Türk Ekonomisinin anlaşılır rakamlarla cari açık ve dış borç gerçeği (3)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

gelir

İnsanın, mutsuzluk kaynağı olan üç uygulaması vardır; Din, Felsefe ve ekonomi. Din; hoşgörü. Felsefe; Adaletli düşünce. Ekonomi; mal takasıdır. Ve bunlar, bir bütünün ayrılmaz parçasıdır. Sorun, insanın bunları bağımsız hale getirmesindedir. Ve meraklısına arşiv de olabilmesi için basit örnek ve rakamlarla, Cari açık-dış borç gerçeğimiz…

Cari açık,

-“Yurtiçinde üretilerek dış ülkelere satılan mallardan elde edilen maddi gelirin, yurtdışında üretilerek satın alınan mallara ödenen maddi miktardan daha düşük olmasıdır.”

Bu tanımı genişletirsek;

-“Yurtiçinde üretilerek yurtdışına satılan malların, yurtdışında üretilerek satın alınan mallara göre daha düşük katma değerli olmasıdır.”

Eğer, hammadde –emek- satıyor, işlemiş ürün –bilgi, teknoloji- satın alıyorsanız, bilgi için ödediğiniz yüksek bedel –katma değer- sizin -cari -açığınızdır.

Dış Borç,

Tanımlanan bu alım-satım arasında oluşan aleyhteki fark için dışarıdan –faiz karşılığı- alınan borç paradır.

Tanımlar daha iyi anlaşılabilmesi için aşağıda fiili rakamlarıyla ifade edilmektedir

Ülkemizin en büyük Cari Açık kalemleri;

-Enerji; “Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Türkiye Ocak-Mayıs döneminde ithalatta en büyük faturayı 19.7 milyar dolarla “mineral yakıtlar ve yağlar” ithalatına ödemiştir. Enerji ithalatı, dış ticaret açığının yüzde 56.6’sını oluşturmaktadır.

Makine-Mekanik cihazlar, 10.1 milyar dolarla İkinci sırayı almakta ve dış ticaret açığının yüzde 19.13’ünü oluşturmaktadır.

Demir-Çelik ithalatı, 9.8 milyar dolarla üçüncü sırayı almakta ve Dış ticaret açığının yüzde 15.06’sını oluşturmaktadır.

Diğer önemli ithalat kalemleri,

-6.2 milyar dolarla elektrikli makine ve cihazlar,

-5.7 milyar dolarla kara taşıtları,

-4.1 milyar dolarla plastikler ve mamulleri,

-1.9 milyar dolarla organik kimyasal ürünlerdir.”

“Bu rakamlara göre Türkiye en fazla enerji üretilmesine yarayan ürünler ithal etmektedir.

Diğer önemli kalemleri ise bilgi-teknoloji yoğun ürünlerin oluşturmaktadır.”

Bu rakamlardan hareketle Türkiye ancak, ileri teknoloji üreterek bu açık sorunundan kurtulabilecektir.

Burada bir kez daha Nükleer enerji santrallerin gerekliliği açık olarak ortaya çıkmaktadır.

“Japonya hem coğrafya koşulları olarak hem enerji kaynakları yetersizliği bakımından hem de enerji kaynaklarına uzaklık bakımından oldukça ilginç bir konumda olmasına karşın ileri teknoloji içeren ürünler üreterek bu dezavantajları avantaja çevirmeyi başarmaktadır…” (1)

Şimdi medyada cari açık ve dış borç konusunda anlatılanlar ile yukarıdaki açıklanan rakamları eşleştirebiliriz.

Günümüzde ülkelere rekabette en büyük avantajı bilgi-teknoloji üretimi sağlamaktadır.

Bunun yolu da ayda sadece farklı görüşlerde 6 (altı) kitap okumaktır. Başka hiçbir şey değil….

Türkiye’de şu anda yılda 6 (altı) kişi bir kitabı okur gibi yapmakta ve sadece bağırmaktadır…

-“Satılmış, Hainler nolocakkk! Ülkeyi parsel parsel satıyorlar!”

