Türkiye Neden Sanayileşemiyor? Parvus’a Göre Sanayileşmek Köylüyle Başlar (6)

Önceki Yazı

 

Köylülerin kalkınmadaki önemine en güzel örnek Japonlardır.  “Bir gün bir kadın abur-cubur, ufak-tefek şeylerle bir eski gazete kâğıdı, bir de ip parçası getirdi, postacıya verdi: “Omru’ya Takar Miyako’ya gidecek” dedi, gitti. Postacı onları toplayarak kâğıda sardı, o iple bağladı, adresini de yazdı, deftere kaydettikten sonra koçanını orada hizmet eden uşağa verdi (ve) “Falan kadına ver” dedi.”  (1)

Bu olayın, 1909 yılında Japonya’da yaşandığı hatırlanmalıdır.

Şimdi bu örneği ülkemize yansıtalım.

Yaşlı köylü bir kadın; birkaç eski eşya, bir eski gazete ve bir ip parçası ile postaneye gelerek, sadece alıcının adını, soyadını ve yaşadığı bölgeyi bildirerek postaneden ayrılıyor. Postanedeki görevli, bunları bu şekilde kabul eder, alıcısına ulaştırır mı?

Bunun cevabını kendinize verebilirsiniz.

Bu örnek, Japon Devletinin köylüsüne, halkına olan saygısının bir göstergesidir. Kendisine bu kadar kolaylık ve saygı gösterilen Japonlar, devletleri için gereken her fedakarlığı  yapmaz mı?

Bizde düne kadar, Devlet, kendisine işi düşen halkına ne demekteydi?  Bugün git, yarın gel!”

Bu örnekle, bazı siyasi partilerin halk nezdinde neden hiç rağbet görmediği daha iyi anlaşılacaktır.

JAPONLARDA KÖYLÜLER

Köylü ile şehirli arasında büyük bir fark da göremezsiniz. Âdet ve ahlâk, giyiniş tarzı, her cihetten köylü ile şehirli arasında  zahirî (görünen) bir fark görülemez: Japonların köylüleri de son derecede terbiyeli, edepli, konuk-severdirler…Bazı köylerde gazete neşrolunur. Köylüler oldukça daha sade, yaşantıları tabiata daha uygundur, velhasıl bir Doğu hayatı geçirirler…

En fakir evde her sabah en evvel ele alacakları bir şey var ise, o da gazetedir. (*)Şafak söker-sökmez hemen gazeteciler otomobil ile geçerler.

Bazı köyler vardır ki, âdeta köy denilecek derecede de; iki-üç hane, beş hane, bunlar da pek çoktur. Böyleleri ekseriyede yoldan kenarda, uzakça bulunur, gazeteciler uğramaz. Fakat o hizadan geçerken o köylerin gazetelerini yol üstüne atar gider. (2)

Burada bir özeleştiri yapmamız gerekmektedir. Maalesef ne köylülerimiz, ne de bir okulda öğrenim gören aydınımız, okul sonrasında yeteri kadar okumamakta, adeta bir daha kitap kapağı açmamaktadır.

Meraklıları, Japonların okumaya ne kadar düşkün olduklarını aşağıdaki (*) web adresinden öğrenebilirler.

Japon Sanayii ve üretim anlayışı;

-Tabii bu cihede Japonları da Doğu’dan istisna edeceğiz. Zira Japonlar her şeyi (sanayi ürünlerini) önce Avrupa’dan alıyorlar, 5-10 sene sonra tamamıyla (önce taklit, sonra da daha iyisini geliştirerek) kendilerine mal ediniyorlar. (3)

Bu konuya günümüzdenbir ibretlik örnek :

Kaynak : SAVAŞ GANİMETLERİ‘ Amerikan silah ticaretinin insani bedeli, JOHN TIRMAN. Shf;:148

“…Pentagon’un Dış Askeri Satışlar programı tarafından finanse edilen ortak üretim anlaşmasının merkezinde, Türkiye’nin Mürtet hava üssü yakınlarında, Ankara’nın 20 mil güneyindeki bir buğday tarlasına kurulacak yeni fabrika vardı. Anlaşmanın açıklandığı gün şirket sözcülerinden biri, “..Anlaşma, ülkenin henüz yeni kurulan askeri uçak endüstrisine yardımcı olacaktır” dedi… Türkler buranın İşleyen bir uçak-üretim tesisi olmasını bekliyor ve bunun gerçekleştiğini görmek de General Dynamics’in sorumluluğu” demiştir. Türkler fabrikayı işletmek için, yüzde 51’lik hissesine hükümetin sahip olduğu yeni bir şirket tesis ederek TUSAŞ Havacılık ve Uzay Sanayi’ni (TAI) kurmuştur.

