Türkiye ile İran aynı beşikte mi sallanıyor? Amerikalıların, “Bizim Piç Kuruları” ve “Bizim Çocuklar”ı (2)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Bilgi taşıyanı için bir yüktür. Eğer, ondan ihtiyaçları için yeni bir bilgi üretemiyorsa.

 

Her iki (İslam) Devletini birbirlerine düşürerek iki hanedanlığında hakkında gelen Batılılar sonunda; İran Şahı için, “Bizim Piç Kuruları”, diğerleri için de “Bizim Çocuklar!” dediler?

1980 darbesinin hemen arkasında bir CIA görevlisinin (1), “Bizim Çocuklar başardı!” İfadesini hatırlayanlar, bunun kimler için söylendiğini de kolaylıkla bulacaklardır.

Peki, bu toprakların çocukları, ne oldu da Amerikalıların, “Bizim Çocuklar”ı oldu?

Bunun için NATO’nun gerçekte hangi amaçlara hizmet için kurulduğuna bakmamız gerekecektir.

Şah bir diktatör, dünyanın en kötü insan hakları İhlallerini yapan biri olarak biliniyordu. Amerika’da politik çevrelerdeki yaygın görüş şöyleydi: “O bir piç kurusu, ama bizim piç kurumuz.” (2)

“Cuntacılara ‘bizim çocuklar’ diyen ajan öldü..

1970’li yıllarda CIA’nın Türkiye şefi olan Paul Henze…12 Eylül darbesi’ni Başkan Jimmy Carter’a “bizim çocuklar başardı” diye haber vermişti..” (3)

NATO Hikayesi (Aslında Amerika’nın –uzaktan kumandasını- NATO ile perdeleme hikayesi)  nasıl başlar?

-“Türkiye’nin II. Dünya Savaşı boyunca sergilediği iyice düşünülüp tasarlanmış tarafsızlığı, I. Dünya Savaşı’ndaki müttefiki Almanya’ya sempatisinden çok, böyle bir karışıklıktan uzak durma arzusundan kaynaklanıyordu.

-Ama yine de savaşın etkileri oldu: Almanya Türkiye’nin boğazlarını, Karadeniz’e açılan su yollarını Sovyetler Birliği’ne saldırmak için kullandı. Savaştan sonra Sovyetler, boğazlar üzerinde kontrol talebinde bulunurken – ki bu Türkiye’de askeri birlik bulundurma anlamına geliyordu – bu olguyu gündeme getirdiler.

-Ağustos 1946’da dile getirilen bu talep, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda adamakıllı bir kriz yarattı ve Türkiye’nin hızla Amerika’nın stratejik çıkarlar ağına dahil edilmesini sağladı…” (4)

-“Birleşik Devletler, Batı’nın dünya çapındaki çıkar ve değerlerine yönelik Sovyet tehdidinin kapsam bakımından nerelere uzanabileceğini yeni yeni anlamaya başlıyordu.

-Rusya işlerinde deneyimli George Kennan ve Averell Harriman’ın da dahil olduğu birkaç kilit danışman Moskova’ya güçlü bir diplomatik baskı yapılmasını savundu. Fakat, tam da Amerikan askerleri Avrupa ve Asya’dan dönerken bürokrasi ve Kongre’yi yeni bir aciliyet için harekete geçirmek, tehdit soyut kaldığı sürece, imkansız olmasa da zordu.

-Sovyetler’in Doğu Avrupa üzerindeki hegemonyası henüz bir gerçeklik değildi; Yunanistan, İran ve Uzak Doğu’ya burnunu sokması ise can sıkıcı olmakla birlikte ürkütücü boyutlarda değildi. Etkisini Türkiye’ye yayma talebi ise ayrı bir sorundu.

-O zaman Dışişleri Bakanlığı müsteşarı olan Dean Achenson, Başkan Truman, General Eisenhower ve başka kişilerle Oval Ofis’te bir araya geldiği bir toplantıda, konuyla ilgili daha geniş bir çerçeve sundu:

-“Raporumuz Rusların Türkiye ve Yunanistan’a karşı, Balkanlar ve Doğu Akdeniz’de egemenlik kurmayı hedefleyen hamlelerinin ciddiyetini göz önüne seriyor. Her ne pahasına olursa olsun bu hamlelere karşı koyulmalı …(ve bizler) Boğazları yalnızca Türklerin savunmasına karşı her tür müdahaleyi kararlılıkla engellemeliyiz.”

-…Altı ay sonra, uzun süreliğine küresel polislik görevini bırakan Britanya, Yunanistan’dan savaş sonrası ordularını çekmekte olduğunu ve Atina’daki hükümeti finansal olarak daha fazla destekleyemeyeceğini Birleşik Devletler’e gizlice bildirdi.

-Foggy Bottom yeniden telaşlandı; ilk kez Balkanlar’ın, Ege’nin ve Çanakkale’nin ötesine uzanan yeni ve büyük bir Amerikan yükümlülüğü ile karşı karşıyaydı.

-Yunanistan ve Türkiye krizleri nedeniyle biraz hızlı bir şekilde oluşturulan politika, Sovyet yayılmacılığını durdurmayı amaçlayan ABD stratejisinin ilk kez telaffuz edildiği Truman Doktrini olarak adlandırıldı.

