Tüm yönleri ile Hilafet gerçeği. Hilafeti hangi devlet ve neden kaldırttı (10)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Güvercin ağzındaki  zeytin dalı ile birlikte yuvasını terkeder…

 

Başarılı olmak isteyen bir kişi, aile veya devlet, bir uygulamaya başlamadan önce artı ve eksileri konusunda uzman bir yabancıdan yardım almalıdır. Bizde bu anlayışla, Prof. Fritz Neumark’ı (1) dinliyoruz.

Elimizde konu hakkında birçok malzeme bulunmasına rağmen, bunları bir blog ortamında sergilemek pek mümkün olamayacağından hareketle açıklamalar kısa notlar şeklinde verilecektir.

Bugünler dünlerden doğmuştur. Bu anlayışla; dün yaşananları doğru ve eksiksiz öğrenmek durumundayız. Ki; doğru bir gelecek yapılandırması yapabilelim, ders çıkaralım, ibret alalım…

Elbette önce bunların öneminin farkında olmamız gerekmektedir.

**

“Avrupa bizi neden sevmez hocam?

-İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Alman asıllı Prof. Neumark ile bir kısım öğrencisi Boğaziçi’nde geziye çıkarlar. Talebelerden biri Prof. Neumark’a şu soruyu sorar:

-“Avrupa bizi neden sevmez hocam?

Prof. Neumark şu cevabı verir:

-“Çok samimi olarak itiraf edeyim ki, Avrupalı Türkleri sevmez ve sevmesi de mümkün değildir.

Asırlardır kilisenin Türk ve İslam düşmanlığı, Hıristiyanların hücrelerine sinmiştir.

Sebeplerine gelince: Müslüman olduğunuz için sevmez, ama faraza laiklik şöyle dursun, Hıristiyan olsanız da size düşman olarak bakmaya devam eder.

Sizler farkında değilsiniz ama onlar şu gerçeğin farkındadırlar: Tarihten Türk çıkarılırsa tarih kalmaz.

Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir.

…En az 400 yıl, Avrupa’da sırtımızda ve ensemizde at koşturdunuz.

Selçuklular Anadolu’yu ’Osmanlılar İse Orta Avrupa ve Balkanları Haçlı ordusuna mezar ettiler.

Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hâkimiyet sağladılar.

Önce ahlaki değerlerinizi yıpratmaya başladılar; giyiminizden yaşantınıza kadar…

Sonra kendi içinizde sizi bölmeye başladılar.

Selçuklu ve bilhassa Osmanlı, İslamiyet uğruna her şeyini feda etmeseydiler, İslamiyet buğün belki sadece Hicaz’da varlığını devam ettirirdi.

Kaldı ki Vehhabiliği kuranlar da, İngiliz Dominyon Bakanlığı’nın adamlarıdır.

Batı her yerde İslamiyet’i, sapık inançlara yönlendirdi. Ama Osmanlı, Asr-ı Saadet’i devam ettirdi.

Kilise size kin kusmaktadır. Ve sebepleri yukarıdadır.

Ben Türkiye’ye geldiğimde 2 üniversiteniz vardı, şimdi 19 üniversite var.

Osmanlı zamanında ise her yerde bir medrese vardı, tarihinize bakın her medresede bilim eğitimi vardı.

İlk denizaltını Osmanlı’nın yaptığını çoğunuz bilmiyorsunuzdur belki de.

Ama Avrupa bunu biliyor Sizler, gerçek hüviyetinize döndüğünüz an Avrupa’nın refahı ve medeniyeti yıkılır.

Ama sizde bunun olması bu şartlarda çok zor. Yine sizler. Avrupa’nın tarihi düşmanısınız ve daima düşman olarak kalacaksınız”  (2)

Neumark’ın bu değerlendirmesinde, İngilizler ’in Türklere yönelik düşmanlıkta öncülük yapmasının katkısı büyüktür. Bunu kanıtlayan sayısız söylemler ve çok sayıda savaşların olduğu malumdur. Burada, bu bölüme, biraz daha açıklık getireceğini düşündüğüm Halil Halid ’in İngiliz Başbakan William Edward Gladstone (1809-1898) için yaptığı bir değerlendirmeyi örnek olarak veriyorum:(*)

-“Gladstone, gayrimüslimlere eyaletlere uygun bir şekilde muhtariyet (özerklik) verilmesini sürekli olarak Türkiye’ye tavsiye ede geldi. Doğu Anadolu’da Ermeni ve Kürt devleti kurulması için Ermenilere yardım etmiş ve 1880’den sonra sürekli olarak Osmanlı’ya Doğu Anadolu’da ıslahat görünümü ile baskı yaparak imparatorluğu parçalamayı hedef almıştı”  (3)

**

İngilizlerin İslam dini ile ilgili  vurduğu ilk neşter!

