Vatandaşın Osmanlı tarihi; Neden bilgi üretemiyor, ilim insanı yetiştiremiyoruz? (13/3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Farkında olmak, çözüm bulmak, kurtulmaktır.

İslâm dünyasının ortaçağı, Hıristiyan dünyasının ortaçağdan kurtulup Rönesans’a eriştiği yıllarda başlamaktadır. İslâm dünyası, Yunanlılardan aldığı bütün bilgileri özellikle İbni Rüşt ve İbni Sina’nın elleriyle Batıya geçirip Batıyı uyandırdıktan sonra kendi rahat uykusuna yeniden yatmıştır. (1)

İlk iki bölüm özetle;

Osmanlı, 17’nci asra kadar dönemin ileri devletidir. İlerleyen zamanda, dokuma-imalat sanayiindeki üstünlüğünü devam etse de, askeri teknolojideki gelişmelere ayak uyduramayacak ve Batı Avrupa ülkeleri ile olan rekabetinde geri kalacaktır.

Avrupalıların, Ortaçağ karanlığından çıkarak, Rönesans yenilik hareketini başlatabilmelerindeki ana etken; Endülüs İslam Devletindeki üniversitelere gönderdikleri talebeler ve Endülüs Devleti yıkılırken yağmaladıkları yüzbinlerce kitaptır. O dönem sadece Kurtuba şehrinde,17 üniversite ve 70 halk kütüphanesi vardır.

Endülüs Toledo şehrinde öğrenim gören, İngiliz Filozof Daniel de Morley (1140-1210) Bakınız ne demektedir;

“Ben de bu dünyanın en bilge filozoflarının derslerini izlemek için bu kente koştum. Dünya’nın yaratılışı üstüne tartışırken kilisenin öğretisi yerine dinsiz filozofların (Müslümanlar kastedilmektedir) görüşlerine yönelirsem, kimse beni kınamasın. Bunlar inanmış kişiler sayılmasalar da, öğretilerine, içtenliklerine güvenebildiğimiz sürece bilgilerinden yararlanmak durumundayız…”  (2)

Bütün bu değişmeler, dinî hayatla iktisadî hayat arasındaki münasebetin temelden değiştiğini gösteriyordu. Kilise asırlardan beri, manastırlar ve manastır hayatı vasıtasıyla bile, yaptığı masraflar ve bilhassa bina kurmaya ve sanat eserlerine verdiği ehemmiyet dolayısıyla, Avrupa zevkinin teşekkülüne katkıda bulunmuştu. Ruhban sınıfının — bağışlanan hayırları almak, toprak ve maden kaynaklarına sahip olmak, vergi toplamak, sermaye vermek, keza yün, ipek, kumaş, maden cevheri, maden ve şap imâli ve ticaretine ortak yatırım yapmak suretiyle — sahip olduğu kontrol kudreti de kilisenin her tarafta sermaye ve İşgücü kullanma yollarına tesir etmesini sağladı…” (3)

Modern Teknolojiye Doğru

Teknoloji sahasında — ilimde değil — insanların zihinleri, bilhassa Büyük Britanya’da çok miktarda istihsal yapan bir ekonominin gelişmesi dolayısıyla, birtakım pratik meselelere yönelmişti.

Ortaçağda Avrupa’nın her yerinde temel yakıt maddesini odun teşkil ediyordu. Gemi yapımında ve diğer imalâttaki gelişmeler, İngiltere’de, Wales’de ve İskoçya’da nüfusun artışı ve dolayısıyla çok çeşitli ev ve yapı inşaatına olan talebin genişlemesi gibi faktörler hem yakıt hem de kereste bakımından, ormanlar için ağır bir yük olmuştu.

Büyük Britanya’nın bazı bölgeleri, Fransa’va. Almanya’ya veya İsveç’e kıyasla, orman bakımından fakirdi. İskoçları ve İskoçya’yı bir bakıma pek anlamamış bulunan Anthony Welldon adında bir İngiliz, 1618 de şöyle diyordu:

“Eğer Yahuda İsa’ya İskoçya’da ihanet edecek olsaydı, onu asmak için bir ağaç bulmakta hayli güçlük çekerdi.”

İster orman isteğinden, ister ağaç ve fundalıklara olan talebin artışından ileri gelsin, kereste kıtlığı onyedinci asır başına kadar ciddî bir mesele teşkil etti. Sınaî gelişmenin ve nüfus artışının güney-doğu İngiltere’dekine kıyasla daha yavaş olduğu Güney Wales’de bile durum böyle idi. O zamanlar Pembrokeshire’ın tarihini yazan Owen, 1603 de şöyle diyordu: “Bu memleket başka yerlerin odun azlığına dair şikâyetleriyle doldu…

…Müstakbel demirhane idarecileri onaltıncı asır île onyedinci asrın kavşağında bu çıkmazla karşılaştılar. Bu bir çıkmazdı, zira demir fırınlarını ve ocakları ağacın bol olduğu mıntıkalarda kurmak ancak geçici bir çözüm teşkil ediyordu.

