Vatandaşın Osmanlı tarihi; Neden bilgi üretemiyor, ilim insanı yetiştiremiyoruz? (13/1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Sıvı azotla (nitrojen) soğutulmuş yüksek-ısılı süperiletkenin üzerinde asılı duran bir mıknatıs.

Hatalarımızdan ders alarak, doğru bir mantık kurgusuyla geleceği yapılandırmak ancak Tarih ve Matematik ilmiyle mümkündür. Bizler nerede hata yaptık, yapmaya devam ediyoruz?

Değişimi reddeden tek kurum mezarlıktır!

Bazıları “Dünü bilmek” ile “Dünü bugün de yaşamak” arasındaki farkı galiba önemsemiyorlar.

Değişimi ve gelişmeyi reddeden insan yapısı tek kurum mezarlıktır! (1)

Osmanlı, 17’nci asra kadar dönemin ileri devleti olmasının yanında; Askeri (döküm) ve Sivil imalat sanayiinde (özellikle dokuma-boya imalatında) dünya teknoloji lideridir.

Ancak, ilerleyen zamanda, dokuma-imalat sanayiindeki üstünlüğünü bir süre daha devam ettirse de, (2) askeri teknolojideki gelişmelere ayak uyduramayacak ve rekabette geri kalacaktır.

Gelişmiş bir kültürü taklit ve takip etmek, sizi ancak onun çıkarlarına hizmet eder duruma getirmektedir. Bizim en büyük eksiğimiz bunu kabul etmek istemememizin yanında her zaman sorunlarımıza kısa yoldan ve hazır reçetelerle çözüm bulma arayışında olmamızdır.

Bizim Gelişmiş Batı ile aramızın ekonomik olarak açılmamasına veya açılmış durumda iken kapatılmasına, Avrupa’nın geçmişte yaşadığı ve başarılı olduğu bir örnek bulunmaktadır.

Ne yazık ki önümüzde böyle bir örnek olmasına rağmen hala ders almamakta ve inatla düşe-kalka yol almaktayız.

İşte Avrupalıların yaşadıkları ve başarılı olmak için yaptıkları ;

İslâm fatihleri (M.711) de İspanya’ya çıkarma yapar ve yaklaşık 715 yılında da İspanya’nın bütün büyük şehirlerini ele geçirirler. Müslümanlar İspanya’yı da içine alan, Avrupa’nın büyük bir kısmını ele geçirdiklerinde buralarda çok önemli ilmî ve kültürel değişiklikler meydana gelir ve İslâm medeniyetinin Avrupa’yı aydınlatması Rönesans’a kadar devam eder.

Dolayısıyla Rönesans’ın ve aydınlanmanın sebebi çok açık olarak İslâm kültür ve medeniyetidir.

Zira o devirde Kurtuba, Sevilla, Palermo ve Granada gibi İslâm hakimiyetindeki şehirlerde ilim ve kültür meşaleleri parlarken, Paris, Roma gibi diğer Avrupa şehirleri karanlık dünyalarında ve cehalet denizinde yüzmektedir.

(Sadece)  Kurtuba’da, 700 hamam, 17 üniversite ve 70 halk kütüphanesi vardır. Endülüs şehirlerinde “Sokaklar taş döşeliydi, bugünkü gibi kaldırımlar vardı ve geceleyin de aydınlatılırdı…”

Avrupalılar o dönemde bu gelişmeleri ülkelerine taşımak için (Endülüs’teki)  bu üniversitelere  çok öğrenci göndermişler ve bu öğrenciler Arapçayı öğrenerek İslâm medeniyetinin mahsulü olan eserleri Latinceye tercüme etmişlerdir.(3)

Endülüs devleti, 15’nci asrın sonuna doğru dağıldığında, özellikle İngiltere’den gelen öğrenciler yağmalanan kütüphanelerden yüzbinlerce kitabı ülkelerine taşımışlardır.

İngilizlerin yaptıkları sanayi devriminin alt yapısında bu eserler ve Endülüs üniversitelerinde öğrenim gören öğrenciler vardır.

Özellikle İngiltere’deki bugün hayranlık uyandıran üniversiteleri kuranlar, Endülüs’te öğrenim görenlerdir.

Ve bizim yaptığımız, onların asırlar önce yapmadıkları –Hata– nedir?

