Türkler ve Yahudiler hangi anlayışla Anglosaksonların değirmenine su taşımaktadır? (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Günümüzde gelinen noktada bilgi, silah ve parayı yedeğine almıştır.

Gelinen noktadan anlaşılan, Cengâver Türkler ile Tüccar Yahudiler’in, Anglosaksonların  değirmenine birlikte su taşımakta olduklarıdır. Bilgi, Silah ve Parayı yenmiş midir?

Başlamadan evvel konunun kahramanları hakkında çok kısa da olsa tanınmaları için bilgi verilmektedir.

İkinci bölümden itibaren yaşananlar ve ulaşılan sonuçlar anlatılacaktır. Aşağıda detaylı olarak verilenler özetle;

Türkler, Yahudiler ve Anglosaksonlar kimlerdir?

-Türkler  (1)

“Orta Asya’dan inen Moğollar Orta Doğu ve Babillere kadar ulaştılar. Sonra Babillerle geçen uzun yıllar savaşlardan sonra onlarla kaynaşmaya başladılar. Babiller ve Moğolların karışımından Türk ırkı çıktı.

Ve çıkan Türk ırkının bir bölümü gene Orta Asya’ya doğru yayıldı ama en büyük kısmı da, Selçukluyu kurup,  Anadolu’ya doğru yayıldı ve Anadolu’ya girip Osmanlı imparatorluğunun temellerini attılar, sonra kurup öyle devam ettiler…

Yani sonuç olarak, “Türk ırkı, Moğollar ve Babillerin karışımından ortaya çıkmış orta çağın ilk kısımlarında başlayan bir ırktır.” deniliyor.

Oysa Türk kaynaklarda, Orta Asya’da yaşayan Moğollara da Türk deniliyor….” (devamı yazının sonunda)

Türklerin en bilinen özellikleri, savaşçı ve vatansever olmalarıdır. “Türkler”, 11’nci asırda Müslüman olduktan sonra da, “Türk” olarak tanımlanmaya devam edeceklerdir. Bunlarla beraber ileride, özellikle Osmanlılar ve Avrupalılar tarafından, “Türk” olarak yapılan tanımlamalarda kastedilenlerin, ‘Müslüman olan Türkler’ olduğu dikkate alınmalıdır.

Türkler’ in Müslüman olmalarına ünlü Fransız tarihçisi Gustave Le Bon’un gözüyle baktığımızda;

“Bu dinin dünyanın her tarafına yıldırım hızıyla yayılması sebeplerini ve yeni dine girenlerin nasıl olup da İskender İmparatorluğu’ndan daha büyük bir imparatorluk kurmak için gerekli olan kuvveti bulduklarını açıklamak o kadar kolay değildir.

Kendilerini Suriye’nin ebedî sahibi sanan Romalılar, buradan atıldıktan sonra, ruhları birleştiren yeni dinin coşturup gayrete getirdiği göçebe kabilelerin birkaç yıl içinde İran’ı, Mısır’ı, Kuzey Afrika’yı ve Hindistan’ın bir kısmını fethettiklerini görerek şaşırıp kaldılar. Bu şekilde kurulan imparatorluk yüzyıllarca devam etti.

Bu saltanat Atillâ gibi Asya fâtihlerinin kurdukları imparatorluklara benzer, gelip geçici bir devletdeğildi. Çünkü, İslâm devletinin kuruluşu.Batı Avrupa barbarlık içinde yuvarlanırken, Doğu’da gözleri kamaştıran bir tazelikle parlayan tamamenyeni bir medeniyetin ortaya çıkışının başlangıcı oldu…

Bu dine girenlerin inanışları o derece güçlüdür ki, içlerinden her biri bir havari sayılabilir. Ve her havari gibi kendi dinini yaymaya çalışırlar. İslamiyet’in büyük siyasi kuvveti, çeşitli ırkları aynı fikir etrafında toplamış olmasıdır.

