Türk Eğitim Çıkmazı ve ABD eğitim sistemi (5)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

 

Bilgi, kendisinden yeni bir bilgi üretilmediğinde sahibi için yüktür.

Bilgi, kendisinden yeni bir bilgi üretilmediğinde sahibi için yüktür.

 

Eğitimde altın kural; çocuklar okuyarak değil deneyerek öğrenirler. Ancak bizim anne-babalarımız zarar görmememiz adına bizi deneylerden uzak tutmakta, dolayısıyla öğrenmekten de…

Japon eğitim sisteminden sonra bu kez Amerikalı bilim insanı Carl Sagan’ın kaleminden,  Amerikan Eğitim Sisteminin işleyişi hakkındaki Amerikalı öğrenci-öğretmen ve ebeveynlerinin bizlere de aşina gelecek görüşleri aktarılmaktadır.

Amerikalı öğrenciler yeterince ev ödevi yapmıyor. ABD’de standart okul yılının 180 gün olmasına karşılık bu rakam Güney Kore’de 220, Almanya’da 230 ve Japonya’da 243 gündür. Bu ülkelerin bazılarında çocuklar cumartesi günleri de okula gidiyor. Amerikalı ortalama ortaokul öğrencisi ev ödevine haftada 5,5 saat ayırıyor.

Gerek sınıfta gerekse sınıf dışında çalışmaya ayrılan toplam zaman haftada 20 saat. Japon beşinci sınıf öğrencileri haftada 33 saat çalışıyor.

ABD’nin yarı nüfusuna sahip Japonya her yıl ABD’den in iki kat fazla yüksek dereceli bilim adamı ve mühendis yetiştiriyor.

Dört yıllık ortaokul boyunca Amerikalı öğrenciler matematik, bilim ve tarih gibi konular için 1500 saatten az zaman harcıyor. Japon, Fransız ve Alman öğrenciler ise aynı konulara iki kat fazla zaman ayırıyor.

ABD Eğitim Bakanlığı’nın hazırlattığı 1994 tarihli bir raporda şöyle deniliyor:

“Geleneksel okul günü artık “okullar için yeni gündem” denilen bir dizi zorunlu konuyu da kapsamalıdır: Kişisel güvenlik, tüketici ilişkileri, AIDS, tasarruf ve enerji, aile yaşamı ve sürücü eğitimi konularında eğitim gereklidir.

Sonuçta, toplumun yetersizlikleri ve evdeki eğitim açıkları yüzünden ortaöğretimde, bir günde temel akademik konulara harcayacak üç saat kalıyor.

Bilimin sıradan insanlar için “çok güç “ olduğu gibi yaygın bir kanı hâkim. Bunun yansımasını, Amerikalı öğrencilerin yalnızca yüzde 10’unun seçmeli dersler arasından fiziği tercih ettiğini bildiren istatistiklerde de görüyoruz.

Bilimi birdenbire “çok güç” kılan nedir? Amerika’yı bilim alanında geride bırakan onca ülkenin yurttaşları için neden güç değil?

Bilim, teknik yenilik ve çok çalışma alanında Amerikan dehasına ne oldu? Bir zamanlar Amerika telgraf, telefon, elektrik ışığı, fonograf, otomobil ve uçak teknolojilerinin öncüleri olmuş buluş adamları ile gurur duyan bir ülkeydi.

-“Amerikan yaratıcılığı” nereye gitti?

Amerikalı çocukların çoğu aptal değil. Çok çalışmamalarının bir nedeni, çabalarının karşılığında pek az somut yarar sağlıyor olmaları. Sözel beceriler, matematik, fen ve tarih alanlarında yeterlik (yani konuyu gerçek anlamda bilmek), ortaöğretimden sonraki ilk sekiz yılında ortalama genç erkeklerin kazançlarında bir artış sağlamıyor. 

Bu nedenle birçoğu da sanayiden çok, hizmet sektörünü yeğliyor.