Vahabilik….

-“…Öncelikle bu reform tamamıyla gericiydi. Modern düşüncenin gelişimi için hiçbir çaba sarf etmiyor ve doğrudan doğruya Arabistan’ı zorluklarla yüz yüze bırakıyor, …Peygamber’in sağduyusu sayesinde ve verdiği şevk ile savuşturduğu ıvır zıvır şeyler üzerinde çok gereksiz bir katılık sergilemesiydi.

Abdülvahab minareleri ve mezar taşlarını lanetledi çünkü hiçbiri İslam’ın ilk yıllarında var olan şeyler değildi. Minareler bu nedenle her yerde yıkıldı ve kutsal mekânlar takipçilerinin eline geçince yüzyıllar boyu hac yolculuğunun önemli bir nişanı olarak saygı gören azizlerin mezarları dümdüz edildi.

Peygamber’in mezarı bile harap bir hale geldi ve oradaki hazineler îbn Suud’un askerleri arasında dağıtıldı.

Bu, tüm İslam dünyasında infiale yol açtı ve Vahabilik’in talihinin dönmesine sebep oldu. Başlangıcında saygılı hislerle onlarla beraber olanlar, şimdi tamamıyla karşı tarafta olduklarını ilan ettiler ve Vahabiler bir daha asla ahlâki ve toplumsal reformcu konumlarını geri kazanamadılar. (4)

İngilizlerin perde arkasındaki bu oyunlarla asıl niyetleri;  İslam’ın özünde olmayan uygulamaları, “varmış gibi” göstererek ve yaygınlaştırarak; kamuoyunun islam hakkında yanlış hüküm sahibi olmasını sağlamaktır.

Günümüzdeki Taliban oluşumu da bu kapsamda değerlendirilmelidir.

**

İngiltere ve İslam

-“…Esas nokta şu ki, İngiltere, Asya’daki iyi şeyleri yok etmeyi değil geliştirmeyi benimsediğine dair güveni telkin etmelidir.

Ne islam’ı yok edebilir ne de onunla olan bağını koparabilir. Bu yüzden, Tanrı aşkına, bırakın İslam’ı ele alsın ve fazilet yolunda iyice yüreklendirsin.

Çünkü tek değerli ve tek akıllı yol bu, hatta diyebilirim ki tüm haçlı seferleri çağından daha değerli ve daha akıllı bir yoldur.  (5)  

İngiliz Diplomat 1882 Yılında bu ifadelerle bakalım ne demek istemiştir,

Tanrı aşkına, bırakın İslam’ı ele alsın ve fazilet yolunda iyice yüreklendirsin.” İfadesi ile;

-“… takdir eden ve anlayan çok az kişi arasında Mehmet Ali (Mısır valisi) de vardı. Bu Arnavut maceracı, İngiltere Mısır’ı Osmanlı için kurtardığında Mısır’ın hâkimiyetini ele almıştı.

Bonaparte onun örnek aldığı kişiydi ve ondan, en büyük hayallerinden birisi olan,

yeni bir hilafet görüşünü miras almış, bunu gerçekleştirmek için sürekli çalışmıştı.(6)

-“Abdülaziz döneminin ilk günlerinde bir devlet adamı, hakiki bir deha sahibi, hem Avrupa hem de Doğu bilgisi olan ve özellikle de İslam’ın dini tarihi üzerinde derinlemesine uzman bir adam İstanbul’a geldi. (Cemalettin AFGANİ)

Baş Vezir Rüştü Paşanın ve Genç Türkler (Jön Türkler) hizbindekilerin arkadaşıydı. Bu hiziptekiler adil veya kötü her tür yöntemle İmparatorluğun merkezi otoritesini yeniden organize etmek ve güçlendirmek istiyorlardı.

Bu adam, hem Genç Türklere hem de daha sonra bir görüşmesinde Sultanın kendisine, bir taraftan eyaletleri denetleme aracı olarak diğer taraftan Avrupa diplomasisine karşı silah gibi kullanabilmek için Halife olarak Sultan’ın ruhani otoritesinin biraz daha öne çıkarılmasının Osmanlı Hükümeti için getireceği faydalar konusunda ısrarla tavsiyelerde bulunmuştu. (7)

İngilizler Osmanlı için sonlanma kararı konusunda müttefikleri ile anlaşmışlar ve bu arada İslam’da

r e f o r m adı altında birşeylerin hazırlıklarına başlamışlardır.