Uçağın ön gövdesi ve kokpiti imal etmek – ki buna uçaktaki her türlü elektronik donanım dahildi – ve bunları Türkiye’deki Mürtet tesislerine göndermek suretiyle en önemli teknoloji üzerindeki kontrolü elinde tuttu. Bu kısmi iş, 1980’lerde Fort Worth’taki sendikaları tatmin etmişti; çünkü o tarihlerde yapılacak bir sürü iş vardı. Ayrıca Dışişleri Bakanlığı’ndaki ihracatı denetim bürokratları tarafından da onaylanmıştı.

Eğer anlaşma Japonlarla yapılmış olsaydı, herkes Japonların iki yıla kalmadan kokpitin “tasarımını deşifre edip” daha iyisini üreteceğini düşünürdü – nitekim birkaç yıl sonra Tokyo ile yapılan FSX anlaşmasında böyle bir kaygı oluşmuştu. Fakat kimse Türkler hakkında böyle bir kaygıyı dile getirmedi..”

Peki, Bir Cihan İmparatorluğu kurarak, 600 yıl devam ettirmiş bir ecdadın torunları olarak neden (yakın tarihimize kadar) bunları başaramadık?

Nedeni, (Kimi yabancı okul ve medya üzerinden) özgüvenimizin yokedilmesidir.

Biz adam olmayız!” Veya, “Türklerin yüzde …. Aptal!”  İfadeleri tanıdık geldi mi?

Batılıların gözünde Japon kalkınması :

Kaynak “Dünyaya Neden Batı Hükmediyor (Şimdilik)” Tarihin Gelişim Seyrinin Kalıpları ve Gelecek Hakkında Ortaya Koydukları. Yazar: lAN MORRIS

“..W.S. Gilbert ve Arthur Sullivan 1885’te Londra’da komik operaları Mikado’yu sergilediği zaman, egzotik Şark modeli olarak minik kuşların aşk uğruna öldüğü ve yüce cellat efendilerin kendi kafalarını kesmek zorunda kaldığı türden bir yer olan Japonya’yı almışlardı. Ne ki, aslında Japonya halihazırda tarihteki tüm diğer toplumlardan daha hızlı sanayileşmekteydi.

İç savaştan sonra 1868”de, genç imparator usta işi bir sahne amirliğiyle, Tokyo’da, ülkelerini Batılı devletlerle savaşlardan uzak tutacak, büyük ölçüde yerli sermayeyle sanayileşmeyi finanse edecek ve öfkeli halkı yabancılara kışkırtıcı saldırılardan alıkoyacak zeki yöneticileri başa getirdi…

Bu noktada önemine binaen bir açıklama yapılmalıdır:

Osmanlı Devleti’ de, ilk kez İngiliz-Fransız bankerlerden, 1853-1856 Kırım Savaşı’nı finanse etmek için dış borç almış ve bu dış borç nedeniyle de batmıştır.

Demek ki, Batılı siyasetçi ve bankerlerin Doğu için oynadıkları oyun: nedenli-nedensiz bir savaş çıkarmak, bu savaşlara hazır olmayan doğuluları yüksek faizle borçlandırıp, güçsüzleştirerek çıkarları doğrultusunda sömürerek, yönetmektir.

Osmanlı, sistemli ve kasıtlı olarak 18. Asrın sonundan itibaren içine düşürüldüğü isyan ve savaşlardan rahat bir nefes alamamıştır. Bir İstisna olarak Sultan II. Abdülhamid, ülkesini yaklaşık 30 yıl savaşa sokmamış, bu dönemde, 10.000 modern ilkokul, 30.000 km. modern telgraf hattı, Devletinin imkanları ile Hicaz demiryolu, çok sayıda meslek liseleri ve Çanakkale’yi geçilmez kılan Hamidiye Tablaları’nı yapılmıştır.

Yazılanlar özetlenirse:

-Japon yöneticiler ve halkı (Köylüleri ve şehirlileri) arasında yaşam kalitesi yönünden) fark yoktur.

-Japonlar, önce bir bilgiyi ediniyor ve bunu kullanarak, yeni teknolojiler geliştiriyorlar.

-Japonlar, yabancı kültür, yabancı danışman ve (ölümle eş derecede çaresiz kalmadan) dış borç almamışlardır.

–Japonlar, ülkelerini ve halkını sevmekte, hiçbir bahane üretmeden çok çalışmakta ve yatırım için kazandıklarından önemli ölçüde tasarruf etmektedirler.

Şimdi geçen bölümde kaldığımız yerden Parvus’u okumaya devam ediyoruz :

Parvus (**), Japon kalkınması çözmüş olmalı ki, Sanayileşmenin köylülerden geçtiğini ifade etmiş ve bunun gerekçelerini açıklamaktadır.

