“Tehlikenin farkında mısınız?” CHP’nin oklarının arasında (neden) demokrasi yok?

Önceki Yazı
Sonraki Yazı
Muhalefet ve eleştiri, gelişmenin vazgeçilmezidir. Keşke meselelerimizin tartışılmasına 90 yıl evvelinden izin verilseydi.

Muhalefet ve eleştiri, bir ülkenin gelişmesinin vazgeçilmezidir. Keşke meselelerimizin tartışılmasına 90 yıl evvelinden izin verilseydi. İzin verilseydi de bugün; “Cumhuriyet-Laiklik” Konusu değil de, neden, BİLGİ TOPLUMU” Olamadığımızı tartışabilseydik.

 

Ünvanı “Cumhuriyet Halk Partisi” olan bir Siyasi Parti’nin hedefleri arasında bir Demokrasi anlayışı olmuş mudur?

Bu tespitle birlikte, Tarihçilere-Siyasetçilere, “Gözden kaçanlar”la ilgili   üç hediyemiz olacaktır.

Birinci hediyemiz!

-İddia o ki; “CHP, Cumhuriyet’i (Temsili demokrasi’yi) kurmuştur. Devletin kurucu Partisi’dir.”  Gerçeğinde, Devletin kurucuları: Birinci Meclis’tir. Açık ifadesi ile, Osmanlı Milletvekilleri’dir.

İlginç değil mi?

İlk ismi ile “Halk Fırkası”,  sonradan bir muhalefet partisinden alıntı yaptıkları,Cumhuriyet” eklemesi ile, Cumhuriyet Halk Fırkası” (Partisi) olan, bildiğimiz, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin programına bakalım.

“..Kemalizmin altı oku gökten zembille inmedi.

Laiklik, milliyetçilik ve cumhuriyetçilik, Fransız Devriminin etkisini yansıtıyordu;

Halkçılık, devrimcilik ve devletçilik de Sovyet Devrimi’nin…

Ama bu kavramlara verilen içerikler esnekti tartışılmaz kalıplar değildi. Türkiye’nin koşullarının Ürünüydü ve o, koşullara bağlı  olarak zamanla değişebiliyordu.

Yani Kemalizm, bir anlamda liberalizm ve sosyalizmin, geri kalmış ülke koşullarındaki bir senteziydi. Tıpkı, demokratik sol ya da sosyal demokrasinin de bir liberalizm-sosyalizm sentezi olduğu gibi (1)

 

Yukarıda yazılanları tekrar edersek;

CHP programında ne vardır?

Fransa’dan; Laiklik, milliyetçilik ve cumhuriyetçilik,

-Rusya’dan; Halkçılık, devrimcilik ve devletçilik

Güzel…

Güzel de, “Temsili Demokrasi” olduğunu ifade eden, Cumhuriyet’te, Demokrasi hedefi, ideali nerede?

İlginç değil mi?

İsmi “Su Testisi!”, ama içerisinde Su yok!

Şu Çeşme ne güzelmiş,

Su içecek tası yok!

Kırma insan kalbini,

Yapacak ustası Yok!

 

Bizde “Usta” Yok ta…

Kırılacak, asılacak, kesilecek, işkence edilecek ve horlanacak çoook insan var!

Ve CHP uygulamasından bir örnek;

“Ulan öküz Anadolulu Sana mı kaldı?

CHP’nin Tek parti dönemindeki Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, sert ve otoriter bir yöneticiydi. Atıyla ve elinde kırbacıyla Ankara sokaklarında adam dövdüğü bile konuşulurdu…Türkçülük günü olarak kutlanan 3 Mayıs günü milliyetçi gençler Ankara adliyesine gelirken ve mahkeme çıkışı gösteriler yapmışlar ve başbakanlığa kadar yürümüşlerdi.

