Tüm yönleri ile Hilafet gerçeği. Hilafeti hangi devlet ve neden devlet kaldırttı (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Napolyon, 1799 Halife olabilme umudu ile Müslüman olur!

İngiliz diplomat 1882 yılında; “Osmanlı Türklerinin bir gün Müslümanlıktan çıkmaları tarihin ilginç bir intikamı olacaktır. Yine de bu, çocuklarımızın veya torunlarımızın yaşayarak görebilecekleri bir intikamdır.” Diyerek bildiği bir olayı mı açıklamıştır, yoksa bu bir kehanet midir?

Dileyenler, Napolyon’un Halife olmak için açık olarak Müslüman olmasının detayı ile birinci paragraftaki cümlenin devamını ikici bölümde okuyabilirler.

Kaldığımız yerden devamla….

Bu bölümde, Mustafa Kemal Paşa’nın, Halife olması ile ilgili olarak Kazım Karabekir Paşa’nın iddialarını yazacak ve devamında; “Lozan’da yeni devletin tanınması, Hilafetin kaldırılması şartına mı bağlandı?” Konusu işlenecektir.

İlerleyen bölümlerde de, Napolyon ve Atatürk’ün gerçeğinde neden halife olmak istediler? konusuna açıklık getirilecektir.

Kaynak 1;“Kazım KARABEKİR Anlatıyor”, UĞUR MUMCU.

Ankara milli hükümetinin Cumhuriyet’e doğru gidişi…

Karabekir, yanlışları Cumhuriyet’in ilanı kararında buluyor:

“İstanbul’dan, her ne şekilde olursa olsun bir Cumhuriyet kurma fikriyle gelen Mustafa Kemal Paşa,

(İngiliz Albay)Rawlinson’un(*) da benim vasıtamla ileri sürdüğü (hilafetin ayrılması ve Cumhuriyet’in kabulü teklifini) samimi bulmuş olacak ki,

19 Kanunusani 1336 (19 Ocak 1920) İstanbul’da Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne dayanan Mebusan Meclisi’nin açılmasına ve meşruti bir hükümetin faaliyete geçmesine Kânunusani’de Mebusan Meclisi’nin “Misak-ı Milli beyannamesini” kabul ve  ilan ettiğine 9 Kânunusani’de kendi imzasıyla neşrettiği askeri plandaki sarahate rağmen Bolşeviklerin Kafkasya’ya gelmekte oldukları haberi gelince bana 6 Şubat’ta Kafkasya harekâtını teklif etti. Bu hal, İstanbul’daki Meşrutiyet hükümetimize karşı fiili bir isyanla Heyet-i Temsiliye’nin Mustafa Kemal Paşa’nın diktatörlüğünde bir Cumhuriyet şekline dönüşmesi demekti. Hem de Bolşeviklerle birleşme felaketine doğru!”

“M. Kemal, halife mi olmak istiyordu? Karabekir, bu kanıdaydı.

…Karabekir, Mustafa Kemal’in halife olmak isteğinden niçin bu kadar emindi?

Paşa, kuşkusunu şöyle dile getiriyor.

“(Mefkure hatırası) el yazısıyla imzasını taşıyan sarıklılar arasındaki sarıklı resmi Mustafa Kemal Paşa nın Hilafet ve saltanatı kendisine almak mefkuresinde olduğu neticesinde karar kılıyordu. 12 Mayıs 1922 tarihli el yazılarını ve imzalarını taşıyan bir fotoğraf ilişiktir.

Cumhuriyet fikrinden kendi uhdesinde hilafet ve saltanata dönüş bütün cihana karşı çok garip bir şey olacaktı.

Ben, bizim için hilafeti ayırmak ve saltanatı lağv etmek, bu suretle Cumhuriyet’e gitmeyi iç ve dış siyasetimize daha uygun buluyordum…

…Hilafet ve saltanatın bekası taraftarı değilken bu sefer bunu bir kumandana vermeye hiç taraftar olamazdım!

M. Kemal Paşa’nın “Türkiye’nin başında halife-i İslam olacak bir hükümdar bulunacaktır” ifadesinin delalet ettiği mana bu (Mefkure hatıralı) fotoğraftan daha iyi anlaşılıyor…”

Hilafetle ilgili nutuklar… (Mustafa Kemal Paşa)

-18 Ocak İzmit nutuklarından:

(… Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti seri şerif ahkâmından ibaret olan şûra, adalet ve ulu’l-emre itaat esasına tevfikan teşekkül etmiştir. Türkiye Devleti için hilafet mevzubahis zaman varit olabilir. Çünkü i makam-ı hilafet yalnızca Türke değil yüce âlem-i Islama aittir.