Güzel kardeşlerim bu arada sorması ayıp olmasın da, ülke parsel parsel satılırken! bizler ne yapıyoruz?

Televizyonun karşısında buz gibi bira eşliğinde, ülkemizin patatesi ve malzemeleri ile çips üreten firmalara, bizden aldıkları bir liralık patatesi onlardan çips olarak 20 liraya geri alarak….

-“Şerefe mirim…. Yarasın Oh….”

Yarasın…. Yarasın da…

Bize yaramadığı ortada….

Düşünür ne demiş?

İnsan olmak farkında olmaktır…

(1) (Alıntı; Atıf Açıkgöz, Fatih Üniversitesi, 31.05.2011, cari acık ve iktisadi büyüme)

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Değerli bilgi ve görüşleriniz için çok teş.ederiz.
Birkaç konuda görüş ve bilgi rica edebilirmiyim?Farklı meslek ve alanlarında olunca ,bazı konularda bilgilerimizi güncelleyemiyoruz,malesef!
Gecen yıl cari açık kalemleri içersinde,sivil havacılık gelişimine paralel olarak bu kalemdeki ithalataları,demir çelik ithalatındaki alımları gelişmeye paralel alımlar olarak ifade eden cümleler okumuştum güvenilir bir kaynakda..
Bu konudaki yorumlarınızı almak isterim.
Ayrıca Hindistan ın bilişim sektöründeki başarısı ve ekonomisindeki yeri hususunda bilgi ve bizim tekstildeki konumumuz ve gelişimimiz hususundaki görüşlerinizi alabilirmiyim?Ayrıca Türkiye nin nükleer enerji konusundaki yatırım yapması konusundaki görüşlerinizi alabilirmiyim?
Sevgi ve saygılar…
Y.Mim.Pervin KINIK.

Değerli Y. Mim. Pervin KINIK, Konuya ilginize ve yorumunuza teşekkür ediyorum. Bilirsiniz, kisişel veya kamuyu ilgilendiren meseleler iki farklı pencereden değerlendirilmektir. Basit olarak örneklendirirsek; sokaktan çeşitli gürültüler gelmektedir. a) Penceresi sokağa bakan ve binanın bodrum katında oturan dairenin sakinleri pencerelerinden, birbirlerine karışan, anlaşılmayan seslerin yanında, koşmakta olan insanların ayaklarını görmektedir. b) Aynı binanın çatı katındakiler ise, sesleri anlaşılır şekilde duymakta ve olanları görerek izlemektedir. Bodrum katında yaşayanlar; yeterli bilgiye sahip olmayanları; çatı katında oturanlar, olayları kavramak için yeterli donanımlara sahip olanları temsil etmektediler. Sorularınıza dönersek, bir şirketin (devletin) gücü, rekabet ettiği şirketin imkan-yetenekleri doğrultusunda değerlendirilir. Rekabetçiniz (Örneğin Fransa), yüksek teknoloji üretiyorsa, Onunla olan rekabetinizde, ancak yüksek-eş teknolojiyi üreterek başarılı olabilirsiniz. Satın alarak yapılan rekabet, süreç içerisinde karşınızdakini güçlendirmek-zenginleştirmekten başka işe yaramayacaktır. Petrol ithalatı, en büyük açık nedenlerimizdendir. Bu nedenle nükleer teknolojiye geçmek zorunludur. Hindistan’ın meselesi de, biraz bize benzemektedir. Hindistan ürettikleri ile kime, hangi devlete eşdeğerdir. Hindistan’da mühendis sayısı hızla artmaktır. Bu doğrudur. Ancak, onunla ne yaptığı, ürettiği önemlidir. Sonuç olarak, büyüyen her devletin, rekabette başarılı olabilmesi için, ucuz hammadde ve işgücüne ihtiyacı vardır. Yoksa herşey boştur. Elbette, kapitalizm anlayışında olan bir dünyada… Bu nedenle olsa gerek, Hz. Muhammed (sav), “Düşmana silahı ile mukabele ediniz!” demiştir. Sağlıcakla kalınız.