Maden eriticilerinin fırınları için gerekli odun kömürünün fiyatı, kalabalık merkezlerdeki odun ve kerestenin aksine, diğer mallara göre daha süratle artmıyordu. Odun kömürünün yapıldığı ve başlıca kullanıldığı yerler ağaçların kesildiği yerlerdi. İngiltere’nin bazı bölgelerinde ağaçlıklar çoktu, demirciler de aynı zamanda ucuz demir cevheri bulabilecekleri bu yerlere gittiler.

John Evelyn, 1664’ de basılmış bir kitabında, “tabiatın, demir cevherini her yerden çok bu ağaçlık bölgelerde bol miktarda bulundurduğu’nu söylüyordu.” (4)

“…Odun yerine maden kömürü kullanma gibi teknik bir problemin âcil bir şekilde ortaya çıktığı tarih ile demir ve kömürün bir arada kullanıldığı devir araların kavşağında Büyük Britanya’da kömür yakan ekonominin ilerlemesi zarurî bir hazırlık teşkil etmişti.

Bu ekonominin daha sonraki safhaları İngiliz ormanları üzerindeki odun ve odun kömürü yükünü bir dereceye kadar kaldırdı ve böylece odunla çalışan ki demir sanayiine yeni bir hayat kazandırdı.

Fakat dışarıdan demir alma ihtiyacının artışı, Büyük Britanya’daki demir sanayiinin istikbalini kömür yakıtına bağlı kılıyordu. Onyedinci asır başlarından İtibaren diğer birçok sanayi kollarında da odun yerine kömür kullanmak üzere yapılan denemeler sayesinde, sanayide yenilik yapanlar çok geniş bir tecrübe kazandılar ve demir metalürjisinin gayet güç karmaşık problemlerini bu tecrübeden çıkardıkları bilgi ile çözdüler.

…ilk defa Staffordshire’daki kömür madenlerinde iptidaî buhar makineleri kullanılmaya başlanmıştı. O zamandan itibaren onsekizinci asrın ikinci ve üçüncü on yılları içinde buhar makineleri İngiltere’nin pek çok maden bölgelerine, keza îskoçya ve Avrupa’daki madenlere de yayıldı.

Böylece, ilk defa olarak, daha ucuz ve daha çok istihsal -bazı Fransızların dediği gibi, İngiliz taklidi — maksadıyla sınaî teşebbüse olan alâkada büyük bir artış görüldü. Bir elli yıl daha hazırlık geçirdikten, 1780’lerde Watt tarafından icat edilen bir döner makine kullanılmaya başlandıktan sonra, buhar gücü bütün imalâthanelerde makine kuvvetini temin eder oldu.

Onyedinci asır başında, kömür sanayiinin ortaya çıkardığı su problemine pratik bir çare bulmak üzere başarısız, fakat yeni gayretler sarfeden birtakım ismi unutulmuş mucitlerin de Watt’a ait bu başarıda hisseleri olmuştur...”(5)

“Şu halde, Kuzey Avrupa’da ve bilhassa büyük Britanya’da ilk sanayi inkılâbından bahsetmek için delillerimiz vardır. Bu deliller artan bir istihsale ait istatistiklerden — bunlar bazen pek göz alıcı olmakla beraber — ibaret değildir. Sınaî teşebbüsün mikyasındaki büyüme de — madencilikten metalürjiye ve şap ve bira imâline kadar pek çok endüstride göze çarpar bir büyüme görülmesine rağmen – sanayi inkılâbının varlığına delil teşkil etmez.

Bu inkılâbın asıl temeli, onaltıncı asır sonu ve onyedinci asır başlarında, bilhassa Büyük Britanya’da, sinaî teşebbüsün ucuz mallar istihsaline doğru yönelmesidir.

İlk sanayi inkılâbı, gerek doğurduğu zevke gerekse ortaya çıkardığı teknik problemlerle, onsekizinci asır ile ondokuzuncu asır kavşağındaki daha geç ve daha büyük bir sanayi inkılâbının yollarını hazırlamıştır.

Bu bölümün başında imâ ettiğimiz gibi, tarihin mevzuu insanlar ise, iktisadî faaliyetleri yeni istikametlere yöneltmekte asıl önemli olan da insanların  hayata verdikleri kıymetlerde, onların günlük çalışmada beden ve kafalarını hasrettikleri hedeflerde meydana gelen değişmelerdir.

Bu bakımlardan 1580 -1640 arasındaki yıllar bir dönüm noktası teşkil eder.