Bu âlem-i İslamın elyevm halesarette bulunmasına binaen hilafet meselesini hal ve tespit edecek seviyeye vasıl oluncaya kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi makam-ı hilafeti bir nokta-i ümit olarak muhafaza edecektir.)

-Bursa’da 22 Ocak 1923’te:

(… Hilafetin yalnız Türkiye halkına değil bütün İslam âlemine şümulü olması hasebiyle bu makam hakkında bir karar vermek Türk milletinin salahiyeti haricindedir.)

-İzmir’de 31 Ocak 1923’te:

(… Bizim dinimiz en makul ve en tabii bir dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur Bir dinin tabii olması  için akla, fenne, ilme ve mantığa tetabuk etmesi lazımdır Bizim dinimiz bunlara tamamen mutabıktır.)

İzmir’de iken 29 Ocak’ta M. Kemal Paşa ile Lâtife Hanım’ın nikâhları yapılmıştı. Fevzi Paşa ve ben, Gazi’nin şahidi olarak iki yanında oturmuştuk.

5 Şubat’ta Akhisar’da iken İsmet Paşa’dan 4 Şubat’ta sulh müzakeresinin inkıtaa uğradığı hakkında şifreli telgraf geldi. Yine bu arada Ankara’dan Meclis ikinci reisi Ali Fuat Paşa’dan mühim bir şifreli telgraf geldi:

-“Gazi’nin geçen yıl millete verdiği söz mucibince bir tarafa çekilmesi şartıyla kendisine bir saray ve ayda on bin lira verilmiştir, müzakereye koyalım mı?”

Gazi buna çok kızdı. Rengi kaçtı. Şifreyi bana da okuttu. Mütalaamı sordu.

O hâlâ hilafeti uhdesine almaya ve eski mefkuresine kavuşmaya uğraşırken kendisine bu tavsiye çok acı geldi.

Gerçi gıyabında bu tarzda ve dış siyasetimiz henüz takarrür etmeden bu teşebbüs doğru değildi. Bunun için mütalaamı şöylece söyledim:

-Henüz sulhumuz takarrür etmediğinden hal-i harpteyiz demektir, bunun için bu meselenin ortaya çıkması mevsimsizdir. Sulhun akdinden sonra bu kararı kimsenin teklifine lüzum kalmadan siz verirsiniz.

Ve cevabımı beğendi. Şifreyi getiren yaveri Mahmut Bey’e (Siirt mebusu. Milliyet gazetesi sahibi) şu emri verdi:

Paşanın dediği gibi bir cevap yaz.

Mahmut Bey gittikten sonra M. Kemal Paşa’dan bazı mütalaalarımı söylemekliğime müsaade alarak dedim ki;

– Görüyorum ki, başkumandanlık uhdenizde bulunduğu halde siyasi bir fırka kurmakla meşgul olmanız aksi tesirler yapıyor. Bunun memleket dışındaki akislerinin daha fena olacağını tahmin ederim. Bunun için sulhun akdine kadar bu gibi hareketle meşgul olmaktan sarfınazar buyursanız. Bunu Ankara’da fırkayı tesis kararınız matbuata aksetmeden önce de rica etmiştim.

Gazi mütalaama cevap vermedi. O hâlâ Ankara’daki havanın halini düşünüyordu.

Benim bu son mütalaamı kabul etmediğini mefkuresine daha şiddetle sarıldığını Balıkesir’de gördüm.

7 Şubat’ta Ulucami’de öğle namazını kalabalık bir cemaatle kıldık. Sonra mevlüt okundu. Bundan sonra da M. Kemal Paşa minbere çıkarak mükemmel bir hutbe okudu.

Tarihi hutbeyi aynen veriyorum:

(Ey millet, Allah birdir, şanı büyüktür, Allah’ın selameti, atıfeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz efendimiz hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakayık-ı diniyeyi tebliğe memur ve resul olmuştur. Kanun-u esasisi, cümlenizce malumdur ki, Kuran-ı Azimüşşan’daki nusustur (açıklık). İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, ekmel (eksiksiz) dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve hakikate tamamen tevafuk ve tetabuk ediyor. Eğer akla, mantığa ve hakikate tevafuk etmemiş olsaydı, bununla diğer kavanin-i tabiiye-i ‘lahıye beyninde tezat olması icap ederdi. Çünkü bilcümle kavanin-i kevniyeyi (dünya ve ahret yasaları) yapan CenabHak’tır

Arkadaşlar;

Cenab-ı peygamber, mesaisinde iki dara (ev, yer), iki haneye malik bulunuyordu. Biri kendi hanesi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini, Allah’ın evinde yapardı. Hazret-i peygamberin eser-ı mübareklerine iktifaen bu dakikada milletimize, milletimizin hal ve istikbaline ait hususatı görüşmek maksadıyla bu dâr-ı kudside Allah’ın huzurunda bulunuyoruz. Beni buna mazhar eden, Balıkesir’in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum.

Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum. Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler, itaat ve ibadet ile beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek yani meşveret için yapılmıştır.

Millet işlerinde her ferdin zihni başlı başına faaliyette bulunmak için elzemdir. İşte biz de burada din ve dünya için, istikbal ve istiklalimiz için, bilhassa hâkimiyetimiz için neler düşündüğümüzü meydana koyalım. Ben yalnız kendi düşüncemi söylemek istemiyorum.

Hepinizin düşündüklerinizi anlamak istiyorum. Amal-i milliye, irade-i milliye yalnız bir şahsın düşünmesinden değil, bilumum efrad-ı milletin arzularının, emellerinin muhassalasından ibarettir. Binaenaleyh benden ne öğrenmek. Ne sormak istiyorsanız, serbestçe sormanızı rica ederim.)

Gazi minberden indi ve mihrabın önünde, namaz kıldığımız yerde yanıma geldi. Halkın sorularına cevap verirken şu sözleri ile, hutbe-i sena ile izah etti:

(Biliyoruz ki, hazret-i peygamber, zaman-ı saadetlerinde hutbeyi kendisi irat ederdi. Gerek peygamber efendimiz ve gerek hulefa-i raşidinin (ilk dört halife) hutbelerini okuyacak olursanız, görürsünüz ki, gerek peygamberin gerek hulefa-i raşidinin söylediği şeyler, o günün meseleleridir.

O günün askeri, idari, mali, siyasi ve içtimai hususatıdır. Ummet-i İslamiye tekessür (çoğalma) ve memalik-i İslamiye tevessüe başlayınca cenab-ı peygamberin ve hulefa-i raşidinin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin irat etmelerine imkân kalmadığından halka söylemek istedikleri şeyleri iblağa birtakım zevatı memur etmişlerdi. Bunlar herhalde en büyük rüesa (başkanlar) idi.

Onlar cami-i şerifte ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı tenvir ve irşat için ne söylemek lazımsa söylerlerdi. Bu tarzın devam edebilmesi için bir şart lazımdı. O da milletin reisi olan zatın halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması. Halkı ahval-i umumiyeden haberdar etmek son derece haiz-i ehemmiyettir

Çünkü her şey açık söylendiği zaman halkın dimağı hal-i faaliyette bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir)

Diyerek padişahların hutbeyi Arapça okumalarının istibdatlarını idame için olduğunu, bunun için hutbenin Türkçe olması lüzumunu bildirdi.

Lozan’daki sulh müzakerelerinden de biraz bahsettikten sonra (Halk Fırkası) hakkındaki suale geçti:

(Bu milletin siyasi fırkalardan çok canı yanmıştır. Şunu arz edeyim ki, memalik-i sairede fırkalar behemahal iktisadi maksatlar üzerine teessüs etmiş ve etmektedir)

Diyerek bizim gibi zengin olmayan Balkan hükümetleri’n nasıl kurulduğundan ve halkın siyasi ve iktisadi terbiye aldığından haberi yok, gibi ifadelerde bulundu.

Şu sözleri ilerisi için düşüncelerini göstermek itibariyle dikkati çeker:

(Halk Fırkası halkımıza terbive-i siyasiye vermek için mektep olacaktır Beni çok seven ve hayatımı düşünen bazı arkadaşlarım bana böyle bir fırka-i siyasiye teşkil hitamında köşeye çekilerek istirahat etmekliğim benim için bir menfaattir.

Bunu yapabilmek için şimdiye kadar istihsal olunan neticelerin tespit olunduğu gibi devam edeceğine itimat etmek icap eder. Fakat bu hususta henüz biendişe olamam. Hiçbirinizin de biendişe olmamanızı tavsiye ederim.

… işte bu nokta-i nazardan milletin içinde bir fert olarak ve Tekrar milletin intihabına nail olursam Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde aza sıfatıyla çalışmayı vazife telakki ediyorum. Efendiler, ne ben ve ne siz şahıslarımız üzerinde vaziyetler İhdasına kalkışmayalım.

Biz hepimiz o suretle çalışalım ki, kuracağımız şey milli bir müessese olsun. Bu da millete terbiye-i siyasiye vermekle olur.)