Can Mehmet Bey’in daha ayrıntılı yanıtları, sanırım diğer yazılarında veriyor. Ben kendisine yardımcı olmak isterim sorularınızı yanıtlamada.

1) Can Mehmet Bey’in dediklerine azıcık ters düşecek bir tarzı savunacağım Pervin Hanım. Sivil havacılık ya da demir ithalatı ya da enerji ithalatı ya da ülke içinde ki herhangi bir ekonomik gelişimi sürdürecek dışardan alım, ülkenin gelişimine elbette ki yardımcı olacaktır. Sonuçta ülke bir düzeyde ilerleme kaydedecektir, kalkınma sağlayacaktır. Türkiye bazı kaynaklara göre bu alımların sayesinde gelişen ülkelerdendir. Ayrıca sorunuzun yanıtınıda soru sorarak da yanıtlamak olasıdır, uçak alınmaz ise, demir alınmaz ise nasıl taşımacılık ya da gemi üretimi yapabilecek Türkiye? Benzer bir durum bugün doğu ülkeleride, Latin Amerikan ülkeleride, Afrika ülkeleri içinde geçerli. Elbette ki Can Mehmet Bey haklı olarak yukarıda ki savunmamı sorgulayacaktır, bağımlılık konusu ne olucak diye, kendisine haklısınız demekten başka bir şey diyemiyorum. Ancak durumun devlet ekonomileri açısından o kadar da kötü olmadığını da varsayabiliriz. Şöyle ki, bugün Türkiye dışında ki Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya gibi ülkeler Batı ülkelerine ticaret fazlası vermektedirler. Bu fazla ile de ülkelerini diledikleri gibi geliştirmektedirler ya da bazı ülkelerde olduğu gibi baskı ile yönetmektedirler. Bugün Çin’de ki tren ağları her ne kadar Alman ya da Rus teknolojisi kullansada, o trenlerin taşıdığı insan ile mal ülke gelişimine yardımcı olmaktadır. Sonuç olarak bir ülke bir mala, demir ya da uçak gereksinimi varsa bunları dışardan almasında bir sakınca olmayabilir. Ancak Can Mehmet Beyin’de sık sık yinelediği gibi, eğer dışasatım dışdan alım gibi ilerlemez ise sıkıntı uzun dönemde ortaya çıkabilir. (Yukarıda öne sürülen konular da ülke içinde ki eşitsizlikler gözardı edilmiş, yanlızca devlet ekonomisi açısından değerlendirme yapılmıştır.)

2) Hindistan’ın bilişim konusunda gelişmesi küçük ile büyük bilişim firmaları olarak ikiye ayrılabiliyor zaman zaman. Ne yazık ki orta büyüklükte ki şirketler, bizim algılayacağımız biçimde sık sık karşılaşılmıyor. Bir şirket ya çok küçük oluyor, yaygın bir biçimde ülkeye yayılıyor, ya da çok büyük oluyor, siyasetcilerle aynı masaya oturacak güçte oluyor. Sanırım Infosys ile Tata Teknolojileri örnek verebileceğimiz iki Hint teknoloji devi. Daha niceleri de var. Mühendis sayıları da çok yüksek ayrıca diğer gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında maaşlar kur farkı yüzünden oldukca düşük. Hindistan’a Batı’dan ve Doğu’dan dev şirketlerde giriş yaptılar yıllar önce. HP, Microsoft en bilindik örnekler, ama bir sıra Japon şirketi de var. Sorunuz ‘call center’larla ilgili olmadığından o konuyu Can Mehmet Bey’in yazısına bırakıyorum, ama ‘bilişim’ üretimi konusunda da oldukca hızlı gelişiyorlar. En bilindik örnek Hindistan’da ucuza üretilen taşınabilir röntgen cihazı. Sanırım 3M şirketi bu aygıtı Hindistan pazarı için üretmek istemiş, çok ucuza üretmenin gerekliliğini bilerek, mühendisler eşsiz bir aygıt üretiyorlar ve 3M bu ucuz ama inanılmaz verimli aygıtı dünyaya pazarlıyor. Bu 3M’nin mi başarısı, Hint mühendisin mi, yatırımı ülkesine çeken Hindistan’ın mı, yoksa bu aygıtı kullanan Türk kırsal doktorlarının sevinci mi buna siz karar verin. Ancak eğer okumak isterseniz, yabancı kaynaklarda Hindistan’ın bilişim alanında gelişimi çok ilgi çeken bir konu.

