Türkiye 2023’e; 31 Mart 1909, Anzaklar 1915, Kubilay Menemen 1930’un gerçekleriyle girecektir. (7)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
İngilizlerin, Anzakları Çanakkale Savaşlarına  üstelikte gönüllü olarak nasıl gittiklerini tüm halkımızın mutlaka öğrenmesi gerekmektedir.

İngilizlerin, Anzaklar’ı Çanakkale Savaşlarına üstelikte gönüllü olarak nasıl gönderdiklerini  tüm halkımızın mutlaka öğrenmesi gerekmektedir.

 

Bir ülkede şeffaflık, toplumsal denetim ve katılım ile bilgi edinme özgürlüğü yoksa O toplum; yasaklar ve sansürler ülkesi olarak hiçbir zaman çağdaş bir toplum olamayacaktır. Çağdaş, Bilgi toplumu olabilmek ancak şeffaflıkla mümkündür.

Aşağıda iddiaları ve karşı iddiaları ile birbirinden bağımsız gözüken ancak ortak noktaları olan üç olay aktarılmaktadır. Bunlardan çıkarılacak sonucun; okuyanların bilgi-deneyim ve özümsemesi ile doğru orantılı olacağı tabiidir.

Bunu Mevlana’nın ifadesi ile açıklarsak, Güneşin büyüklüğü, senin pencerenin büyüklüğü ile sınırlıdır.

Hikâyelerimize başlamadan Fizik ve Sosyoloji ilimlerinden iki küçük örnek yararlı olacaktır.

İlk defa denge prensiplerini ortaya koyan ünlü Fizikçi Arşimet’in bir iddiası vardır;

-“Bana bir dayanak noktası verin Dünya’yı yerinden oynatayım

Toplumsal olaylarda da, Arşimet’in iddia ettiği gibi “bir dayanak noktası!” olmasa da, bir patlama noktası vardır.

Aşağıdaki açıklamalarda gerek Anzaklar’ın Avustralya’dan Çanakkale’ye gelmelerinde; gerekse,  2.  Abdülhamid’in devrilmesinde ve neticesinde; Osmanlı İmparatorluğun, I. Dünya Savaşı’na sokularak parçalanmasına hangi basit ayak oyunlarının neden olduğu görülecektir.

Bunların arkasından üzerinden yaklaşık 83 yıl geçmesine rağmen örtüsü kaldırılmayan Menemen Olayı çok detaylı olarak değişik kaynaklardan gözler önüne serilerek, şeffaf toplum olamamamızın bizleri hangi olumsuz sonuçlara götürdüğü açıklanacaktır.

Toplumsal olaylar veya Sosyal hareketlenmeler; Ya bir değişimi başlatmak veya başlamış olanını hızlandırmak veya başlayanları engellemek veya tersine çevirmek için kullanılan en bilinen araçlardandır.

Osmanlı devletinde, “Şeriat isteriz!” ifadesi, Cumhuriyet döneminde, “Laiklik elden gidiyor! İfadesi ile yer değiştirir.

Her iki dönemde ve dönemin toplumlarında amaçlanan;

-İlk planda öğrenci veya askerlerin (uydurma haberlerle) kışkırtılarak ayaklanmaları sağlanacak;

-Kaos ortamı ile mevcut iktidarların üzerinde baskı oluşturularak iktidar değişikliği sağlanacak veya çeşitli nedenlerle kaynayan toplum üzerinde baskı oluşturularak Toplum mühendisliği yapılacaktır.

Verilen iki örnekten anlaşılması gereken; bulunacak doğru bir dayanak noktası ile kullanılacak uygun bir kışkırtma sözünün nasıl büyük işlerin başarılmasına neden olduğudur.

İlk Hikayemiz;

Tarih: 1 Ocak 1915…

“1915 yılının ilk gününde Avustralya’nın Broken Hill kasabasında kanlı bir terorist saldırı gerçekleşti. Ertesi günün gazeteleri iki Türk’ün bir piknik trenine baskın yapıp masum sivilleri öldürdüğünü yazdı.