Bunun için kullandıkları kişi, Cemalettin Afgani‘dir.

“…Dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünde, bu çöküş ne zaman gerçekleşirse gerçekleşsin, İngiltere’nin İslam’la ilgili rolü açıkça belirlenmiş bulunuyor.

Hilafet –artık bir imparatorluk değil ama hâlâ bağımsız bir hakimiyet olarak- Britanya koruması altına alınmalı ve siyasal varlığı, Avrupa’nın başka saldırılarıyla rahatsız edilmeyecek şekilde resmen garanti edilmelidir. (8)

İngiliz diplomat olan yazar devam etmektedir;

-“Bütün bunlarsa, Muhammedi dünyanın daha iyi şeylere ilerleyişinde takdiri ilahi olarak ona yol göstericilik konumunu devam ettirmekle mümkün kılacaktır. Görev zor ve kabul edilmeye fazlasıyla değer, eldeki araçlar da başarılması için yeterli.

Bu görevi reddetmesi, vahim sonuçlardan yakın tehlikelerden münezzeh değil. Muhammedi dünya, tarihinde olmadığı kadar siyasal ve ahlâkî tehlikelerle burun buruna gelmiş durumdadır; ismi cismi ne olursa olsun davasını benimseyebileceği bir önder arıyor.

Böylesi muazzam bir kuvvete yön verme imkânına,

Eğer İngiltere bu imkânı terk ederse, daha kararlı bir komşusunun sahip çıkacağından hiçbir şüphemiz yok.(9)

**

-“…Bugünkü haliyle    r  e  f  o  r  m  u  n   karşısına dikilen büyük zorluk şu: Şeriat yahut kanunun yazılı şekli, Ortodoks İslam içinde halen şüphe edilemez olarak görülüyor.

Kanun kendi içinde enfes bir kanundur ve Allah korkusu olan dürüst kişilere itaat etmeyi tavsiye ediyor, ancak bazı noktalarda İslam’ın gereksinimleriyle bağdaşmıyor.

Fakat yasal bir şekilde değiştirilemiyor. (Sahife.86)

**

Yukarıdaki ifadelerde satır aralarına gizlenen asıl niyetleri,  İslam’da r e f o r m yaptırmak.  Ellerin de nasılsa önceden yaptırdıkları bir Vehhabilik örneği de bulunmaktadır.

**

Yukarıdaki ifadeyi tekrar edersek;

-“Böylesi muazzam bir kuvvete yön verme imkânına, eğer İngiltere bu imkânı terk ederse, daha kararlı bir komşusunun sahip çıkacağından hiçbir şüphemiz yok.

İngiliz diplomat olan yazar hangi kararlı komşunun sahip çıkacağını düşünmektedir?

Örneğin bakalım bu komşu; Fransız mı, Alman mı, olacak?

Şimdi bir ara vererek,  “Cemalettin Afgani”ye bakalım; kimdir ve ne ile görevlendirilmiştir?

Cemallettin Afgani…

-“1838 senesinde Afganistan’da doğup, 1897 de İstanbul’da vefat etti. Din bilgisi azdı…Bir aralık Ruslar tarafından satın alınarak, ana vatanı olan Afganistan’a karşı casusluk yaptı. Dinine ve vatanına hıyanet etmekten çekinmedi. İngiliz masonları ile de işbirliği yaparak zengin oldu ise de, Osmanlı Şeyh-ül-İslamı Hasan Fehmi efendi, onun cahilliğini … ortaya koydu…

Mısırlı Edib İshak, Ed-dürer kitabında, bunun Kahire mason locası reisi olduğunu yazmaktadır. Bütün masonlar gibi, çeşitli kılıklara girerek, İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışmıştır.

Dr. Muhammed Reşad, dört yüzün üstünde önemli kaynaktan hazırladığı Efgani Etrafında Makaleler isimli kitabında özetle diyor ki:

“…Efgani, hem Türkçü, hem İslamcı görünmeyi başarmıştır. Mehmet Emin Yurdakul, Ziya Gökalp, A. Agayef hep Efgani’den destek görmüştür. Mesela M. Emin Yurdakul’un, “Ben bir Türküm, dinim cinsim uludur” şiirini Efgani çok beğenmişti.

