Türkiye’nin Nükleer Teknoloji gerçeği; Radyasyon Çayda var, Finduk’ta yok! (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
İnsan olmak, farkında olmaktır.

İnsan olmak, farkında olmaktır.

 

İran’a nükleer teknolojiyi Amerika verdi. İngilizler, Çernobil dedikoduları ile ÇAYKUR’un pazarını elinden aldı. Almanlar rüşvet dedikodusu ile Ecevit’i nükleerden vazgeçirdi. Batıların 439 Nükleer Santraline karşılık karşı neden doğuda bir tane Pakistan’da var? Nükleer teknolojiye sahip değilseniz sömürgesiniz. Türkiye yılda yaklaşık 50 (elli) milyar dolar petrole (borç alarak) para ödemektedir. O da şimdilik! Halka rağmen, halkı ikna etmeden Nükleer teknolojiye’de geçemez, matbaa kuramazsınız…

Çerezlik …

-“Çernobil nedeni ile ortaya çıkan Radyasyonlu çay efsanesi nedir?

Bir İngiliz çay firmasının ticari bir oyunu olup Çaykur’u Avrupa’dan 10 yıl uzaklaşması neticesi ihracatımızın çok azalmasına ve yurt içi piyasada önemli, bir pay elde etmesi ile sonuçlanmıştır. Zaten Avrupa da tek çay üreticisi ülke Türkiye’dir.

İngiltere de 1 gr çay yetiştirilmemesine rağmen dünya piyasasına Çin, Hindistan ve Tayland’dan getirilerek harmanlanan İngiliz çayları hakimdir. Bu olay ticari ahlaka aykırı olarak kullanılmış ancak oldukça da tutmuştur.

Çay’la yan yana olan fındıkta neden radyasyon var denilmedi?

Çünkü Avrupalı çikolata üreticileri için tek kaynak Türk fındığı olduğu için ne bir yazı nede “radyasyonlu fındık” kelimesi bile Avrupa basında çıkmamıştır. Görüldü gibi konu tamamen ticari çıkarlar çerçevesinde kullanılmıştır. (Kaynak; Nükleer teknoloji bilgi pltf.)

….

Türkiye için hayati öneme sahip nükleer teknoloji konusundaki çalışmaları ve süreçte yaşanacakları kavrayabilmek adına…

Batının Nükleer Teknoloji transferlerindeki kriterleri öğrenmek için İran’ın bu konudaki çalışmalarını bilmek durumundayız.

Ve İran’ın Nükleer Hikâyesine kaldığımız yerden devam ediyoruz…

“…Bu doğrultuda Amerika’nın İran’ın kuzeyinde askeri üsler kurmasını ve İran’ı nükleer silaha donatmak istemesini Sovyetler Birliği’ni caydırma şeklinde değerlendirebiliriz ki bu süreç Sovyetler Birliği’nin dağılması ve İran’da İslam inkılabının zafere kavuşması ile askıya alındı.

Her halükârda Amerika’nın açık desteği ile İran 1958 yılında UAEA üyeliğine kabul edildi. Daha sonra Amerika 1967’de 5 megavatlık ilk hafif su araştırma reaktörünü İran’a sattı ve Amerikan AMF firması bu reaktörü Tahran üniversitesinde kurdu…

Bir yıl sonra İran NPT anlaşmasını kabul etti ve 1970’de milli şura meclisinde onaylandı. 1974’te şah, İran atom enerjisi kurumunu (İAEK) kurdu ve Dr. İtimad kurumun ilk başkanı olarak atandı.

Hızlı bir şekilde gelişen bu kurum 4 nükleer santral (Buşehr ve Darhuveyn), Buşehr’de içme suyu tesisleri, İsfahan ve Arakta 4 yeni nükleer santralın inşa edilmesi ve yine nükleer santrallerin yakıt ve teknolojik desteğinin teminini üstlendi…

Bu sırlarda Tahran üniversitesi de faaliyete geçti ve bu alanda öğrenci yetiştirmeye başladı… Öte yandan Şiraz üniversitesi de nükleer mühendis yetiştirmeye başladı ve bazı öğrencileri bu branşta yurt dışına gönderdi…

1974 İran’ın nükleer araştırmalarında bir dönüm noktasıydı. Çünkü bu yılda İran Amerika’nın Stanford araştırma enstitüsü (SRI) ile İran’ın orta vadeli sosyal, iktisadi ve sanayi kalkınması için bir araştırma yapması ve yeni bir ufuk çizmesi için bir anlaşma imzaladı.