Bu olay, Avrupa cephesi için gönüllü asker toplamakta zorlanan hükümetin işini kolaylaştırdı ve binlerce Avustralyalı genç I. Dünya Savaşı’na katılmak ve bilhassa Çanakkale’de Türklere karşı savaşmak için gönüllü oldu. Çanakkale’ye savaşmaya gelen Anzak askerleri arasında Türklerden intikam almak arzusuyla tutuşanlar çoktu.

Halbuki Broken Hill olayının Türklerle hiçbir ilgisinin olmadığı zamanla kesinlik kazandı.

Ne var ki zanlıların olay günü öldürülmesi ve tüm delillerin yok edilmesi işin iç yüzünün meydana çıkmasını engelledi. Neredeyse bir asır boyunca bu kanlı olay karanlıkta kaldı.

Ta ki Ömer Ertur Avustralya’ya gidip olayın perde arkasını açığa çıkartıncaya kadar…” (1ve 2)

Aşağıda “Kaynaklar bölümünde) konu hakkında detaylı açıklamalar bulunmaktadır. Özetle; İngilizler Çanakkale’ye göndermek üzere Avustralya’dan gönüllü asker toplamakta zorlanınca bir provokasyonla, “gönüllü asker!” işi hallederler.

Bizde de sonradan Kahramanmaraş, Çorum, Hatay, hatta Menemen’de buna benzer birçok olay yaşanacaktır.

İkinci Hikâyemiz;

31 Mart Vakası’nı nasıl bilirsiniz?

Almanlar, 1908 Jön Türk İhtilali’ni müteakip, Kâmil Paşa’nın iktidara gelmesinden hiç memnun olmamışlardı. Bir yolunu bulup onu devirerek, gittikçe Alman taraftarlığı kesinleşen İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni iktidara getirmek istiyorlardı. Bu uğurda, İttihatçılar’ı Kâmil Paşa aleyhine tahrike başlamışlardı. Meclisi Mebusan Başkanı Ahmet Rıza’nın yazdıklarından okuyalım: “ Bir akşam Alman Elçiliği’ne yemeğe davet edildik.  Yemekten sonra Elçi Baron Marchall benim yanıma gelerek meseleyi açtı: ‘ İnkılabı İttihat ve Terakki yaptı. Halbuki memleketi bunlar idare etmiyor. Niçin devlet idaresini elinize almıyorsunuz? Hükümetten şikayet edilecek olursa ben ne yapayım, Cemiyet böyle istiyor diyor; Cemiyet ise, meydana çıkmıyor, mesuliyetten korkar gibi görünüyor’ dedi. (3)

Almanlar’ın, taraftan ittihatçılar’a yönelik olarak ortaya çıkan tahrikleri hakkında İngiliz taraftarı olarak bilinen Jön Türkler’den Mehmet Selahattin de hatıralarında şunları yazar:

-“ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin tek koruyucusu Alman İmparatoru II. Wilhelm ile İttihat Cemiyeti’nin ileri gelen üyeleri  arasında gizli cemiyet tarafından özel memurların görevlendirilmesiyle kabinenin (Kâmil Paşa Kabinesi) behemehal devrilmesi çarelerine bakılması ve bu uğurda lazım gelen fedakarlıktan çekinilmemesi, icap eden emirlere itaat ve bu emirlerin tatbikine nezaret etmek için de ayrıca kontrol memurları tayin olunduğu gibi istanbul’daki Deutche Bank’ın ve Anadolu Şimendifer İdaresi’nin kasalarını ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne açarak Türkler’in ezelden beri hakiki dostu olan İngiltere devleti fahimesinin nüfuz ve politikasının Osmanlı ülkesinden yok edilmesine gayret gösterilmesi, Anadolu Şimendifer Direktörü Mösyö Hakinin memur edildikten başka, İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği’ne Berlin’den verilen emirlerde de Büyükelçiliğin Cemiyet’le daima temasta bulunarak siyasi ve iktisadi menfaatlerine külliyen menfi olan böyle bir halden Cemiyet teşkilatı ve reislerinin men’i için emir olunmuştur.” (4)

