Türkiye 2023; Atatürk “Menemen’i Coğrafyadan silin!” dedi mi? (9)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Fransızca olan ‘Ville Maudite’ kelimesinin karşılığı cezalandırılmış şehirdir.

Fransızca olan ‘Ville Maudite’ kelimesinin karşılığı cezalandırılmış şehirdir.

Atatürk’ü “kışkırtmak”a yönelik olacak ki, olay ona büyük bir heyecanla duyurulmuştu. Menemen’de halkın rejime ve inkılaplara karşı büyük bir ayaklanma yaptığı, yeşil bayraklar açıldığı, subayların kesilip kanlarının içildiği vb. şeklinde bildirilmiş, Atatürk, bu bildirim karşısında büyük heyecana kapılmış, ilk cezalandırma tavrı, “Menemen’in coğrafya’dan silinmesi” olmuştu.  (1)

Atatürk, olayın kendisine bildirilmesi üzerine,  İnönü, Çakmak,  Kâzım Paşa (BMM Başkanı Kâzım Özalp) ve III. Ordu Müfettişi Orgeneral Fahrettin Paşa’yı (Altay) Çankaya Köşkü’ne davet ederek, durum muhakemesi ve alınacak tedbirler konusunda onlarla görüşmüştü.

Toplantıya katılanlardan Kâzım Özalp, hatıralarında Atatürk’ün olay karşısında şu sert sözleri sarf ettiğini yazar:

-“ Bu ne haldir, mürteciler hükümet meydanında ordunun subayını din adına boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenliden kimse çıkıp mâni (engel) olmuyor, bilakis tekbirlerle teşvik ediyorlar. Yunan idaresi altındayken bu hainler neredeydiler?

Onların namusunu ve dinini kurtaran ordunun bir subayına reva gördükleri bu saldırının cezasını, yalnız hain katiller değil, hepsi en ağır şekilde çekmelidir.

Bu, Cumhuriyet’in ve bizim başımızı kesmek demektir.

Bunlardan bütün Menemen sorumludur. Bu kasaba, ‘Vilmodit’ (*) ilan edilmeyi hak etmiştir. 

Derhal harekete geçmeliyiz” dedi.

Toplantıya katılanlar, Atatürk’ü yumuşatmaya çalışmışlar, bu uğurda,

“Acaba ayrıntılı raporların gelmesini beklesek mi?” demişler.

Yine Özalp’in yazdıklarına göre, Atatürk’ün taviz vermeye niyete yokmuş ve “İşte böyle olacak, dağılın” deyince toplantı sona ermiş. (2)

Çankaya’da toplantıya katılanlardan Fahrettin Altay, hatıralarında, toplantı tutanaklarının bir kısmını yayınlar. Yukarıda (önceki yazılarda) Menemen Olayının sebep ve amacının Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın (Partisinin)  ve Nakşibendileri tamamen tasfiye olduğundan bahsetmiştik.

Nitekim de görüşmelerde hep bunlar vurgulanmıştır. Tutanaklardan kısaltarak okuyalım:

Gazi Hazretleri: … En az kabahate (suça) seyirci kalmış Menemen halkı orayı terk etmelidir. Hepsi suçludur… Son Posta, Yarın gibi gazeteler. Hükümet aleyhine olan ne kadar menfi anâsır (olumsuz unsurlar) varsa, hepsine cüret ve cesaret vermek için ve ne olursa olsun mevcut hükümeti düşürmek için kamuoyunu ne kadar bozmak lazımsa bozmuşlardır. Hükümet, korkulmayacak bir şey değildir, fikrini vermiş ve körüklemiştir. Onların cesaretlerini takviye eden âmillerinden (sebeplerden) bu  gazete mesul müdürleri Divan-ı Harp’e gelmelidir. (Atatürk, bununla muhalif basının tasfiyesini istiyor).

Terakkiperver’in bir kısmı behemehal (mutlaka, ne olursa olsun) bu siyaset içindedir.  Fethi Bey değildir. (3)

(“Değildir!” denilen Ali Fethi (Okyar) SCF ‘nin Partinin başkanı, Atatürk’ün mutemet arkadaşıdır.)

