Türkün Müslümanı Osmanlı, Şamanı Türk, Laik i Hastürk’tür. (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Mizah yaparak konuya girersek, Rakı Osmanlıların, Kımız Türklerin içkisidir. Bu nedenle Hastürkler Rakı değil, Kımızı tercih etmektedir. Kaldığımız yerden devamla, Haçlı seferlerinin nedenlerini, Selçukluların yıkılışı ile Osmanlıların kuruluş öncesi ve sonrasını özetledikten sonra İstanbul’un fethine ve fethin Batıya yansımalarına geçmeden, kısa da olsa Bizans İmparatorluğundan bahsetmemiz gerekmektedir.

Bizans İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu’nun 395’te Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmasıyla ortaya çıktı. Merkezi bugünkü İstanbul olan ve Bizans İmparatorluğu da denen Doğu Roma İmparatorluğu, bin yılı aşkın süre varlığını sürdürdü.

Bizans’ın ortaya çıkışı, Roma İmparatoru I. Constantinus’un başkenti, Roma’dan bugünkü İstanbul’a taşımasıyla da yakından ilişkilidir. Roma çok tanrılı olmasına karşın, Konstantinopolis’i bir Hıristiyan kenti yaptı ve kendisi de bu dini benimsedi.

Batıdan bağımsız olarak Doğu Akdeniz’de egemen olan Bizans İmparatorluğu, klasik Yunan ve Roma uygarlıklarının son merkezidir…

Bizans, 867-1056 arasında imparatorluğu yöneten Makedonya hanedanı döneminde altın çağını yaşamıştır.

II. Basileios’tan sonra İtalya’da ve Balkanlar’da ayaklanmalar çıktığında, Doğuda da Büyük Selçuklular Anadolu’ya akınlar düzenlemeye başlamışlardır.

İmparator Romen Diyojen, 1071’de Malazgirt Savaşı’nda Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan’a yenilerek tutsak düşmesinden sonra Büyük Selçuklu komutanları Anadolu içlerine yaptıkları akınlarla 10 yıl içinde başkent Konstantinopolis sınırına dayanırlar ve Anadolu Selçuklu Devleti 1075’te İznik (Nikéa) başkent yapar…

VIII. Mikhail’in Bizans tahtını yeniden canlandırmasının ardından Avrupa devletleri Konstantinopolis’i ele geçirmek için yeni bir Haçlı Seferi düzenlemişlerdir. Ancak,1281’de, Fransa Kralı VIII. Louis’in oğlu Anjou Dükü Charles’ın komuta ettiği Haçlı ordusu Arnavutluk’ta yenilgiye uğramıştır.

VIII. Mikhail döneminde Bizans doğuda Anadolu beyliklerinin saldırılarıyla karşı karşıyadır…

Mikhail’in oğlu II. Andronikos (1282-1328) ve onun torunu III. Andronikos dönemlerinde Bizans, Anadolu’da Osmanlılarla, Balkanlar’da da Sırplarla savaşmak zorunda kalır…

1299’da bir beylik olarak kurulan Osmanlı Devleti, İznik (Nikaia) ve İzmit (Nikomedeia)’yı ele geçirdi.

Osmanlılar Bursa (Prusa)’yı da alarak burayı Osmanlı Devleti’nin başkenti yaptılar.

Bizans, Sırpların ve Osmanlıların arasında sıkışıp kaldı. Taht kavgaları da devleti zayıf düşürür…

Konstantinopolis 1391’de Osmanlılar tarafından ilk kez kuşatılır. Yedi ay süren kuşatmadan sonra Bizans, Osmanlılara eskisinden daha çok vergi ödemeyi ve Konstantinopolis’te bir Türk mahallesi kurulmasını kabul eder…

Bizans İmparatoru II. Manuel’in Macar kralından yardım istemesi üzerine sefere çıkan Haçlı ordusu, 1396’da Yıldırım Bayezid tarafından Nikopolis’te Niğbolu Savaşı’nda yenilir…

1444’te yeni bir Haçlı ordusu da Varna Savaşı’nda Osmanlılarca bozguna uğratılır.