Türkiye bu konuda ne kadar ivedi pek bir bilgim yok. Ancak Hindistan’dan yapısal olarak farklı bir ülke. Ayrıca yatırıma açıklık konusunda bilişim şirketlerine yardımcı mı, o da ayrı bir konu. Son olarak da mezunların niteliği var ki, Hindistan’da azda olsa dünya sıralamasının ilk 100’üne girmiş okul var. Türkiye bu açıdan pek yeterli değil şimdilik. İlk 300’de ki okullardan bir kaçı dışında tıbbi bilimler Türk üniversitelerini listelere sokabiliyorlar. Eğer ki yatırım, mühendis niteliğini, ülke açıklığı ve bunun gibi küresel rekabeti arttıracak ilerlemeler neden Türkiye’yi geride bıraksın?

3) Nükleer enerji üzerine Can Mehmet’in yazıları ile eleştirileri belli. Türkiye kendi nükleer enerjisini üretebilecek niteliğe sahip az sayıda ülkelerden ama konu burada kalmıyor. Enerjinin verimli taşınmasından başlayalım, taşımacılık alanında ki enerji gereksimi ile sürüyor, ordan üretimde kullanılan enerji gereksinime sarkıyor. Demek istediğim, nükleer enerji üretimi ile sorun çözülür mü sorusu sarkıyor burada. Japonya ya da Almanya bu konuda ileride bu tartışılabilir ancak bu ülkeler bile inanılmaz düzeylerde, özellikle taşımacılık, ısınma, üretim gereksinimleri için enerji dışdan satınalımı yapmaktadırlar. Sonuçta, onlar da bu konuda kendi kendilerine yetmiyorlar ama Can Mehmet Beyin’de dediği gibi ileri teknoloji üretip durumu dengeliyorlar. Nükleer enerji yerine bir Güney Kore gibi ileri bilişim ülkesi olursa Türkiye sanırım kendisinin bu konuda bir sorunu kalmayabilir. Lütfen şu adresde ki yalın sayılara bakınız, http://goo.gl/PRhyE Bunlar yanlızca ülkelerin günlük varil olarak petrol alımı. Diğer enerji alımları da benzer durumda, dışdan alım herkezin yaptığı bir olgu. Bu yüzden Can Mehmet Beyin’de dediği gibi teknik gelişme Türkiye’nin ticaret dengesine yarayabilir.

İyi yıllar,
P

DEMEK İSTİYORSUNUZ Kİ ÜLKENİN PARSEL PARSEL SATILMASININ SORUMLUSU TELEVİZYONUNUN KARŞISINDA BİRA İÇİP CİPS YİYEN İNSAN. HIRSIZ İKTİDARIN HİÇ SUÇU YOK. ÇOK BİLİMSEL! BİR TESPİT YAPMIŞSINIZ. BAYILDIM VALLA…

Değerli Hüseyin GÖK, yorumunuz ve görüşleriniz için teşekkür ediyorum. Bilirsiniz, Tartışmak (ilmi temelde) gelişmektir. Bu nedenle tartışma kültürünün ülkemizde de yaygınlaşması, “Kör noktaları”mızı, meselelerimizi görmesini sağlaması nedeniyle daha fazla önem kazanmaktadır. Ve Siyasi partiler, halkın onayına sahip oldukları süre iktidarda kalır, (iktidarları devrettiklerinde) ülke yararına yaptıkları (olumlu-olumsuzları) ile değerlendirilirler. Sözkonusu bu hükümetin başarı-başarısızlığına gelirsek, iktidarda oldukları; 2002-2013 döneminde gerçekleşen ekonomik değerleri birlikte karşılaştırmak gerekmektedir. Sağlıcakla kalınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*