Ekonominin üretken sektörlerinde ise işin rengi değişiyor. Yeterli müşteri olmadığı için değil, işe giren işçilerin çok azı basit aritmetik hesapları yapabilecek düzeyde olduğu için iflasın eşiğine gelen mobilya fabrikaları var. Başlıca elektronik şirketlerinden biri, işe başvuranların % 80’inin beşinci sınıf matematik sınavını geçemediğini bildiriyor.

Amerika Birleşik Devletleri (özellikle yitik üretkenlik ve eğitimde iyileştirmeye giden harcamalar alanında), işçiler büyük çoğunlukla yazamadığı, okuyamadığı, sayamadığı ve düşünemediği için yılda 40 milyar dolar zarar ediyor…

ABD Ulusal Bilim Kurulu’nun Amerika’daki 139 ileri teknoloji şirketi genelinde yaptığı bir araştırmanın sonuçlarına göre, araştırma ve geliştirmedeki düşüşün ulusal siyasete bağlanabilir başlıca nedenleri;

(1) Sorunla başa çıkmak için uzun vadeli strateji eksikliği;

(2) Geleceğin bilim adamı ve mühendislerinin eğitimine çok az önem verilmesi;

(3) “Savunma”ya çok fazla yatırım yapılırken sivil araştırma ve geliştirmeye yeterli pay ayrılmaması ve

(4) yüksekokul öncesi eğitime çok az önem verilmesi olarak saptanmış. Cehalet, cehaletle besleniyor.

Amerika’da bilim konusunda en doğru bakış açısına sahip olanlar maddi olanakları iyi, yükseköğrenim görmüş, genç beyaz erkekler olarak çıkıyor karşımıza. Ne var ki önümüzdeki on yılda yeni Amerikalı işçilerin dörtte üçü beyaz olmayanlar, göçmenler ve kadınlardan oluşacak.

Heveslerini uyandırmakta başarısız olmak, onlara karşı ayrımcı davranmaktan bahsetmiyorum bile, yalnız adaletsiz değil, aptalca ve kendi kendini yok etmeye yönelik bir tavırdır.

Bu tutumdan vazgeçmemekle, ekonomiyi umutsuzca gereksinim duyduğu nitelikli işçilerden yoksun bırakmış oluyoruz.

Afrikalı-Amerikalı ve Latin Amerika kökenli öğrenciler, standart bilim sınavlarında bugün 1960’larda olduğundan önemli ölçüde daha iyi sonuçlar elde ediyorlar. Beyaz ve siyah Amerikalı lise mezunları arasındaki ortalama matematik becerisi farkı hâlâ çok büyük (iki ile üç not kadar). Ne var ki Amerikalı beyaz lise mezunları ile Japon, Kanada, Britanya ya da Finlandiya’daki akranları arasındaki fark (Amerikalı öğrenciler geriden gelmek üzere) iki katı.

Fazla eğitim görmemişseniz, hevesiniz de yoksa bilgi dağarcığınız küçük olacaktır; iki kere iki dört.

Aileleri yükseköğrenim görmüş, banliyöde yaşayan Afrikalı-Amerikalılar üniversitede, banliyöde yaşayan, ebeveynleri yükseköğrenimli beyazla kadar yüksek başarı sağlıyor.

Bazı istatistiklere göre, yoksul bir çocuğu önöğrenim programına yazdırmak, ileriki yaşamındaki iş olanaklarını ikiye katlıyor; böyle bir programı tamamlayan kişinin yükseköğrenim görme şansı dört kez artıyor. Bu konuda kararlıysak, neler yapılması gerektiğini biliyoruz.

Peki, yüksekokul ve üniversite konusunda neler söyleyebiliriz? Atılması gerekli kesin adımlar var: Öğretimde başarıya bağlı olarak statüyü yükseltmek, öğrencilerinin standart, çift körleme sınavlardaki başarısına göre öğretmenlere terfi sağlamak ve sanayi alanında alabileceklerine eşdeğer maaş vermek; daha fazla burs, yardım ve laboratuvar donanımı sunmak; başlıca fakülte üyelerine daha fazla söz hakkı veren yaratıcı, esin verici müfredat ve ders kitapları hazırlamak; mezuniyet için herkese zorunlu laboratuvar dersleri koymak ve bilimden uzaklaşma eğilimi gösterenlere özen göstermek.

