Türkiye 2023; “31 Mart vakası” ile “Menemen” aynı ‘Melon Şapka’dan çıkan tavşan mıdır (10)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Bu resime yorumu, içeriği dikkatlice okuyan meraklılarının, bilgisine, deneyimine ve basiretine bırakıyoruz.

Bu resme yorumu, içeriği dikkatlice okuyan meraklılarının, bilgisine, deneyimine, basiretine ve dahi, “algılamanın gerçeklerden önemli olduğu” ifadesinin ışığı altında yapılacak değerlendirmelerine bırakıyoruz.

 

31 Mart Vakası’nda ve Menemen olayında yaklaşık 22 yıl ara vardır. İlginçtir, iki provokasyonda kışkırtmak için kullanılan malzeme, “Şapka”dır.

Birinci olay, 31 Mart 1909’ da;

“İttihatçıların hatibi” olarak geçen Ömer Naci,; “Heyyy… Asker kardeşler geliniz toplanınız size diyeceklerim var!” diye bağırıp askerleri bir meydana toplayacak, yüksek bir yerden Padişah tarafından gönderildiğini söylediği kağıdı okumaya başlar: “Askerler…, Sizler Müslüman değil misiniz? Bizleri anamız, babamız dini bir uğurda askerlik yapmak için göndermedi mi? Şapka giymek ne demek? Biz dini Mübin-i İslam’ın evlatlarını düpedüz gavur yapacaklar” diye başlayan ve uzayıp giden mektubu (1)

İkinci olay, 29 Aralık 1930 Menemen;

-“Öyle ki, günlerden beri içtikleri ‘esrar’dan sarhoşturlar. Şapka giyenlerin kâfir olduğunu, yakında fes giyileceğini, şeriata dönüleceğini, kendilerine kurşun işlemeyeceğini haykırarak etrafa duyurmaya çalışırlar…”(2)

Olayda “Şapka‘dan başka bir ilginçlik daha vardır;

Olay yerine,  “43. Piyade Alayı’nda görevli genç bir asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay yanına aldığı bir manga ile Hükümet Meydanı’na hareket eder. Bu harekette ise olayın en esrarengiz boyutlarından birisi gizlidir. Asteğmen Kubilay’da silah yoktur.  8 erin tüfeğinde ise halk tarafından kuru-sıkı diye tabir edilen Derviş Mehmet’in mehdilik iddialarını (Bana kurşun işlemez! İfadesini destekleyecek) Menemenliler nezdinde kuvvetlendirecek eğitim mermileri vardır. (3)

Genç asteğmen Kubilay’ın olay yerine (öldürmeyen) eğitim mermileri ile geleceğini esrarkeş, caninin kulağına birileri mi fısıldamıştır.

Eğer, fısıldanmış ise, Kubilay alenen katlettirilmek üzere kurban seçilmiştir.

Ve olaya şahit olan Fındık Süleyman lakaplı Süleyman Sadıç anlatması ile konuyu noktalıyoruz.

-“Yedinci adam nasihat edip gitti…

Menemen Hadisesi’ni çocuk denecek bir yaşta çok yakından görenlerden biri de şimdi Fındık Süleyman lakabıyla tanınan Süleyman Sadıç’tı.

Hasta yatağında, nefes darlığı çekmesine rağmen yaşadıklarını bize anlatırken, o günün dehşetini yaşıyordu.

Ben dükkanda duruyorum. Ustam fırıncılık yaptığı için erken kalkıyordum. O sabah kömürcü zannettim onları. Eskiden kömürcüler gelirlerdi öyle… Kıyafetleri pejmurde. İçlerinde birisi var pantolonu subay pantolonu. Eskiden kalçınlar vardı. Yandan takılırdı kalçınlar.

Kalçınlı bir adam üstünde ceketi, tüylü bir ceket. Aralarında konuşuyorlar.

Biri, ‘Sivil de olsa, asker de olsa vuracaksınız. Sizin arkanızda biz varız’. O altı kişiye söylüyor, ben o adamın söylediğini duyuyorum.