SRI sonuçta İran’a 20 ciltlik bir rapor sundu ve İran’ın sanayi ve iktisadi kalkınmasının 1995 yılına dek nükleer santraller aracılığı ile 20 bin megavat elektrik üretmesine endeksli olduğunu belirtti.

Söz konusu rapora göre İran 1974’te, yani İslam inkılabının zaferinden 5 yıl önce Buşehr kentinde kurulmak üzere Alman Siemens firması ile 1300 megavatlık hafif su reaktörü anlaşması imzaladı ve o dönemde en büyük nükleer santral projesi sayılan bu anlaşma çerçevesinde 2 bin İranlı ve Alman uzman çalışmalara başladı.

Bu projenin 1980 yılında tamamlanması beklenirken İslam inkılabı ve ardından da dayatılan savaş projenin durmasına sebep oldu…

İran ayrıca 1974’te NPT anlaşması gereği ajansla ikili anlaşmayı imzaladı ve çok yönlü anlaşmalar gereği ajansa nükleer tesislerini denetleme izni vermeyi kabul etti.

Bu doğrultuda İran, o dönemde büyük ilerlemeler kaydeden Hindistan’la nükleer işbirliği anlaşması imzaladı.

Ağustos 1975’te Alman Kraftwerk Union firması anlaşmalara göre nükleer santral inşa çalışmalarına başladı. İşin ilginç tarafı, 1975’te Amerikan kongresi, İran’la nükleer ticaret izni veren bir karar çıkardı ve İran’ın nükleer çalışmalarını doğal niteledi.

Ancak 1975 yılı İran için bir başka açıdan da önemliydi, o da Fransa’da kurulacak Eurodif adında uranyumu zenginleştirme tesislerinin %10’luk payını satın almasıydı.

Şahın imzaladığı anlaşma ile İran bu firmanın zenginleştirme teknolojisine kavuşup ayrıca tıbbi amaçlarla kullanılan reaktörlerin radyo-izotoplarının üretimi için lâzım olan zenginleştirilmiş uranyumu da elde edecekti.

İran, Eurodif tesislerinde toplam 2 milyar dolar yatırım yaptı ki bir milyarı nükleer reaktör anlaşması yaptığı firma tarafından temin edilirken, bir milyarı da yatırım kredisi olarak gerçekleşti…

1976’da bir çok rekabetin ardından sonunda İngiltere ve Fransa ortak bir anlaşma çerçevesinde nükleer yakıtla ilgili İsfahan tesislerini inşa araştırmasını başladılar. 1997 yılı, Fransa’nın İran’ın nükleer faaliyetlerine resmen katıldığı yıldı. Ekim 1977’de Fransa iki nükleer santral inşası için İran’la anlaştı ve Framatom firması bu projeyi üstlendi…

Ancak 1973 Arap-İsrail savaşında şahın bir ölçüde Mısır’ın dönem lideri Enver Sedat’la işbirliği yapması İsraillileri öfkelendirdi ve İran’ın nükleer güç olmasından korkuttu ve bu yüzden İran’ın anlaştığı ülkelere baskı yaparak bazı nükleer projelerin gecikmesine sebep oldu ki İslam inkılabının zaferinden sonra da tüm anlaşmalar İran’ın zararına feshedildi…

Ancak Şah’ın Ortadoğu’da Amerika’nın müttefiki olması yüzünden pek ciddiye alınmıyor ve basına da pek yansımıyordu.

Amerika hatta 1978’den önce 16 mikron hassasiyetinde 4 lazer sistemi İran’a verdi. Öte yandan Amerika dış işleri bakanı, şahın nükleer silah eğilimine karşın şöyle bir açıklama yaptı:

-Amerika, İran’ın petrol dışı enerji kaynaklarını geliştirmek ve nükleer araştırma yapmak gibi çabalarını olumlu karşılıyor ve iki ülke arasında yakın zamanda geniş nükleer işbirliği anlaşması imzalanmasını temenni ediyor.