Ortak fikir etrafında toplanma ise, çeşitli ırklara mensup insanlar arasında dayanışma kurmanın en tesirli vasıtalarından biri olmuştur. (*)

-Yahudiler (2)

“Yahudilerin  kökeni, geleneksel olarak M.Ö. ikinci binyılda İbrahim, İshak ve Yakub’a kadar uzanır. Milattan önce 1200 civarına ait olduğu düşünülen Merneptah Steli, ilk tek tanrılı din olan Yahudiliğin binlerce yıllık süre zarfında geliştiği İsrail Diyarı’nda yaşayan Yahudi halkından bahsedilen en eski arkeolojik kayıtlardan biridir…

Milattan önce 970 yılında, Davud’un oğlu Süleyman İsrail Kralı olmuştur. On yıl içinde, Süleyman Birinci Tapınak olarak bilinen Kutsal Tapınak’ı inşa etmeye başlamıştır. Süleyman’ın ölümünün ardından (M.Ö. 930 civarı) kuzeydeki on kabile İsrail Krallığı’ndan ayrılmıştır.

Milattan önce 722’de, Asurluların İsrail Krallığı’nı fethederek burada yaşayan Yahudileri sürmeleri ile Yahudi diyasporası da başlamıştır…”

Yahudilerden bahsedildiğinde, “Ticareti çok iyi bilirler”, anlayışı hâkimse de aslında bu böyle midir?

Yahudilerin, M.Ö. 8’nci asrın başında yurtlarından sürgüne gönderildiklerinden gittikleri yeni yerlerde yerleşiklerden daha fazla bir gayret gösterecek olmalarının yanında,  yeni ülkeleri ve imkânlarını öğrenmeleri de bir avantaj olmalıdır.

Arap yarımadası’nda ticaretin önemli olduğu; “Rızkınızın onda dokuzu ticarettedir.” Hadisini de dikkate alınırsa, ticaret gerçeğinde Yahudilere uzak bir işkolu olmamalıdır.

Bunlarla beraber, Hekimlik, Mühendislik ve değişik bilim alanlarındaki çalışmaları ile de tanınmış birçok Yahudi olduğu da hatırlanmalıdır. Peki, Yahudi kimdir?

“Yahudi anneden doğan veya resmi işlemlerden geçerek Yahudilik dinine kabul edilen herkes Yahudi’dir.

Önemli bir nokta, Yahudi olmanın inançla veya davranışlarla ilgili olmadığıdır. Anne ve babası Yahudi olmadığı halde Ortodoks (dindar) Yahudiler gibi düşünüp yaşayan ve Yahudiliğin her emrini yerine getiren bir kişi eğer bu dine geçmek için gerekli resmi uygulamadan geçmemişse, en liberal Yahudilerin gözünde bile Yahudi sayılmaz. Buna karşılık eğer bir kişi Yahudi anneden doğmuş ise, Yahudi dininin gereklerini yerine getirmese veya ateist bile olsa, en dindar Yahudilerin gözünde dahi Yahudi sayılır. Bu sebeple Yahudilik dinden çok bir milliyet, Yahudi olmak ta bir uyrukluk gibi algılanabilir.

Bu durum Yahudiliğin ilk dönemlerinde saptanmıştı. Tevrat’ta “aranızda yaşayan yabancılar”, “dürüst din değiştirmişler” veya “dürüst yabancılar” gibi terimler yer alır. Bunlar Yahudiler arasında yaşayıp Yahudi olmayan, resmi olarak din değiştirmeden Yahudilik inancının ve gereklerinin tümünü ya da bir bölümünü benimseyen, uygulayan kişilerdir. Yahudiliğe geçtikten sonra bir kişi özel olarak adlandırılmaz; o artık Yahudi doğmuş herhangi biri kadar Yahudi’dir.”  (**)

Anglosaksonlar  (3)

Anglosaksonlar, 5 yüzyıldan itibaren günümüzde İngiltere olarak adlandırılan bölgeyi istila eden ve 1066’daki Norman İstilası’na kadar yöneten Cermen halkı. Angluslar, Saksonlar ve Jütilerden oluşur.

Anglo-Sakson, Germen kavimlerinden Anglar, Sakslar ve Jutlar’a verilen isimdir.

Bu milletler bu günkü İngiliz milletinin çekirdeğini meydana getirmişlerdir.

5. ve 6. yüzyıldan beri Almanya’dan göç ederek Britanya adalarının çeşitli bölgelerine yerleşmişler ve ayrı ayrı krallıklar kurmuşlardır. Bu krallıklar Kent, Sussex, Wessex, East, Anglia, Mercia ve Northumtna olmak üzere 7 tanedir. Sonunda Wessex kralı Egbert (802-839) diğerlerini hakimiyeti altına alarak birliği sağlamıştır.