Bunlardan başka, akademideki en iyi bilim adamlarını toplumsal eğitime katkıda bulunmaları; yani ders kitapları, gazete ve dergi makaleleri yazmaları, konferans ve TV programlarına katılmaları yolunda destekleyebiliriz. Üniversite bir ya da ikinci sınıfta kuşkucu düşünme ve bilimsel yöntem konusunda zorunlu bir ders koymak da denemeye değer bir girişim olur.  (1)

Parade dergisine (*) yazmayı öylesine ilginç kılan nedenlerden biri, okuyuculardan gelen yorumlar. Seksen milyon okurla, Amerika Birleşik Devletleri yurttaşlarının görüşlerini gerçekten örnekleyebilirsiniz.

İnsanların nasıl düşündüğünü, endişe ve umutlarının neler olduğunu,hatta yolumuzu nerede yitirmiş olduğumuzu anlayabilirsiniz.

Öğrenci ve öğretmenlerin başarısı üzerinde duran önceki bölümün kısaltılmış bir versiyonu Parade dergisinde yayımlanmıştı. Ardından posta kutum mektuplarla dolup taşmaya başladı. Kimileri ortada bir sorun olduğunu kabul etmiyor; kimileri de Amerikalıların zekâ ve “know-how “ (**) da liderliği kaptırdığını söylüyordu.

Kimileri kolay çözümler olduğu, kimileri ise sorunların çözülemeyecek kadar kökleşmiş olduğu kanısındaydı. Bazı görüşleri oldukça şaşırtıcı buldum.

Minnesota’da bir onuncu sınıf öğretmeni, makalenin kopyalarını dağıtarak öğrencilerinden görüşlerini bana yazmalarını istedi.

İşte bazı Amerikalı öğrencilerin bana yazdıkları;

-“Amerikalılar aptal değildir Yalnızca okul işinde alt sıradayız.

-Belki de diğer ülkeler kadar zeki olmamamız iyidir. Böylece tüm ürünleri ithal edip tüm paramızı ürün parçası üretmeye harcamayız.

-Diğer ülkeler daha iyi yapıyorsa ne olmuş, hem zaten nasıl olsa ABD’yi geçecekler?

-Bizim toplumumuz başardığımız keşiflerle iyi bir yerde bulunuyor. Yavaş ilerliyor, ama kanser tedavisi başarılmak üzere.

-ABD’nin kendi eğitim sistemi var ve diğerlerininki kadar ileri olmasa da onların kadar iyi. Bunun dışında, makalenizin çok eğitici olduğu görüşündeyim.

-Bu okulda bilimi seven bir çocuk bile yok. Makalenin ne demek istediğini gerçekten anlamadım. Bence çok sıkıcıydı. Böyle bir şeyle uğraşacak hiç halim yok.

-Ben avukat olmak için çalışıyorum ve bilime karşı bir yaklaşım sorunum olduğunu söyleyen anne-babama katılıyorum doğrusu.

-Amerikalı bazı çocukların çabalamadığı doğru, ama isteseydik tüm ülkelerden daha zeki olurduk.

-Ev ödevi yapmak yerine çocuklar TV seyrediyor. Kabul etmeliyim ki ben de öyle yapıyorum. Günde Altı saatten daha azına düşürdüm.

-Amerikalı çocukların aptal olduklarını düşünmüyorum. Sadece yeterli çalışamıyorlar çünkü çocukların çoğu işte çalışıyor. . . Bir sürü insan Asyalıların Amerikalılardan daha zeki olduğunu ve en iyi olduklarını söyledi, ama bu doğru değil. Onlar sporda iyi değil. Spor yapacak vakitleri yok.

-Birinci sırada olmak istiyorsak, bütün gün okula gideriz ve hiç toplumsal yaşamımız olmaz.

