Türkiye, PKK sorunu ’nu çözerek Batı’nın bu hamlesini boşa çıkarmak durumundadır (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Başkalarını suçlamadan evvel, sorgulanması gereken; "Suçladığımız konularda biz ne yapmışız?"

Başkalarını suçlamadan evvel, sorgulanması gereken; “Suçladığımız konularda biz ne yapmışız?”

 

“..Kızıl genç “bakın dostum, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra Papa Roma’dan kendisine bir elçi göndererek ‘Gel Hıristiyanlığı kabul et. Ben de seni, Doğu Roma İmparatoru olarak takdis edeyim!’ teklifini gönderiyor. Sultan bu teklifi reddediyor.

İşte o andan itibaren siz Avrupa’da partiyi kaybettiniz.

Bugün demokrasi derler, yarın Kürtlere özgürlük, Ermenilere toprak vs.

Sizden her gün yeni bir şey talep edeceklerdir.

Bu işin sonu gelmez!

Zira burası bir Hıristiyan Birliğidir. Siz ise bu birliğe tam karşıt bir konumdasınız.

Bu söylemi de, bu açıklıkla size benden başka kimse söyleyemez, zira ben yahudiyim”

dedi. Dondum kaldım.

Biz Atatürk Türkiyesi’nin laiklik ilkeleri ile yetişmiş kişileri,

Avrupa’da dinin toplum hayatında ne kadar önemli yer tuttuğunu bugün dahi anladığımızı sanmıyorum…

Avrupa Birliği’ne sanki bizi alacaklarmışçasına tabii çalışalım. Ciddi çabalarımız sonucu, daha demokratlaşmış ve zenginleşmiş bir ülke olmuşuz ve dostlarımız hala kararsız. Bizim bu konuda ne kaybımız olur? Hiç. Ama onurlu, haysiyetli ve daha özgür bir ülke olarak yolumuza devam ederiz. Bunun için her dayatmalarında, boynu bükük, başımız önde evet dersek, bu işin sonu hiçbir zaman gelmez.”(1)

– AVRUPA EKONOMİK TOPLULUĞUNDA BİR GEZİNTİ

Yıl 1982 Sonbaharı olmalı. 80 Askeri darbesi yaşanmış, seçimler henüz gerçekleşmemişti, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyeleri ile İstanbul’daki bankacılar, o zamanki adı AET olan Avrupa Birliği kurumlarını tanımak üzere Belçika ve Lüksenburg’a davet ediliyoruz. Hocalardan yanımda bir rahmetli Akın İlkin, bankacılardan ise Orhan imirdağ kalmış. Zaten on kişi kadardık. Doğrusu AET yetkilileri bizleri güzel ağırlıyorlar, her iki ülkede de yerleşik kurumlari etraflıca bizlere tanıtıyorlar.

Gezimizin önemli bir noktası, AET dış işlerinde yetkili devlet adamları ve parlamenterlerin şerefimize verecekleri öğle yemeğiydi. Brüksel’deki bu öğle yemeği Belediye Sarayında veriliyor. Önemli parlamenterler heyetimizi yemekte ağırlıyor. Şık ve yuvarlak bir masa. Heyet üyelerimiz karışık bir şekilde oturuyoruz.

Bu tür yemeklerde adet olduğu üzere. Misafirleri ağırlayan heyet başkanı kadehini her iki ülkenin mutluluğu adına kaldırır, bir iki kibarca söz sarf eder, karşılığında da misafir heyet başkanı bu tür bir cevap verir ve yemek sıcak bir dostluk havasında yenir.

Benzer bir şekilde ağırlayan heyet başkanı önce nezaket cümleleriyle bizlere hoş geldin dedikten hemen sonra zehir zemberek bir konuşma yapmağa başladı

“Siz kendinizi ne sanıyorsunuz! AET demokratik ülkeler topluluğudur, sizler ise bizim dostlarımız Turan Güneş, Turhan Feyzioğlu gibi pek çok parlamenterin görevlerini engellemekle kalmıyor, hala kendinizi bu topluluğa hangi hakla üye olabileceğinizi sanıyorsunuz?