Wessex’lerin kurduğu bu hükümetin esası Germen örf ve adetlerine dayanmakta, halk; asilzadeler, hür çiftçiler, yarı hür olanlar ve kölelerden meydana gelmekteydi. Daha sonra aristokrat bir zümre gelişerek hakimiyeti ele geçirmiştir.

Anglo-Saksonlar önceleri putperestken daha sonra Hristiyanlığı kabul etmişlerdir.

Anglo-Saksonlar İskandinavya’dan gelen Vikinglerle savaşmışlar, bunları yenerek siyasi bütünlüklerini korumuşlardır. Bu bütünlük Norman Prensi I. William tarafından (1066) adaların istilasıyla son bulmuştur. Anglo-Saksonlar İngilizlerin dil, edebiyat, hukuk ve çeşitli adetlerine tesir etmiştir.

-Okuyanların dikkatini çekecektir, Anglo-Saxson’lar Putperestlikten; Türkler, Şamanizm inancından semavi (Tek tanrılı) dine geçmişlerdir.

-Yahudilik, “İlk tek tanrılı din ya da dinlerden biri olarak kabul edilmektedir.”

Meraklısı için belirtmiş olalım, konu ve kurgu alıntı değildir. (Bilinen) Bir esin kaynağı da bulunmamaktadır.

Devam edecek…

Resim;www.illustrationartgallery.com ‘dan alınmıştır.

(*) Gustave Le Bon (Ünlü Fransız tarihçisi, 1841 – 1931) “Dünya Muvazenesinin Bozulması”

(**) http://www.turkyahudileri.com/content/view/251/223/

Kaynaklar ve açıklamalar;

(1)Türkler kimlerdir?

“Orta Asya’dan inen Moğollar Orta Doğu ve Babillere kadar ulaştılar. Sonra Babillerle geçen uzun yıllar savaşlardan sonra onlarla kaynaşmaya başladılar. Babiller ve Moğolların karışımından Türk ırkı çıktı ve çıkan Türk ırkının bir bölümü gene Orta Asya’ya doğru yayıldı ama en büyük kısmı da, Selçukluyu kurup,  Anadolu’ya doğru yayıldı ve Anadolu’ya girip Osmanlı imparatorluğunun temellerini attılar, sonra kurup öyle devam ettiler…Yani sonuç olarak Türk ırki, Moğollar ve Babillerin karışımından ortaya çıkmış orta çağın ilk kısımlerinde başlayan bir ırktır deniyor. Oysa Türk kaynaklarda, Orta Asya’da yaşayan Moğollara da Türk deniyor….”

-“Moğollar Türk değildir aynı topraklarda yaklaşık 600 sene beraber yaşadıkları ve birbirleriyle ilişkiler içinde olmaları dolayısıyla tek millet sanılmaktadırlar. Cengiz Hanın kurduğu Moğol imparatorluğu içinde Türk devlet adamlarından yararlanılmış Türk ordu ve devlet sistemindeki bazı unsurlar devşirilip kullanılmıştır. Uygurlar döneminde ise bilindiği gibi Uygurlar Budist ve Maniheist dinler benimsemiştir. Bu dinlerde kan dökmenin yasak olması sebebiyle Uygurlardan oluşan bir orduya rastlayamayız ancak bu dönemin askeri unsuru olarak Moğollardan oluşturulmuş paralı askeri birlikler ile bu ihtiyaç karşılanmıştır. Tarihte saf ırk aramak anlamsız olacaktır elbette bugün düşünüldüğünde zamanla Türk leşmiş Moğol ya da Moğol laşmış Türk aileler vardır kuşkusuz akrabalık ilişkileri kurulmuştur fakat iki kavmin ortaya çıktığı bölge yakın olmasına rağmen ayrı kavimlerden oluşmuşlardır…”