Ve bunlar yeşil sancak aldılar Müftülük Camii’nden. Şimdi orası nargile kahvesi.

O yedinci şahıs, subayvari olan şahıs, bunlara nasihat verdikten sonra kayboldu.

Adamlar sancağı, Hükümetin karşısında bir yere astılar. Ben fırında onlara yakınım. Her sancağın altından geçene

-‘Şapkayı atın tekrar eski hale geleceğiz.’

Bergama Caddesi’ni göstererek “Buradan 40 bin, bu taraftan da 80 bin kişi geliyor biz yalnız değiliz” diye bağırıyorlardı. Şimdi bunları duyanlar başladılar kalabalık yapmaya.

Yav, şapkalar çıkacak fes giyecekmişiz. Onlar bağrışırken karşı taraftan bir yüzbaşı geldi. O Derviş Mehmet isimli birine sordu.

-‘Ne bu yav, bu sizin haliniz’ dedi.

Derviş Mehmet ona bir şeyler söyledi. Yüzbaşı ‘Beni alakadar etmez’ dedi. Ve oradan ayrıldı.

Daha sonra askeriyeye telefon etmişler. Kubilay’ı yedi sekiz askerle gelirlerken gördüm ben. Sonra dükkana girdim. Ustama yardım etmem gerekiyordu.

Ben bundan sonrasını görmedim. Dedemden dinledim.

Dışarıda Kubilay bunların üstüne yürümüş.

-‘Ulan ne istiyorsunuz siz!’ falan demiş. Yanıbaşından biri elinde çifte vardı. Birinin arkasında av çantası vardı. O çifteli, diğer adamın yakasından tutulunca kasığına ateş etmiş.

Vurulan Kubilay, hükümet binasına doğru kaçmış.

Fakat hükümet binasının kapısı kapalı… Pencerelerden askerler bakıyorlar. Yukarıda kaymakam bakıyor, tüm memurlar bakıyor. İçeriye almamışlar.

Almayınca, Gazez Camii vardı onun önünde, taşın yanına doğru giderken, adamlardan biri yolunu kesmiş.

Evde anlatıyor dedem.

“O an tabanca olsaydı vurucaktım’ diyor. O hükümetin jandarmaları hiç müdahale etmediler.

Zabit kesildikten sonra postane var. Onun balkonu üzerine askeriyeden makinalı geldi… Bir yığın silah patlıyor. Kubilay’ın olduğu yere. Silahlar durdu biz çıktık dışarı.

Belediyenin karşısında fırın var. Onun yanındaki barakada sigara, bisküvi rakı falan satardı Çolak Hasan Efendi. O mermiler o barakayı delmiş, baraka perişan olmuş mermilerden.

Bu vakadan sonra ortalık durdu subaylar geldi. O yaralıyı da götürdüler hastaneye. Hastanede iyileşti. İyileştikten sonra astılar.

Bir hafta sonra Dahiliye Vekili Şükrü Kaya geldi.

Okulun yakınında bir ayakkabıcı vardı orada toplandılar. Tellallar,

-‘Ey ahali dinleyin hükümetten Ankara’dan mebuslar geldi, herkes meydana gelecek. Gelmeyenler evlerinde aranacaklar. Kim evinde yakalanırsa falakaya yatırılacaktır‘ diye nida ettiler.

Herkes toplandı oraya. Şükrü Kaya ve Fahrettin Altay, caminin önüne masa koydular. Sancağın alındığı caminin önüne… Şükrü Bey ahaliye,

‘Fethi Bey’in partisi olur mu? Bizim partimiz var..’ dedi.

Sonra başladı orada sormaya.

Sorguladıklarından ismini ‘Yaz’ dediklerinin hepsini idam ettiler.

Türkiye’nin her tarafından alim adamları topladılar, elediler, eleğin üstünde kalanları astılar. Eleğin altına geçenlere de ağır ceza verdiler.

‘Bunu siz tertib ettiniz Kubilay’ın ölümüne sebep oldunuz’ diye. Hiç suçu olmadığı halde benim ustamı da astılar.’ (31.12.1994, Recai Kömür) (4)

Yukarıda anlatılardan anlaşılıyor ki, Menemen Olayı  her hal ve durumda samimi bir Müslümanın yapacağı iş değildir.