Yaygın bilinen iddiaların aksine Parvus, Osmanlı Devleti’nin yıkılmasını, kültürel, dini ve siyasi faktörlere değil, Osmanlı ekonomisinin kötü gidişatına bağlamaktadır. (4)

Parvus’a göre Türk milleti, Osmanlı Devleti’nin bekasını korumaya mecbur olduğu gibi, onun iktisadi bağımsızlığı için de mücadele etmesi zaruridir…

Osmanlı Devleti siyaseten kapitülasyonlarla ve bağlı olarak maliyesini kontrol altına alan anlaşmalarla baskı altına alınmıştır; kendi memleketinde istediği gibi hareket edememektedir. Örneğin: Avrupa devletlerinin müsaadelerini almaksızın gümrük vergisini artırıp eksiltememektedir. Devletin hazinesindeki gelirlerin büyük bir kısmı Düyun-ı Umumiye denilen yabancı bir müessese tarafından toplanmakta ve kontrol edilmektedir (5)

Parvus, Türkiye’nin Avrupa sermayesine, Avrupa mamûlâtına (ürünlerine), Avrupa fen ve sanatına muhtaç olduğu için, Avrupa bankalarının, Avrupa büyük sanayiinin iktisadi esareti altına girmiş olduğunu belirtir. Türkiye’nin siyasi esaretten kurtulabilmesi için evvela bu iktisadi tahakküme (baskıya) son vermesi gerekmektedir.(6) Tek kurtuluş yolu budur.

Parvus’un burada altını çizdiği nokta iktisadi ve siyasi bağımsızlığın birbirine sıkı sıkıya bağlı olduğudur, iktisadi istiklali kazanabilmek için sanayi ve tarım alanlarında ilerleme elzemdir. ‘der. Tarımla uğraşan halkın büyük çoğunluğu köylü olduğundan, Parvus önce köylülere önem verilmesini önerir.(7) Türkiye’de köylüler meselesi, Osmanlı Devleti’nin iktisadi gücünü (gelirinin büyüklüğüyle)  ilgilendiren hayati bir meseledir:

“Devlet, bütün milletin terakki-i iktisadiye ve medeniyesine hadim olmalıdır. Hakikat bu merkezde olunca, ahalinin ekseriyetini köylüler teşkil eden bir memlekette hükümet şüphesiz-en evvel köylülerin hâlini düşünmelidir.”(8) Buradan hareketle Parvus Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde yaşayan köylülerin ne durumda bulunduklarını, memleket hayatında ne gibi hizmetleri yerine getirdiklerini tetkik eder.

Parvus’un tesbitlerine göre, şimdiye kadar köylülerin hâli ile hemen hiçbir kimse -hükümetler dahil- meşgul olmamış ve köyler metruk (bakımsız) kalmıştır. Köylüler hakkında bilinen bir şey varsa o da durmaksızın asker ve vergi verdikleridir; işin doğrusu köylüleri başka bir şey için düşünen olmamıştır.(9)

Düşünüp kollayanları olan (aydınlarca-yönetilerce sahiplenilen)  Makedonya ve Ermeni köylülerinin durumu, Türk köylülerinkinden çok daha iyidir.

Ermeni, Bulgar, Sırp ve Rum münevverler kendi millettaşları olan köylülerinin menfaatini düşünmüşler, onlara yardım etmekten ve destek vermekten (çekinmemiş) imtina etmemişlerdir. Ancak aynı münevverler, Türk köylülerine yönelik herhangi bir girişimde bulunmamışlardır.

Parvus’a göre bu meselenin milli bir boyut kazanmasının sebebi budur. Gerek Bulgar gerek Ermeni münevverleri ve köylüleri arasında az çok bir münasebet mevcuttur.

Parvus, bu durumun, Ermeni ve Bulgar münevverlerinin medeniyet dünyası nezdindeki nüfuzunu artırıp, mevkilerini yükselttiğini belirtir. Bu aydınlar tarafından dile getirilen iddialar ve talepler, mensup bulundukları milletler adına yapılmış olarak telakki edilmektedir.

Türk münevverleri ise tam tersine, köylülerden yüz çevirmiş ve bu suretle Türk milletini siyaset haricinde bıraktıkları gibi kendileri de muayyen bir gaye ve idealden mahrum kalmışlardır.

Türk aydınları Türk köylüleriyle ilgilendiği, onlarla iletişime geçtiği ve devlet siyasetinde halkın çıkarlarını savunduğu takdirde durum değişecektir.

Parvus, işte o zaman Türk meselesi yani Türk milliyeti ve Türklerin milli terakkileri meselesinin de, Bulgar, Ermeni ve sairenin milli meseleleri sırasına gireceğini ve neticede medeniyet âleminin Türklere de diğerlerine olduğu gibi muamele edeceğine işaret eder.