-“İşin derinliğine inmeden görünüşe bakarak bir kanıya varanlar (bunların içinde yerli ve yabancı bilimadamları da var.),Türk grupları arasındaki farklılıkları bir ırk/soy farklılığının işareti sayıyorlar. Belli başlı ayrı özellikler, Türkistan Türklerinde göz kapaklarının belirgin çekikliği ile, Batı (Anadolu ve Balkan) Türklerinin “çoğunda” bunun olmayışı; birde Orta Asya’da kestane kumral renkli saçlara daha az rastlanışı. Buna dayanarak Türk Dünyasında bir soy/ırk beraberliği değil, sadece kültür/dil birliği olduğunu ileri sürebiliyorlar. “Görünüşe aldanmamalı” sözünü hatırlatarak konuya daha bilimsel bir yaklaşımda bakalım. İlk bakışımız “antropolojik tarih” yönünde olacak. Bir kere “İlk” ve “Ön” Türklerin yapılarına bakalım. Türk’ün doğumuna her evlilikte bir ana birde baba olduğu gibi sebep olan iki ana ırk vardır : biri Ural dağlarını yurt edinmiş “Alpinler” ,diğeri ise henüz Amerika’ya göç etmemiş olan “Doğu Asyalı Kızılderililer”. Alpinler kestane renk saçlı, düz yeşil gözlü, yuvarlak başlı, kızılderililer ise bakır tenli, hafif çekik gözlü, mazosefal (orta) başlı, siyah saçlı ve karagözlü özellik taşırlar. M.Ö. 9000’le 7000 arasında, Cilalı Taş (Neolitik) Çağının bitişiyle tunç devrinin başladığı sıralarda, Alpin’lerin bir kolu güney doğuya (Hazar-Aral Göllerine) doğru göçederler ; o tarihte Doğu Asyalı kızılderililerin çoğu Bering Boğazı yoluyla Amerikaya geçmişti; geri kalanlardan ufak bir boy batıya doğru göçer ve Aral gölü civarına yerleşmiş olan Alpinlerle “evlenirler” (yani karışırlar). Doğan yeni nesil (tabi asırlarca aralarında evlenip genetik istikrara kavuşunca), Alpin’lerdende Kızılderililerden de farklı yeni bir soy olarak ortaya çıkarlar. Bunlara “İLK TÜRKLER” diyoruz. Bunlar buğday tenli, kestane renk saçlı, belli belirsiz çekik ve ela gözlü , yuvarlak başlı yapıdaydılar. Yani Kızılderili özelliklerini az Alpin genlerini daha çok taşıyorlardı. M.Ö. 6000-4000 yılları arasında bu ilk Türkler Mezepotamyaya (Subarlar, Sümerler, Elamlılar) , Hindistana (Mohencadaro-Hareppa), M.Ö. 3000’lerde Anadoluya göçtüler (Hatti’ler, Luwi’lerin bir kısmı ve daha sonraki Turska/Etrüsk’ler , Ulmek’ler). Gelelim “ÖN-TÜKLER”e. M.Ö. 2000’lerde Alpinlerin ufak bir kolu gene doğuya fakat bu sefer kuzeydoğuya , Altay Dağlarına kadar uzanıyor. Orda kalmış Asya Kızılderileri ile tekrar bir “evlenme” oluyor. Doğan yeni nesile “Ön-Türkler” diyoruz. Bin-bin beşyüz yüz yıl kadar aralarında evlenmelerle onlarda genetik istikrara kavuşuyor ve “İlk Türkler”e çok benzeyen yeni bir soy beliriyor. Çin arşivvleride rastlanan “Ti..k”ler “Hyung-nu”/Hun’lar herhalde bunların çocuklarıydı. “İlk Türkler”le “Ön Türkler” de M.Ö. binli yıllarda karşılaşacak ve birbirleriyle karışacak, bildiğimiz “Türkler” olarak tarih sahnesine çıkacaklardır :Türkistan’da Sakalar , daha doğuda Gök-Türkler, Uygurlar.. vb. Bu “Yeni Türkler”e , doğudan batıya doğru bakıldığında, hafif farklar göze çarpıyor :Aral gölünün kuzeydoğu ve güneydoğu coğrafyasında yaşayanların göz çekikliği , batıda kalanlara kıyasla da daha belirgin , tenler, saclar ve gözler daha koyuca; Avrasya ve Anadolu’dakiler ise daha açık renkli ve düz gözlü olanları daha fazla… İlk Türkleri doğrudan “evlenme”den doğanlarda (yani Asya’nın batısındakilerde) , Alpin ırkın “düz göz kapağı, açık ten ve göz” genleri biraz daha fazlaydı ; Ön-Türklerinkinde ise “hafif çekik göz, koyuca ten ve göz” genleri baskındı. Her ne kadar tarih boyunca İlk Türklerle Ön Türkler kaynaşmışlarsa da , doğudakilerde Kızılderili ,batıdakilerde Akdeniz ırklarının izi daha belirgindi. Doğu Asya Türklerini alalım: Hemen her yerde, her millette olduğu gibi onlarda komşu soylarla bir dereceye kadar karışmışlardır. Bu Türklerin,  göz çekikliği abartılı olan Moğollarla ve Çinlilerle evlendikleri olmuştur. Bir hesaba göre bunun derecesi 15-20 kadardır. Türklerin genetik özelliğinde, ecdattan biri olan Kızılderililerden miras hafif göz çekikliği de ilave edilince bu göz çekikliği biraz daha belirgin olmuştur. (tenin ve göz-saç renklerinin biraz daha koyulaşması da aynı sebepten). Şunu hemen belirtmeli ki bu “normdan kayış” , sadece “yabancı evliliği ” yapan ailelerde kalmamış, daha sonraki nesillerde , “toplumların genetik havuzu” dolayısıyle bütün Orta Asya Türklerinin tiplerine yansımıştır. (Prof. Dr. R. Oğuz TÜRKKAN) Yazının tamamı için bakınız; http://masonlar.org/masonlar_forum/index.php?topic=624.0   (Mart 26, 2007),