İngilizci ve Almancı Jön Türkler arasında “Hükümet Kavgası”nın Almanlar lehine sonuçlanması, mücadeleyi iyice kızıştırmıştı. Şimdi artık iki taraf, birbirlerini kesin olarak tasfiye edip, iktidara tek başlarına “muhalefetsiz” hazırlanıyorlardı. Bu arada II. Abdülhamid: iki tarafın da “harcamak” istediği hedef halinde idi. Ondan kurtulup, “kuzu gibi padişah adayı” Veliaht Reşat Efendi’yi tahta çıkarırlarsa, işlerini onunla daha rahat görebilecekleri hayali ile yaşıyorlardı. Bütün bu gelişmeler hal’-cülus ve iktidar darbesinin ön hazırlıklarını teşkil ediyordu. (5)

Alman taraftarı İttihatçılar daha atak davranarak darbeyi ilk defa onların başlatırlar.

Sadrazam Kâmil Paşa’nın korktuğu olmuştu. Darbede Avcı Taburları kullanılacaktır.

DARBE Başlıyor

Avcı Taburları’nın isyan ettirilmesi:

Avcı Taburları, İttihatçı subayların emrinde olduğu için, onları bunları kullanarak darbeyi başlatmaları kolay oldu…tahrik edilen askerler sokağa dökülmüşlerdi. Sabaha doğru İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin namlı üyeleri ve hatiplerinden paşa kıyafetine giren Bahattin Şâkir, Mithat Şükrü (Bleda) ve Ömer Naci Beyler, Avcı Taburları’na gelmişler, boru sesi ile asker uyandırılıp meydana toplandıktan sonra, sahte paşalar tarafından II. Abdülhamid’e atfedilen “sahte şapka giyme fermanı” okunmuştu. O günlerde şapka giymek “kafirlik” olarak algılandığından, askerler fermana çık kızmışlar, “Şeriat isteriz” sloganının söyleyerek sokağa dökülmüşler, yine er veya subay kıyafeti giymiş İttihatçılar’ın sevk ve idaresinde Sultanahmet Meydanı’na getirilmişlerdi. (6)

İsyan ettirdikleri askerleri terk eden İttihatçılar, Hareket Ordusu’na katılmak için Selanik’e gitmişlerdi. Darbenin I. safhası, asker isyan ettirilmekle tamamlanmıştı. Ardından, “Meşrutiyet’i yıkan ayaklanma” olarak Selanik’e duyurulan isyanı bastırmak için buradan. Hareket Ordusu adıyla anılan nizami birlikler yanında çoğu sivil gönüllülerden meydana gelen ordu, senaryonun II. Safhası olarak yola çıkarılmıştı.

İngilizler, bu ordunun Alman taraftarı İttihatçılar’ın kontrolünde olduğunu ve İstanbul’da “iyi işler yapmayacağı”nı düşünerek buraya hareketine engel olmaya çalıştılar. “Alman elçisinin bir raporuna göre, Selanik’teki İngiliz konsolosu Lamp, Mahmut Şevket Paşa’yı iki kez ziyaret edip, birincisinde dostça ikincisinde resmen İstanbul üzerine yürümenin Devlet’in parçalanmasına yol açacağı uyarısında bulunmuştu. (7)

İngiliz taraftarlarının Avcı Taburları’nı kullanmak için devreye girişi:

Avcı Taburları İttihatçılar tarafından isyan ettirilip Sultanahmet Meydanı’na getirilerek “başsız” bırakılınca, “boşluk”u hemen İngiliz taraftarı Jön Türkler doldurmuşlar. İttihatçılar ve II. Abdülhamid’i harcamak için onları kullanmaya başlamışlardı. İttihatçılar kaçınca asker ne yapacağını bilemez, şaşkın bir halde bulunuyordu. Askerlerin arasına dağılan İngilizci Jön Türkler, askerlere sloganlar attırmaya başladılar. Bunlar şunlardı: Kâmil Paşa veya Prens Sabahattin’in sadarete, Nazım Paşa’nın Harbiye Nazırlığı’na getirilmesi, İttihat ve Teakki’nin dağıtılması, askere af çıkarılması, Meclis-i Mebusan Başkanlığı’na İsmail Kemal’in getirilmesi vs (8)

