Türkiye 2023’e yalanlarla girmemelidir. Menemen’deki şifre Kubilay’ın hem öğretmen hem de subay olması mıdır? (8)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Tartışılması ve sorgulanması istenmeyen iddiaların üzerindeki şüpheler hiç bir zaman eksik olmayacaktır.

Tartışılması ve sorgulanması istenmeyen iddiaların üzerindeki şüpheler hiç bir zaman eksik olmayacaktır.

 

 

Menemen Olayı ile amaçlananlar; Öğretmenlere, ”Gericiler öğretmen arkadaşımızı öldürdüler!” Subaylara, Atatürk’ün orduya mesajındaki; ‘Kubilay’ın kanıyla Cumhuriyet güç bulacaktır’(1) İfadelerinde olduğu gibi uzun yıllar,

-“Yetişecek olan genç nesillere dini ve din adamlarının ‘Kara Kuvvet’ olarak tanıtmak ve dini muameleleri pasifleştirerek ilga etmek.” Bunun için de çıkarılacak olayı “mitleştirilip ve anıtlaştırılıp, her yıl anılmasını yaparak, onun nezdinde dine ve din adamlarına alerji oluşturmaya devam etmek.(2)

Anlatılardan kısa bir özet;

İlk Hikâyemiz; İngilizler, Osmanlılarla Çanakkale’de çarpışmak için, sömürgeleri olan Avustralya’dan  gönüllü asker temininde zorlanınca,  1 Ocak 1915 de Şeytana ders niteliğinde  kurguladıkları bir provokasyonla  Anzaklar’ı koştura koştura  Çanakkale’ye göndermeleriyle;

İkinci Hikâyemiz; Çoğunluğun bir  “gerici-irtica” olayı olarak bildikleri, 31 Mart Vakası’nın;  Sabaha doğru askeri kışladaki Avcı Taburlarına, sahte paşa kıyafetleri  içinde gelen (Bahattin Şâkir, Mithat Şükrü (Bleda) ve Ömer Naci )  İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin namlı üyeleri ve hatiplerinin; içinde, II. Abdülhamid’e atfedilen “sahte şapka giyme fermanı”  ve  kendi adamlarının da kışkırtmaları sonucu “Şeriat isteriz!” sloganıyla askeri sokağa dökmeleriyle ilgilidir.

Üçüncü HikayeMenemen olayı”;

Cevap aranacak sorular;

-Dördü yetişkin, İkisi çocuk (esrarkeş) altı kişinin çıkardığı küçük bir olay, neden bir  “isyan” olarak değerlendirildi?

-En baştan kurgulanan olay, bir “İsyan” görüntüsüne büründürülerek, muhalefet tasfiye mi edildi veya edilmesine bahane olarak mı kullanıldı?

“Neden Menemen, Neden Kubilay?

Eğer Menemen Olayı bir “komplo” ise, bu olay için Menemen’in seçilmesi  “tesadüf olmamıştı Birinci olarak Menemen, SCF’nin (*)“ kalesi” bir ilçe idi.

Adı geçen partinin –Serbest Cumhuriyet Fırkası–  genel başkanı Ali Fethi Bey (**) buraya geldiğinde,

-“Menemenliler de Fethi Bey’i bağrına basmış, bir tepsi içine tuz ve ekmek koyup, Biz buna razıyız, açız açız, tuz ekmek yiyoruz, gel de kurtar bizi’ diyen büyük kalabalık Fethi Bey’i karşılamış ve belediye seçimini de Menemen’de SCF kazanmıştır.”(3)

-Bu sebepten, CHP’nin buraya hıncı” vardı.

İkinci sebep, Menemen’de Nakşibendi tarikatının büyük bir taraftarı vardı. İstanbul / Erenköy’de oturan o yılların Nakşibendi Şeyhi, bir  bakıma onların Türkiye lideri Şeyh Esat’ın burada haberleştiği birçok müridin varlığından bahsedilir.

Bu bakımdan da bu ilçe hükümet nezdinde “irticanın üslerinden’ sıfatıyla dikkatleri üzerine toplamıştı.

