Türkiye “Büyük Devlet”liğin gereği olan yüksek askeri ve sivil teknolojiyi üretmeye başladı mı? (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Bilgi yüktür. Eğer, ondan kendi ihtiyaçlarınıza hizmet edecek yeni bir bilgi üretemiyorsanız.

Bilgi yüktür. Eğer, ondan kendi ihtiyaçlarınıza hizmet edecek yeni bir bilgi üretemiyorsanız.

Bu konuda en yetkin kişi Türk Savunma Sanayii’nin omurgasını oluşturan kuruluşları bünyesinde toplayan ASELSAN Yön. Kurulu Başkanı Doç. Dr. Hasan Canpolat olmalıdır. Sayın Canpolat da bize içerisinde bulunduğumuz durumumuzu özetlemektedir.

Yönetim Kurulu Başkanı Canpolat,  bilgi güvenliği konusunda Türkiye’de çip üretiminin gerçekleştirilmesine önem verdiklerini dile getirerek,

-“ASELSAN’ın çip üretimi konusunda önemli kararlılığı var. Bu konuda ilk adımı Bilkent Üniversitesi ile atacağız. Ortak bir şirket kuruyoruz. Burada Ar-Ge boyutunda yaklaşık 15 yıldır süren bir çalışma vardı, şimdi sanayileştirme boyutuna geldi.

Böylece Türkiye, ASELSAN ve Bilkent Üniversitesi işbirliğiyle ilk defa çip üretebilir bir ülke haline gelecek” diye konuştu…

Çip üretimine girmenin kritik önemi şu; gerek haberleşme, bilgi güvenliği, savunma sanayisinde eğer çip üretemiyorsanız, siz elektronik çağına girmemişsiniz demektir. (1)

Sayın Canpolat’ın ifadesini tekrar edersek;

“..Gerek haberleşme, bilgi güvenliği, savunma sanayisinde eğer çip üretemiyorsanız, siz elektronik çağına girmemişsiniz..” demektedir.

Sayın Canpolat devam etmektedir;

“..Son 20-30 yılda elektronik devrimi başladı. Bunun ana noktası çiptir. Bu çip, yeni alana doğru gidiyor. Biz bu alana hiç girmezsek inanın tamamen bir daha bu çağı yakalayamayacağız.

Siz bu üretimleri yapmadığınız zaman bu mühendisleri Türkiye’de tutamıyorsunuz.

ASELSAN kendi tasarladığı çipleri yurt dışında ürettiriyor. Burada da sıkıntıyla karşılaşıyorsunuz. Biz hem Türkiye hem de yurt dışında çip pazarına girmek kararlılığındayız. Girmemiz de gerekiyor. Bu, son derece stratejik bir konu..” (2)

Sayın Canpolat bir konuda daha önemli bir bilgi vermektedir;

Canpolat, telefon dinlemeleriyle ilgili bir soru üzerine şunları söyledi:

-“Sivil haberleşme konusunda donanım ve hizmet dışarıdan alındığı için sıkıntı yaşayabiliyoruz. Zaten yabancı bir firmadan hizmet alırsanız  ’Dinleniyor muyuz’ diye bir şey sormamanız lazım. Bu yabancı firmayla iş yapmanın doğal sonucudur…” (3)

Açıklamalardan anlaşılan dışarıdan yazılım-donanım aldığımız sürece hiçbir sırrımızın olmayacağıdır.

Yazılımı yöneten silahı yönetir

Donanmadaki casusluk operasyonu ve TSK’nın kullandığı yazılımların İsrail’den alınması, Akdeniz’de olası bir krizde silahların güvenliğini tartışmalı hale getirdi

Yazılım gücü İsrail’de

Nükleer gücün yarattığı felâket dengesi, günümüz ordularını alternatif üstünlük arayışlarına iterken devreye “yazılım” giriyor.

Silah teknolojisine bilgisayar hâkim olduğu ölçüde, onu yönetmek için kullandığınız “yazılıma” da muhtaç kalıyorsunuz.

