Türkiye’yi 2023’de Avrupa’nın yıldızı yapan, cari açığın belini kıran Milli ve Akıllı Enerji Politikamızdaki sır nedir (19)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Balıkların ve karıncaların birbirlerini yemelerini güçleri değil, suyun akışı belirlemektedir.

Balıkların ve karıncaların birbirlerini yemelerini güçleri değil, suyun akışı belirlemektedir.

 

Bu sır, Japon kalkınmasının da sırrıdır. Bir gün bir kadın abur-cubur, ufak-tefek şeylerle bir eski gazete kâğıdı, bir de ip parçası getirdi, postacıya verdi: “Omru’ya Takar Miyako’ya gidecek dedi, ve onlar Takar Miyako’ya gitti. (1)

Peki, adresi ile de, bir posta gönderisi için uygun olmayan bu “abur-cubur” şeyler alıcısına nasıl ulaştı?

İşte Japonlar, İşte halkını başına taç yapanlar ve başarının çok basit kuralı.

POSTALAR..

Japonlarda posta işleri daimidir. Postaya mektup, para, eşya ve saire vermek için posta merkezleri gece-gündüz açıktır. Yalnız saat saat memurlar değişirler, ‘Posta açıldı, posta kapandı’ sözü yoktur…

Posta merkez şubeleri o kadar çok ki sayılması mümkün değil, sonra bütün eczahâneler taahhüdlü mektup kabul ediyorlar, pek çok bakkal dükkanları (da) taahhüdlü mektup kabul ediyorlar.

Âdi posta pulu her dükkanda satılıyor.

Millete kolaylık göstermek olursa bu kadar olur.

Tokyo’da bulunduğum zaman benim civarımda bir posta şubesi vardı, sabah-akşam bazı gider orada oturuyordum.

Bir gün bir kadın abur-cubur, ufak-tefek şeylerle bir eski gazete kâğıdı, bir de ip parçası getirdi, postacıya verdi: “Omru’ya Takar Miyako’ya gidecek” dedi, gitti.

Postacı onları toplayarak kâğıda sardı, o iple bağladı, adresini de yazdı, deftere kaydettikten sonra koçanını orada hizmet eden uşağa verdi (ve) “Falan kadına ver” dedi.

İşte posta memuru, işte millet… İnsan bu milletin methini yazmakla bitiremez. (2)

Japonların köylerinde gezmekte ayrıca bir letafet var. Köylü ile şehirli arasında büyük bir fark da göremezsiniz. Âdet ve ahlâk, giyiniş tarzı, her cihetten köylü ile şehirli arasında zahirî bir fark görülemez: Japonların köylüleri de son derecede terbiyeli, edepli, konuk-severdirler. Ekser köylerde dahi İngiliz lisanı bilenler pek çok bulunur. Bazı köylerde gazete neşrolunur…

Evlerde eşya nâmına bir hasırdan, tam ortada bir de mangaldan başka bir şey bulunmaz.

Köylerde gördüğüm letafet fevkalâde insanı imrendirir. O köyleri birbirine bağlayan yolların intizamına, hele fevkalâde zerafetine meftun olarak bazan bütün bütün köylü bir Japon (olmayı) arzu ederdim.” (3)

15 Yıl CHP döneminin Ankara Valiliğini yapan Nevzat Tandoğan ve dönemin devlet anlayışı:

“Ulan öküz Anadolulu sana mı kaldı?

Türkçülük günü olarak kutlanan 3 Mayıs günü milliyetçi gençler Ankara adliyesine gelirken ve mahkeme çıkışı gösteriler yapmışlar ve başbakanlığa kadar yürümüşlerdi.

Bu gösterilerin başrolündeki isimlerden biri de Osman Yüksel Serdengeçti’ydi. Serdengeçti polis tarafından yakalanmış ve Ankara’nın valisi ünlü Nevzat Tandoğan’ın huzuruna çıkartılmıştı. Vali Tandoğan’ın eylemci Serdengeçti’ye söylediği söz Türk siyasi yaşamının unutulmazları arasına girmişti.

“Ulan öküz Anadolulu! Sana mı kaldı Türkçülük? Bu memlekete komünizm de lazımsa biz getiririz Türkçülük lazımsa da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var:

Birincisi çiftçilik yapmak, ikincisi çağırdık mı askere gelmek!  (4)

CHP’li Vali Tandoğan’ın devlet yönetim ve Halk anlayışı bunlarla sınırlı değildir. Yoksulluktan kıyafeti eskimiş, Başkent’e göre kiyafeti uygun olmayan köylüler şehrin merkezine sokulmazdı..

Sormanın tam sırası: “Köylü Milletin efendisidir?” Gerçekte Efendisi midir, Marabası mı?