-Belki de öğretmenler daha eğlenceli olabilseydi, çocuklar öğrenmek isteyecekti… Bilim eğlenceli kılınırsa, çocuklar öğrenmek İster. Bunu başarmak için, bilime erken başlanması, yalnızca rakam ve gerçeklerin öğretilmemesi gerekir.

-Bilim ve matematikte ne kadar geride olduğumuzu belirtirken, bunu biraz daha nazik bir dille yapamaz mıydınız? . . . Ülkenizden ve başardıklarından biraz övünç duyun.

Makaleme yanıt gönderen yetişkinlerin çoğu, ortada ciddi bir sorun olduğu kanısındaydı. Çok çalışmak isteyen sorgulayıcı, bilime tutkun, ama ilgilerini doyuracak okul ya da kamu tesisleri olmadığı için eli kolu bağlı kalmış çocukları olduğundan yakınan ailelerden mektuplar aldım.

İşte ailelerin gönderdiği mektuplardan bazı örnekler. Bir görüş anketi olmasa da, genelde neler düşünüldüğü konusunda aydınlatıcı bir derleme:

Aileler cahil insanın tam bir insan sayılamayacağını anlıyorlar mı? Evde kitaplar var mı? Peki ya büyüteç? Ansiklopedi? Çocukları öğrenmeleri yolunda destekliyorlar mı?

-Aileler sabrı ve azmi öğretmeli. Çocuklarına verebilecekleri en büyük armağan, çok çalışma erdemidir; ama bu yalnızca söylemekle olmaz. Çok çalışmayı öğrenen çocuklar, ailelerinin çok çalıştığını ve yılmadığını bizzat gören çocuklardır.

-Çocuğum bilime tutkun, ama ne okulda ne de TV’de bu konuda eğitim veriliyor.

-Çocuğum özel yetenekli çocuklar arasında; ne var ki okulun bilimsel gelişme konusunda bir programı yok. Rehber öğretmen, bana onu özel okula göndermemi salık verdi; ama özel okulun maddi yükünü üstlenemeyiz.

Ailelerin öğretmenler hakkında da söyleyecek çok sözü vardı; öte yandan öğretmenlerin yaptığı bazı yorumlar da ailelerin kulaklarını çınlatıyordu.

Örneğin, insanlar öğretmenlerin neyi değil, nasıl öğretecekleri konusunda eğitim aldıklarından; çok sayıda fizik ve kimya öğretmeninin fizik ve kimya alanında derecesi olmadığından ve bilim öğretmede “tutuk ve yetersiz” kaldıklarından; öğretmenlerin kendilerinin bilim ve matematiğe korkuyla yaklaştıklarından; kendilerine soru sorulmasından kaçındıklarından ya da“ Kitapta yazıyor. Aç bak” gibi yanıtlar verdiklerinden yakınıyorlardı.

Kimileri biyoloji öğretmeninin “Yaradılışçı” olduğundan, kimileri de olmadığından şikâyetçiydi. Öğretmenler hakkındaki ya da öğretmenlerce yapılmış diğer yorumlar arasında şunlar yer alıyor:

-Bir budalalar ordusu yetiştiriyoruz.

Ezberlemek düşünmekten daha kolay. Çocuklara düşünmeleri gerektiği öğretilmeli

-Öğretme coşkum, asker kafalı müdürler tarafından hep baltalandı.

-Öğretmenler, çocuklarımıza yeterince “zeki” olmadıklarını. Örneğin fizik alanında bir şanslarının bulunmadığını söyleyerek akıllarını karıştırıyorlar. Neden öğrenciye dersi alması için bir şans verilmiyor?

-Oğlum okumada sınıf arkadaşlarının iki sınıf gerisinde olmasına karşın bir üst sınıfa geçti. Öne sürülen neden eğitimsel değil, toplumsal. Ama sınıfta bırakılmadığı sürece diğerlerine asla yetişemeyecek.

-Bilim tüm okulların (özellikle lise ve dengi okulların) müfredatında yer almalı. Çocukların aynı sırada almakta oldukları matematik dersiyle özenli bir bütünlük içinde olmalı.

-Ev ödevlerinin çoğu aklınızdan çok “elinizi oyalayan” türden çalışmalar.