(2) Yahudiler…

a)Yahudilerin  kökeni, geleneksel olarak M.Ö. ikinci binyılda İbrahim, İshak ve Yakub’a kadar uzanır. Milattan önce 1200 civarına ait olduğu düşünülen Merneptah Steli, ilk tek tanrılı din olan Yahudiliğin binlerce yıllık süre zarfında geliştiği İsrail Diyarı’nda yaşayan Yahudi halkından bahsedilen en eski arkeolojik kayıtlardan biridir… Milattan önce 970 yılında, Davud’un oğlu Süleyman İsrail Kralı olmuştur. On yıl içinde, Süleyman Birinci Tapınak olarak bilinen Kutsal Tapınak’ı inşa etmeye başlamıştır. Süleyman’ın ölümünün ardından (M.Ö. 930 civarı) kuzeydeki on kabile İsrail Krallığı’ndan ayrılmıştır. Milattan önce 722’de, Asurluların İsrail Krallığı’nı fethederek burada yaşayan Yahudileri sürmeleri ile Yahudi diyasporası da başlamıştır. Hareketlilik ve seyahat imkânlarının kısıtlı olduğu bir dönemde, Yahudiler ilk ve en dikkat çekici muhacirler olmuştur…Babil Sürgünü’nde geçen elli yılın ardından, M.Ö. 538 yılında, Pers Kralı Büyük Kiros Yahudilerin Kudüs’e geri dönerek şehri ve kutsal tapınağı yeniden inşa etmelerine izin verir…Milattan önce 152 yılında Haşmonayim Krallığı’nı kuran Mattathias, Kudüs’ü bir defa daha başkent yapmıştır. Haşmonayim Krallığı yüz yıldan uzun süre ayakta kalmışsa da, gücünü artıran Roma İmparatorluğu’nun tahta geçirdiği Herod’un krallığında bir uydu devlet haline gelmiştir. Herod Krallığı da yüz yılı aşkın bir süre ayakta kalmıştır. Milattan sonra 70 yılındaki Yahudi-Roma savaşları’nın ilkini başlatan Birinci Ayaklanma’da ve M.S. 135 yılındaki Bar Kohba ayaklanmasında Yahudilerin yaşadığı yenilgiler diyasporanın gerek coğrafi yayılımını gerekse nüfusunu artırmıştır. Kayda değer sayıda Yahudi İsrail Diyarı’nı terk etmiş, sürülmüş veya köle edilerek Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanında satılmıştır. O dönemden itibaren, Yahudiler başta Avrupa, Ortadoğu ve çevresi, daha sonraları da Kuzey Amerika olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde yaşamıştır. Yaşadıkları çeşitli ülkelerde de, ayrımcılık, baskı, yoksulluk, hatta soykırım (bkz.: Antisemitizm, Holokost) dönemlerinden sağ çıkmayı başarmışlardır. İslam hakimiyeti altındaki İspanya ve Portekiz, Yahudi Aydınlanması (Haskala) dönemi Almanya ve Polonya’sı ile Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya gibi liberal veya anayasal demokrasi geleneğine sahip ülkelerin de aralarında bulunduğu çeşitli yer ve zamanlarda, kültürel, ekonomik ve bireysel refah dönemleri de yaşamışlardır…