Konuşma bu küstahlık devam edip gidiyordu. Konu anlaşılmıştı, AET Dış İşlemleri Sorumlusu bizim vasıtamızla Evren’e mesaj gönderiyordu. Sinirlenmiştim. Söz istemek için elimi kaldırdım. Adam şaşkınca “Evet” dedi. Ben ise

-“AET üyelerinin demokratik hassasiyetlerini görmek hepimizi çok duygulandırdı. Ancak merakımı hoş görün, 79-80 yıllarında Türkiye sokaklarında günde 20-30 kişi terör kurbanı olarak yaşamını yitirirken, bir protestonuzu görmedik, demokratik hassasiyetleriniz neredeydi acaba? Üstelik yönetime el koymuş olan silahlı kuvvetler, en kısa zamanda seçimler yapılacağını vaad ediyorlar. Çok demokratik bir iç savaşı mı tercih ederdiniz?

diyerek sinirli bir biçimde koltuğuma oturuyorum. Konuşmacı bana cevaplar veriyor, hiç ilgilenmiyorum.” (2)

Tam o sıra, solumda oturan, bugün dahi yüzü gözümün önünden eksilmeyen, kızıl saçlı, seyrek kızıl sakallı genç bana dönerek

“biliyor musun, boşuna sinirleniyorsun. Siz bu oyunu 1453’te kayıp etmişsiniz! Bilmiyor musun?”

Ben şaşkın

“Siz ne söylemeye çalışıyorsunuz? Lütfen açıklar mısınız?”

Kızıl genç

-“bakın dostum, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra Papa Roma’dan kendisine bir elçi göndererek ‘Gel Hıristiyanlığı kabul et. Ben de seni, Doğu Roma İmparatoru olarak takdis edeyim!’ teklifini gönderiyor. Sultan bu teklifi reddediyor. İşte o andan itibaren siz Avrupa’da partiyi kaybettiniz.”

Yukarıdaki satırlar; Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ilgili bir toplantıya katılan, Boğaziçi üniversitesi öğretim görevlisi (Yapı Kredi Bankası eski genel müdür Yardımcısı) Metin Berk’e aittir. Anlatılan bu olay; “ZORAKİ BANKACI, Bir Dönemin perde arkası” isimli kitabından aktarılmıştır.

Başlamadan evvel, “PKK” veya Kürt Sorunu‘nun arkasında olanlar  bu şekilde verilmiştir ki, okuyanlar bu olayların “kurgulanmış bir senaryo” olduğunu daha açık görebilsinler, öğrensinler.

Elbette tüm suçu Avrupalılara (yabancılara) atmak pek doğru olmayacaktır.

Peki neden?

Bu olayda bizim (bilerek veya bilmeyerek) yaptığımız büyük hataları da samimi olarak itiraf etmemiz, kışkırtıcılarının, bu olayı kullananların ekmeklerine yağ sürdüğümüz unutulmamalıdır.

Tarih neden (sadece) aptallar için tekrar etmektedir? Herhalde bir ders almadıklarından)

Yıl 1804… (Yaklaşık 210 yıl evvel)

Yer Balkanlar…

Gerisini, “Osmanlı Tarihi” konusunda, “otorite” kabul edilenlerden, Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihî V. Cilt. 104’nci sahifesinde bakınız nasıl anlatmaktadır.

Devam edecek;

-PKK Sorunu, neden; Tarihi, Siyasi, Sosyolojik, Ekonomik vb. pencerelerden görülmelidir?

 

Resim;http://www.pi-news.net/2007/11/koeln-vor-dem-dom-heulten-die-woelfe/

Kaynak;

(1) ZORAKİ BANKACI, Bir Dönemin perde arkası, Metin BERK, 2.Baskı Nisan 2014. Sahife;188

(2) A.g.e. Sahife;186

735 Toplam Ziyaretçimiz 2 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*