Değildir ama, yıllardır hep samimi Müslümanları da töhmet ve baskı altında bulunduracak şekilde kullanılmıştır.

Bunun için olayın “Anıtlaştırılması ve Mitleştirilmesi” gerekiyordu..

İşi tarihin tekerrürü açısından ele alınacak olunursa, Cumhuriyet’in 31 Mart’ı, 23 Aralık’tır. (Yani Menemen Olayının çıktığı gün).

“31 Mart (1909) Olayı, Meşrutiyet Devrinde o zamanların bir nevi ‘Devrim Partisi” ve “Otoriter rejim” in temsilcisi İttihat ve Terakki Partisinin muhaliflerine karşı amil ve miti olmuştu.

İttihatçılar, baş muhalifleri hem Sultan II. Abdülhamid’i tasfiye, hem de siyasi muhalifleri Hürriyet ve İtilaf Partisi (kısaca İtilafçılar) yönetici ve taraftarlarını tasfiye için, bugün itibariyle iyice ortaya çıkan belgelerle artık kesin olarak “komplo” olay olduğu anlaşılan 31 Mart İsyanını tezgâhlamışlardı.

İttihatçılar, bu olayı tertip ederlerken Menemen Olayında olduğu gibi “Şeriat silahı” nı kullanmışlardı. Avcı Taburları içinde görgü tanığı, İttihatçıları eskiden beri yakından tanıyan mızıkacı Mustafa Turan’ın hatıralarında anlattığı üzere, İttihatçıların önde gelen adamlarından Bahaettin Şâkir, Ömer Naci, Mithat Şükrü (Bleda) vb kişiler paşa kıyafeti giyerek gece sabaha doğru (bizde ihtilaller zaten hep ordu içinde sabaha doğru başlatılır.

Ellerinde Padişah tarafından yazılıp gönderildiğini söyledikleri bir kağıtla Avcı Taburlarının içine girerler. Girmeleri, bu taburların  bütün subayları İttihatçı ve komplonun içinde oldukları için zor olmaz.

Elinde kağıt, tarihe ismi “İttihatçıların hatibi” olarak geçen Ömer Naci, “Heyyy… Asker kardeşler geliniz toplanınız size diyeceklerim var!” diye bağırıp askerleri bir meydana toplayacak, yüksek bir yerden Padişah tarafından gönderildiğini söylediği kağıdı okumaya başlar: “Askerler…, Sizler Müslüman değil misiniz? Bizleri anamız, babamız dini bir uğurda askerlik yapmak için göndermedi mi? Şapka giymek ne demek? Biz dini Mübin-i İslam’ın evlatlarını düpedüz gavur yapacaklar” diye başlayan ve uzayıp giden mektubu (5) okuduktan sonra asker galeyana gelir:

“Şeriat isteriz! Padişahım çok yaşa!” (6) diye bağırmaya başlarlar.

Komplo planı gereği, askeri sokağa dökmek için maksat elde edilmiştir. Ardından, “Haydi gidelim meramınızı Padişahımıza anlatalım” diye asker caddelere dökülür. Asker sokakta, aralarına sızan İttihatçı ajan provokatörler tarafından “Şeriat isteriz ! Padişahı çok yaşa!” baş sloganı söylettirilerek yürütülür.

Komplocular iki sebepten bu sloganı seçmişlerdir:

“Şeriat isteriz” demekle, “Meşrutiyet’in yıkıldığını” (rejim tehlikede edebiyatı),

-“Padişahım çok yaşa!” demekle, “Meşrutiyet’i yıkmaya yönelik askerin isyan ve gericilik olayını Sultan II. Abdülhamid”in çıkardığı” propagandasını yapıp dolayısıyla onu bu suç töhmeti ile devirmek içindi.

Asker, caddelere dökülüp yürüyüş başlayınca, artık “Gerici isyan” (!) hasıl olmuş ardından İttihatçılar hemen Selanik’e “Meşrutiyet mahvoldu, elden gidiyor yetişiniz? “diye haber göndermişlerdi.