…Askerlerin isyanında hiçbir rolü olmayan II. Abdülhamid, Meşrutiyet’in yürürlükte bulunduğunu haber verip, kışlalarına çekilmeleri istemek için Sultanahmet Meydanı’na Başmabeyni Ali Cevat Bey’i gönderir. (9)

Sultan II. Abdülhamid, bu arada Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa’ya çok kızıyordu. “Hüseyin Hilmi Paşa ve arkadaşlarının acizlik ve tereddütleri olmasaydı 31 Mart Hadisesi bir buçuk saatten ziyade devam etmez, belki de hiç olmazdı. Yangın bacayı sardıktan sonra Hüseyin Hilmi Paşa Kabinesi istifa etti.” (10)

Sonunda iktidara İttihatçılar hâkim olmuşlar, I. Dünya Harbi’ne kadar durumlarını giderek sağlamlaştırmışlar, adı geçen harp yıllarında “Türkiye’nin tek hâkimi” haline gelmişlerdir. (11)

Özetle, Paşa kılığına giren birkaç kişi, “Şeriat isteriz!” kışkırtması ile askeri sokağa döküyor. Sonra askeri tutana aşk olsun!

Son hikayemiz;

Menemen olayının içyüzü

23 Aralık 1930

Menemen Olayı ile Amaçlanan Hedefler Nelerdi?

Atatürk döneminin aydınlatılmamış, en karalık olaylarından birisi de 23 Aralık 1930’da Manisa’nın Menemen ilçesinde cereyan eden bir olaydır. Günümüz itibariyle, adı geçen olayı, “Şeriat devleti kurmaya yönelik irticai kalkışma olayı” olarak göstermede ısrarlı olduğu anlaşılan Kemal Üstün bile hakkında şunları yazar:

-“ Bu isyanın içyüzü o kadar karanlık ve o derece karışıktır ki, hadise başından sonuna kadar esaslı bir şekilde yeniden incelemeyi gerektirmektedir. (12)

Esası, dördü yetişkin, İkisi çocuk altı kişinin çıkardığı küçük bir olay olduğu halde “isyan” diye büyütülen Menemen Olayı’nın içinden çıkılmaz bir şekilde “kaos”a dönüşünün başlıca iki sebep vardır:

1-Olay, inkılapları yıkarak Şeriat devleti kurmak isteyen İrticai unsunlar tarafından çıkarılmıştı;

2- Olay, devrimlere tepki gösteren muhalefeti tasfiye için bir “tertip” veya “komplo” olarak düzenlenmiştir.

Birinci görüşü savunanların ileri sürdükleri sebep şudur:

“Menemen Olayı, planlı bir irtica eylemciliği ve Nakşibendi tarikatının Atatürk devrimlerine bir saldırısıydı.” (13)

Olay bu “komplo” idiyse, bundan elde amaçlar söyle sıralanmıştır.

1—Serbest Cumhuriyet Fırkasının (SCF) kesin tasfiyesi.

2-Nakşibendi tarikatı ve mensuplarının tasfiyesi.

3-“Yetişecek olan genç nesillere dini ve din adamlarının Kara Kuvvet” olarak tanıtmak ve dini muameleleri pasifleştirerek ilga etmek.” Bunun için de çıkarılacak olayı “mitleştirilip ve anıtlaştırılıp, her yıl anılmasını yaparak, onun nezdinde dine ve din adamlarına alerji oluşturmaya devam etmek.

4- Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının son kalıntılarını tasfiye etmek.

5 –Devrimlere tepkinin şiddetle bastırılacağım göstermek.

İlk üç görüş, aynı zamanda. Milli Mücadelenin cephe komutanlarından ve Atatürk dönemini yaşayanlardan General Cevat Rıfat Atilhan’ın görüşleridir.’ (14)

Şükrü Karatepe’ye göre Menemen Olayı, “muhalefetin son kalıntılarını temizlemeğe” ve etrafında korku ve tehdit politikaları oluşturulacak bir “Tarih Mit”i yaratmaya yönelik bir olaydı

“Şans eseri olarak Takrir-i Sükun Kanunu’nun pençesinden kurtulan, sıkıyönetim ve İstiklal Mahkemelerinin gözünden kaçan potansiyel muhalefet merkezleri de Menemen Olayı bahane edilerek temizlendi.