Neden Kubilay’a gelince: Kubilay, saf, masum ve idealist bir öğretmen olup olay sırasında Menemen’de 43. Piyade Alayı’nda yedek subaylık görevini yapıyordu.

Ailesi Girit’ten İzmir’e göç etmiş, 1906’da Adana’nın Kozan ilçesinde doğmuştu. Asıl adı, Mustafa Fehmi idi.

O yıllarda kendisini Türkçülük akımına kaptırarak adını Kubilay olarak değiştirmişti.

Bir öğretmenle evli ve bir erkek çocuğu vardı.

Olay “komplo” ise, bir öğretmen ve subayın “şehit” olarak seçilmesi tesadüf değildi.

Şehit Kubilay” la, Öğretmenler ve subaylara Mesajlar verilip,

-“Devrimlere bağlılıklarının sağlanması” hesabı yapılmış zannolunabilir.

Okullarda olayın yıl dönümlerinde öğretmenlerimiz bize hep, “Devrim şehidi Kubilay’ın Kahramanlıkları” nı anlatırlarken öğretmen sıfatını ön plana çıkarırlar,

– “Gericiler öğretmen arkadaşımızı öldürdüler, öğretmen öldürmek ne demek?” diye tepki gösterirler, biz öğrenciler de o günlerde bilinçli olmadığımız için

-“Vay hainler, kendisini milletine adamış bir öğretmene nasıl kıyılır?” diye mırıldanırdık.

Herhalde, subay olması sebebiyle askeri okullar ve kışlalarda da benzeri yaşanıyordu. (4)

Amerikan Büyükelçisinin Raporunda Menemen Olayının izahı

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Joseph C. Grew, 27 Ocak 1931’de Dışişleri Bakanı Stimson’a gönderdiği raporda, esasında mahalli ve küçük bir olay olan ve halkın “ilgisiz kalmayı sürdürdüğü” veya “ çok az ilgilendiği” dediği Menemen Olayının büyütülerek Hükümetin bundan nasıl faydalanmak istediğine dair maddeler halinde şunları yazar:

1-İzmir havalisinde hükümete ve yenilikçi politikalarına alenen muhalefet eden hoşnutsuz ve irticai unsurların haddini bildirmek, (5)

2-Hükümetin gücünü ve sağlamlığını bir kere daha göstermek.

3-Gençlikte cumhuriyet coşkusu uyandırmak,

4-Batılı çizgide kalkınma parolasını yaymak ve Cumhuriyet Hükümetinin gün gelip de irticai güçler tarafından devrilmek isteniyorsa, halkına telkin etmesi gereken dersleri azar azar aşılamak için hükümetin isteklerine gerçekleştirme fırsatı sağlamıştır. (6)

Grew, yukarıdaki iddialara  “şüphe” ile bakılması gerektiğinden bahseder:

-“Hükümet yanlısı gazeteler Kubilay’ın başının kesildikten sonra bir sırığa takılarak dolaştırıldığı ve fanatik dervişler ile yardakçılarının kanını içtikleri konusunda ısrar ediyorlar; ama bu haberlerin gerçekliğinden şüphe etmek için yeterince sebep var. Bu zaman zarfında askeri yetkililere haber veriliyor ve bir makineli tüfek eşliğinde bir manga jandarma olay mahalline geliyor, ardından çıkan çatışmada dervişlerden üçü öldürülürken biri kaçıyor, kalabalık dağılıyor ve olay sona eriyor.” (7)

 

İsyancılar’ı Halk Destekledi mi, Desteklemedi mi’

Menemen Olayı sebebiyle en çok tartışılan konulardan birisi de halkın “İsyancılar”ı destekleyip desteklemediği konusu olmuştur. Olay çıkar çıkmaz. Hükümet yanlısı gazeteler, olayı büyütmek ve bir “halk isyanı” şeklinde göstermek için, “İsyancilar”ı halkın desteklediği, hatta Derviş Mehmet’in Kubilay’ın başını keserken halktan kimsenin ona engel olmadığı, tekbirler getirerek “İsyancılar”a destek verdiği ve alkışladığı vb. şeklinde haberler vermişlerdir, (8)