O zamanki İslamcı Sebilürreşad dergisi, ırkçılığı tenkit eden makaleler neşrederken, ırkçılar da, Efgani’nin ırkçılığı öven makalesini tercüme edip yayınlayınca İslamcıların sesleri, solukları kesilmişti.

Efgani, makalesinde diyordu ki: “Irkçılık dışında saadet yoktur. İnsanları birbirine bağlıyan iki bağ vardır: Biri dil, biri de din birliğidir. Dil birliği, ırk ve milliyet birliği demektir. şüphesiz, bu birliğin dünyadaki beka ve sebatı dinden daha devamlıdır.”

Efgani, Mısırda da Arap ırkçısıdır. (Arap ırkının sınırını belirleyecek ölçü din ve mezhep değil, Araplık ölçüsüdür) demiştir.

...Cennetmekân Abdülhamid han, keskin görüşüyle, Efgani’nin hain maksatlarının farkına varıp, kirli emellerine fırsat vermediği için, Efgani’nin yandaşları Ulu Hakana diş biliyorlar.

Cennetmekân Ulu Hakan, hatıratında diyor ki:

-“Hilafetin elimde olması İngilizleri hep tedirgin etti.

(Bahsedilen Bulund, ilginçtir, bizim de alıntı yaptığımız William Bulunt, İngiliz diplomattır.)

B  l  u  n  d   adlı bir  İ  n  g  i  l  i  z   ile  E f g a n i   adlı bir maskaranın el birliğiyle İngiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plan elime geçti.

Efgani’yi yakından tanırdım. Tehlikeli bir adamdı. Bana bir ara, Mehdilik iddiasıyla bütün Orta Asya Müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti.

Derhal reddettim. Bu sefer Blund ile işbirliği yaptı. Kendisini İstanbul’a çağırttım. Bir daha İstanbul’dan çıkmasına izin vermedim.) (10)

**

Cemallettin Afgani’ye İngilizler tarafından verilen bir görevde;  İslam’da reform yapılmasına aracılık etmesi ve Türkçülüğü, ırkçılığı ön plana çıkarmasıdır.

İngilizlerin İslam ve hilafet konusundaki çalışmaları burada bıraktıklarını düşünmek saflık olacaktır.

**

Napolyon’un önce Müslüman sonra Halife olmayı düşünmesi

“..İngiliz hasımları, onu kendi düşünce ölçeklerine göre yargılamakta ve çılgın olarak niteledikleri Hindistan’ı Persiya üzerinden işgal etmek gibi bayağı bir tasarıyla onurlandırmaktaydı.

Hâlbuki aslında, Hindistan onun planlarının sadece bir parçasıydı.

Kahire’de açık açık Kelime-i Şehadet getirdiğinde ve İslam inancını açıkladığında, onun lideri olmayı amaçlıyordu.

Üç yüzyıl Önce (Yavuz Sultan) Selim için mümkün olan onun için de mümkündü. Hatta Müslüman dünya da, 1799’da Bonaparte’ın halifeliğini kabul etmesi istendiğinde, aynısının 1519’da Osmanlı için istenmesinden daha fazla hayrete düşmedi. (11)

Napolyon’un amaçları arasında; Müslümanları İngilizlere karşı kullanmak ve İslam dininde reform yapmak vardır.

Gerçeğinde, Alman İmparatoru 2. Wilhelm, I. Dünya savaşında, Napolyon’un, 1799’daki düşüncesini gerçekleştirmiş,  Müslümanları İngilizlere karşılık kullanmak istemiş, ancak bunun bedeli, Almanlardan daha ağır olarak bizlere ödetilmiştir.

**

Türklere düşman olmanın bir nedeni de

-“Tarih boyunca Hıristiyan din adamlarının kin, nefret ve emelleri, özellikle istanbul’un fethiyle daha da derinleşmiştir.

Bilindiği üzere, Ortodoks papazları inançlarına göre;

1453’te İstanbul’un fethinden ve Bizans’ın yıkılmasından sonra siyah cübbe giyerler, uzattıkları saçlarını arkadan düğümlerler.

Bu inanca göre düğüm, İstanbul’un yeniden Ortodoksların başkenti olunca açılacaktır.” (12)

**

Türkler Müslüman olmasaydı?

-“Ne yazık ki, Hıristiyan Batı’nın, Türklere yönelik, düşmanlık birikimi, etkilerini inanılmaz bir şekilde hâlâ sürdürmektedir. Türkiye’nin Müslüman bir ülke olması ve dört halife döneminden bu yana, Hıristiyanlığa karşı İslam’ın en etkin bir şekilde gelişmesini sağlaması, bu düşmanlığın temel unsuru olmuştur.

