Türkiye ekonomisi neden sürekli açık vermektedir?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

Osmanlı neden battı? Yaygın ve yanlış ifadesi ile, “Padişahlar aldıkları borçlarla saraylar yaptırdılar!” Peki Türkiye? “Hımmm… Siyasetçiler yolsuzluk yapıyor?” Ne kadar İlginç! Demek ki biz aslında zenginmişiz de, yöneticilerimiz hırsızmış! Okuyanlar lütfen bu soruyu önce kendilerine de sorsunlar ve cevaplarını içerikte verilenlerle karşılaştırsınlar. Peki, neden borçtan kurtulamıyoruz? Konu çok basit, anlaşılır şekilde anlatılacak, kimi düşünür ve ekonomistler gibi “kavrayamadığını, açıklayamazsın!” anlayışında olduğu gibi anlaşılmaz olmayacaktır. Ekonomi nedir? Sadece ve sadece bir “Takas ”tır. Başka hiçbir şey değil. 

Örnek 1;  

-Sizin köyünüz büyük bir Nehir’in yanındadır. Köyünüz hayvan yetiştirmekte ve ihtiyaç fazlası hayvan ve hayvanlardan elde edilen yünleri dışarıya satmaktadır. 

-Bitişiğinizdeki diğer bir köyde de tarımcılık yapılmakta, onlarda yetiştirdikleri buğday ve pamukların fazlasını dışarı satmaktadırlar. 

-Bulunduğunuz yerdeki Nehir’in karşı kıyısında yaşayanlar ise dışarıdan aldıkları, yün ve pamukları tezgâhlarda dokuyarak giysi, buğdayı öğüterek pasta ve bisküvi yapmaktadırlar. 

Örnek 2; 

Siz ve komşu köylüler, ürettiklerinizin bir kısmını, ihtiyaçlarınızı karşılamak üzere nehrin karşı köyünde yaşayanların ürettikleri ile değiştirmekte (takas yapmaktadır.) Bu yapılan iş, “değiştirme”, basit şekilde tanımlanabilecek bir ekonomik faaliyettir. 

Sizler ürettiğiniz (hammaddeleri) yün, pamuk ve buğdayları vermekte, karşılığında (işlenmiş) giysi ve bisküvi almaktasınız. 

Ancak bu takas işleminde; 

-Sizin verdiğiniz, on kilo yün karşılığında üç kilo ağırlığında çorap; On kilo pamuk karşılığında bir kilo dokunmuş giysi; On kilo buğday karşılığında da üç kilo bisküvi almaktasınız. 

Örnek 3; 

-On kilo yün, Üç kilo çorapla takas edildiğinde, sizin emeğinizin yüzde yetmişi; 

-On kilo pamuk, bir kilo giysi ile takas edildiğinde, sizin emeğinizin yüzde doksanı; 

-On kilo buğday, üç kilo bisküvi ile takas edildiğinde, sizin emeğinizin yüzde yetmişi kaybolmakta siz, o oranda diğerine göre fakirleşirken, diğeri de zenginleşmektedir. 

Bunun adı günümüzün basit tanımı ile İhracat-İthalat; aradaki fark ise dış ticarette verilen açıktır. 

Örnek 4; 

Karadeniz bölgemiz yaklaşık 7-8 milyon nüfusa sahiptir. Ve yaklaşık yılda bir milyar dolarlık fındık (hammadde) ihraç edebilmekteyiz. 

Buna karşılık 2010 yılına ait Hükümetin açıkladığı çok yeni bir bilgiyi örnek olarak verirsek; 

-“2010 yılında 21.1 milyar dolarlık yüksek teknoloji ürünü ithal eden Türkiye’nin bu alanda ihracatının sadece 3.6 milyar dolar olduğuna dikkat çekilen çalışmada,   

-“Yani Türkiye’nin teknoloji üretememesi dış ticaretine 17.5 milyar dolarlık açık olarak yansıdı.  