O çağda Kuzey Avrupa’daki, bilhassa Büyük Britanya’daki insanlar sinaî hayatın bir hedefi olarak faydaya ehemmiyet vermeye, yani verimliliğin kendi kendini haklı gösteren bir gaye olduğuna inanmaya başladılar.

Devrin en büyük filozoflarının eserlerinde de bu yeni telâkkiye rastlıyoruz. Bacon’un tahayyül gücünden çıkan “Yeni Atlantis” adlı eser, faydalı malları çoğaltma ve hastalık hallerini azaltmaya çalışacak olan ilmî müessesesi ile birlikte, daha önce eşi görülmüş bir şey değildir.

Bacon, insanın tabiatı fethetme yolunda sahip olduğu imkânları kendisinden önce hiçbir yazarın yapamadığı bir derecede önceden görmüştü. Ondan daha genç olan Descartes da 1637 de basılan “Metod üzerine Konuşma” adlı eserinde bu imkânlardan aynı heyecanla ve daha kesinlikle bahsetti.

Descartes insan hayatının uzatılmasından ve kol gücünün azaltılmasından bahsediyordu. Bu tip bir düşünce ve onunla birlikte, Büyük Britanya’da, İsveç’te ve bir dereceye kadar da Hollanda’daki yeni sınaî gelişmenin ortaya çıkardığı yeni teknik ihtiyaçlar, icatçı düşünceye yeni bir dönüm noktası teşkil etti…” (6)

Açıklananlardan anlaşılması gereken;

Osmanlının, 1550-1650 yıllarındaki Avrupadaki gelişmelerin farkında olarak doğru olarak kabul edilebilecek bir çözüm üretememiş olmasıdır.

Peki, rekabette geri kalınmasındaki ana neden görülememiş, görülmüşse de bir şey yapılmamış mı?

Bu konuda ilgili dönemle ilgili yapılan tespit ve çözüm önerilerine üç örnek verilirse;

1)1622’de II.Osman, (Genç Osman)  Geri kalınmasındaki nedenler arasında; devlet idaresindeki yetersizlik ile Ordunun bozulmasını görür.  Bazı yeniliklere başlar, ancak hiçbir uygulama yapamadan yeniçeriler tarafından katledilir.

2)1631’de Koçi Bey,  (Bir danışman olarak) Devlet idâresinde gördüğü bozulmalar ve yolsuzluklar hakkında pâdişaha bir rapor arz eder. Bu risalede –Kitapta- Osmanlı devletinin zayıflayıp gerilemesi sebeplerini I. Süleyman dönemine kadar götürmüş, fakat o dönemde devletin güçlüğü dolasıyla bu zayıflıkların görülemediğini; ancak III. Murat döneminde bunların iyice ortaya çıkıp anlaşıldığı tezini ileri sürmüştür. Koçi Bey,  bu zayıflıklarını başta “Timar” -Toprak işleme- sisteminin yozlaşmasına bağlı olduğunu savını da ortaya atmış ve çözüm olarak; daha disiplinli bir ordu ve daha “otoritatif” bir devlet idaresi uygulanmasını önermiştir.

3)1699’da Karlofça Antlaşması’nın imzalanması ile birlikte gerileme nedenleri tekrar masaya yatırılır. Osmanlı İmparatorluğu, 17. Yüzyıla kadar dünyanın büyük devletlerindendir. Karlofça antlaşmasıyla başlayan toprak kaybının nedeni olarak ordunun savaş alanlarında yenilmesi olarak görülür. Gerçeğinde bozulan sadece askeri örgütler değil; devletin çeşitli kurumlarının çağın ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalmasıdır.

Yaklaşık, 80-90 yıllık süreçte gerilemenin ana nedenleri olarak görülenler; devlet idaresindeki yolsuzluk, düzensizlik ile  buna paralel olarak Ordu düzeninin bozulmasıdır.

Bu tespitlere ve çözüm önerilerine karşın, Batı Avrupa’da, Özellikle İngiltere’de o dönem de neler yaşanmaktadır?

-İnsanlar, düşünce ve üretim tekniklerini değiştirmektedirler;

Osmanlının tespiti nedir?

-Devlet yönetim şeklini ve orduyu yeniden düzenlemenin…

Devam edecek…

Resim;http://cemozuak.com.tr/hizmetler/farkindalik-atolyesi/

Kaynakça;

(1) Orhan Hancerlioğlu, “Düşünce Tarihi”, sahife, 105,  remzi kitabevi,  1970

(2)Jean Gimpel, “ORTAÇAĞDA ENDÜSTRİ DEVRİMİ”, sahife, 24; TÜBÎTAK yayınları, 1996

(3) a.g.e.Sahife,69

(4) a.g.e. Sahife,73

(5) a.g.e. Sahife, 75

(6) a.g.e. Sahife, 77

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*