Şah ayrıca 1990’dan önce İran’da 33 nükleer reaktör inşa etmeyi ve Almanya ve Fransa’dan nükleer teçhizat almayı düşünüyordu. Bu çerçevede daha önce yapılan 6 reaktör anlaşmasından başka şah iktidarının son yıllarında Amerika, Fransa ve Almanya’dan 13 reaktör almak istedi ki bu istek gerçekleşmedi…

Şubat 1979’a dek yani İslam inkılabının zafere kavuştuğu tarihe kadar Buşehr nükleer santralının bir numaralı reaktörü %85 ve iki numaralı reaktörü de %65 ilerleme kaydetmişti, ancak inkılaptan sonra Ortadoğu’nun en büyük nükleer projesi ve bir çok diğer proje askıya alındı.

İslam inkılabından sonra Alman Siemens firması Buşehr nükleer santralının tamamlanmasını tamamlamayı kabul etmedi ve yerine doğal gazla çalışan bir santralın inşa edilmesini teklif etti.

İran ise bu teklife karşı çıktı, ancak bu aşamada Almanya’ya uluslararası alanda fazla baskı uygulayamadı ve bu sürtüşme 1988e dek sürdü ve İran tazminat istedi. Fakat Ziemens firması uluslararası ticaret komisyonunun desteği ile bu hukuki dosyadan galip çıktı ve İran’a hiç bir tazminat ödenmedi…

Öte yandan 8 yıllık dayatılan savaş sırasında da bazı nükleer tesisler büyük ölçüde hasar gördü ve nükleer faaliyetler aksadı. (Kaynak; İran Cumhuriyeti Türkçe yayınlar sitesi)

“Nükleeri halka iyi anlatmalıyız…

“Türkiye’de ve Dünyada Enerji-Nükleer Enerji Gerçeği” kitabının yazarı Türkiye Teknik Elemanlar Vakfı (TÜTEV) Enerji Danışmanı Serdar İskender,

-Nükleer enerji tercihinin sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde ele alınarak, riskleri ve avantajlarıyla birlikte değerlendirilmesini istiyor:

-“Nükleer teknoloji, ülkemizin elektrik talebinin güvenle karşılanmasına önemli katkıda bulunacak, ucuz elektrik sağlayacak,

-Yüksek teknoloji kazandıracak, sanayi için bir itici güç oluşturarak, yeni istihdam alanları açacak.

-Öncelikli olarak, kamuoyu doğru olarak bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmeli. Kısa ve uzun vadeli planlar yapılarak, nükleer enerjinin avantajları;

-Güvenilir, temiz ve rekabet edebilir bir enerji alternatifi olduğu anlatılmalı.

Nükleer santraller halka rağmen değil, halkın istek ve desteğiyle acilen kurulmalı.”

Enerji tüketiminin kalkınmışlık göstergesi olduğuna işaret eden İskender ilginç bir örnek veriyor:

– “1973-2000 yılları arasında Türkiye gayri safi milli hasılasını 1.994 dolardan 3.158 dolara çıkarttı.

Yani yüzde 58’lik bir artış yaşandı. Buna karşılık enerji talebi yüzde 231 arttı.

-Sürdürülebilir büyüme hedefleri açısından bakıldığında 2020-2030 hedeflerinde enerji talebindeki artış yüzde 160’lardan kat be kat fazla olur. Bu darboğazdan kurtulmanın en temel yolu nükleer enerji yatırımlarını şimdiden yapıp, 30 yıl sonra önümüzü görmemizden geçer…

-ABD’de 104 reaktörün bir kişiye yüklediği fazladan doz 0,001 mSv/yıl (ışınım oranı) olmasına rağmen, 1.000 MWe gücündeki kömürle çalışan bir termik santralin bacasından çıkan radyoaktif partiküllerin bir kişiye yüklediği fazladan doz 0,004 mSv/ yıl’dır.

-Yani nükleer diğer yakıtlara oranla daha az riskli temiz bir enerji türüdür.”

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*