İşte (geçmişin) devlet yönetim anlayışı ve acı gerçeklerimiz. Sonra da:

-“Efem bu (cahil!) Halk niye AK Partiye oy veriyor?…” Sen halkını başına taç yaparsan, sana oy da verir, gerektiğinde ülkesi için kanını canını da…

Japon Sanayii ve üretim anlayışı;

-Tabii bu cihede Japonları da Doğu’dan istisna edeceğiz. Zira Japonlar her şeyi önce Avrupa’dan alıyorlar, 5-10 sene sonra tamamıyla kendilerine mal ediniyorlar.

Bugün ufacık Japonya’nın geliri milyarlara vardı. Ben Japon fabrikalarının büyük kısmını gezdim, önemli ve büyük mevkilerde şöyle dursun, usta ve amele sınıfı arasında bile bir yabancı göremedim. İnançları da: ‘Japonya Japonlar içindir’ derler. (5)

Savaş Ganimetleri

 “…Pentagon’un Dış Askeri Satışlar programı tarafından finanse edilen ortak üretim anlaşmasının merkezinde, Türkiye’nin Mürtet hava üssü yakınlarında, Ankara’nın 20 mil güneyindeki bir buğday tarlasına kurulacak yeni fabrika vardı. Anlaşmanın açıklandığı gün şirket sözcülerinden biri,

“..Anlaşma, ülkenin henüz yeni kurulan askeri uçak endüstrisine yardımcı olacaktır” dedi… Türkler buranın İşleyen bir uçak-üretim tesisi olmasını bekliyor ve bunun gerçekleştiğini görmek de General Dynamics’in sorumluluğu” demiştir. Türkler fabrikayı işletmek için, yüzde 51’lik hissesine hükümetin sahip olduğu yeni bir şirket tesis ederek TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’ni (TAI) kurmuştur.

Uçağın ön gövdesi ve kokpiti imal etmek – ki buna uçaktaki her türlü elektronik donanım dahildi – ve bunları Türkiye’deki Mürtet tesislerine göndermek suretiyle en önemli teknoloji üzerindeki kontrolü elinde tuttu…

Eğer anlaşma Japonlarla yapılmış olsaydı, herkes Japonların iki yıla kalmadan kokpitin “tasarımını deşifre edip” daha iyisini üreteceğini düşünürdü – nitekim birkaç yıl sonra Tokyo ile yapılan FSX anlaşmasında böyle bir kaygı oluşmuştu. Fakat kimse Türkler hakkında böyle bir kaygıyı dile getirmedi..”(6)

Batılıların gözünde Japon kalkınması;

“..W.S. Gilbert ve Arthur Sullivan 1885’te Londra’da komik operaları Mikado’yu sergilediği zaman, egzotik Şark modeli olarak minik kuşların aşk uğruna öldüğü ve yüce cellat efendilerin kendi kafalarını kesmek zorunda kaldığı türden bir yer olan Japonya’yı almışlardı. Ne ki, aslında Japonya halihazırda tarihteki tüm diğer toplumlardan daha hızlı sanayileşmekteydi.

İç savaştan sonra 1868”de, genç imparator usta işi bir sahne amirliğiyle, Tokyo’da, ülkelerini Batılı devletlerle savaşlardan uzak tutacak, büyük ölçüde yerli sermayeyle sanayileşmeyi finanse edecek ve öfkeli halkı yabancılara kışkırtıcı saldırılardan alıkoyacak zeki yöneticileri başa getirdi. (7)

Bu noktada (Dünün ve bugünün anlayışını karşılaştırmak için)  biraz geriye gitmemiz gerekmektedir.

Halkımız neden Osmanlıyı sever ve asla unutmaz bilir misiniz? Cevabı: I. Dünya  Savaşı’nda Sivas’ta yakılan bir ağıt bize çok açık olarak anlatmaktadır.

Bizden selâm eylen Sultan Reşad’a

Kınalı beşikler kaldı köşede

Sultan Hamid gerek asker yaşada

O da hal edildi devrâna bakın.

Sultan II. Abdülhamid, 33 yıl süreli yönetimi boyunca içine itildiği 2 savaş (93 Harbi ile ‘313 Teselya) haricinde ülkesini bir sıcak çatışmaya sokmadan sorumluluğunu üstlendiği gemiyi sahil-i selamete çıkarma yolundaki insanüstü çaba sarfetmiştir. Döneminde tesis edilen uzun barış ortamında ağır savaş zayiatı yüzünden ‘baba’sız kalmış bir halka babasını iade etmiş. Nesiller arasındaki zincirin kopmasına mani olmuş ve askeri öldürmeden terhis etmenin sihirli formülünü icat etmişti. Belki de çok uzun bir süredir, ilk defa altın değerindeki bir 30 yılımızı genç neslini savaş meydanlarında heder etmeden geçirmiştik; ama o bununla da yetinmemiş, Urfa deyişiyle ‘ölüm kesesi’nden geri kazanılan bu insan kaynağını, eğiterek yetiştirme yönünde ciddi bir atılımı da fişeklemişti. (8)

Çanakkale’yi, uzun yıllar evvel öngörerek “geçilmez” yapanların başında Sultan 2. Abdülhamid gelmektedir. İşgalcilerin gemileri, bu tabyalardan açılan ateşlerle batırılmıştır. (9)

..

