Türkiye’de Sanayi Devrimi neden gecikmektedir? Ekonomi IMF’ye, Savunma NATO’ya!

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Ya bilgi-teknoloji üretir kenidimizin efendisi oluruz, ya da üretenler efendimiz olur. Tercih sizlerin...

Ya bilgi-teknoloji üretir kenidimizin efendisi oluruz, ya da üretenler efendimiz olur. Tercih sizlerin…

 

Yaklaşık iki asırdır aynı çukuruna düşmekteyiz. Yıl 1853, Rusların Osmanlılardan talepleri vardır. Bu nedenle Ruslarla yaptığımız Kırım Savaşı’nda İngilizler ve Fransızlar yanımızda yer alırlar. Ve bu savaş (Ruslar) nedeni ile ilk kez dışarıya (İngiliz-Fransızlara) borçlanırız. Yıl 1946, Rusların bu kez Boğazlar, Kars, Ardahan’la ilgili talepleri vardır. Bu defa yanımızda NATO (İngiliz – Fransız + ABD) vardır. Ve yine Ruslar nedeni ile (1947’de) IMF’ye borçlanırız. Aynı tezgâh, aynı çukur! İkisinde de Rus talepleri vardır. Ve Rusların taleplerinin ikisinde de dışarıya borçlanırız.

Konuya kaldığımız yerden devam ediyoruz…

-İpek Yolu’nu ve önemini,

-Avrupa’nın coğrafi keşifleri ve sonuçlarını,

-Keşifler nedeniyle Osmanlının büyük gelir kaybına uğraması ile yıkılışa giden sürece girdiğini,

-Osmanlının, ekonomik darboğazdan çıkışın çözümünü, yabancıların ülkemizdeki ticaretlerini teşvik için tanınacak hak ve ayrıcalıklarda gördüğünü, ancak bu fark ve ayrıcalıkların, kendisini ileride sömürgeleştirdiği anlatılarak sıra…

Bu fark ve ayrıcalıklar ismi Kapitülasyonları anlatmaya gelmişti…

Kapitülasyonlar…

“İlk defa 1352 yılında Cenevizlilere verilen (hak ve ayrıcalıklar) Kapitülasyonlar, darülharb kabul edilen yabancı ülke tüccarına Osmanlı topraklarında ticaret yapma hakkı veriyordu…

Osmanlı Devleti’nin, kurumlarını oluşturmaya başladığı kuruluş yüzyıllarında Ceneviz’in ticaretteki ustalığından oldukça istifade ettiği görülmektedir.

Bu ilişkinin altında Akdeniz’de yapılan ticaretin geliştirilmesi yatmaktadır.

16’ıncı asra gelindiğinde ise yapılan coğrafi keşifler, İpek yolunun önemi ile birlikte Osmanlının gelirini azaltır. Bu kez çare olarak, yabancıların Osmanlı ile olan ticaretlerini devam ettirmeleri için onlara cazip gelecek avantajlar sağlanması görülür.

Ancak, olayın bu kısmı bizde fazla seslendirilmemiştir.

1352’de yabancılara verilen halkların altında, ticareti öğrenmek ve geliştirmek…

1560’lı yıllarda verilen hakların altında da, keşfedilen yeni yollar nedeniyle Anadolu’dan çekilen yabancı tüccarları yeniden kazanmak vardır.

Ancak, Batı Avrupa’nın (İlk İngiltere) yaptığı sanayi devrimi her şeyi değiştirmiştir.

Devrim, Osmanlı ve Avrupa arasında bir nitelik farkı doğurur. Osmanlı artık batı için bir hammadde deposu ve işlenmiş ürünleri için geniş bir pazardır. Evvelce alınan hakların yanında, Osmanlı topraklarını Avrupa’ya tek bir pazar olarak açan 1838 ticaret anlaşması da işin tuzu biberidir.

Bu anlaşma ile ihracat yasağı ve devlet tekelleri kaldırılmış, yabancı tüccarlar yerli tüccarlarla aynı haklara sahip olmuştur.

Bu anlaşmanın tercimesi, bundan sonra Osmanlı artık mamül mal üretemeyecek, daha doğrusu üretse de rekabet edemeyecek, ettiğinde de Avrupalı üreticiler tarafından çok açık bir şekilde çok düşük fiyatlarla mal satılarak yok edilecektir.

Osmanlı artık, kumaş yerine iplik, iplik yerine ham pamuk ya da yün hatta pamuk kozası satar hale gelmiştir.

Ve bu anlaşma ile hayal edilen, Osmanlı-Türkiye’nin sanayileşme hevesi başka baharlara kalmıştır.

Konuyu toparlayarak sonlandırırsak,

Osmanlı, döneminin ileri devleti olmasına rağmen, 16’ıncı asırda yapılan coğrafi keşifler sonucu kaybettiği gelirini başka yerlerden sağlamak yerine ülkedeki toprak işleyiş düzenini bozarak, üretimden çok topraktan kazanmayı düşünür.

Ancak, bozduğu toprak işleyiş düzenini tekrar kuramadığı gibi yeni bir çözümde geliştiremez.