-Türkiye’nin yüksek teknoloji ürünü ticaretinde verdiği açık, toplam 39.8 milyar doları bulan sanayi ürünleri dış ticaret açığının yüzde 44’ünü oluşturdu” 

ifadeleri kullanıldı.(Kaynak; 6 Şubat.2011, Cumhuriyet gazetesi) 

Örnek 5; 

Bu diğer ifadesiyle ve çok açık olarak; 

-Bir kilo pamuk, bir liradır. 

-Bir kilo pamuk, ipliğe dönüştürüldüğünde değeri; beş lira; 

-Bir kilo pamuk işlenerek fanila, çorap haline getirildiğinde; yirmibeş lira; 

Bir kilo pamuk, işlenerek ve marka haline getirilmiş bir çorap olarak yüz liradır. 

Örnek 6; 

-Norveç Avrupa’nın en zenginidir. Aynı zamanda da en çok kitap okuyan halkı… 

Norveç nerede ise bölge olarak bir İzmir’in nüfusuna sahiptir. Yılda yirmibeş milyon kitap okunmaktadır. 

-Türkiye yaklaşık 73 milyon nüfusa sahiptir. Yılda okunan değil, okurmuş gibi yapılan sadece 14-15 milyon kitaptır. 

Şimdi anlatılanlardan çok açık olarak anlaşılan; 

-Eğer, ürettiğinizi hammadde olarak (olduğu gibi) satarsanız, en az emeğinizin yüzde yetmişini çaldırıyorsunuz demeyelim! Kaybediyorsunuz diyelim. 

-Eğer, ürettiğiniz hammaddeyi işleyemiyorsanız, bu işlediklerinize; alın terinize, bilgi katamıyorsanız (Onun adına günümüzde “katma değer” denilmektedir) Başınız borçtan kurtulamamaktadır. Ve hiçbir zaman da kurtulamayacaktır. 

… 

Şimdi akıl sahiplerine soruyoruz; 

Siz hiç başta devlet adamlarımız, aydınlarımız, yazarlarımız, sağcılarımız, solcularımız, askerlerimiz, inananlarımız, inanmayanlarımız, ekonomistlerimiz, ulusalcılarımız ve tüm kanaat önderlerimizin, TV, radyo ve gazetelerde, 7 gün, 24 saat; 

-“Yüce Türk Milleti, eğer her gün kitap okumak yerine TV seyrederek, karşısında çekirdek tüketirseniz; 

-Önce başınız borç batağına gömülür,  

-Arkasından da borca gömülmüş kafanıza birileri hiç çekinmeden çuval geçirir ve bir gün siz de tükenirsiniz.” 

Bunun tek suçlusu, sen, ben’iz. 

Ne Amerikadır, ne İsrail, ne din, ne de kaderdir. 

… 

Demek ki; 

Ekonomi, zenginlik, borç, cari açık, ” konuları, o kadar süslü laflarla ve dolambaçlı yollardan anlatılacak birşeyler değilmiş. 

Ürettiğiniz, mal ve hizmete (Katma değer) bilgi (yüksek teknoloji) katarak işleyerek üretmek-satmakmış. 

… 

Şimdi kabahat… 

Uyuyanda mı? 

Uyutanlarda mı? 

Yoksa kitap okuyarak kendini geliştirmeyen, çocuklarını gereği  gibi eğitemeyen, TV karşısında çok fazla zaman tüketenlerde mi? 

… 

Sahi aramızda kaç kişi, bir kilo patatesin fiyatı ile, bir kilo Çips fiyatını karşılaştırmış ve ülkemizde kimler tarafından nasıl, nerede üretilerek pazarlandığını, izlediği diziler arasında düşünme fırsatı bulabilmiştir? 

… 

Hünkâr Hacı Bektaşı Veli bakınız (İthalat-ihracat-takas!) konusunda bugünleri görerek bizlere ne demektedir; 

“Hararet nardadır sacta değildir,  

Keramet baştadır taçda değildir,  

Her ne ararsan kendinde ara 

Kudüs’te, Mekke’de, Hac da değildir.

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*