Kâzım Karabekir, Hür Adam’da (dergi ismi) imzasız makaleler yazmaya başladı. Hükümeti düşürmek için bir hareketti (Atatürk, bununla TCF’nin tam tasfiye edilmediğini, bunun tamamlanması gerektiğini istiyor) (4)

(Nakşibendilerin cezalandırılmasından olarak, Atatürk devamla). Ali Şeydi’nin babası Nakşibendi’nin şeyhlerindenmiş, kendisi de ona bağlanmış, Osman Şevket Paşa da oranın müridi imiş. Bunları Nakşibendi yapmak emelindedir. Müritler Şeyh’e ömür boyu bağlanırlar; bu sebeple daha fenadır. Artık bu adam da işte kalamaz. Ona da Divan-ı Harp’te sormak lazımdır. Şeyhin kimdir? Kaç mürit yetiştirdin?…

İsmet Paşa: … Serbest Fırka’nın bunların liderleri ile bir anlaşma yaptıklarını arayıp çıkarmalıdır (inönü’nün asıl hesabı, henüz tam tasfiye olmayan SCF’yi kesinlikle tasfiyedir.)

Gazi Paşa: Menemen Belediye Reisi aynı zamanda Türk Ocağı başkanıdır.. Nutkunda şu cümle varmış: Bu bir olaydır ki, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı lekelemek için tertip olunmuştur.

İsmet Paşa: Fransız basını, Gazi ve İsmet Paşalar Serbest Fırka’yi ezmek için bunu tertip ettiler. Doğru mudur diye soruyorlar, bu bir propagandadır.

Gazi Paşa: Kısa zamanda bu iş bitmeli, her şey çıkmazsa da zararı yok ayrı bir safha olur.

Kâzım Paşa (Özalp): Nakşibendi teşekkülü siyasidir, bütün isyanlar bunun hareketi ile başlamıştır.-… Tekkeler ya okul yada etraftan celbedilmelidir. Gazeteler hakkında da çok şiddetli muamele yapılmasını politik bulmam. Bunlar daha tedrici (yavaş yavaş) ve daha sakin bir zihniyetle yapılmalı…

Şükrü Kaya: Bayburt ihtilalinde askerlerimizi kesenler Nakşibendilerdi. 31 Mart Vakası’nda Vahdeti de Nakşi idi…

Kâzım Paşa: Bitlis’te de büyük bir isyan oldu idi. Bozkır isyanını yapanlarda da Nakşibendiler vardır.

Gazi Paşa: Bu teşekkülde kadın mensuplar meselesi de mühimdir (gelenekten olarak, bunlar kendi aralarında küçük ve büyük toplantılar yaparak faaliyet gösterirlerdi), bunlara hoşgörü ile bakmak doğru değildir. Komutanlar bilmelidirler ki, bu tarikat yok edilecektir, siyasi irtibat aranacaktır.

Kâzım Paşa: Bu tarikat zararlı bir yılandır, yok edilmelidir.

Gazi Paşa: Hiçbir yerde kutup ve kutbül ektap (şeyhlerinin etrafına insanların toplanma hali) bırakılmamalıdır. (5)

Menemen Olayı bahane edilerek genelde hep, SCF’nı ve Nakşibendileri tasfiye üzerinde durulur. Yukarıdaki tutanaktan tasfiye plan’ın çok geniş olduğu, TCF’nin “son kalıntıları”nı, Türk Ocakları ve basını da içine aldığı görülmektedir. Menemen Olayında sonra son üç tasfiyenin de tezahürleri görülecek. Türk Ocaklarının kapatılma gerekçelerinden birisi “irticanın  yuvaları haline geldi” olacak, bu ocaklar. Mart 1931’de kapatılacak. Temmuz 1931’de özelliğine “Basına Baskı Kanunu” denilen Basın Kanunu çıkarılacaktır.

Atatürk’ün şikayetçi olduğu Son Posta, Yarın gazeteleri ve Hür Adam dergisi kapatılacaktır.

Bütün bunlar, Menemen Olayı çıktıktan sonra altı ay içinde yapılacaktır. (6)

Sıkıyönetim ilanı ve Divan-ı Harp Mahkemesi Kurulması

Menemen’de küçük bir olay, bir-iki saat içinde bittiği halde “İsyanı bastırmak” ve “Suçluları cezalandırmak” amacıyla olağanüstü tedbirlerin alınması yoluna gidildi. Manisa, Balıkesir ve ilçelerinde 3 Ocak 1931’de sıkıyönetim ilan edildi.