Yıl dönemlerinde, gericiliği lanetleyen, resmi tören ve mesajlarla anılan bu olay, kendi niteliğinden çok Cumhuriyet Halk Partisine, muhaliflerini sindirmede sağladığı imkanlar bakımından önemlidir. Menemen Olayı fırsat bilinerek devrimlere karşı çıkma ihtimali bulunan herkes saf dışı edilmiştir.

Bu olayda ibret olsun diye cezalar verilmiş ve daha sonraki yıllarda rejime karşı ses çıkarma ihtimali bulunanlar da ‘gerici’ ve ‘mürteci’ diye suçlanarak Menemen Olayı hatırlatılmıştır.” (15)

“Komplo” sebeplerinden olarak Menemen Olayının SCF ile ilişkilendirilmesine gelince: Adı geçen partinin “İrticanın kaynağı haline geldi” suçlamasıyla kapatılmasının ardından (17 Kasım 1930’da kapatılmıştı) daha bir ay geçmişti ki, kapatılış gerekçesindeki irticaya iyi bir “vurgu” yapılması gerekiyordu. Menemen Olayı ile bunun sağlandığı görüşlerine yer verildi:

“Böylece bir taşla iki kuş vurulacak, hem Serbest Fırka’nın fesih edilmesinin izah edilebilir bir gerekçesi bulunacak, hem de sisteme muhalif olan halk kitleleri susturulmuş ve sindirilmiş olacaktı. Ahmet Ağaoğlu’nun dediği gibi, ‘muhalefet fikri ve cüreti kökünden kesilip atılmış’ olacaktı .(16)

Rıza Nur da hatırlarında Menemen Olayının SCF’yi, Nakşibendileri tasfiyeye yönelik olduğundan bahisle şunları yazar: “Zannımca bu isyan önemsiz bir şey. Belki hükümet tarafından teşvik edilmiştir. Çünkü teröre vesile yapılacaktır.’ (17)

 

Devam edecek;

Amerikan Elçisinin raporunda Menemen olayları nasıl değerlendirilmektedir?

Resim; http://www.odatv.com/n.php?n=canakkale-zaferinin-tarihi-tekrar-mi-yazilacak-

Kaynaklar;

(1)Yazının tamamı için; http://www.odatv.com/n.php?n=canakkale-zaferinin-tarihi-tekrar-mi-yazilacak-2103091200

Ömer Ertur’un bu kitabı çok tartışılacağa benziyor. 1. Dünya Savaşı’nda İngilizler ’in yanında yer alan Anzaklar hakkında bugüne kadar birçok kitap, makale yazıldı; belgesel çekildi. Ancak yeni çıkan bir kitap, Anzaklar’ın Çanakkale Savaşı’na girişleriyle ilgili çok çarpıcı gerçekleri ortaya çıkardı. Kitabın adı: Derin Nefret / Anzakları Çanakkale Savaşı’na Sokan Komplonun Hikayesi.

(2) Avustralya’nın Broken Hill kasabası her yıl olduğu gibi güneşli bir yılbaşı sabahına uyanmıştı. Kuzey yarımküredeki ülkeler gibi karlı bir sabah karşılamıyordu yeni yılda onları. Sıcacık bir bahar güneşiyle merhaba diyorlardı yeni yıla. Broken Hill, Avustralya’nın Güney Wales bölgesinde bir madenci kasabasıydı.

Otuz bini aşkın nüfusu, üç tane günlük gazetesi vardı her yıl geleneksel hale gelen yeni yıl pikniğine gidecek olan Broken Hill’ler, yeni yılın o ilk gününde yine üstü açık bir trenle piknik alanına gitmeye hazırlanıyorlardı. Yeni patlak veren Birinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde korkularla kutlanan Noel yine de keyifli geçmişti.

Ancak burada biraz Avustralya ve Yeni Zelanda’dan bahsetmemiz gerekiyor.