Japonlar nasıl batıyı yakaladı ve geçtiler

-Japonlar çok okuyan, çok çalışan, ülkelerini ve halkını çok seven bir toplumdur.

-Japonlar bir dış tehlike (Amerikan tehdidi) karşısında derhal tüm iç çekişmeleri ve çıkar kavgalarını bırakmış ve İmparatorlarının etrafında kenetlenmişlerdir.

-Japon yöneticiler ve halk, Köylüleri ile şehirlileri arasında bir fark yoktur.

-Japonlar, önce bilgi ediniyor, sonra bu bilgiyi kullanarak, geliştirerek yeni  teknolojiler üretiyor ve bu yöntemle çok kazanıyorlar.

-Japonlar, yabancı kültür, yabancı danışman ve (ölümle eş derecede çaresiz kalmadan) dış borç almamışlardır.

Japonlar, ülkeleri ve halkı için hiçbir bahane üretmeden çok çalışmakta; ülkelerinin ihtiyacı olan yatırımlar için kazandıklarının önemli kısmını tasarruf etmektedirler.

Bu özetten sonra son 15 yılda hızla büyümemizin arkasındaki Enerji Politikasını ve basit sırrı açıklayalım:

Japonlar, Batılılar ile açılan arayı kapatmak için bir seferberliğe başladıklarında şunu görürler. Halkın elinde bu iş için yeterli kaynak ve sermaye bulunmamaktadır.

Japonların çözümü şu olacaktır:

Devlet fabrikaları kuracak ve bunları karsız ve uzun ödeme vadeleri ile özel teşebbüs sahiplerine devredecektir.

Bu şekilde (Tek) Devlet aklının yerine, (Çoklu) Halkın akıl ve çalışma azmini öne çıkarılacak; toplu kalkınma ile kısa sürede başarıya ulaşılacaktır.

Bizim uzun yıllar özelleştirme yapamamamız; yetersiz sermaye nedeniyle “Yap-İşlet-Devret” modelini devreye alamamamızın, ülke kalkınmasında (nasıl ölümcül darbe olduğu) ne anlama geldiğini, basiret sahibi okuyanların takdirine bırakıyor ve müzmin hale gelen cari açığımızın belini kıran, olmayan petrolümüz (enerji fukaralığı) nedeniyle korkulu rüyalar gördüğümüz sorunlarımızın çözüm yoluna sokulmasındaki sır:

 

-Yıl 2000: KAMU’nun elektrik üretimindeki payı……. %77,9

-Yıl 2017/Nisan: ÖZEL SEKTÖR payı………………… %86,84

“Kurumlara Göre Günlük Elektrik Üretimi, 763.421.290 kilovatsaat elektrik üretiminin gerçekleştiği 04.04.2017 günü üretimin kurumlara dağılımı şöyledir.

-Özel Sektör Santralleri………… %67,85

-EÜAŞ (KAMU) Santralleri…….. % 13,17

-Yap İşlet………………………..……………. % 12,93

-Yap İşlet Devret santralleri………………. .%3,6

-İşletme hakkı dev.sant……………………..%2,46  (*)

Bu rakamlarda yoruma muhtaç bir durum var mıdır?

Sır, ÖZEL TEŞEBBÜS’ün  sisteme sokularak; Çoklu aklın, birikimin ülke için seferber edilmesidir.

Çok basit bir yöntem değil mi?

 

Devam edecek

Enerjide nereden geldik?

www.canmehmet.com

Resim: Web ortamından alınmış, tarafımızdan düzenlenmiştir.

(*) Daha fazlası için: http://www.enerjiatlasi.com/elektrik-uretimi/

Kaynaklar:

(1-2-3-5) “Alem-i İslam”,  Yazarı; Türk Seyyah, gazeteci, ilim insanı Abdürreşid İbrahim (1909)

(4) Bizim hep inanmamızı istediler, Gürkan Hacır, sahife, 200

(6) ‘SAVAŞ GANİMETLERİ‘ Amerikan silah ticaretinin insani bedeli, Sahife; 148. JOHN TIRMAN. Nisan 2005

(7) “Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” Tarihin Gelişim Seyrinin Kalıpları ve Gelecek Hakkında Ortaya Koydukları. Yazar: lAN MORRIS

(8)Abdülhamid’in Kurtlarla dansı (1), Mustafa Armağan

(9)http://www.canmehmet.com/fazla-bilinmeyen-kahramanlari-ve-tabyalari-ile-canakkale-savasi-gercegi-2.html

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*