Neden Selanik’ti? Çünkü, İttihatçıların en güçlü olduğu yer Burası idi. Zaten “komplo”nun bir gereği olarak İstanbul’a gelip “İsyan”ı bastıracak Hareket Ordusu gizliden hazırlanmış, hareket için bekliyordu.

Haberi alınca, derhal İstanbul’a gelip İsyanı bastırdı ve İsyanı başlatmanın suçlusu” ilan edilen II. Abdülhamid bir fetva ile tahtından indirildi.

Bu arada, “komplo kuranların kendileri isyan sebebiyle muhaliflerinin (itilafçılar) kendilerine karşı “komplo” kurup tasfiye etmek istediklerini ileri sürerek, onları kendileri tasfiye ettiler.

Suçluları yargılamak için İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildi. Divan-ı Harp Mahkemesi kuruldu.  İtilafçı liderlerin çoğu yurt dışına kaçtı. Kaçamayanlar yargılanıp idam ve hapis cezalarına çarptırıldılar.

Hürriyet Meydanında (Beyazıt Meydanı) ve Beyoğlu’nda her gün suçlu ve suçsuz (genelde suçsuz) onlarca insan asıldı.

İttihatçılann muhalifi İtilafçılar da kendi muhaliflerini tasfiye için 31 Mart Olayı içinde benzer bir “komplo” nun içinde yer almışlardır. Yani, olay hem İttihatçıların hem de İtilafçıların bir komplosu idi.

Aradaki fark, İttihatçıların atak davranıp önce başlatmaları olmuştur, işte 31 Mart Olayının özet olarak hikayesi budur. (7)

İttihatçılar, 31 Mart Olayını, oluşu ve bitişi ile bırakmadılar. Gelecekte de muhaliflerini sindirmek için bir “anıt ve tarih miti” olarak kullandılar.

-“Sağdan gelen muhalefet” denilerek, gerici”, “Derviş Vahdeti yolunda hainler” olarak gösterildiler.

İttihatçı yanlısı gazeteler ve ders kitaplarında olay hep böyle ve yıllardır “Şeriat isteyen çember sakallıların isyanı”, “Gericilerin kazan kaldırması”, “ Gerici padişah Abdülhamid ve yandaşlarının Meşruiyet’i yıkmak için isyanı” vb. olarak gösterilmiştir.

Aynı gösteriliş. Cumhuriyet Devrinde de CHP’nin “sağ muhalefetini” tasfiye için sürdürülmeye devam edilmiş, Cumhuriyet devri gazete ve tarih kitaplarında da 31 Mart’tan “gericilik olayı” olarak bahsedilmiş, samimi Müslümanlar bile yıllardır bu olayın kedilerine yönelik töhmeti ve baskısı altında yaşamışlardır.

Cumhuriyet Devrinde İttihatçı gelenekten gelen “31 Mart irtica olayı”nı tek başına kullanmak yetersiz görülmüş olacak ki, bunun sonucu adı geçen devir kendi “31 Mart”ına ihtiyaç duymuş, bunun bir tekerrürü olarak “Menemen Olayı” nı ona benzer bir özellikte ortaya çıkarmış olabilir kanaatindeyiz. (8)

 

Menemen Olayı’nın Anıtlaştırılması ve Mitleştirilmesi

Menemen Olayı da 31 Mart Olayı gibi, muhalefet tasfiye edildikten sonra gelecek nesillere verilecek “gericiliğin ezilmesi” mesajını devamlı canlı ve gündemde tutmak için anıtlaştırılmış ve mitleştirilmiştir

Anıtlaştırma ve mitleştirme işine önce. Asteğmen Kubilay’ın şahsı ile başlandı. Ona önce “Kahramanlık” statüsü vermek için “Kubilay bir devrim şehididir” dendi. (Kemal Üstün, s. 109)