Nitekim, Tarihçi Prof. Dr. Neumark,

-“Eğer Türkler Müslüman olmasaydı, Müslümanlık Hicaz’da kalırdı” sözleri de, İslamlaştırmada Türklerin önemini ortaya koymakta, dolayısı ile düşmanlığın nedenlerinden biri ve en önemlisine parmak basmaktadır (Prof. Dr. Neumark’ın İtirafları, Yalçın Bayer)

**

Sonsöz;
-İlkönce Napolyon Hilafet kurumu ile; İngilizlere kaybettiği Hindistan’ın intikamını almak için Mısır’ı işgal ederek bir hamle yapmak istemiştir.

-İkinci olarak;  II. Mahmut, Hilafet kurumunun ağırlığını değerlendirerek Batı’ya karşı bir çıkış yapmayı düşünmüştür.

-Üçüncü ve iz bırakan hareket; Sultan 2. Abdülhamid’in Dünyadaki tüm İslam ülkelerine bir Halife olarak sesini duyurmak istemiş olması ve bunda da epeyce ses getirerek İngiliz-Fransız ve Ruslara korku yaşatmasıdır.

Dördüncü adımda; Alman İmparatoru II. Wilhelm’in yanlış siyaseti sonucu kendisini bir anda I.Dünya Savaşı içerisinde bulması karşısında;

Hem İngiltere İmparatorluğunu yıkmak, hem de cihan imparatoru olmak için Osmanlılar ile birlikte girdiği savaşta Halifeye (ittihatçıların baskısı ile) cihat ilan edilmesini sağlamış,

Ancak, bu hem kendi hanedanlığının, hem de Osmanlı hanedanlığının sonu olmuş,  Hilafet Kurumu’da bir kuş misali elimizden  ağzındaki zeytin dalı ile birlikte uçmuştur.

-Oyunun kuralını sonunda  İngilizler koymuşlar ve kazanmanın bir mükafatı olarak, kendisine ecel terleri döktüren “Hilafet kurumu’nu tereyağından kıl çekmek misali gündemden kaldırtmışlardır.

Bundan sonrası meraklılarının araştırmalarına kalmaktadır.

Resim;web ortamından alınmıştır.

(*) Kaynakça; “Bitmeyen Hesap”, Yaşar Yazıcıoğlu

(1)Prof. Fritz Neumark;  “Türkiye’de iktisat öğreniminin gelişmesinde ve gelir vergisi yasalarının hazırlanmasında önemli katkıları olan Yahudi asıllı Alman iktisatçı’dır.. 1900 yılında doğan, Neumark, 1936’da Hitler Almanya’sından Türkiye’ye göç ederek, İstanbul Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev almış ve 1952 yılı başına kadar Türkiye’de kalmıştır. Türkiye’den ayrıldıktan sonra Frankfurt Üniversitesinde uzun yıllar görev yapan ve rektörlüğünde bulunan  Prof. Neumark, “Boğaziçi’ne Sığınanlar isimli Nazi Almanyası’ndan Türkiye’ye gelmiş bilimadamlarını anlatan bir de kitap yazmıştır. Prof Neumark, Tanınmış birçok ilim insanımızın da hocasıdır.

(2) Prof. Neumark’ ın İtirafları, Yalçın Bayer, 09.06.2002, Hürriyet Gazetesi.

(3) Halil Halid, “ İngilizlerin Osmanlı’yı Yok Etme Siyaseti”, s. 40-41).

(4) Wilfred S. Blunt“ (İngiliz diplomat), “İslam’ın Geleceği”,  sahife, 33; “yazım tarihi; Kahire 15 Ocak 1882

(5)Wilfred S. Blunt“ İslam’ın Geleceği”,  sahife, 109;

(6)Wilfred S. Blunt“ İslam’ın Geleceği”,  sahife, 47;

(7)Wilfred S. Blunt “ İslam’ın Geleceği”, sahife,.49;

(8)Wilfred S. Blunt “ İslam’ın Geleceği”, sahife,105;

(9)Wilfred S. Blunt “ İslam’ın Geleceği”, sahife, 109

(10) http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=816

11) Wilfred S. Blunt “ İslam’ın Geleceği”, sahife, s.47

(12) “Bitmeyen hesap” sahife, 59; Yaşar Yazıcıoğlu

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*