Türkiye neden sosyal ve ekonomik yönden gelişememiştir?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Günümüzde “Bir”, ancak bilgi ile “Bin” olabilmektedir.

 

Ana kapının önünde bir hürriyet heykeliyle karşılaşıyorsunuz; heykelin elinde bir asa vardır ve bir sandalyede oturmaktadır. Görüntüsü ve tavrı izleyenlere şu mesajı verir: “Ey kıymetli ziyaretçiler, insanlığın bu büyüleyici gelişimine baktığınızda, şunu aklınızdan çıkarmayın ki, tüm bu mükemmellikler hürriyetin eseridir. Ancak hürriyetin koruması altında, insanlar ve milletler mutluluğa erişir. Hürriyet olmaksızın güvenlik olmaz; güvenlik olmadan gayret olmaz, gayret olmadan, zenginlik olmaz; zenginlik olmadan, mutluluk olmaz!” (1)

İçinde yaşadığımız yeniçağda, zenginlik bilginin ürünüdür. Bilgi, ekonominin başlıca hammaddesi ve en önemli ürünü haline gelmiş bulunuyor. Günümüzde zenginlik yaratmak için gerek duyulan sermaye varlıkları arazi, bedensel emek, imalat ve fabrikalar değildir. Bunların yerini bilgi almış durumdadır.” (2)

Sosyal ve ekonomik olarak gelişmenin tabana yayıldığı ülkelere bakıldığında sanat (özgün fikir ve yeteneklerle üretilenler) ve ekonomideki ilerlemelerin (zenginlik ve refahın) birlikte yürüdüğü görülmektedir.

Bu tezi; 17’nci asrın ortalarında gerçekleştirilen İngiliz ; 18’nci asrın sonunda gerçekleşen Fransız devrimleri ile  19’uncu asırda gerçekleşen sanayi devrimleri doğrulamaktadır.

Düşünce özgürlüğü olmayan ülkelerdeki insanlar kendilerini ilgilendiren bir uygulamada çoğunlukla birbirlerini hiç düşünmeden bir koyun misali takip etmektedir.

Gerçeğinde, herkesin aynı fikirde olması, aynı yöne gitmesi gelişmenin farkında olunmadan engellenmesidir.

Çalışmayı yüksek kazanca dönüştüren bir ülkedeki,  “fikir ayrılıklarıdır.”

Herkesin aynı şeyleri düşündüğü ülkelerde ortalıkta doğru dürüst düşünen kimse kalmayacak ve bu doğrultuda düşünen insanı olmayan bir ülkenin de kalkınması hayal olacaktır.

Bu nedenle demokrasilerde, muhalefet partileri ve eleştiri hürriyeti çok önemli, hatta vazgeçilmezler arasındadır.

Bir ülkedeki düşünce ve girişim özgürlüğü ortamında üretilen yeni fikirler, toprağa atılan tohumlar gibidir.

“Toprak ne kadar zengin olursa olsun, ekilmedikçe mahsul vermemektedir. Kafalar da öyledir; (bilgi) ekilmeyen (bu bilgilerle düşünemeyen) kafalar da fikir üretememektedir. (3)

İnsanlara doğuştan sadece akıl verilmektedir. Akıl diğer tanımı ile bir ölçme ve değerlendirme merkezi, sistemidir.

“Doğuştan bilgi yoktur ve insan zekası doğduktan sonra dolmaya başlayan bomboş bir levha (Tabula rasa*) dır.” (4)

Bu anlayışla aklın insana yararlı olabilmesi; ona değerlendirmesi için bilgi-deneyim verilmesi ile mümkündür.

Düşünce ve girişim özgürlüğüne sahip olamayan bir kafa, bir aile, bir toplum ve bir ülke (belki) zenginleşebilecek ancak hiç bir zaman gelişemeyecektir. 

Kaynakça;

(1) Sadullah Paşa,  1878 yılındaki Paris Sergisi ile ilgili anılarından

(2) Thomas A.Stewart

(3) Senaca

(4) John Locke

* “Tabula rasa”, insan beyninin başlangıçta “boş bir levha” olduğunu öneren felsefi görüş

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*