“Yahudiler Kimlerdir” İfadesi,

b)Yahudi kimliğinin temel sorusudur. Yahudi şahsın kültürel, dini, soyağacı ve kişisel boyutlarını irdeler. Bu soru, Almanya’da Nazi Partisi tarafından hazırlanan Nürnberg Yasaları’nda da ele alınmıştır. Bu konuda iftilahlı unsurlar bulunur. Ters mantık uygulanıp “Kim Yahudi değildir?” diye sorulabilir. 1962’den beri İsrail’de konuyla ilgili mahkeme kararları verilmektedir. Kişinin Yahudi olmasının tanımı gerek dini statü açısından veya kişinin kendisini nasıl gördüğüyle ilgili olarak Yahudi bakış açısıyla gerekse de Yahudi olmayanlar tarafından çeşitli sebeplerle değişiklikler gösterir. Yahudi kimliğinin içinde etnisite, din,[ve vatandaşlık bulunduğundan kimin Yahudi olduğu ile ilgili tanımlar dini, sosyolojik ve etnik açılardan değişiklikler gösterir. Halaha’ya göre birinin Yahudi olması için gereken en eski kuralsal tanım, kişinin ya annesinin Yahudi olması veya Yahudiliğe geçmesidir. Karaizm’in doğması, Yahudilik içinde modern grupların oluşması ve 1948’de İsrail’in kurulması, bu tanım bağlamında tartışma konusu yarattı. Tartışma konusu açan maddelerin başlıcaları şunlardır: Anaerkillik: Çocuğun annesi Yahudi değil fakat babası Yahudiyse çocuk yine de Yahudi sayılmalı. Din değiştirme: Tarihi Halaha prosedüründe olmayan Yahudiliğe geçiş geçerli sayılmalı. Kimlik kaybı: Kişinin ve grubun hareketleri (örneğin başka bir dine geçmeleri) veya cemaat yaşamının içinde bulunduğu durum (örneğin kişinin ebeveyninin Yahudi olduğunun bilinmemesi) kişinin Yahudi statüsünde etki sahibi olmalıdır. Diyaspora kimliği: Yahudilere, kendi aralarında veya Yahudi olmayanlar tarafından Yahudi diyasporasında verilen tanım dikkate alınmalı. İsrail vatandaşlığı edinme: Yukarıdaki son üç madde İsrail Temel Yasalarınca dikkate alınmalı. (Birinci ve ikinci alıntı kaynağı; (Vikipedi)

c) Bir başka anlatımla Yahudiler kimlerdir? Yahudi anneden doğan veya resmi işlemlerden geçerek Yahudilik dinine kabul edilen herkes Yahudi’dir. Önemli bir nokta, Yahudi olmanın inançla veya davranışlarla ilgili olmadığıdır. Anne ve babası Yahudi olmadığı halde Ortodoks (dindar) Yahudiler gibi düşünüp yaşayan ve Yahudiliğin her emrini yerine getiren bir kişi eğer bu dine geçmek için gerekli resmi uygulamadan geçmemişse, en liberal Yahudilerin gözünde bile Yahudi sayılmaz. Buna karşılık eğer bir kişi Yahudi anneden doğmuş ise, Yahudi dininin gereklerini yerine getirmese veya ateist bile olsa, en dindar Yahudilerin gözünde dahi Yahudi sayılır. Bu sebeple Yahudilik dinden çok bir milliyet, Yahudi olmak ta bir uyrukluk gibi algılanabilir. Bu durum Yahudiliğin ilk dönemlerinde saptanmıştı. Tevrat’ta “aranızda yaşayan yabancılar”, “dürüst din değiştirmişler” veya “dürüst yabancılar” gibi terimler yer alır. Bunlar Yahudiler arasında yaşayıp Yahudi olmayan, resmi olarak din değiştirmeden Yahudilik inancının ve gereklerinin tümünü ya da bir bölümünü benimseyen, uygulayan kişilerdir. Yahudiliğe geçtikten sonra bir kişi özel olarak adlandırılmaz; o artık Yahudi doğmuş herhangi biri kadar Yahudi’dir.  Alıntı; http://www.turkyahudileri.com/content/view/251/223/

3) Anglo-Saksonlar kimlerdir?