Neden buralardı?

Çünkü, buralarda SCF ve Nakşibendiler çok kuvvetli idiler. Onlar cezalandırılacaklardı. Sıkıyönetim Komutanlığına  Ordu Müfettişi Fahrettin Paşa (Altay), İstiklal Mahkemelerine benzen kurulan olağanüstü mahkeme Divan – Harp Mahkemesi Başkanlığına da I. Kolordu Komutanı Korgeneral Mustafa Paşa (Muğlalı) getirildi. (7)

Sıkıyönetim ilanı ve mahkeme kurulması ile birlikte, tutuklamalar başladı.

Olayı çıkaran altı kişi idi.

Olay, yerinde üçü bir zabıta vakası” olarak bitmişe benziyordu. Hedef, “muhalifle bir zabıta vakası” olarak bitmişe benziyordu.

Hedef, “muhalifleri topyekûn tasfiye olunca, olay, iyice büyütülerek, dallandırılıp budaklandırıldı. Yargılamada, tutuklanan iki kişinin ve belki daha yargılaması beklenirken, bütün yurt düzeyinde 2200 kişinin tutuklanıp yargılanması cihetine gidildi. (8)

Bir diğer kaynak ta yer aldığı üzere ise, tutuklananların sayısı 30 bin kişi idi. (9)

İstiklal Mahkemeleri rakamlarında olduğu gibi, Menemen olayı için kurulan Divan-ı Harp Mahkemesi rakamları da gerçek anlamıyla tam olarak belirlenemedi.

İnönü Hükümeti ve CHP’nin politikası, “muhalefeti topyekün tasfiye” olunca, bütün muhalefet : unsurları, haklı veya hâksiz (genelde haksız) Menemen Olayı ile ilişkilendirilerek takibata alındılar ve birçoğu cezalandırıldı. Mahkeme savcısı, iddianamesini, sanıkların “Anayasayı ortadan kaldırmak” suçu işlediklerinden bahisle, idam cezası ile yargılanmalarına yönelik hazırlamıştı.

Mahkeme tutanakları incelendiğinde sanki suçluların değil, SCF ve Naşibendilerin yargılandığı görülür.

Menemen Olayı ile ilişkilendirilen SCF’li tutuklulara, mahkeme başkanı tarafından hep adı geçen partiye niçin ve neden girdiği ne zaman girdiği, ne gibi faaliyette bulunduğu, SCF’li yöneticiler ile görüşüp onlardan bir telkin ve emir alıp almadığı vb. yönünde sorular soruldu. (10)

Bunlarla, “SCF = irtica” ilişkisi iyice ortaya çıkarılıp, SCF’nin “irticai” sebepten kapatılmasının “kanuni ve fiili gerekçeleri” bulunacaktı. Çünkü, SCF bu gerekçe ile kapatılmış, deliller tam olarak toplanamamıştı. Bir de mahkeme kanalı ile “resmen tescil” edilmesi gerekiyordu.

Mahkemeye, “Ankara’dan verilen görev” denilen bu görev sonunda, “SCF = İrtica” ilişkileri fos çıktı.

Olay sebebi ile SCF, irtica töhmeti altında bırakılmıştı ki, onu karalamak ve tasfiye etmek için bu bile yeterli idi.

Mahkemenin asıl fonksiyonu, Osmanlıdan günümüze Türkiye’nin en büyük, güçlü ve etkin topluluk ve teşkilatı Nakşibendilik tarikatı ve mensuplarının tasfiyesine yönelikti. Gerçi Şeyh Sait isyanı ile Nakşibendiler ilişkilendirilerek (Şeyh Sait’in kendisi zaten Nakşibendi şeyhi idi) büyük tasfiye yapılmış, üstelik, aynı isyan bahane edilerek Nakşibendilerin tekke ve zaviyeleri kapatılarak ikinci bir darbe daha vurulmuştu ama, tarikat ve mensupları tam olarak bitirilememişlerdi.