BMM Başkanı Kâzım Özalp, hatıralarında, Menemen Olayı’nın kendisine ve diğer üst düzey yöneticilere bu şekilde duyurulduğu ve rapor edildiğini yazar, “Bir kere, olayların mantığından hareket edersek, bir subayın başının kesilmesi karşısında Türk milleti insanlarının alkış tutması mümkün değildir.  O subayı sevsek, farz edelim sevmesek de durum budur. Çünkü bu milletin askeri ve subayına sevgisi vardır ve olmalıdır. “

Amerikan Büyükelçisi Grew, olayla ilgili bahsekonu raporunda ayrıca, halkın durumu (Desteği) hakkında ihtiyatlı bir dil kullanır.

-“Bu kalabalığın (“İsyancılar” etrafına toplanan kalabalık) tavrının dervişlere karşı sempati mi yoksa tümüyle lakaydi içinde mi olduğunu kesin olarak öğrenmek mümkün değildi..”(9)

 

“İsyancılar” Kimlerdi, İsyan Nasıl Başladı?

Resmi kayıtlarda “İsyancılar Cumhuriyet’i yıkıp Şeriat devleti kurmak istiyorlardı” denilerek büyütülen küçük bir olayı çıkaranların hepsi altı kişiden ibaretti.

İkisinin daha çocuk olduğu düşünülürse topu topu dört kişilerdi. Bunlardan hep “Dört Mehmetler ve İki Hasanlar” diye bahsedilir. “Derviş Mehmet (olayın elebaşısı) Giritlidir. Şamdan Mehmet, budalalığı ve dengesizliğiyle ünlüdür. Sütçü Mehmet, mahallede süt satmaktadır. Diğer Mehmet (Mehmet Emin) bağ budayıcısıdır.  (10)

Dört Mehmetler” işte böyledirler.

Din adamlılıkları, Nakşibendi tarikatına bağlılıkları ve hatta aşağıda göreceğimiz gibi dinle bile hiçbir ilişkileri yoktur.

“iki Hasanlar”, 16-17 yaşlarında Ali Oğlu Hasan ve Nalıncı Hasan (kendisi Giritlidir) isimleriyle anılan kimselerdi (11)

Aralık ayının yedinci gönü 6 kişi, Menemen’e gitmek üzere yanlarında ‘kitmir”

isimli bir köpekleri de olduğu halde Manisa’dan yola çıkarlar. Yolda sürekli esrar kullanarak ve uzun molalar vererek 23 Aralık sabahı Menemen’e gelirler. Vakit, sabah namazı vaktidir. 8- 10 yaşlının namaz kıldığı  Müftü camine baskın yapar gibi girerek ibadet etmekte olanları şaşkına çevirirler. Namaz kılıp kılmadıkları kesin olarak bilinmemektedir. (12)

Menemen Olayını “irticai başkaldırma” olarak savunan üstün, başlamasını şöyle anlatır:

-”Derviş Mehmet, oradakilere kendisini *Mehdi’ olarak tanıtır; dini korumaya geldiğini ileri sürer. Camideki yeşil bayrağı aldıktan sonra, sınırda ‘Yetmiş bin kişilik Halife Ordusunun beklediğini, öğleye kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirilecekleri tehdidini de savururlar. Buradan sonra Mehdi taslağı yeşil sarıklı Derviş Mehmet ve müritleri doğruca Belediye meydanına yönelirler. O sıralarda omzunda çapasıyla işe gitmekte olan bir işçiyi yolda çevirip bir çukur kazdırır ve yeşil bayrağı dikerler. Ayetli yeşil şeriat bayrağı, artık bir irtica, bir isyan bayrağıdır. Yobazlar bayrak altında döneler, dönerler, tekbirler getirirler, zikrederler…

