Türkiye’nin dış borcu, IMF ve Dünya Bankasının gerçek yüzü

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
dünya bankası

Alıntı; https://twitter.com/darren_dazmav/status/569456174665478145

 

Borç konusunda kamuoyunun bugüne kadar çok yanıltıldığı, borçla ilgili yazılan ve anlatılanların birçoğunda, yazanın anlayışına göre adeta sihirbazın şapkasından gökyüzünü dolduracak kadar güvercin çıkarıldığı görülecektir. Vatandaş aydınlandıkça kendisine anlatılanların; aslında gerçekleri öğrenmesine yönelik değil, birileri adına yönlendirme amaçlı olduğunu öğrenecektir. Aşağıda karşılaştırılmaları için bazı devletlerin dış ve iç borç rakamları verilmektedir.

Dünyanın en borçlu ülkeleri; Uluslararası Para Fonu 2008 verilerinden özet (1)

-ABD, 12 trilyon 250 milyar dolar (devlet-özel sektör toplam) en fazla borçlu birinci ülke,

-İngiltere, 10 trilyon 450 milyar dolar dış borçla en fazla borçlu ikinci ülke,

-Almanya, 4 trilyon 489 milyar dolarla, en fazla borçlu üçüncü ülke,

-Fransa, 4 trilyon 396 milyar dolarla, en fazla borçlu dördüncü ülke,

-Türkiye, 247 milyar dolar dış borçla, dünyada yirmi üçüncü borçlu ülke.

Bir ülkenin borç değerlendirilmesinin ilk planında, dış borcunun, milli gelire oranına bakılmaktadır. Bu anlayışla borçlu ülkelere göre yapılan gelir/borç oranı sıralamasın da;

-İngiltere, toplam dış borcu; 10.450 trilyon dolar, dış borcun GSYH* Oranı, %375

-Fransa, toplam dış borcu; 4.386 trilyon dolar, dış borcun GSYH Oranı, 148

-Almanya, toplam dış borcu; 4.489 trilyon dolar, dış borcun GSYH Oranı, %118

-ABD, toplam (dış-iç) borcu; 12.250 trilyon dolar, dış borcun GSYH Oranı, %85

-İtalya, dış borcu; 996 milyar dolar, Dış borcun GSYH Oranı, %42

-Türkiye, dış borcu; 247 milyar dolar, Dış borcun GSYH Oranı, %31

-Polonya, dış borcu; 170 milyar dolar, Dış borcun GSYH Oranı, %30

-Rusya, dış borcu; 365 milyar dolar, Dış borcun GSYH Oranı, %20

-İran, dış borcu; 21 milyar dolar, Dış borcun GSYH Oranı, %5
Türkiye’nin iç borcunun milli gelire oranı da yüzde 29, 81 seviyesindedir. Bununla Türkiye, 51 ülkenin bulunduğu sıralamada, en borçlu ülkeler arasında 22. sırada yer almaktadır. Karşılaştırma için iki örnek verirsek; Amerika’nın iç borcunun milli gelire oranı yüzde 21, 49, İspanya’nın 16, 68’dir.

* * *

Borçlunun durumunu en iyi kim bilir? Herhalde alacaklısı! işte IMF yetkilisinin 27 Şubat 2009 Tarihinde ülkemiz hakkında söyledikleri;

-“IMF Türkiye Temsilcisi Hossein Samiei, dış borç seviyesine bakıldığında iyi bir konumda olduğu görülen Türkiye’nin dış borcunun, benzer ülkelere göre daha düşük olduğunu kaydetti.

3. Risk Yönetimi Zirvesi’nde konuşan Samiei, Uluslararası ticaretteki konumu ve uluslararası sistemle finansal bağları nedeniyle Türkiye’nin küresel krizin etkilerine daha fazla maruz kaldığını belirtti. ‘Türkiye’nin dış finansmana bağımlı olması Türkiye’yi global kredi darlığının etkilerine daha fazla maruz bırakıyor’ diyen Samiei, buna karşın;

2001’den beri düşen kamu borç oranının Türkiye’yi döviz dalgalanmalarından daha az etkilenir hale getirdiğine dikkat çekti….”(2)

Ne demektedir IMF yetkilisi; “2001’den itibaren Türkiye’nin dış borcu düşmektedir.

-“Aaa… Öyle söylüyorsun da, özel sektörün borcu artıyormuş ya…”

Anlatacağız. Ancak; bilindiği gibi özel sektör aldığı bu borçla ülkesine (ve kendisine) daha çok kazandırmak için geleceğe yatırım yapmaktadır. Burada adaletli olmak gerekirse, bu yatırımların üretime başlamasıyla elde edilecek gelirin de ifade edilmesi gerekmektedir. Belki ilk birkaç yıl borçlu gözükülecektir.

Ancak bu fabrikaların ihracata başlamasıyla kazanılanacakların, bu borçları fazlasıyla ödeyeceği bilinmelidir.

* * *

Şimdi borç konusunda işin doğrusunun ne olduğunu anlatmaya çalışalım.

-Memur olarak bir işletmede aylık 1000 lira ücretle çalışmaktayım. Aylık giderim, 990 lira ve 10.000 lira borcum bulunmaktadır.

-Üretim işi yapan atölyemde, aylık net 5000 lira gelirim, toplam dönem sonu faizleri ile birlikte 200.000 lira borcum bulunmaktadır.