Tasfiyeyi kökünden halletmek için o günlerde bir nevi Türkiye Nakşibendilerinin baş şeyhi durumunda bulunan 84 yaşındaki Şeyh Esat, Menemen Olayı ile ilişkilendirilerek (Olayın elebaşı Giritli Derviş Mehmet için ‘Nakşibendi’dir’ deniliyordu) İstanbul / Erenköy’deki evinden tutuklanarak Menemen’e getirilip yargılandı.

Mahkeme devam ederken, haberleri günü gününe basın tarafından verildi. Cumhuriyet’in bir haberinde, Divan-ı Harp Mahkemesi Başkanı Mustafa Paşa tarafından yurdun her tarafından toplattırılan Nakşibendilerin Menemen’e getirilip yargılandığından bahisle. Şeyh Esat hakkında da şunlar yer alıyordu: “Divan- Harp’te muhakemeleri icra edilecek olan bütün bu fesat şebekesi mensuplarının merkezi Şeyh Esat’ın Erenköy’deki köşküdür. Şeyh Esat, bunların merkezi halifeleri (baş halife baş şeyh) idi.” (11)

Çetinkaya, Şeyh Esat’ı Menemen Olayı ile ilişkilendirirken Nakşibendi tarikatının lideri Şey Esat tarafından hazırlanmıştır.

Ona göre, bu hazırlığı. Şeyh Esat’ın önemli adamlarından  Menemen Askeri Hastanesinden emekli imam Laz İbrahim yapmış. Şeyh onu Manisa’ya “başhalife” olarak atamış ve İbrahim, olayı burada hazırlamış.(12)

Çetinkaya, bunları hiçbir belgeye dayanmadan yazıyor. Şeyh Esat, Menemen’de olayı kendisinin çıkardığına yönelik bütün iddiaları ret etmiş, “Hükümetin emrine itaatsizlik ve hilafı emir (emrine aykin) bir şey yapmadık” demiştir. (13)

Mahkeme sırasında sanıklara yeni yeni “suçlar uydurmak veya onları dahi iyi “karalayıp” halkın gözünden düşmek için akla hayale gelmeyecek iddialar ortaya atılmıştır.

1930’da CHP’nin yayın organı Hâkimiyet-i Milliye’de (1936’da Ulus ismini alacaktır) Dört Mehmetlerin başı Giritli Derviş Mehmet’i Çerkez Ethem ile ilişkilendirmek için şu haber yer alıyordu:

“Derviş Mehmet, meczup ve esrarkeş değil Çerkeş Ethem’in kanlı çetelerinden biri idi. Onunla memleketten kaçmış, fakat yüz ellilikler üstesinde olmadığı için tekrar içeri girmiştir. (14)

En eksantrik sayılabilecek bir İtham, Şeyh Esat’ın İngiliz Casusu Lawrens (Arapları bize kışkırtarak, Arap İsyanına sebep olan ve bu isyana idare eden İngiliz ajanı) ile ilişkilendirilmesi olmuştur.

Cumhuriyet’ten bir haber başlığı: “Şeyh Esat’ın İngiliz Casusu Lawrens ile münasebette (ilişkide) bulunduğu tebeyyün (anlaşılma, meydana çıkma) etti.”

Haberinde, bununla ilgili olarak, Divan-ı Harp Başkanı Mustafa Paşa’nın şunları söylediği yer alıyordu:

“Kararın tekhimi üzerine (Şeyh Esat’a hakkında idam cezası verildiğinin bildirilmesi) Esat’ın hastalığı ağırlaşmıştır”.

Şeyh Esat, Hilafet Komitesi’yle ilişkisine dair bir itirafname hazırlıyordu. Bu münasebetle Lawrens ile ilişkisinin bulunduğunu da tebeyyün (meydana çıkarma) etmekte idi. Fakat hastalığı bunu yapabilmesine engel olmuştur.” (15)

Bunun ciddiyetinin yorumunu siz okuyucularımıza bırakıyoruz. Şeyh Sait de isyan sebeplerinden olarak Lawrens’le ilişkilendirilmişti Yalan oluşu şuradan belli idi ki,

“Türkiye’de Hilafetin kaldırılışına İngilizler sevinmişlerdir” dendiği halde, tekrar getirilmesini nasıl isteyebilirlerdi?

…İstiklal Mahkemeleri gibi Divan-ı Harp Mahkemesi de hızlı çalışmış, kararları 2 Şubat 1931 de açıklanmıştı.