Öyle ki, günlerden beri içtikleri ‘esrar’dan sarhoşturlar. Şapka giyenlerin kâfir olduğunu, yakında fes giyileceğini, şeriata dönüleceğini, kendilerine kurşun işlemeyeceğini haykırarak etrafa duyurmaya çalışırlar…”(13)

Bu noktada bir not düşülmesi yararlı olacaktır;

-Okuyanların dikkatinden yukarıda benzer bir ifade kaçmamış olmamalıdır. 31 Mart provokasyonunda  da, Kışladaki askerler, sahte bir padişah bildirisi ile “şapka takmanız isteniyor” ifadeleri ile kışkırtılmıştır. Bunlardan anlaşılan  “Şapka” o dönemde halkın aşırı tepkisi çeken bir unsur olmalıdır. Ki, iki olayda da kullanılmıştır.

Devamla…

Yine Üstün’ün yazdıklarına göre, olayın elebaşısı Giritli Derviş Mehmet’tir. İstanbul’da oturan 84 yaşındaki Nakşibendi şeyhi Şeyh Esat’ın müritlerindendir (?) ve ona güvenmektedir.

Kendisi dışındaki üç Mehmet ve İki Hasan akıllan başlarında Üstün, “Derviş Mehmet bu süre içinde onlara esrar içirerek akıllarını başlarından alma tasarladığına göre onları sürükleme çabasındadır” şeklinde yazması bu görüşe bir destektir.

Asteğmen Kubilay’ın Öldürülmesi

Altı kişinin “İsyanını” haber alan Menemen II Jandarma Komutanı Faik Bey, olay yerine gelip manzarayı görünce, hükûmet konağına gidip durumu hemen telefonla Alaya haber verir. Kışladan Asteğmen Kubilay’a görev verilir.

Bir manga silahlı olup yanlarında insan öldürmeyen tatbikat mermileri vardır.

Olay yerine gelen Kubilay, Derviş Mehmet’in yakasına yapışarak teslim olmalarını ister. “İsyancılar” silahlı olduklarından tam bu sırada silahlar patlar. Kubilay yaralanıp yere yığılır.

İddialara göre, Derviş Mehmet onun üzerine atlayarak “kör testere” ile başını “20 dakikada” keserek vücudundan ayırır. Kubilay’ın kanını içer ve kesik başını bir sırığın ucuna takarak meydanda dolaştırır. Bu arada, olaya müdahale etmek isteyen bir bekçi öldürülmüştür.

Alay komutanına yeniden haber gönderilir. Bu sefer, bir makineli tüfekle yeni askerler sevk edilir.

Teslim olmayan katilleri ateşe tutar. Derviş Mehmet, Sütçü Mehmet, Şamdan Mehmet öldürülür.

Dördüncü Mehmet kaçmayı başarır. Çocuklar, İki Hasan yakalanır. (14)

 

Olayın Büyütülmesi, Derviş Mehmet’in Yaptıkları Hakkında Spekülasyonlar

Menemen Olayı, eğer bir “komplo” ise, bunun büyütülerek ülkeye duyurulması, ortalığın “Büyük tehlike var, rejim, ülke ve vatan tehlikede” diye bütün yurdun velveleye verilmesi gerekiyordu.

Nitekim de buna yönelik olarak 24 Aralık’ta CHP yanlısı gazeteler bu manşetlere çıktılar. Cumhuriyet’in manşeti, “Şeriat İsteriz Diye Ayaklananlar!” olup, tüm baş sayfasını bunun haberine ayırmıştı.

Gazete haberlerinde olay büyütülerek veriliyordu. İnsanın kanını donduracak ifadeler yer alıyordu ki, bu yukarıda bahsettiğimiz kör testere ile 20 dakikada baş kesmek, kan içmek kesik başı meydanda dolaştırmak teşkil ediyordu.