M. Kemal Paşa, minberde mükemmel bir hutbe okumakla bu tarzdaki mesaisine taraftar olmadığım hakkındaki beyanatıma halk huzurunda verdikleri cevap apaçık da

(beni çok seven ve hayatımı düşünen bazı arkadaşlarım böylele bir firka-i siyasiye teşkil etmemekliğimi tavsiye etmişlerdir) beyanatıyla da benim 17 Temmuz 1921 münakaşalarımda Şark’tan yaptığım teklifi (bendeniz zat-ı samilerinin bu kabil siyasi fırkalara … iştiraktan beri kalmasına hasseten taraftarım)

ve bu kerre Halk Fırkası meselesinde dahi sulhun takarrürüne kadar olsun başkomutan sıfatıyla bu kabil cereyanlara girişmemesini tavsiyeme de kati cevabını vermiş oldu.

Gerek mutaassıp bir dil ve eda ile İslamcılığı ele alması ve gerekse siyasi bir fırka teşkiline ve onun başına geçmeye karar verdiğini ilan etmesi bende şu kanaati tamamladı:

Napolyon, vaktiyle başkomutanlıktan (muhalif fırka yapan bir diktatör başına neler geldiğini görür) fikrine dayanarak nasıl bir fırka ile imparatorluğa çıkmışsa,

şimdi Mustafa Kemal Paşa da aynı surette başkomutanlıktan tek fırka ile önlemekliğime rağmen- hilafet ve saltanatı almak mefküresine yürüyecektir.

Bu yolda benim vatan ve millete karşı vazifem de şimdiye kadar olduğu gibi şimdiden sonra da bu tehlikeli yolu önlemek olacaktır.

Şüphesiz ki, samimimiyet ve ikna ile sonuna kadar uğraşmak ve mümkün olmazsa cephe almakla.”

Asla Camilerle Değil!

M. Kemal Paşa, Balıkesir’de verdiği hutbeden sonra Kâzım Karabekir’in düşüncelerini öğrenmek ister

“Akşam M. Kemal Paşa bugünkü beyanatını nasıl bulduğumu sordu. Ben de kendilerine olan samimi bağlılığım kadar kendilerinden aynı karşılığı gördüğüme dayanarak fikrimi söyleyeceğimi bildirdim ve dedim ki:

Dünya işlerini camilere soktuğumuzun acısını çektiğimiz yetmez mi paşam?

Milli işlerimizi neden yine camilere sokuyoruz? Ve neden siz başkumandan olduğunuz halde dinle, hilafetle bir din adamı gibi hatta daha ileri giderek meşgul oluyorsunuz?

Münevverlerimiz haklı olarak bu gidişi iyi telakki etmeyeceği gibi bu yol da esasen tehlikelidir.

‘921 Şubat’ında Şark’tan teklifimde birtakım muhafazakârların yine işe karışarak teceddüt (yenilenme) hareketlerinden mahrum kalacağımız endişesini arz etmiş ve memleketin yüksek mütehassıslarıyla esaslı programlar yapılarak bunların tatbikinde sebat ve sadakat lüzumunu bildirmiştim.

Paşam, görüyorum ki, siz din ve hilafet kuvvetlerine çok ehemmiyet veriyorsunuz; şu halde muhafazakârlara dayanmak istiyorsunuz.

Size bu vesile ile bir daha o eski teklifimi arz edeyim. Yanımda bir sureti var –cep cüzdanımdan çıkardım verdim-, bir daha lütfen okuyunuz.

Türk milleti teceddüde muhtaçtır. Ve bunu da mütehassıslarla başarabiliriz. Asla camilerle değil, asla muhafazakârlarla değil.

Din, vicdan kanaatidir; münakaşaya gelmez. İlim adamı olan bizlerin ve hele sizin bunu ele almanızı katiyen doğru bulmuyorum. Bunu tamamiyle mühmel bırakmalısınız. Bu mütalaalarımı daima size açık kalbimle söyleyeceğim.

M. Kemal Paşa mütalaalarımı samimi karşıladı. Ertesi gün yaverlerinden naklen benim yaverim, Gazi’nin şu ifadesini bildirdi:

Ben, Karabekir’in bana bu kadar samimi olduğunu zannetmediğimden çok çekişeceğimizi tahmin ediyordum. Halbuki o çok açık yürekli ve candan insanmış. Beraber çalışacağımızı görerek memnun oluyorum.” (Sahife, 67) 

Devam edecek…

-Lozan da neler oldu?

-Hilafeti İngilizlerin kaldırttığının belgesi nerede ve kim tarafından bulundu?

(*) Rawlinson kimdir? Albay Alfred Rawlinson, Bir İngiliz istihbarat subayıdır. Önemi, 1918-1922 yıllarındaki Kafkasya ve Doğu Anadolu’da görevinden ve mensup olduğu aileden gelmektedir. (Lozan’da İngiltere’yi temsil eden ve Eski Hindistan genel Valisi) İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon’un yeğeni ile evlidir.  (Kazım Karabekir Paşa’nın günlüklerinde anlattığına göre, “Cumhuriyet’i düşünmeleri”ni söylemiştir.)

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*