1900’lerin başında, Büyük Britanya İmparatorluğu’nun kontrolünde olan Avustralya, İngiltere tarafından atanan bir genel vali tarafından idare ediliyordu.

Modern orduları 1902 yılında kurulmuştu. Kısa adı AlF’ti, yani Avustralya Kraliyet Güçleri. Aynı tarihlerde kurulan Yeni Zelanda Ordusu da, Yeni Zelanda Seferi Kuvvetleri) adını taşıyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla Yeni Zelanda Ordusu, Avustralya Kraliyet Güçlerine katıldı ve ortaya kısa adı Anzaklar olan ordu çıktı.

Birinci Dünya Savaşı başladığında İngiltere, Anzak Ordusu’ndan yirmi bin asker istemişti, ancak yeni kurulan Anzak Ordusu bu sayıda askeri karşılayabilecek güçte değildi. Savaşa katılan ilk birlikler 7 Kasım 1914 günü Avustralya Limanı’ndan hareket etmiş olsa da çok sayıda gönüllünün de gelip savaşa katılması gerekiyordu. Böylece İngilizler asker açığını güney yarım Küreden karşılamayı planlamaya başladılar.

General William Birdwood komutasındaki ilk hücum birlikleri Çanakkale’ye doğru yola çıkmıştı. Ama asker sayısı yetersizdi ve bir an önce yavaş ilerleyen asker alım işlemlerini ve gönüllü katılımları hızlandırmak gerekiyordu.

Sevimli madenci kasabası Broken Hill’in Avustralyalı sakinleri ise işte bu koşullarda yeni yıl pikniğine hazırlanıyorlardı.

Ancak kasabanın kenar mahallelerinde yoksulluk içinde yaşayan iki Afgan deveci Mola Abdullah ve Gül Muhammed ise yeni yıla farklı duygularla uyanmışlardı.

Gül Muhammed aynı zamanda Broken Hill sokaklarında dondurmacılık yapıyor, yakın arkadaşı Mola Abdullah da ona yardım ediyordu.

Mola Abdullah kasabanın tek camisinde imamlık da yapıyordu. Ama asıl işleri devecilikti. Deve ile kenar mahallelerde yük taşıyorlardı, tabii deve bulabilirlerse.

Yeni yıl sabahı erkenden uyanmışlar, kasabadaki Hristiyan nüfusun yılbaşı kutlamalarını umursamaksızın sabah namazını kılmak üzere köşe başındaki mescidin yolunu tutmuşlardı. Mescit çıkışı da onlara deve veren Hintli Khan Bahadur ve Walhanna Assau’nun yanına gitmişlerdi.

Yeni aldıkları işle beraber ceplerine biraz olsun para gireceği için sevinçliydiler. 1 Ocak sabahı onlara verilen görev mezarlık yakınlarındaki bir işti.

Yeni yıl piknik treni ise sabah 10.00’da Silverstone’a doğru harekete geçmişti. Piknik için kasabalılar günler öncesinden kayıt yaptırmış, tam 1200 kişi bu geleneksel piknikte eğlenebilmek için belediyeye adını yazdırmış, tren kasaba mezarlığının yanına geldiğinde çalılıkların arasından aniden kalabalığın üzerine ateş açılmış ve bir anda trende büyük bir panik başlamıştı.

Herkes çığlık çığlığa kaçışıyordu. Tren ancak birkaç kilometre daha gittikten sonra durabildi. Olayda sekiz kişi ölmüş, ondan fazla insan hayatını kaybetmişti.

Kasabanın güvenlik kuvvetleri her nasıl olmuşsa hemen olay yerinde belirmişti.

Trendekiler ise saldırganları bulmak için hemen etrafta koşmaya başlamışlar Ve iki kişi yakalamışlardı: Afgan deveci Gül Muhammed ile Mola Abdullah’ı…

Biri hemen oracıkta öldürülmüş. Diğeri ise ağır yaralanarak hastaneye götürülmüş, ancak kısa bir süre sonra o da yaşamı yitirmişti. Olaydan sonra tüm kasaba halkı silahlanmış ve Müslüman Afganların olduğu yoksul teneke mahalleyi ateşe vermek üzere yola koyulmuşlardı.