-Okullar bilim ve matematik alanında sıradışı başarı gösteren Öğrencileri ödüllendirmeli ve onlara daha fazla ilgi göstermeyi deneyebilir. Neden yapmıyorlar öyleyse? Neden böyle öğrencilere, üzerinde okulun baş harfleri olan özel ceketler vermeyi; isimlerini toplantılarda, okul gazetesinde ve yerel basında duyurmayı denemiyorlar? Neden yerel sanayi kuruluşları ve toplumsal örgütler bu öğrencileri ödüllendirmiyor? Tüm bunlar çok az masrafla gerçekleştirilebilir ve çocukların üzerindeki akran baskısının artmasını da önler.

-Günümüzde zeki çocukların hepsi hızlı para kazanmaya bakıyor, bu nedenle de avukat oluyorlar, bilim adamı değil.

-Eğitimi geliştirmenizi istemiyorum. O zaman taksi kullanacak kimse kalmayacak.

Bilim eğitimindeki sorun, Tanrının yeterince onurlandırılmaması.

-Hiç kimsenin bilimi anlamamasının nedeni, bilimin “hümanizm” olduğu ve dolayısıyla güvenilmemesi gerektiği yolundaki köktenci öğretidir. Dinler bilimin özünde var olan kuşkucu düşünmeden korkuyorlar. Öğrencilerin beyinleri yükseköğrenime başlamadan çok önce bilimsel düşünmeyi kabul etmemeleri için yıkanmış oluyor.

-Bilim güvenilirliğini kendisi yıktı. Siyasetçiler için işler oldu. Bilim silah üretiyor, marihuananın “tehlikeleri” konusunda yalan söylüyor, turuncu gazın tehlikelerini görmezden geliyor, vb. Devlet okulları işe yaramıyor. Geçiniz onları. Yalnızca özel okullarla olur bu iş.

-Her şeye boyun eğişe, belirsiz düşünmeye ve yoldan çıkmış sosyalizme kucak açanların, bir zamanlar kusursuz olan eğitim sistemimizi mahvetmelerine izin verdik.

-Okul sistemi yeterli paraya sahip. Sorun, okulların idaresini elinde bulunduran ve genellikle de spor antrenörü olan beyaz erkeklerin asla (altını çiziyorum asla) entelektüelleri işe almayacak olması. . . Onlar müfredatı değil, futbol takımını düşünüyor ve öğretmen olarak da Tanrı sevgisiyle dolu, ortalamanın altındaki otomatları” çalıştırıyorlar. Mantıksal düşünmeyi bastıran, cezalandıran ve kaldırıp bir kenara atan okullardan ne tür öğrenciler çıkabilir ki?

Korkarım yaşadığınız ülkenin gerçeklerinden habersizsiniz. İnsanlar inanılmaz derecede cahil ve korkak. Hiçbir yeni görüşü duymaya tahammülleri yok. . . Anlamıyor musunuz? Bu sistem Tanrı’dan korkan cahil bir halkı olduğu için ayakta durabiliyor.

-Onca eğitimli insanın işsiz gezmesinin bir nedeni var.

-Kimi zaman teknolojik konuları Meclis yetkililerine açıklamam gerekiyor,inanın bana, bu ülkede bilim eğitimi konusunda bir sorun var.

-Bilim, matematik, tarih, İngilizce, coğrafya ve toplumumuzun fazlasıyla gereksindiği diğer alanlarda söz konusu cehalet sorununun tek bir çözümü yok. Sorumluluklar en yaygın şekilde aileler.