Bu iki senaryoyu uygulamaya koyduğumuzda bakınız karşımıza ne çıkmaktadır;

Memur, gelir ve gider rakamlarına göre; 10.000 liralık borcunu yaklaşık 83 yılda, atölye sahibi, 3, 5 yılda ödeyebilecektir. Bu anlayışta; gerçekte sizin borç rakamınızın ne olduğunun fazlaca bir önemi yoktur. Önemli olan; borcunuzu ödeme yeteneğinizin olup olmamasıdır.

Bu nedenle, Türkiye’nin veya Amerika’nın şu kadar dış-iç borcu vardır demek samimi ve anlaşılır bir açıklama değildir. Açıklanması gereken; ülkenin, bir yıl itibariyle borcunu ödeyebilecek bir artı değer ortaya koyup, koyamamasıdır.

Türkiye’de şu anda yaklaşık 15-16 milyon çocuğumuz öğrenim görmektedir. Bu rakam neredeyse İsrail’in üç, Yunanistan’ın bir buçuk katıdır.

Bu kaynak, gerçekte uzun vadede bizim çok büyük bir zenginlik olmasına rağmen, kısa vadede üretmeyen bu kadar büyük nüfusun beslenmesi, eğitilmesi, giydirilmesi, sağlık giderlerinin karşılanması ve hayata atıldıklarında onlara iş imkânı sağlanması açısından değerlendirildiğinde, ülkemizin bugünkü ekonomik yapısı daha sağlıklı değerlendirilecektir.

Ancak; bu iyi eğitim-öğrenim gören çocuklarımız, 10-15 yıl içerisinde üretici konumuna geldiklerinde ve ülkeye kazandıracakları katma değeri dikkate aldığımızda, bunun yaklaşık 150 milyar dolarlık bir üretim veya borç ödeme yeteneğini ortaya koyacağı görülecektir.

Zaman zaman çeşitli araştırma kuruluşlarının, “Türkiye 10 yılda bu kadar, 30 yılda şu kadar büyüyecek bölgesinde Aslan, kaplan olacak…” öngörülerinin altında bunlar bulunmaktadır.

Ancak biz ağlamaktan ve birbirimizin gırtlağına sıkmaktan önümüzde hızla akan, hızlı trenin dahi farkına varamıyoruz.

Özetle; ekonomimiz büyüdükçe mevcut borcumuz ürkütücü görünümünü kaybedecektir. Bu nedenle kimi devletler ülkemizde boşuna kriz, terör (Muhtıra, ihtilal) olaylarını çıkartmamaktadırlar.

Onlar biliyorlar ki, ülkedeki huzur, yatırımları, yatırımlar zenginlikleri getirmektedir…

Eğer, ihracatınızı sistemli bir şekilde artırıyor, katma değeri yüksek mal üretebiliyor, her geçen gün ülke ekonomisine üretmek ve çalışmak için nitelikli insanlarınızı katabiliyorsanız, siz büyümek ve yatırım için kredi bulmak durumundasınız.

Gerçeğinde, size makine ve yatırım malı satacaklar aynı zamanda da kredi de vermektedirler. Önemli olan alınan ile ödenen arasındaki farkı iyi dengelemek, gelen parayı sadece üretmek ve büyümekte kullanmak gerekmektedir.

Eğer, aldığınız yeni borçla, mevcut borcunuzu ve faizini ödemeye çalışıyorsanız, batışa giden yola girmişiniz demektir. Tehlikeli olan, ülkeyi yıkılışa götürende budur.

Gittiğiniz yolun doğruluğunu belirleyen önemli kıstas; borcunuzun miktarının, milli gelirinizin artışından fazla artmamasıdır.

Sayın Başbakan ne demektedir. “Uygun şartlar olursa IMF’den kredi (borç) alırız.

Peki, Neden? Düne kadar IMF’den kredi almak için önlerinde kırk takla atarken, bugün kredi almakta nazlı davranıyoruz?

İşte IMF resmi kuruluş felsefesi; “Global finansal düzeni takip etmek, ödeme planları gibi konularda denetim ve organizasyon yapmak, aynı zamanda teknik ve finansal destek sağlamak, milletlerarası ekonomik meselelerle uğraşmak…”

Bu da IMF gizli gerçeği; “kullanılan gücün askeri ve politik yerine finansal olması dışında, uluslararası işbirliği ruhundan ziyade, bir güç politikası operasyonunu yansıtıyor.”

Bunu kim açıklıyor? Harry Dexter White,

Peki, Harry kim? IMF ve Dünya Bankası kuruluş fikrinin ardında yatan beyin.

Yani, sistemin babası, kurucusu…

Özetle; Ne diyor? Silah ve diplomasi (yoluyla zorlama) yerine para ile diğer milletlerin “ümüğünü sıkacağız.” Tüm hikâye budur. Hem de içtiğimiz su kadar berrak bir şekilde.

Şimdi isterseniz borç alabilirsiniz… Özellikle de IMF ve Dünya bankasından…

(*) GSYH; Gayri safi yurtiçi hâsıla, ekonomik büyüklüğünün göstergelerindendir. Ülkede belli bir zaman içinde, üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değeridir.

(1) 01.Şubat.2009 Samanyoluhaber.com

(2) 27 Şubat 2009, Star gazetesi.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*