-“…Bilimsel araştırma yapmak isteyip de çeviri yapıtların kendilerine ulaşmasını bekleyecek denli sabırlı olmayan bilim Adamları ve öğrenciler, aritmetik, müzik, geometri ve gökbilimi dörtlüsü (guadrivium) üstüne eğitim-öğretim yapan Avrupa kentlerinden biri olan Toledo’ya  (Endülüs’e) gidiyorlardı: “Bizim zamanımızda tümüyle guadrivium’a dayalı Arap öğretisini yığınlara sunan okullar Toledo’da yoğunlaşmıştı, Ben de bu dünyanın en bilge filozoflarının derslerini izlemek için bu kente koştum” diye yazan Daniel de Morley, dinsiz..

(Hıristiyanlar, kendi inançlarına bağlı olmayanlara –Müslüman da olsalar -“dinsiz” ya da “kâfir” diyorlardı.)

“…Arapların öğretisinden hayranlıkla söz ederken ya da geçmişin bu inançsız filozoflarının düşüncelerine bel bağlarken hiç de rahatsızlık duymuyor:

-“Dünya’nın yaratılışı üstüne tartışırken kilisenin öğretisi yerine dinsiz filozofların görüşlerine yönelirsem, kimse beni kınamasın. Bunlar inanmış kişiler sayılmasalar da, öğretilerine, içtenliklerine güvenebildiğimiz sürece bilgilerinden yararlanmak durumundayız…”  (4)

Bizler 18-19’uncu asırda ne yapmıştık?

-“Gavur malı!  Gavurdan ilim alınır mı?”

– Kuran ilk emir olarak ne demektedir? “Oku!”,

– Hz. Muhammed (sav) ne demektedir? “İlim Çin’de de olsa gidiniz ve alınız

Gerçeğinde alacağımız, bilgi -ilim- kime aittir.

– Bizlere, yani Müslümanlara

Modern İlme Doğru

“Bugün bize en basit gelen” hesaplama işlerinde Ortaçağ Avrupalısının elinde bulunan vasıtalar çok uğraştırıcı ve yavaş işleyen şeylerdi. Arap rakamlarının Avrupa’ya girmesi Roma rakamlarına nisbetle daha kolay hesap yollan temin etti ve bu rakamların kullanılması onaltıncı asrın sonuna doğru hiç değilse kara Avrupa’sında süratle yayıldı.

1590-1617 tarihleri arasında John Napier meşhur hesap zarlarını icat etti. Arkasından da daha meşhur olan logaritma keşfini yaptı. Logaritma süratle bütün Avrupa’ya yayıldı ve neticede aritmetik hesaplar son derece hızlandı. Lucien Febvre’e göre onaltıncı asır sonuna kadar cari olan eski soldan sağa toplama ve çıkarma alışkanlığı da yerini daha çok daha kolay olan sağdan sola toplama ve çıkarma usulüne terketti.  (5)

19’uncu asrın ortalarına kadar Osmanlı kendisine ekonomik olarak yetmektedir. Bununla beraber Avrupalı ülkeler, 1600-1800 yılları arasında özellikle geliştirdikleri askeri  teknoloji sayesinde Osmanlı devleti ile olan rekabette kendi lehlerine arayı bir hayli açmayı başarırlar.

Peki, yaklaşık 200 yıllık zaman diliminde ne oldu, ne değişti de, dönemin ileri, hatta “Güneş Devlet”(*) tanımlamasına en yakın ülkesi olan Osmanlı, sona giden merdivenden aşağı inmeye başladı?

Bu sorunun cevabı ile birlikte; kendi eksiklerimizi de görebilmemiz adına, İngiltere’de, 1200-1650 yılları arasında; Düşünce, Yönetim ve İmalat anlayışlarında meydana gelen değişiklikleri, iki önemli kırılma noktaları ile birlikte; 1215’deki Magna Carta (büyük Ferman) ile 1648 İngiliz devrimleri (**) not düşülerek açıklanması gerekmektedir.

