Ülkemizde Arap Düşmanlığı’nı: kimler çıkardılar, beslediler ve günümüze getirdiler (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

abdullah

 

“Arap (Türk) Düşmanlığı” için halklar arasına ekilen nefret tohumunun arkasında hangi ülkeler ve hangi beklentiler  bulunmaktadır?

“..Ben Fransız mekteplerinde okudum. Bugün Suriye, Irak ve Lübnan’da eşraf ve ağaların evlâtları Cizvit mekteplerinde okur. Öteki Arap diyarlarında ise İngilizce hâkimdir. Onlar ya İngiliz mekteplerinde, ya Amerikan kolejlerinde okurlar. Hepsinin gayesi, Türkler hakkında benim sahip olduğum bilgileri telkin etmektir: Hepsi için müşterek düşman Türklerdir. Bu itibarla Arapları malum, hatta gayri malum gayelere sevketmek emelinde olanların ele alacakları yegane mevzuu Türk düşmanlığıdır. Zannediyorum ki, bizim hatamızı bizden sonrakilerde ister istemez düşeceklerdir.”(1)

Bu ibretlik sözler, Osmanlı Divan-ı Harbi huzurunda, Arap hareketinin liderlerinden Refik Rızzık Selum tarafından dile getirilmiştir.

Özellikle  Petrolün, Sanayi Devrimi ile birlikte öne çıkması, Osmanlıyı o topraklardan sürmek için, Ortaya suni bir “Arap-Türk düşmanlığı” çıkarılmış ve bu suni düşmanlık, ince oyunlarla, oya gibi işlenerek- beslenerek günümüze kadar getirilmiştir.

Osmanlıya isyan eden ve yıllarca,  “Araplar bizi arkadan vurdu” iddiasının: İngilizlerle birlikte mimarı olan ve sonradan oyuna getirildiğinin de farkına  varan Şerif Hüseyin uzun yıllar sonra pişmanlığını dile getirir.

Mekke Emiri Şerif Hüseyin’i, Osmanlıya isyan ettiren nedenleri de kamuoyunda bugüne kadar  tartıştığımızı söyleyemeyiz. gerçeğinde bu, iddia sahiplerinin umurunda da değildir.

Bu dizide kısmen de olsa bu konular işlenecek ve isyan nedenlerine açıklık getirilmeye çalışılacaktır.

Türklere, bir “Arap Düşmanlığı“nın ne gibi bir yararı olmuştur, zararından başka?

Elbette bu soruyu Araplara da sormak gerekir? Azınlıkta da olsa: “Türk Düşmanlığı”nın Arap Kardeşlerimize nasıl bir yararı olmuştur.. Elbette, yine zararından başka?

Bu düşmanlıklardan tek yararlananlar: Bu düşmanlığı  besleyen, körükleyen, o bölgeyi uzun süre kan gölüne çeviren ve soyan İngilizler ve Fransızlar değil midir?

Veya parçalanan Ortadoğu’da çıkan kavgalara silah satan Amerika ve Rusya ile birlikte.

İlk bölümde konunun açılması adına kısa notlar verilmektedir.

Aşağıda anlatılan olay, o toprakları terk ettiğimiz dönemde yaşanmıştır. Olayı aktaran,

Bizi kimlere bırakıp gidiyorsun Türk” İsimli kitabın yazarı:  Selahattin Günay’  (1890-1956):

Harbiye’den mezun çiçeği burnunda bir teğmen olarak Nisan 1912’de müfreze komutanı olarak Şam’a tayin edildi…Müfreze komutanı olarak Filistin’in çeşitli yerlerinde bulundu. 1914’te, bugün Suriye sınırları içinde kalan Havran’a jandarma komutanı olarak atandı. Osmanlıların 1918’de bölgeden çekilmesine kadar da yörede görev yaptı.

-“Bu ayrılış o kadar hazindi ki, bunu layıkıyla izaha imkân görmüyorum. Yalnız şu kadarını söyleyeyim ki, bu ayrılıkta duyduğum hüzün ve elemi babamdan ve baba ocağımdan ayrılışımda duymamıştım. o canım yerleri belki bir daha görmemek üzere terk ediyor, vatanın bu parçasını öksüz ve yetim bırakıyorduk. … Ah o ne acı anlar ve günlerdi. … Nereden ve nasıl haber almışsa, tam vedalaşıp kaleyi terk ederken büyük kapıdan çıktığımda, tahsil görmüş yirmi beş yaşlarında bir arap delikanlısı karşıma çıktı. Onu uzaktan görür ve bilirdim. Fakat konuştuğum bir şahsiyet değildi. iki elimi öptü,

-“Ah siz ve siz Türkler bizi kimlere bırakıp böyle gidiyorsunuz ya selahattin? Arkanızda koca bir tarih bırakarak buradan ayrılıyorsunuz. Ne yazık ki biz sizleri bulamayacağız”

diye hıçkıra hıçkıra ağlıyor ve ayakta duramıyordu. Sonra kalenin duvarına dayandı. Ne çare ki ben yolumdan kalamazdım”

1911 Ekim’inde, İtalya hiçbir uyarıda bulunmaksızın Kuzey Afrika’daki Trablusgarp’e askeri sevkiyata başlayarak kenti ve kıyının bir bölümünü ele geçirdi.