Bu bakış açısından, Osmanlı’daki köylülerin halini onların devlet hayatındaki vaziyetlerini ele alarak anlamaya çalışır ve işe ordudan başlar.

Osmanlı ordusunu teşkil eden, köylülerdir. “Meşrutiyet idaresi askerlik hizmetini gayrimüslimlere de teşmil etmesine karşın, bugün askerlikten en ziyade müteessir olan yine köylülerdir. Çocuğu askere giden bir köylü ailesi en sağlam bir işçisinden mahrum kalmaktadır.

Parvus, bu durumun köylünün iktisadi kuvvetini son derece zayıflattığına dikkat çeker. Kanun-i Esâsiyle (Anayasa) askerlik hizmetinin gayrimüslim ahaliyi de içerecek şekilde genişlemesi Müslüman köylülere hiçbir fayda sağlamamıştır. Zira askere alınacakların sayısı artırıldığından, ahali-i İslamiye’den alınan neferlerin adedi değişmemiştir. Askeri hizmet yükü evvelce olduğu gibi yine fakir-köylü Müslümanlar ve özellikle Türk köylülerin sırtındadır…(10)

Parvus’un yazdıkları özetlenirse:

-Parvus’a göre, Osmanlı Devleti’nin yıkılması, (Kültüründen değil) ekonomisinin kötü gidişatı yüzündendir. (4)

-İktisadi ve siyasi bağımsızlık birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.  İktisadi (Ekonomik) istiklali (bağımsızlık) kazanabilmek için sanayi ve tarım alanlarında ilerleme elzemdir.  Bu nedenle Tarımla uğraşan halka (büyük çoğunluk köylüye) önem verilmelidir.

-Türkiye’de köylüler meselesi, Devletin iktisadi gücünü ilgilendiren hayati bir meseledir:

-Köylülerini düşünen ve kollayan ülkeler (yönetici-aydınlar) köylülere önem verdikleri ölçüde, büyük gelir elde etmekte ve kalkınmak için yerli sermaye oluşturmaktadır.

Meraklıları, İngiliz, Alman ve Japonların sanayileşmede ihtiyaç duydukları kaynakları kendi halklarından (yerel kaynaklardan) temin ettiklerini bilmektedir.

Bizde, 1800’lü yılların başından itibaren, özellikle Ruslar, Avusturyalılar ve Fransızlar, Osmanlının: Balkanlarda ve Kuzey Afrika’daki  verimli topraklarında isyan çıkartmış, işgal etmiş; bu şekilde onu bir taraftan borçlandırıken, diğer taraftan (verimli ovalardan elde edilen) büyük gelirlerinden mahrum bırakmışlardır.

Elbette ülkemiz sürekli savaş içerine çekilmesinden dolayı (köylü silah altında bulundurulmuş) Anadolu’da gerekli tarım çalışması, üretim yapılamamıştır.

Sonsöz:

Tarihin önemi, geçmiş insanlar için değil, ibret almaları için gelecekte yaşayacak insanlar içindir.

www.canmehmet.com

Resim : tarafımızdan hazırlanmıştır.

(*) http://www.canmehmet.com/japon-devlet-adamlari-nasil-kalkindiklarini-anlatiyor-japonlarin-en-buyuk-sirlari-tayfalari-3.html

Kaynaklar;

(1-2-3) “Alem-i İslam”, Cilt I. Sahife:

(**)Parvus http://www.canmehmet.com/turkiye-neden-sanayilesemedi-sanayilesemiyor-cevabini-110-yil-evvel-parvus-efendi-vermis-4.html

(4)Parvus’un “Köylüler ve Devlet” başlıklı ilk yazısı (Türk Yurdu) dergisinin A. Cildinde, 22 Mart 1912 tarihinde neşredilir.

(5) Parvus, “Türklerin Ödünç Almaya en Haklı Oldukları Bir Akçe”, 3 [2İ/25: 23-24,31 Ekim 1912: parvus, Türkiye’nin Can Damarı: Devlet-i Osmaniye’nin Borçları ve Islahı, çev. Emin Raşid, Türk Yurdu Kütüphanesi, Istanbul,1914 s.17-42

(6)parvus, “İş İşten Geçmeden Gözünüzü Açınız”, 3 [2]/36: 200-203, 3 Nisan 1913

(7)M. Asım Karaömeroğlu, “Helphand-Parvus and his Impact on Turkish Intellectual Life , s. 155.

(8)Parvus, “Köylüler ve Devlet”, 1 (1)/9: 146,22 Mart 1912.

(9)Parvus, “Devlet ve Millet, 3 (2)/27; 57, 20 Kasım 1912

(10)Parvus, “Türk Gençlerine Mektup, II” 4(2)/45:385-386,7 Ağustos 1913.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*