Aradan bir yıl  geçmeden hakkında “Anıt Kitaplar” yazılmaya başlandı. 1931 yılında çıkan ilk kitap, “Şehit Kubilay”da kitabın yazılış amacım da açıklayacak şekilde, anıtlaştırma ve mitleştirmeye yönelik olarak şunlar yer alıyordu:

-“ Aziz Menemenli! 23 Kanunevvel (Aralık) 1930 Salı günü sabahı altı esrarkeş tarafından yapılan İrtica baskınını unutma. Ve bu tarihi daima kalbinde muhafaza et ki, Cumhuriyet’e, onun mütemmimi (tamamlayan) olan inkılapların kıymeti artsın.. .”(9)

Kubilay, tabii ki sıradan bir vatandaşımız. Anadolu’nun saf ve masum çocuğu. Allah rahmet eylesin diyoruz. Sıradan insanlar hakkında kitap yazmak kolay değil. Bu sebepten “ısmarlama” olduğunu tahmin ettiğimiz kitap, büyük harflerle ve resimlerle doldurularak “şişirme” yazılmıştır. En başında Kubilay’ın tam sayfa posteri yer alıyor.

Bütün sayfalar, kendi resimleri, akrabalarının resimleri, arkadaşlarına varıncaya kadar herkesin resmi var. Metin çok az. Az metinli kitapta Kubilay göklere çıkarılıyor.

“Kubilay’ın Seciyesi” bölümünde bütün ahlaki ve kahramanlık unsurları sıralanarak Kubilay bunların “abidesi” olarak gösteriliyor Orduda “ihtiyat zabiti” ve asteğmen Kubilay, tarihin en büyük kahramanları ile karşılaştırılıyor.

Adı Kubilay” olduğu için resimleri kitaba Moğol Hanı Kubilay ile yan yana konularak “Han Kubilay kadar büyük insan” olduğu hükmü verilmek isteniliyor. (10)

Kitaptan , “Ey Kubilay sen ne büyükmüşsün! Kıymetini bilemedik !” ana fikri ortaya çıkıyor.

Üzerinde hâkim resim olarak Kubilay’ın da figürünün yer aldığı anıt tamamlanınca büyük bir törenle açıldı. Anıtın önü her yıl, devlet ve özel kuruluşlar tarafından Menemen Olayını anma alam olarak kullanıldı.

Verilen nutuklarda, “Olayı çıkaran Şeriatçı hainler” lanetlerdi; “onların artıkları” ve “onlar gibi olacaklara göz açtırılmayacağı mesajları verilmek,

Cumhuriyet’i ve İnkılapları koruma ve kollamanın” kararlılığı dile getirildi.

O günden bu güne yıl dönümlerinde aynı mesajlar  ve resmiyette verilmeye devam edilmektedir.

Özellikle, Genelkurmay Başkanları ve Cumhurbaşkanları, TBMM Başkanları, Başbakanların olay sebebiyle her yıl mesaj yayınlamaları âdetten olmuş, bunun dışına çıkıp mesaj yayınlamayanlar sanki “suçlu” psikozuna düşürülmüşlerdir.

Verilen mesajlarda tehlikenin büyüklüğü ve bir daha tekerrürüne meydan verilmeyeceği yolunda görüşler belirtilmiştir.

…2005 yılı örneğinden olarak basından bir örmek: Hürriyet’te köşe yazan Emin Çölaşan “Kubilay Olayını Unutmayın” başlıkla makalesinde şunları yazdı:

-“Yarın çok önemli bir olayın 75. Yıldönümü Kubilay Faciası… Derviş Mehmet,… Kubilay’ın kesik başını Müftü Camisinden aldıkları yeşil bayrağın sopasına geçiren yobazlar yine tekbir getirerek ortalıkta dolanmayı sürdürdüler.

Kesik baş ellerindeydi. Akan kanı avuçlarına alıp içtiler.

Birkaç dakika içinde 3 şehit verilmiş, birinin başı kesilmişti…” Günümüzde de aynı tehlike mevcutmuş, tedbir alınmalı İmiş.

İşin daha da ilginci, Çölaşan, yazısında “tehlike” olarak Başbakan Tayyip Erdoğan’ı çağrıştırarak yazışını bitiriyor. ‘’ (11)

“Bence bu “maskaralıklar” bitmelidir.