-Seçmenler, yerel okul kurulları, basın, öğretmenler, idareciler, federal ve yerel hükümetler ile eyalet hükümetleri ve elbette ki öğrenciler tarafından paylaşılmalı. Her sınıf düzeyinde, öğretmenler sorunun önceki sınıflardan kaynaklandığından yakınıyor. Birinci sınıf öğretmenleri de haklı olarak, yetersiz beslenme, evde kitap yokluğu ya da düşünmeye fırsat tanımayan şiddet kültürü kaynaklı öğrenme yetersizlikleri gösteren çocuklara bir şeyler öğretebilmekten umutlarını kesiyorlar,

-Bir çocuğun çok az öğrenim görmüş, ama bildiklerini aktarabilen bir aileden ne denli çok yararlanabileceğini kendi deneyimlerimden gayet iyi biliyorum. Eğitim, iletişim becerileri ve öğrenme tutkusu konusunda, bir kuşakta kaydedilen küçük ilerlemeler, bir sonraki kuşakta çok daha büyük gelişmelerin önünü açabilir. Ne zaman okul ya da yükseköğrenim “standartları “nın düştüğü ya da lisans derecesinin artık eskiden taşıdığı “anlamı” yitirdiği yolunda bir yakınma duysam, ilk aklıma gelen bu oluyor.

-Yonkers, New York’tan yaratıcı bir öğretmen olan Dorothy Rich, “güven, azim, dikkat, takım çalışması, sağduyu ve sorun çözme” olarak sıraladığı becerilerin geliştirilmesinin, özel akademik konulardan çok daha önemli olduğuna inanıyor. Onun listesine kuşkucu düşünme ve merak duyma eğilimini de eklemek isterim.

Aynı zamanda, özel yetenekleri ve becerileri olan çocuklar da teşvik ve destek görmeli. Bu çocuklar ulusal birer hazinedir, “özel yetenekliler” için hazırlanmış zorlu programlar kimi zaman “elitizm” gibi suçlamalarla yeriliyor. Neden üniversite futbol, beysbol ve basketbol 0yuncuları için yoğun antrenman dersleri ve okullar arası yarış elitizm sayılmıyor? Sonuçta, bu alanlarda da yalnızca en üstün atletler yer alabiliyor.

Ulus çapında, kendi kuyusunu kazan bir çifte standart salgını yaşıyoruz.

Bilim ve diğer alanlarda toplumsal eğitim konusundaki sorunlar öylesine derinlere uzanıyor ki, umutsuzluğa kapılıp asla çözülmeyecekleri sonucuna varmak işten değil.

Öte yandan, umut için neden sağlayan, kıvılcımı yakan, yitmeye yüz tutmuş merakları uyandıran ve hepimizin içinde yaşayan bilim adamını coşturan, büyük kentlerde, küçük kasabalarda gizli kurumlar da var:

Yalnız özgür insanların eğitilmesi gerektiğini söyleyen çoğunluğa değil, yalnız eğitimlilerin özgür olduğunu söyleyen düşünürlere inanmalıyız. (2)

Yukarıdaki yazı okunduğunda, Amerika’nın neden dış ülkelerden başarılı öğrencileri kabul ettiğini ve öğrenimlerinin sonucunda ülkelerinde bırakmak için cazip imkanlar sundukları daha iyi anlaşılmaktadır.

Bilim insanı yetiştiremiyor, bilgi üretemiyorsanız onu dışarıdan satın alabilirsiniz.

Üstelikte daha ekonomik fiyatlarla…

Devam edecek…

-Son bölümde, Türk Eğitim Sistemindeki yetersizlik nereden kaynaklanmaktadır?

Kaynakça;

(*) Parade dergisi, “ABD’de yayınlanan ulusal pazar dergisidir. 1941 yılında kurulmuştur. 32 milyonluk bir tiraja ve 71 milyonluk bir okuyucu kitlesine sahiptir.” (vikipedi)

(**) Know-How; Bir işletmenin, üretim yöntemlerini ya da teknolojilerinin, bir başka firmaya satılması veya kiralanması

(1-2) Carl Sagan, Amerikalı gökbilimci,“Karanlık Bir Dünya’da Bilimin Mum Işığı” S. 333- 337

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Bu makale size mi ait yoksa Mustafa Zülküf Altan’a mı ait ?

Saygıdeğer Edanur Sağlam, yazıya ilginize ve görüşlerinize teşekkür ediyorum. Alıntı kaynakları aşağıda belirtilmiştir. Benzerlik konusunda bilgi verirseniz onu da değerlendiririz. Sağlıcakla kalınız.

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*