Dört yıl sonra, 1448’de Bizans tahtına XI. Konstantin çıktı. Konstantinopolis’i ele geçirmek üzere hazırlıklarını tamamlayan Osmanlı Padişahı II. Mehmed, 2 Nisan 1453 Pazartesi günü 80000 adamıyla ve düzensiz birliklerle oluşan bir kuvvetle şehri kuşatır…

Bizanslılar kenti sayıca azlıklarına rağmen (2000’i yabancı destek kuvvetleri olmak üzere 7000 kişi) ümitsizce savunurlar…

En sonunda, 29 Mayıs, 1453 Perşembe günü, 53 gün süren kuşatmanın ardından Konstantinopolis Osmanlıların eline geçer.

Bizans İmparatorluğu da böylece tarihten silinir ve İstanbul’u fetheden II. Mehmed, Fatih Sultan Mehmet olarak tarihe geçer…

İstanbul’un fethinin batıya olan yansımaları…

“İstanbul elbet feth olunacaktır, onu fetheden komutan ne güzel komutandır. Onu fetheden ordu ne güzel ordudur” Hz. Muhammed (s.a.v.)

“İslamofobi”,

İslam Korkusunun tarihi kökleri İspanya’da Endülüs’ün İslam tarafından fethedilmesine kadar indiği ve Haçlı seferlerine asker devşirmek isteyen kilise mensuplarının yaptığı propagandalarda bu korkunun işlendiği belirtilmektedir.

Günümüzde de Huntington’un ünlü “Medeniyetler Çatışması” makalesinde İslam’ı Batı için bir potansiyel düşmanlık odağı olarak lanse etmesi, bu korkunun Batıda sürdüğü veya sürdürüldüğü anlaşılmaktadır.

Yazar Beyazıt Akman ise, İslamofobi’nin çıkış nedeninin İstanbul’un fethine dayandığını ifade etmektedir.

“İstanbul fethedildiği zaman Doğu Roma’dan kaçan bir seyyah ‘İstanbul Türklerin eline geçti ve medeniyet bitti. İyilik, güzellik, sanat namına ne varsa bitti ve güneş battı, dünyanın sonu geldi!’ diyor.

İslamofobi’nin yüzyıllardır süren, belki de İslam’ın doğuşundan beri var olagelen bir olgu olduğunu ifade eden Akman, “Ancak modern anlamda Batı dünyasının, yani Avrupa’nın İslam’ı çarpıtması Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’u fethiyle başlamıştır denilebilir.

Yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük imparatorluğunu, ki Doğu Roma, Hıristiyanlığı kabul eden ilk imparatorluktu, Müslümanlara kaptırmak Avrupa’da yüzyıllarca sürecek bir travma oluşturmuş ve Müslümanlar hakkında hep asılsız hikâyeler oluşturulmuştur.

Bu, Oryantalizm ve onunla ilgili olarak da ‘İslamofobi’nin ilk ciddi evresidir denilebilir. (1)

İstanbul Hıristiyanlık için ne kadar önemlidir?

Hz. Muhammed (s.av.) Neden 1000 yıl sonra cereyan edecek bir olayla ilgili bir beyanda bulunma ihtiyacını duymuştur?

Ve neden Müslümanları Batı’ya yöneltip, bu hadisi ile adeta teşvik etmiştir?

“…AHD-İ CEDİD diye bilinen Hıristiyanların kutsal kitabı, Hz. İsa’dan çok sonra M.S.74-135 yılları arasında meydana getirilmiştir. O tarihlerden sonra da pek çok insan İncil’i, daha doğrusu Hz. İsa’nın hayat hikâyesini kendine göre kaleme aldı.

Ayrıca peygamber olmadığı herkesçe kabul edilen havarilerin ve bazı diğer kişilerin mektupları, yazıları, hatıraları, hayat hikâyeleri de bu kitaba dahil edildi. Paul’ün Rum olmasından dolayı Hıristiyanlık artık Yahudiler arasında değil, Romalılar arasında yayılıyor ve İnciller Grekçe yazılıyordu.

Hıristiyanlığın ileri gelenlerinden Simon Peter, Paul’un fikirlerini benimsedi ve yayılmasında büyük etkisi oldu. Thomas ise Hz. İsa’ya sadık kaldı.

Öte yandan Lyon Piskoposu İrenus M.S. 180 yılında Ortodoks kilisesini kurdu ve gerçek Hristiyanlıktan sapmalar üzerine 5 ciltlik bir eser yazdı. Yani Bizans’ın temsil ettiği Ortodoksluk, hem Roma’nın temsil ettiği Katoliklikten, hem de Martin Luther ile başlayan Protestanlıktan çok önce ortaya çıktı.

Paul’un bu sahte dini 312-337 yılları arasında Roma İmparatoru olan Konstantin tarafından resmileşti.