Anglo-Sakson, Germen kavimlerinden Anglar, Sakslar ve Jutlar’a verilen isimdir. Bu milletler bu günkü İngiliz milletinin çekirdeğini meydana getirmişlerdir. 5. ve 6. yüzyıldan beri Almanya’dan göç ederek Britanya adalarının çesitli bölgelerine yerleşmişler ve ayrı ayrı krallıklar kurmuşlardır. Bu krallıklar Kent, Sussex, Wessex, East, Anglia, Mercia ve Northumtna olmak üzere 7 tanedir. Sonunda Wessex krali Egbert (802-839) diğerlerini hakimiyeti altına alarak birliği sağlamıştır.

Wessex’lerin kurdugu bu hükümetin esasi Germen örf ve adetlerine dayanmakta, halk; asilzadeler, hür çiftçiler, yarı hür olanlar ve kölelerden meydana gelmekteydi. Daha sonra aristokrat bir zümre gelişerek hakimiyeti ele geçirmiştir. Anglo-Saksonlar önceleri putperestken daha sonra Hristiyanlığı kabul etmişlerdir.  Anglo-Saksonlar Iskandinavya’dan gelen Vikinglerle savaşmışlar, bunları yenerek siyasi bütünlüklerini korumuşlardır. Bu bütünlük Norman Prensi I. William tarafından (1066) adaların istilasıyla son bulmuştur. Anglo-Saksonlar  İngilizlerin dil, edebiyat, hukuk ve çeşitli adetlerine tesir etmiştir.

Ve İngiltere ; Birleşik Krallık, Avrupa’nın kuzeybatısında yer alir. Kuzey Denizi ve Atlantik Okyanusu ile çevrelenir. M.Ö. 55’te İngiltere, Romalılar’ın işgaline uğramış ve 4 yüzyıl boyunca Roma İmparatorluğu’nun egemenliği altında kalmıştır. Bu sürecin ardından Büyük Britanya karanlık bir döneme girmiştir, bu süreçle ilgili neredeyse hiçbir yazılı belgenin olmaması bu zaman aralığının “Karanlık Dönem” olarak adlandırılmasına neden olmuştur.

M.S. 4. yüzyılın sonunda İngiltere kendi içinde üçe bölünmüş ve bu üç bölge (kuzey, güneydoğu ve bati) kendi kendini yönetmeye başlamıştır. Bugün ki İngilizlerin ataları olan Anglo’lar çoğunlukla adanın güneydoğu kısmına yerleşmiştir. Anglo-Sakson’ların yönetimde egemen olduğu dönemde, Roma Katolik Kilisesi’nce İngiltere’ye gönderilen St. Austin, Hristiyanlık adına ilk misyonerlik faaliyetlerini başlatmıştır.

Çok kısa bir süre sonra da Hristiyanlık tüm adanın dini haline gelmiştir. Tarih boyunca birçok istilaya uğrayan Büyük Britanya için bu işgallerin en unutulmazı Danimarkalı Vikinglerin yaptığı saldırılardır. Ancak yine de Anglo-Sakson kültürü Büyük Britanya’ya egemen olmuş ve İskandinav kültürü bu bölgeyi çok az etkileyebilmiştir.

11. yüzyılda Hastings Savaşı’yla birlikte William The Conqueror bu toprakları ele geçirmiş ve ülkede ortaçağ sürecini baslatmıştır. William yönetiminde İngiltere’de soyadı kullanılmaya başlanmıştır. Uzun çekişmelerin ardından Büyük Britanya sağlam bir askeri ve politik güç olarak belirmiştir. Bu güç sayesinde Krallık Hindistan ve Kuzey Amerika’da koloniler edinmiştir. Her ne kadar bu koloniler uzun zaman boyunca Büyük Britanya Krallığı’na bağlı kalmışsa da bugün yalnızca İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda Krallık’a bağlı bulunmaktadır. Bu nedenle “Büyük Britanya” ve “Britanyalı” tanımlamaları yalnızca İngiltere, İskoçya ve Galler’i kapsamaktadır. (Alıntı; http://bilgininyeri.brinkster.net/anglo.htm )

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*