıda eser yayınladı. Türk üniversitelerinde halen görevli bulunan çok sayıda iktisat ve maliye öğretim üyelerinin hocasıdır. Türkiye’den ayrıldıktan sonra Frankfurt Üniversitesinde uzun yıllar görev yapan ve rektörlüğünde bulunan neumark, kamu maliyesi alanında milletlerarası kuruluşlarda görev yapmış ve vergi alanındaki incelemeleri yönetmiştir…” (***)

(1)Prof. Neumark’ ın İtirafları, Yalçın Bayer, 09.06.2002, Hürriyet Gazetesi.

(2) http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=25125&l=1 (Türkiye Gazetesi Fuat Bol 11 Haziran 2002, -Cumhuriyet Gazetesi Atilla İlhan)

(*), (**) ve (***) Vikipedi

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*