Değişiklikler nasıl gerçekleşmektedir;

Şaşırtıcı derecede süratli sınaî değişmeler — insanın toprağı, işleme, istihsal yapma, malları nakletme ve-haberleri ulaştırma metodlarındaki süratli değişmeler — ancak insanların büyük bir kısmına tesir eder ve onların çalışma, ulaştırma, istihlâk ve haberleşme itiyadlarında köklü değişmelere yol açarsa birer inkılâp sayılabilir…

Düşünce tarihindeki bir inkılâp merhalesi ise, bunun aksine, umumiyetle birkaç kuvvetli kafanın o zamana kadar ihmal edilmiş birtakım kıymetler ve metotlar üzerinde durduğu ve bunlarla insanların ve cemiyetlerin dünyadaki faaliyet hayatı arasında yeni bağlantılar kurduğu bir devredir.

Yenilikler, ekseriya istisna teşkil edecek derecede kudretli zihinlerin, son derece hassas kalplerin, verimli ve disiplinli tahayyüllerin eseri olmuştur.

İnsan yığınları, şimdiye kadar hiçbir zaman tarihe tesir eden iç ruhî hayat mânasında bir zihin hayatı yaşamış değillerdir…

Yeni fikirleri tesirli kılan şey, çok sayıda kimselerin büyük kafalara ait hayat tecrübelerini, en yüksek karakterlerin manevî coşkunluklarını yahut en büyük sanatkârların zevklerini bu şekilde paylaşmaları olmuştur.

Tarihe tesir eden bu yenilikler, daha çok sayıda insanların düşünce ve çalışmalarıyla da muhtemelen münasebet halindedir. (6)

Büyük Britanya (İngiltere)

Büyük Britanya Avrupa memleketleri arasında Rönesans’taki sınaî gelişmeye en az katılanlardan biri idi. Yedinci Henry devrinde ve Sekizinci Henry devrinin ilk yıllarında İngiltere’de görülen süratli sinaî gelişme daha ziyade bir tek sahaya, yani dokuma sanayiinin geliştiği ve yün ve kumaş ticaretinden büyük servetlerin yapıldığı güney-batı bölgesine münhasır kalmıştı.(7)

**

Devam edecek…

Resim; Sıvı azotla (nitrojen) soğutulmuş yüksek-ısılı süperiletkenin üzerinde asılı duran bir mıknatıs. Kaynak: http://bilim.nedir.com

Kaynakça;

(*) İtalyan düşünür Tommasso Campanella, (1568-1639) “Güneş Ülke‘yi yeryüzünde bulmak mümkün mü? Fikir hürriyetine, vicdan hürriyetine, lisan hürriyetine ilişmeyen Osmanlı Türkleri’nin mevcudiyeti, hiç olmazsa yarın böyle bir ülkenin var olacağını bana zannettiriyor…”

(**)Magna Carta; 1215 yılında imzalanmış bir İngiliz belgesidir. Papa III. Innocent, Kral John ve baronları arasında, kralın yetkileri hususunu karara bağlamak amacıyla imzalanmıştır. Kralın bazı yetkilerinden feragat etmesini, kanunlara uygun davranmasını ve hukukun kralın arzu ve isteklerinden daha üstün olduğunu kabul etmesini zorunlu kılıyordu.

1642-1649 İngiliz devrimi; Kral I. Charles’ın idamına ve yeni bir rejimin (Commonwealth) kurulmasına yol açan kanlı devrim

Kaynakça;

(1) İngiltere’nin eski başbakanlarından Harold Wilson (1916-95) Avrupa Konseyi Meclisi’nde yaptığı bir konuşmadan

(2) 1855 Paris Dünya Fuarı’nda Rize kumaş üreticileri, ürettikleri, kırk çeşit yüksek kaliteli kumaş nedeniyle Dünya tekstil ödülü almasının yanında, İngilizlere boya-boyama konusunda dönemin en ileri teknolojisi satılmıştır.”Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü”, DONALD QUATAERT, Ottoman Manufacturingin the Age of the Industrial Revolution, 1993 Cambridge University Press

(3)Sızıntı dergisi, Endülüs İslam Medeniyetinin Avrupa’ya Tesiri, Salih Akçadereli / Tefsir

(4) Jean Gimpel , ORTAÇAĞDA ENDÜSTRİ DEVRİMİ, sahife, 24; TÜBÎTAK POPÜLER BİLİM KİTAPLARI, 1996

(5) “Sanayîleşmenin kültür temelleri”, sahife, 24

(6) John U. Nef, “Sanayileşmenin Kültür Temelleri”, S.9-10

(7)a.g.e s.57

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*