Bazı iddialara göre bunların hiçbiri olmamıştı. Yalçın Küçük, baş kesme olayına “şüphe” ile baktığından bahsederken (15)

Derviş Mehmet’in  avuç avuç kan içmesi de şüphelidir. Tuncay, “Derviş Mehmet’in avuç avuç kan içtiği kışkırtıcı bir süslemeye benziyor görüşlerine yer verir.  (16)

Olayın görgü tanıklarından Menemenli Mahmut Özkan’ın Zaman gazetesindeki röportajında söylediği üzere, meydan ve sokaklarda keşik baş diye bir başın dolaştırılmasına hiç rastlanmamıştır. (17)

Olayın, bu derece basitlikle başlaması ve bitmesine rağmen, gelin görün ki, iki ilde (Manisa ve Balıkesir) sıkıyönetim ilan edilecek, olağanüstü Divan-ı Harp Mahkemesi kurulacak,  bütün yurt düzeyinde tutuklamalara gidilerek yargılama yapılacaktır.

 

Yönetim ve Askeri Birliklerin Hataları

Menemen Olayını inceleyen araştırmacılar tarafından, Menemen’deki hükümet yönetimi ve askeri birliklerin eğer olay

-“komplo” ise, bunun senaryosunun oynanması için olay karşısında bilerek tavır- takındıkları,

-“komplo” değilse, olayı küçük görüp, “İsyancılar” a “dağılın” demekle hemen dağılacakları düşüncesiyle hareket ettikleri yönlü görüşlere yer verilmiştir.

İşin esasına bakılırsa, olay küçük de büyük de olsa, olay yerine silahsız ve hem de asteğmen olması sebebiyle tecrübesiz olup kendisinden daha üstün rütbeli subaylar varken Asteğmen Kubilay’ın gönderilmesi uygun düşmemiştir.

Görgü tanığı Mehmet Yetimoğlunun söyledikleri ;

-“ Eğer Kubilay yakalarından tutmasaydı, hiçbir şey olmayacaktı. Vallahi ben bugün de söylerim, yarında söylerim. Çok kabahati var, evet subay olmuş ama tecrübesi yok.”

Yine görgü tanığı Emekli Müftü Nail Papatya’nın söylediklerine göre Kubilay, silahı olmadığı halde  kahramanlık hevesi”ne kapılmış,

-“İsyancılar” a “çekin gidin” veya “teslim” olun demekle hemen bunları yapacaklarını sanmıştır. (18)

Halbuki, tecrübeli subaylar ve en azından bir makineli tüfekli manga sevk edilse idi, Kubilay’ın öldürülmesi olayı yaşanmazdı.

Olay öncesi ve sonrasında Menemen Kaymakamı Cevat Bey’in hal ve hareketlerine de şüphe ile bakılmıştır.

Gazetesinde yazılanlar:

– “Kaymakam Cevat Bey, olayı haber alır almaz kışlaya (Alay kışlası) gitmiş, olay mahalline hemen kuvvet gönderilmesini rica etmiştir.

Bundan sonra kışlada bir odaya kapanarak bir çocuk gibi ağlamaya başlamıştır.

Kaymakam Bey’in mürtecilerin tenkili (bastırılması) esnasında vazifesi başında bulunmaması bir ihmal olarak telakki edilmiştir.

-” Kaymakam, olayın ardından Ankara’ya çağrılmış, yeni tayin olup, bölgenin yabancısı olduğu ve tecrübesinin bulunmadığını söyleyerek kendisini savunmuştur. (19)

Marksist yazarlardan Arif Oruç’un yazdıklarına göre Cevat Bey Ankara’da “iltifat” (hoş karşılama) görmüştür: “iki sene evvel Menemen’de İsmet Paşa tarafından tertip ettirilen irtica oyununu iyi tatbik ettiği için, İsmet Paşa’nın Ankara’daki köşkünde aylarca izaz ( saygı görme) edilen Menemen kaymakamı Ankara’da iltifat topladı.”(20)