Çünkü Konstantin, dönemin Roma İmparatoru’na karşı ayaklanmış ve Hıristiyanlar tarafından desteklenerek tahtı ele geçirmişti…

Konstantin M.S. 325 yılında iznik Konseyi diye bilinen toplantıya başkanlık etti ve oradan “yeni” Hıristiyanlığın kurallarını tesbit etmiş olarak ayrıldı. Böylece Paul’un saçmalıklarına bir de Güneş dininden kurallar eklendi.

Mesela Hıristiyanların dini günü Pazar oldu. Pazar Batı dillerinde Sun-day, Son-tag diye adlandırılır ki, “Güneş günü” demektir, Romalıların kutsal gününden gelir.. Ayrıca 360 kadar değişik İncil’den Konstantin’in işine gelen 4’ü seçildi, diğerleri yakıldı. Hıristiyanlar hala bu 4 değişik İncil’i bir arada okurlar.

Eldeki en eski İncil de 4. asırdandır. Ancak son zamanlarda yapılan kazılarda Mısır’da, Filistin’de, şurada burada saklı kalmış, diğer İnciller de ortaya çıkmıştır.

Konstantin’in Hıristiyanlık üzerindeki etkisi bu kadarla da kalmadı. O tarihe kadar diğer papazlardan farklı olmayan Roma Başrahibi’ne maaş bağladı.

İstanbul’u kurduktan sonra krallık alâmeti olan bütün eşyalar ile hükümdarlık yetkisini Roma kilisesine devretti!…

Hıristiyan hakimiyetinin o tarihteki temsilcisi sayılan iki merkezden biri olan BATI ROMA İMPARATORLUĞU, Peygamberimizden 100 yıl kadar önce yıkılmıştı. Aslında bu, Avrupa’nın gördüğü son medeniyet idi.

Avrupalılar kendilerini hep Romalılara ve Eski Yunan’a bağlamak için olağanüstü bir gayret sarfederler.

Aslında Avrupa’nın bugünkü hali Vandalların, Vizigotların devamıdır.

YUNAN ve ROMA medeniyetinin Batı’ya yansıması l250’lerde, Endülüs Emevilerininin zayıflayıp Kurtuba kütüphanesinin Haçlı eline geçmesinden sonra olmuştur.

O da çok satıhta kalmış, işin özüne asla inilmemiştir. Bu gerçek çok iyi bilinmelidir.

İşte bu yüzden BATI ROMA İMPARATORLUĞU yıkıldıktan sonra, DOĞU ROMA İMPARATORLUĞU, yani BİZANS Avrupa’nın en büyük ve en güçlü devleti haline gelmişti.

Hıristiyan dünyasının en önemli merkezi olmuştu.

Hz. MUHAMMED’in gösterdiği hedef de, aslında İstanbul’un alınmasından öte bir mânâ taşıyordu.

Yüce Peygamberimiz sadece o günkü Hristiyanlık merkezinin Müslümanların eline geçmesini değil, Hristiyanlığın gücünün Müslümanlarca kontrol altına alınmasını istemişti!..

Bu husus, Selçuklu ve Osmanlı hükümdarlarının gözünden kaçmamış ve KIZILELMA şifreli adıyla asırlar boyu yaşatılmıştır.

Onun için, Yıldırım Bayezid’e dönemin halifesi tarafından verilmiş olan SULTAN-I İKLİM-İ RUM, yani “Eski Roma Diyarı’nın Hükümdarı” ünvanını Fatih te kullandı ve tam anlamıyla gerçekleştirmek istedi.

Fatih’e göre, Doğu Roma İmparatorluğu yıkılmıştı ama yeri boş kalmamıştı. OSMANLI DEVLETİ aslında BİZANS’IN VARİSİ İDİ.

Hatta Peygamberimizden sonra, bu sefer Papa’nın şişirilmiş kutsallığıyla güç kazanmış olan ROMA’NIN DA YERİNİ ALMASI GEREKİRDİ!..

Hıristiyan dünyası, kendi bölünmesinden Martin Luther’i sorumlu tutar, ama o, Fatih döneminde dahi bir bütünlük içinde değildi. Katoliklik 300’lü yıllarda Konstantin tarafından Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline getirilmişti. Ancak Roma Vandal işgalinden sonra kurulan barbar Batı Avrupa devletlerinin bağlandığı Katolik merkez haline gelince; İstanbul da, Roma medeniyetinin ve Ortodoksluğun merkezi olmuştu.