-Politikayı savunan yine Acheson oldu: Başkana “Boğazlar, İran ve Kuzey Yunanistan üzerindeki Sovyet baskısının” (Sovyetler’in) üç kıtaya “nüfuz etmesine” yol açabileceğini söyledi.

“Sovyetler Birliği en az maliyetle tarihteki en büyük kumarlardan birini oynuyordu. Her oyunu kazanması gerekmiyordu. Biri ya da ikisi bile müthiş kazanç anlamına geliyordu. Ancak biz oyunu bozabilecek pozisyondaydık.”

-Başkan Mart ayında Kongre’den Yunanistan için 250 milyon dolar yardım, Türkiye için de 150 milyon dolar yardım ve her ikisi için de askeri danışmanlar istedi. Truman şöyle dedi: “Bence, silahlanan azınlıklar ya da dış baskı yoluyla boyunduruk altına alma girişimlerine karşi direnen özgür halkları desteklemek Birleşik Devletler’in politikası olmalı.

Tahdit doktrini doğmuştu.Türkiye’ye yönelik bu yeni ilgi – ki bu aynı zamanda SSCB’ye bağlı olan Gürcistan ve Ermenistan’ın toprak taleplerini de savuşturuyordu – Türkiye’yi yeni, bilinmeyen bir statüye yükseltti: Batılı güçlerin önemli dostu ve müttefiki. Kısa süre sonra ülkenin politik manzarası değişti.” (5)

Yukarıda yazılanlardan (daha doğrusu böyle bilinmesi istendiği için anlatılan) Türklerin, Boğazları Almanların lehine kullandırmaları, Sovyetlerin boğazları kontrol isteğine bahane yaratır;

Stalin, Boğazların kontrolü, Kars ve Ardahan ile ilgili taleplerini Türk Hükümetine iletilmek üzere Amerika-İngiltere’ye duyurur.

-İngiltere ekonomik gerekçelerle artık Türkiye ve Yunanistan’ı kollayamayacağını bildirir. (Aslında İngiltere, bu iki devlet üzerindeki gölgesini Amerika’ya bıraktığını-devrettiğini açıklamıştır.)

-Bunların sonucunda Amerika’nın uzun yıllar boyunca oya gibi işlediği plan yürürlüğe girer.

-Nedir bu plan? Özetle: Akdeniz, Boğazlar ve Süveyş Kanalı’nın tüm kontrolünü ele geçirmek. (Avrupalı devletlerin -sömürgelerini- elinden almak)

Bunun için önce İran sepete alınmış, arkasında da (NATO ile) Türkiye.

-Peki, Bunlar bize nasıl pazarlanmış? “Sovyetler sizi yutacak?” İddiası ile.

Türkiye’nin NATO’ya girmesine yol açan olaylar, geçmişe dönüp bakıldığında küçük çaplıydı ve pek de tehditkâr değildi. Sovyetler boğazlarla ilgili Ağustos 1946’da, Nota verdiğinde, açıkça ABD ve Britanya’nın kararlılığını test ediyordu; Moskova istediği sonucu alamayınca hemen geri çekildi.

Ayrıca önemsiz toprak iddialarından da vazgeçti…Ve Türkiye’nin NATO’ya girişi öncelikle Ortadoğu’daki jeostratejik konumundan kaynaklanıyordu, Sovyetler Birliği’ne karşı ön cephede bir Avrupa savunma duvarı olmasından değil.

Elbette Sovyetler Doğu Akdeniz’de daha fazla etkiye sahip olmak istemişti; fakat buralara burnunu sokmasına karşı gösterilen devasa tepki, fiili tehdidin haklı gösterdiği kadar değildi.

Bu küçük tacizler dışında, Sovyetler Türkiye’ye karşı hiçbir zaman askeri bir tehdit oluşturmadı.(6)

Devam edecek

NATO ve Varşova paktı, Amerika ve Rusların danışıklı dövüşleri sonucu kurulmuştur. Daha doğrusu, paylaştıkları topraklarda kalıcı olmak adına üzerlerine gölgeleri düşen devletleri birer “pakt” ile şemsiye altına toplamışlardır.

www.canmehmet.com

Resim; web ortamından alınmış, alt yazo tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynaklar;

(1)Daha fazlası için bakınız; http://www.milliyet.com.tr/cuntacilara-bizim-cocuklar-diyen-ajan-oldu/dunya/dunyadetay/04.06.2011/1398393/default.htm   (04.06.2011 – 02:30 | Son Güncelleme: 04.06.2011-1:00)

(2)SAVAŞ GANİMETLERİ, AMERİKAN SİLAH TİCARETİNİN İNSANİ BEDELİ, JOHN TIRMAN Aram Yayıncılık: Nisan 2005

(3)http://www.milliyet.com.tr/cuntacilara-bizim-cocuklar-diyen-ajan-oldu/dunya/dunyadetay/04.06.2011/1398393/default.htm

(4) “Savaş Ganimetleri”, Sahife:87

(5) A.g.e.

(6) A.g.e. Sahife:89

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*