-Osmanlı, 18’inci asırda Batının arayı iyice açtığını kabullenerek, devletin yapısını ve yönetim anlayışını değiştirmeye çalışsa ve bu uğurda çok çırpınsa da, “zamanın ruhu”nu, halkın doğrudan meselenin içine çekilmeden kalkınma olamayacağını göremez ve girdiği borç batağı sonucu hayatı sonlanır.

-Cumhuriyet yönetimi, (belki Japonları örnek alarak) tepeden inme bir değişiklikle ülkeyi kalkındıracağını, değiştireceğini düşünse de onlarda “zamanın ruhu”nu yakalayamamış ve bu hareketi aşağıdan yukarıya, dönüştüremediği için çırpınmışlar, daha açık tabiri ile başaramamışlardır.

-İkinci Dünya savaşından sonra kurulan yenidünya düzeninde, bizlerinde meselelere bakış açısı değişmiş ve halkın katılımı olmadan kalkınma olamayacağı fark edilmiş, ancak bu kez de kaynak olmadığı için borçlanarak kalkınmaya çaba harcanmış, arayı iyice açan batılı sömürgeciler bizleri birazda kenardan gülerek seyretmiş, borçlanmamızdan dolayı, yeteri kadar da üretememiş, her ödeme krizine girdiğimizde, gönüllerine göre tekrar tekrar borç vererek kalınan yerden, kendi çıkarlarına gelecek şekilde devam etmemiz sağlanmıştır!

Bu şekilde düşe kalka 1980’lere, Özal dönemine geliriz…

Özal İhracat olmadan ülkenin ve insanın anlayışının değişmeyeceğini ve güçlü bir orta sınıf (Rahmetli Özal’ın tanımı ile Ortadirek ) olmadan, ne ülkenin kalkınacağını, ne de demokrasinin yerleşeceğini düşündüğünden büyük teşviklerle (Hayali ihracatlar!”a, yol ve kapı açılmıştır.

1980’ler de ihracat 2,5 milyar…

2002’li yıllarda 35 Milyar…

2007’de 130 Milyar dolardır.

Ve Ülke çadırının “Ortadirek”i, belkemiği kurulmuştur.

Bugün ülkenin ve başbakanının sesi çıkıyorsa bunu Ağırlıklı olarak Rahmetli Özal’a, Erbakan’a borçluyuz.

Bunlardan sonra Başbakan yurt dışında, “One minute… One minute! Demeye başlayacaktır…

Güçlü bir ekonomi, insanına güven vermekte ve gerektiğinde yüksek sesle konuşturabilmektedir…

Bugün Türkiye yaklaşık, 23 milyar dolar tarım ürünü üretebilmekte,

Bugün Türkiye yaklaşık, 27 milyar dolar Turizmden gelir temin edebilmekte,

Bugün Türkiye yaklaşık, aylık 10-12 milyar dolar ihracat yapabilmektedir.

.

Peki, bundan sonra?

Sonrasını,

Ortaçağda İspanya’dan Osmanlı’ya sığınmış olan Sefarad Yahudilerinden olan bugünkü

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy söylemektedir…

-“Sarkozy, G20 dönem başkanı olarak Fransa için Türkiye’nin desteğinin çok önemli olduğunu ifade ederek, gündemlerinde uluslararası para sisteminin reformu ve hammadde fiyatlarının düzenlenmesi gibi çok zor, acil ve karmaşık konular olduğunu söyledi.

Büyük bir tarım ülkesi olan Türkiye için hammadde fiyatlarının düzenlenmesinin önemli olduğuna işaret eden Sarkozy, bu yüzden Tarım, Gıda, Balıkçılık, Kırsal Kesim ve Bölgesel İdare Bakanı Bruno Le Maire ile Türkiye’ye geldiğini ifade ederek, bu konuda Türkiye’nin oynayabileceği çok önemli bir rolü olduğunu kaydetti. (25 Şubat 2011-Cumhuriyet)

Fransa bizi 19’uncu asırdaki görüntümüzle, o beklentiyle görmek istemektedir.

”Büyük bir tarım ülkesi olan Türkiye…”

“Sizden hammadde alalım, size uçak, gemi, malzeme satalım… Neyinize sizin Afrikaya, bizim pazarımıza Konya’dan traktör satmak!”

Bir daha ülkenize altı saatlik de olsa gelmem, küserim be… oyunbozanlık yapmayın Aaaa……”

Bir soru ile noktalayalım…

28 Şubat” Olayı ile Anadolu’nun (Yeşil Sermayenin) sanayileşmesiyle bir ilgisi…

Veya Yeşil Sermayenin Türkiye’nin montaj değil, gerçek sanayileşmesiyle bir ilgisi var mıdır?

Türk Halkı artık dizlerinin üzerinde ağır ağır da olsa doğrulmaktadır…

İlk yazıda, Yargı’nın sistemi koruması üzerine inşası anlatılmıştı…

İkincisinde Osmanlının sanayileşememesi…

Üçüncüsünde Osmanlının yıkılışının gerçek nedenleri

Biz bir kapı açtık, sonrası meraklılarına kalmaktadır.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*