Batı’nın hem barbar hem Katolik çapulcuları Haçlı Seferleri sırasında, hep İstanbul’dan geçtiler, ve 1204 yılında Kudüs’ü Müslümanlardan kurtarmak için yola çıktığını unutup, Hıristiyan İstanbul’u öyle bir yağmaladılar ki, Bizans İmparatoru bile kaçmak zorunda kaldı.

İstanbul’a Latinler hakim oldu, ve bu Katolik zulmü 1261 yılına kadar sürdü.

Bizans halkı Katolikleri hâlâ düşman saydıkları için, İstanbul kuşatıldığında Papa, yardıma karşılık “kiliselerin birleşmesini teklif edince”, Bizans başvekili Notaras

-“İstanbul’da Latin külahı görmektense, Türk sarığı görmeyi tercih ederim,” diyerek karşı çıkmıştı.

Ancak çok güç durumda olan İmparator Konstantin’in girişimleri ile 1452 yılında Kiev Metropoliti Rum asıllı Kardinal İsador İstanbul’a geldi, ve kiliselerin birleştirilmesi anlaşması onaylandı.

Bu anlaşma, Ortodoks kilisesini Roma’ya bağlıyor ve Rum Patriği de Papa’nın emrinde bir kardinal durumuna getiriyordu. Bizans halkı anlaşmayı protesto etti. Kiliselerin birleşmesine karşı çıkan Papaz Gennadios kahraman haline geldi. Anlaşma, İstanbul’un Türkler tarafından fethiyle, doğmadan öldü.

Kısacası, Türk ve İslam âleminin düşmanı olan Batı Hıristiyan dünyası, birbirine düşman iki kutuptan oluşuyordu.

Ne yapıp edip onların bir araya gelmemesini, birlikte hareket etmemesini sağlamak gerekiyordu.

İstanbul öyle olmalıydı ki, hem Batı’da bir İslam merkezi, hem de Hıristiyanların düşmanlığını çekmeyecek bir şehir addedilmeliydi.

Bunun yüzden Fatih Sultan Mehmed fetihten hemen sonra İstanbul’u bir kültür merkezi haline getirmek için elinden gelen her şeyi yaptı…

Fatih, Rum Ortodoks Patrikhanesine de özel haklar tanıdı. Ayrıca Ermeni cemaati ve Yahudi toplumu da bu müsamahadan hisselerini aldılar.

İstanbul’un nüfusu, işgal edilmiş bir şehir olarak azalacağına çoğaldı. Hatta dışardan özel olarak Yahudi, Rum ve Ermeniler getirildi.

Yahudiler Balat, Tire, Antalya ve Sinop’tan gelmişlerdi. Çoğu Kuzguncuk’a yerleşti. Bir süre sonra burasını “Kudüs Toprağı” gibi kutsal saymaya başladılar.

Dünyanın hiç bir yerinde, kendi aralarında bile görmedikleri itibarı Türklerden görüyorlardı.

Eğer Fatih Rum Ortodoks kilisesini kapatmış olsaydı, Doğu Avrupa Hristiyanları başsız kalacak ve bir süre sonra çaresiz onlar da Roma’ya bağlanacak, Papa’nın etkisine girecekti.

Halbuki Fatih, Edirne’ye kaçmış olan Papaz Gennadios’u İstanbul’a getirtmiş, Patrik yapmıştı.

Böylece Trabzon Rum İmparatorluğu, Mora Despotluğu, Sırbistan krallığı, Sakız, Midilli dükalıkları, Ragüza Cumhuriyeti İstanbul’a bağlılıklarını sürdürdüler.

Papa 5. Nicolas’ın yeni bir Haçlı Seferi teşebbüsü böylece akim kaldı.

Bu kadarla da bitmedi. Fatih’in gayrımüslimlere gösterdiği samimi yakınlığı bir türlü anlayamayan Batılılar, onun Hristiyan olmak istediğini düşünmeye başladılar.

Hatta Papa İnnocent, Fatih’e bir mektup yazarak Hıristiyan olduğu takdirde kendisini Doğu’nun hükümdarı tanıyacağını bildirdi, tabii ki Fatih kabul etmedi. (2)

Otu çek köküne bak!

Bakalım köklerde daha neler görülecektir…

Devam edecek….

Resim;oyuncambazi.com

(1) Yazar Beyazıt Akman

(2) Ali Haydar Başveren’in araştırma yazısı

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*