27 idam kararı çıktı. Diğer sanıklara 15’er, 3’er ve l’er yıl hapis cezaları verildi. Berat edenler oldu. Dört Mehmet İki Hasan için idam kararı verildi. Üç Mehmet olay günü öldürülmüş. Dördüncü Mehmet (Mehmet Emin) kaçmıştı. Bir ay içinde yakalanıp idam edildi.

İki Hasan çocuk olduklarından idamları 24 yıl ağır hapse çevrildi. İdamların infazları. Menemen’de olayın çıktığı yerde “ibret olsun” diye yapıldı. Şeyh Esat, hapishanede öldüğünden idamı olamadı. (16)

Devam edecek…

Cumhuriyet Devrinin 31 Mart (1909) Olayı 23 Aralık 1930 Menemen Olayı mıdır?

Resim; www.michelledastier.com’dan alınmıştır.

(*) “Vilmoit”; “Fransızca olan ‘Ville Maudite’ kelimesinin karşılığı cezalandırılmış şehirdir. Vilmoit kasaba demektir; o kasabanın bütün halkı şehir dışına çıkarılır, aileler, birer ikişer memleketin başka şehirlerine dağıtılır, tam boşaltılmış şehir bütünüyle yakılır, bugünkü ve yarınki nesillere ibret olmak üzere hükümet meydanına büyük bir siyah taş, sütun olarak dikilir.”(Geçmişten günümüze Tarihimizin arka bahçesi)

Kaynaklar;

(1) “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ “ Süleyman KOCABAŞ

(2) K. Özalp – T. Özalp, s. 47

(3) Atatürk, bu ifadesiyle “muvazaalı adamı” olduğu için Fethi Okyar’ı kayırmaktadır. Ama, aynı tutanaklarda İnönü, SCF’nin de tam tasfiyesi için ısrar edecektir. (4)

(4) “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ “ Süleyman KOCABAŞ, sahife;56)

(5) Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş ve Sonrası 1912 -1922, însel Yayınları, Ankara, 1970, s. 434 – 437

(6) GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ “ Süleyman KOCABAŞ,  Sahife;57

(7) A.g.e;S.58

(8) Bu rakam. Prof Dr. Çetin Özek ve Prof Dr. Neşet Çağtay’ın kitaplarında geçer (Çetin Özek, Yüz Soruda Türkiye’de Gerici Akımlar, Gerçek Yayınları, İstanbul, 1968, s. 159 ve Prof .Dr. Neşet Çağatay, Türkiye’de Gerici Eylemler, Ankara Ü. İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara, 1972, s. 33)

(9) Cevat Rifat Atilhan, s. 53

(10) Bu sorulara bir örnek verilecek olunursa Mahkeme Başkanı Mustafa Paşa Balıkesir’den SCF’li sanık İbrahim Süreyya Bey’e şunları sormuştu: “ Balıkesir intihabında (belediye seçimleri) gösterdiğiniz büyük faaliyet ve büyük taşkınlıklardan amacınız, o zaman arkadaşlaınızdan gazeteci Vedat Hilmi Bey’e ve diğer arkadaşlarının kanunu yollardan yürüyelim tarzındaki sözlerine karşı ‘fırka böyle yürür, kanunla yürümez’ sözleriyle karşılık vermekten muradınız ne idi? Bu derece şımarıkça hareketiniz ve adaleti, hükümet kararların ayaklar altına alarak isyankar bir vaziyet takınmanızın sebebi nedir?” (Cumhuriyet. 14 Mart 1931). Verilecek cevapta, SCF’nin kapatılmasına kanuni gerekçe aranacak, tasfiyesi kolaylaşacaktı.

(11) Cumhuriyet, 7 Ocak 1931

(12) Çetinkaya, sahife;18

(13) Cumhuriyet, 2 Şubat 1931,

(14) Nakledenler: Mustafa İslâmoğlu Devrimlere Tepkiler ve Menemen Provokasyonu, Denge Yayınları, Istanbul, 1998, s. 70 – 71, Üstün, sahife; 42 – 43

(15) Cumhuriyet, 1 Şubat 1931

(16) GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ “ Süleyman KOCABAŞ, S.61

1791 Toplam Ziyaretçimiz 1 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*