Oruç’un yazdıkları doğru ise,. Cevat Bey’in “iltifat toplaması”, Hilmi Uran’ın iltifat toplanmasına benziyordu. Hatırlanacağı üzere, İnönü, SCF’nın “irtica partisi” olduğu konusunda Atatürk’ü ikna için, CHP’nin Adana Umumi Müfettişi Hilmi Uran’ın raporlarını kullanmış ve kapatılmasına sebep olmuş, ardından İnönü, ‘mükafat’ için Uran’ı Ankara’ya davet ederek Nafia Bakanı yapmıştı. “(21)

Devam edecek …

-Olay Karşısında Atatürk’ün ve Yönetim’in Tavrı ve Muhalefeti “Topyekûn Tasfiye” Kararı

– “Menemen’in coğrafya’dan silin…

 

Resim; http://www.buyuksoz.com/yalanlarla-istedigin-yere-gidebilirsin/

Açıklamalar;

(*) SCF; (Serbest Cumhuriyet Fırkası), Ali Fethi Bey bu partiyi, Mustafa Kemal’in önerisi ve onayıyla kurdu (12 Ağustos 1930). Programında, partinin cumhuriyetçi, milliyetçi ve lâiklik ilkesine bağlı olduğu vurgulanıyordu. SCF kısa sürede geniş bir destek kazanarak Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) yönetimini kaygılandırdı, Bunun üzerine Ali fethi Bey, 17 Kasım 1930’da Dahiliye Vekâleti’ne başvurarak SCF’nin feshedildiğini açıkladı.

(**) Ali Fethi Bey; Ali Fethi Okyar (1880-1943), Türk asker ve siyaset adamı. Cumhuriyeti kuran öncü kadro içinde yer almış, Başbakanlık ve TBMM Başkanlığı yapmış, Atatürk’ün talimatıyla kurulan muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı yönetmiştir. Fethi (Okyar) Mustafa Kemal Atatürk’ün en yakın kişisel arkadaşlarındandır.

Kaynaklar;

(1) Yazının tamamı için bakınız;  http://www.radikal.com.tr/turkiye/sehit_kubilay_anildi-1033766

(2) Cevat Rıfat Atilhan, Menemen Hadisesinin İçyüzü, Aykurt Neşriyatı, İstanbul, 1968, s. 53 – 55 (Süleyman KOCABAŞ, “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ,” kitabının dip notudur.)

(3) Mustafa Müftüoğlu, Kanlı Olay, Menemen Olayı’nın İçyüzü, Başak Yayınları, İstanbul, 2005, s. 91 (Görgü tanığı Mehmet Yetimoğlu’nun anlattıkları)

(4) Süleyman KOCABAŞ, “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ,” sahife, 47-48

(5) Grew, s.199; bunu raporunda açıklarken, özellikle, SCF’nin Ege Bölgesi’de gördüğü büyük ilgiden dolayı CHP’nin rahatsızlık duyduğu ve bu sebepten adı geçen parti yanlılarını da cezalandırmak istediği üzerinde durur.

(6) Süleyman KOCABAŞ, “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ,”

(7) Grew, s. 199

(8) (Kâzım Özalp – Teoman Özalp, Atatürk’ten Anılar, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlan, İstanbul, 1995, s. 46)

(9) Grew, s. 199

(10) Mustafa Müftüoğlu, Kanlı Olay, Menemen Olayı’nın İçyüzü, Başak Yayınları, İstanbul, 2005, (Süleyman Koçabaş, dip notu)

(11) Çetinkaya, s. 21

(12) Müftüoğlu’nun yazdıklarına göre namaz kılmadılar (Müftüoğlu, s. 66

(13) üstün, s. 25

(14) Üstün, s. 140 -141

(15)Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler, C. I, Tekin Yayınevi, İstanbul, 1989, s. 240

(16) Mete Tuncay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması 1923 – 1931, Tarih Vakfı Yurt Yayınlan, Istanbul, 1999, s. 304

(17) Müftüoğlu, s. 70

(18) Müftüoğlu, s. 68

(19) Cumhuriyet, 31 Şubat 1931

(20) Mete Tuncay, Arif Oruç’un Yarını, İletişim Yayınları, İstanbul, 1991,8.89-90

(21) Süleyman KOCABAŞ, “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ,”

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*