Sonuçta, yazılımı yöneten silahı da yönetiyor.

Yapılacak manevradan haberdar olabiliyor ya da en basitinden karartmaya giderek beşinci nesil bir silahı 2. Dünya Savaşı dönemine gönderebiliyor. Bunun en güzel örneklerini de İsrail yapıyor.

…Türkiye, günümüz silah teknolojisinde “müşteri” olmanın ötesine geçebilmiş değil. Bugünün silahlarını sivil mühendisler üretirken, Türk Silahlı Kuvvetleri “emekli” generallerle ASELSAN, HAVELSAN gibi kurumları ve tabii ki savunma sanayi ihalelerini yönetiyor.

Sonuçta, dikkatli bir gözün fark edebileceği gibi; toplumda öfke yaratan her toplu şehit olayının ertesi günü gazetelerde yer alan “Türk mühendislerinin ürettiği” robot nöbetçiler bir türlü kullanımda görülemezken, ilk uçuşunu yapan prototip helikopterin en Türk tarafı, modelinin başına konan “T” harfi oluyor.

Türk insansız hava araçlarının başarı öyküleri toplumdaki infiali dindirmeye yararken, Başbakan hâlâ İsrail’den alınamayan Heronların kavgasını veriyor.

Ve birçok yolsuzluğun döndüğü savunma ihaleleri genelde İsrail’de kalıyor.

Söz konusu zaafiyetin ortadan kaldırılması için atılan millileşme çabalarının durumu ise “donanmada casusluk soruşturması”yla gözler önüne serildi.

Milli gemi (MİLGEM) gibi projeleri yabancı ülkelere sattıkları iddiasıyla, içlerinde askerlerin de bulunduğu birçok kişi tutuklandı.

Akdeniz’de bizi ne bekliyor

Yardım gemilerini koruma noktasında iki ülke karşı karşıya gelirse ne olabilir sorusunun cevabı; savaş gemileri ya da hava önleme kabiliyeti gibi konularla sınırlı değil. Dünden bugüne gelen modernizasyon ve yazılımdaki İsrail’e olan bağımlılığımız, bizi yeni bir tür tehditle karşı karşıya bırakmış durumda.

Uluslararası alanda “siyasilere ve üst düzey askerlere rüşvet” soruşturmalarının odağında bulunan İsrail’in ihraç ettiği sistemlerdeki yazılımlara yerleştirilen “truva atları”, birçok ülkenin İsrail’i kara listeye almasına neden oldu. Ancak, son krize kadar savunma ihalelerinde ilk tercihini İsrail’den yana kullanan Türk ordusunu, Akdeniz’de bekleyen tehlike İsrail’in savaş gemilerinin çok ötesinde.

Olası bir kriz durumunda çatışanlar fırkateynler değil, ocak ayındaki siber tatbikatın ilk gününde çöken Türk sistemleri ile İsrail teknolojisi olacak. (4)

Giriş bölümünde konuyu açmak adına aktarma yaptığımız iki ayrı yazıdaki açıklamalardan anladığımız askeri ve sivil teknolojilerin üretiminde sade vatandaşa anlatılmayan birçok yön bulunduğudur.

İlerleyen bölümlerde kendimizi duygularımıza kaptırmadan ve gerçeğimizden ayrılmadan, “Çağın teknolojisinin neresindeyiz?” sorusuna cevap aramaya ve meraklılarına az da olsa bir bilgi aktarılmaya çalışılacaktır.

Devam edecek…

Resim; http://www.aktifhaber.com/msbden-denizalti-aciklamasi-416750h.htm

Kaynaklar;

1) Yazının tamamı için bakınız; 11 Haziran 2014, http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26592880.asp

(2) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26592880.asp

(3) http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26592880.asp

(4) Yazının tamamı için bakınız; Taraf gazetesi, GÖKHAN ERKUŞ – İstanbul – 12.09.2011

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*