Gitmek isteyen (Osmanlı) subaylar Afrika’ya kendi olanaklarıyla gitmeliydi. Her genç subay gitmeyi planlıyordu. Enver derhal gitmişti bile. Paris’te askeri ataşe olan Fethi de, Marsilya’dan bindiği bir Fransız balıkçı teknesiyle oraya koşmuş ve Tunus’ta karaya çıkmıştı.

Mustafa Kemal diğer iki arkadaşıyla birlikte kara yolunu seçti. İskenderiye’ye vardıklarında İngilizlerin Mısır’ı tarafsız yer ilan edip, sınırı kapattıklarını gördüler. Mustafa Kemal bir Arap kılığına girerek batıya işleyen hafif raylı demiryolundaki bir trene bindi. Yalnızca birkaç kelime dışında Arapça bilmediği gibi, açık renk saçları ve mavi gözleriyle Arap’a benzemiyordu da. Sınır karakolundaki subay bir Mısırlıydı. İskenderiye’deki İngiliz kumandanından Mustafa Kemal’in eşkâlini ve onun tutuklanıp kendisine gönderilmesine ilişkin bir emir almıştı.

Mısırlı, subay, bir Müslüman’dı ve tüm Hıristiyanlardan olduğu gibi İngiliz ve İtalyanlardan da (hiç ayrım yapmaksızın) nefret ediyordu. Tüm yakınlığı ve sevgisi Türklerden yanaydı.

Gene de aldığı emirleri gözden uzak tutması mümkün değildi. Mustafa Kemal’in bir Türk olduğundan emin olunca, mavi gözlü bir başka yolcuyu tutuklayarak, Mustafa Kemal’i dualarla uğurladı.(2)

Osmanlı İmparatorluğu’na isyanın (Kral Abdullah’a göre) görünür nedeni: İttihad ve Terakki’nin Türkçülük politikası”dır.

Bunlarla birlikte Arap İsyanı’na neden olan iddialar arasında;

-“Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen ve Asir bölgesi komutanlığı” yapan İttihatçı Liderlerden Cemal Paşa’nın, “Arap ileri gelenleri arasında ortaya çıkan siyasi hoşnutsuzluğa ve düşmanca yönelimlere sert önlemlerle tepki göstermesi… Bölgede ‘Kasap Cemal’ ve ‘Seffah Cemal’ lakabı takılan paşa, levanten bölgesindeki Arap milliyetçilerini öldürtmesidir. Beyrut ve Şam’da öldürdükleri milliyetçilerin adlarının verildiği iki ana meydan bulunmaktadır…” (3)

Devam edecek:

-Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ü ülkesinde ağırlayan Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika, Osmanlı’nın Ortadoğu’ya hükmettiği barış ve huzur dolu dönemi hasretle aradıklarını belirterek ilginç mesajlar verdi. Osmanlı İmparatorluğu’nu oluşturan ülkeler arasında, İngiliz Milletler Topluluğu (The Commonwealth) benzeri bir yapının oluşturulması önerisinde bulunan Buteflika,

Osmanlı Devleti’nin bıraktığı boşluk doldurulamadı. Güçlü ve hoşgörülü Osmanlı düzenine her zamankinden çok ihtiyacımız var…” (4)

Bunları okuyan kimi Osmanlı torunları’nın yüzleri mi kızarır, gözleri mi yaşarır?

 

www.canmehmet.com

Resimler: web ortamından alınmış, resimler ve açıklaması tarafımızdan düzenlenmiştir.

Kaynak: (1)Daha fazlası ve kaynaklar için bakınız:http://www.canmehmet.com/ulkemizde-yabanci-okullar-ve-bu-okullarin-kurulus-amaclari.html

(2) Bu Mısırlı zabitle geçen olayı Kılıç Ali (Atatürk’ün Hususiyetleri, İstanbul, 1955) şöyle aktarıyor: “Hududa yakın ve demiryolunun sonu olan Ahar Terkip istasyonuna yaklaştıkları sırada kontrol memuru Mısırlı zabit bunları tevkif etmek istemiş.

Mustafa Kemal Bey, zabitin hissiyatı diniyesini kışkırtacak sözlerle işi açıklamaya mecbur olmuş. Zabiti ikna etmiş. Fakat Mısırlı zabit gene de: “Oraya bir an evvel gitmesi lazım gelenler gitsin. Fakat vaziyetiniz o kadar nazarı dikkat celbetti hiç olmazsa içinizden oraya gitmesine beis olmayanlardan birkaçını bize teslim ediniz, ” diye işi pazarlık mevzuuna sokmuş.

Bu görüşmeler neticesinde çarnaçar kafileye katılan Bingazili topçu zabiti ile tüfekçi ustasının ve bir de Kahire’den kendilerine yol göstermek için terfik edilen kılavuzu teslime mecbur olmuşlar. Fakat Mustafa Kemal bunları ne yapıp yapıp kendilerine iltihak ettirilmelerini Mısırlı zabitten rica etmiş, Mısırlı zabit de:

“Müsterih olun kendi atım ile onları da mücahedenize yetiştireceğim, ” cevabını vermiş.

Hakikatten de bir müddet sonra arkadaşlarını tekrar serbest bırakıp kafileye kavuşturmuş.” (Atatürk’ün Hususiyetleri, s.34)

(3) Biz Osmanlıya neden isyan ettik, Kral Abdullah

(4)http://www.haber7.com/dunya/haber/85896-osmanli-milletler-toplulugu-onerisi

509 Toplam Ziyaretçimiz 3 Günlük Ziyaretçimiz

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*