Ancak kulaktan kulağa saldırıyı iki Türk’ün yaptığı konuşuluyordu.

Türklere ölüm çığlığı atan Broken Hillilerin dayandıkları nokta ise saldırganların yanlarında taşıdıkları söylenen Türk bayrağıydı.

Ertesi gün Avustralya’daki tüm gazetelerde saldırının iki Türk’ün işi olduğu ve bu acımasız katillerin masum halkı öldürmekten çekinmedikleri yazıyordu.

Ancak bir Alman gazetesi işi biraz daha abartmıştı ve Türk birliklerinin Sydney’e Doğru ilerlediğini yazmıştı.

Her şey önceden planlanmıştı. Türk bayrağı hazırlanmış ve saldırı tüm kasaba halkının bir arada olduğu bir güne denk getirilmişti.

İşi organize eden ise Avustralyalı Teğmen Resch ve Komiser Dimond’dan başkası değildi.

Her şey planlandığı gibi yürümüş saldırı iki Afganlı dondurmacıya yıkılmıştı. Afgan devecileri oraya yollayan Hintli Bahadur ve Assau da organizasyonun bir parçasıydı.

Sonrasında, tahmin edeceğiniz gibi, savaşa gönüllü asker bulmakta zorlanan İngiltere bir anda bu sorununu çözmüştü. Gazetelerin olayı büyütmesiyle herkeste bir Türk düşmanlığı belirmişti. Gönüllü kampanyasının önünde uzun kuyruklar oluşmuş, herkes cani Türkleri öldürmek için bilenmişti.

Onları yok etmeden artık bu güney yarımküre de bile kimseye rahat yoktu. Anzak ordusu artık Çanakkale’ye hazırdı!” (Alıntı;Gürkan Hacır, “Bizim hep inanmamızı istediler”. Daha geniş bilgi için bakınız; http://www.canmehmet.com/hatay-dortyol-katliami-ile-canakkalede-savasan-anzaklarin-ortak-noktasi.html

(3) Ahmet Rıza’nın Anıları, Arba Yayınları, İstanbul, 1988, s. 36

(4) Mehmet Selahattin, Bildiklerim, Hindiye Matbaası, Kahire, 1334, s. 18 (İngiliz Tuzağı, s.184)

(5) “İngiliz Tuzağı” Süleyman Koçabaş, S.185

(6) Mustafa Turan, 31 Mart Faciası, Üçdal Neşriyatı, İstanbul, 1966,

(7) Aksin, s. 358

(8) Mevlanzade Rıfat, İnkılabı Osmani’den bir Yaprak, Yahut 31 Mart 1909 Kıyamı, Matbaatül Ahbar, Kahire, 1329, s. 45

(9) Ali Cevat, Meşrutiyet’in İlanı ve 31 Mart Hadisesi, Haz: F.R. Unat, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1960, s. 51

(10) Vedat Örfi, s. 46

(11) Geniş Bilgi bakınız; “ İngiliz Tuzağı”, Süleyman Koçabaş, S.189

(12) Kemal Üstün, Menemen Olayı ve Kubilay, Çağdaş Yayınlan, İstanbul, 1978,Sahife,54-55

(13) Hikmet Çetinkaya, Kubilay Olayı ve Tarikat Kampları, Boyut Yayınevi, İstanbul, 1986, s. 24

(14) Cevat Rıfat Atilhan, Menemen Hadisesinin İçyüzü, Aykurt Neşriyatı, İstanbul, 1968, s. 53 – 55

(15) Şükrü Karatepe, Tek Parti Dönemi, îz Yayıncılık, İstanbul, 200I s. 35 – 36

(16) “Abdullah Yıldız, Meşrutiyetten Cumhuriyet’e İktidar Kavgaları ve Sanal İrtica, Pınar Yayınları, İstanbul, 2002, s. s. 142

(17) Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, C. IV, Altındağ Yayınlan, İstanbul, 1968, s. 1665

31 Mart ve Menemen hadisesi ile ilgili daha geniş bilgi için bakabilirsiniz; “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE

TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ” Süleyman KOCABAŞ

 

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*