Günümüz itibariyle 31 Mart Olayının içyüzü ve sendromları iyice ortayla çıkmış, bunun sonucu ders kitaplarından bile “irtica olayı” olduğu ifadesi çıkarılmış, az – çok işin gerçeğine dönülmüştür.

Artık günümüzde de “Menemen Olayı abartması ve irticası’ndan vazgeçilmedir. (12)

Atatürk, daha kendi zamanında bu olayın abartma olduğunu anlamış olacak ki, “Menemeni coğrafyadan silme” kararından vazgeçmiştir. Çünkü detaylı raporlar almış, gerçeği az çok görmüştür.

Devletin kasaları açılarak Menemen Olayının tarihi yeniden yazılmalı, böylece hakkında yapılan spekülasyonlara son verilmelidir. Dünyada her devlet 30 yılda bir belgelerini açarken, aradan 80 yıl (2010 yılı itibariyle) geçmesine rağmen Menemen’in belgelerinin tam olarak açılmaması büyük eksikliktir.

Olayın “gerçek” veya “komplo olduğunun ortaya çıkması, ne rejimi sarsar ne de devletin temellerini. Milletin yolunu açacağı için daha istikrarlı ve hızlı gelişmeye sebep olur. (13)

Biz bilinenleri açık büfe misali sıraladık.

Sonrası meraklısına ve araştırmacılarına kalmaktadır.

 

Resim; https://www.facebook.com/umitzilelicesurkalem/wall?filter=1

Kaynaklar;

(1) Mustafa Turan, 31 Mart Faciası, Üçdal Neşriyatı, İstanbul, 1966,

(2) Kemal Üstün, Menemen Olayı ve Kubilay, Çağdaş Yayınlan, İstanbul, 1978. Sahife, 25

(3) http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-412-26-menemen-istismari-artik-bitmeli.html

(4) http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-412-26-menemen-istismari-artik-bitmeli.html

(5) Böyle bir mektubun. Abdülhamid’in yazması iki sebepten mümkün değildir: Birinci olarak, asker sokağa dökülüp yönetimde asayişsizliğe sebep olacaktır. Yöneticiler bunu istemez. İkincisi, Padişah, “ilerici “ olup gerçekten Batı Medeniyeti yanlısı bir padişahtır. Şapkanın aleyhinde değildir. Hatta, hatıralarında, sıhhatli olacağı için Alman askeri gibi bizim askerimize de şapka giydirilmesini ve bunun için de Şeyhülislam’dan fetva alınmasını ister. (Sultan Abdülhamid, Siyasi Hatıratım, Hareket Yayınları, İstanbul, 1974, s. 102) Sultan, fetva ile yapılacak bir işi kendi başına yapamazdı.

(6) Mustafa Turan, 31 Mart Faciası, Üçdal Neşriyatı, İstanbul, 1966, s. 50-51

(7) 31 Mart olayı ile ilgili olarak geniş bilgi için bakınız. Süleyman Kocabaş, 31 Mart Olayı’nın İçyüzü, II. Abdülhamid Nasıl Devrildi?, Vatan Yayınlan, Kayseri, 2005, s. 9 – 149)

(8) Süleyman Kocabaş, Sahife.67

(9) Kandemir, Şehit Kubilay, Kanaat Kütüphanesi, İstanbul, 1931, s.60  (Bunlar, Menemen Türk Ocağı’nın bildirisine atfen veriliyor.)

(10) A.g.e., s. 8

(11) Hürriyet, 22 Aralık 2005 Erdoğan, her yıl her başbakanın yaptığı gibi 23 Aralık 2005 yıldönümünde “Kubilay’a saygı, irticaya lanet ve Cumhuriyet’e sahip çıkma” bildirisi yayınlayarak Çölaşan’ı iddialarını “tekzip”’ etmiştir

(12) ) “GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİHİMİZİN ARKA BAHÇESİ “ Süleyman KOCABAŞ

(13) A.g.e.

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*