Bu gösterilerin başrolündeki isimlerden biri de Osman Yüksel Serdengeçti’ydi. Serdengeçti polis tarafından yakalanmış ve Ankara’nın valisi ünlü Nevzat Tandoğan’ın huzuruna çıkartılmıştı.

Vali Tandoğan’ın eylemci Serdengeçti’ye söylediği söz Türk siyasi yaşamının unutulmazları arasına girmişti.

“Ulan öküz Anadolulu! Sana mı kaldı Türkçülük? Bu memlekete komünizm de lazımsa biz getiririz Türkçülük lazımsa da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var.

Birincisi çiftçilik yapmak, ikincisi çağırdık mı askere gelmek!”  (*)

 

Bir tespitle konuyu noktalarsak;

-Halkımız her dönem ve şartlarda kendisini idare edenlerden daha akıllı, basiretli ve öngörülü olmayı becermiş; Tarihimize baktığımızda, ne zaman ülkesi işgal ve tehdit altına girmişse, kimseden bir uyarı almadan düşmana karşı ayaklanmıştır. (2)

Milli Mücadele’de ezberletildiği gibi, “19 Mayıs 1919”da değil, Aralık 1918’de halk tarafından başlatılmıştır.(3)

**

İkinci hediyemiz:

-Resmi tarihe ve kimi iddialara göre: “Sultan Vahdettin Kaçtı!” denilmektedir.

-Ancak, (Sabık) Sultan Kaçmamıştır. Saltanat 1 Kasım 1922’de Meclis tarafından kaldırılır. “Saltanat” kaldırıldığı için, (Sabık-eski olan) Vahdettin’in artık bir “Sultan” olarak kaçması mümkün değildir. Çünkü Ortada bir “saltanat-sultanlık” kalmamıştır. Sonrasında, 17 Kasım 1922’de, İşgalci İngilizler tarafından bir savaş gemisi (Malaya) ile, (üstelikte 1920’de Osmanlının masa başında paylaşıldığı İtalya/ San Remo şehrine) götürülür.

İlginç değil mi? Sabık Sultan, İmparatorluğunun paylaşıldığı yere sürgüne gönderilmektedir. (İddiaya göre de kaçmıştır.)

M.Kemal Paşa da, Aralık 1922’de, Ankara’da görüştüğü İngiliz gazeteci Grace M. Ellison’a: “Sultanı uzaklaştırdık!” demiştir. (Daha fazlası için bakınız:  www.canmehmet.com/arastirmacilara-hediyemizdir-mustafa-kemal-pasa-sultani-biz-uzaklastirdik.html

**

Üçüncü Hediyemiz;

-İddia; Sultan Vahdettin, 1920 Ağustos ayında Osmanlı heyetine (dayatılarak imzalatılan) –taslağı- Sevr Antlaşmasını imzalayarak “ülkesini sattı, vatanına ihanet etti!”

-Bakalım olayın doğrusu böyle midir?

-Son Osmanlı Meclisi, Mart 1920’de İşgalci İngilizler tarafından (İstanbul her nedense tekrar) işgal edilir! Milletvekillerinin kimileri gözaltına alınır, kimileri de Ankara’da yeni kurulacak Mecliste görev yapmak üzere (bir şekilde!) İstanbul’dan ayrılır. Bu Son Osmanlı Meclisi’dir. (**)

-Aradan birkaç ay geçer. İşgalciler, 10 Ağustos 1920’de, Fransa’nın başkenti Paris’in Sevr banliyösünde (Bir İddiaya göre;2. Abdülhamid’i, Yahudilere büyük paralar karşılığında Filistin’de toprak satmadığı için -İttihatçıların- tahtan indirenlerin de arasında olan Selanik Mebusu Emanuel Karasu tarafından oluşturulan Osmanlı Heyetine) Devletin parçalanması ile ilgili Antlaşmayı (gerçeğinde taslağı) imzalatırlar.

Neden “Taslak” ibaresini kullanıyoruz?

Çünkü bu çeşit anlaşmalar, ilgili devletlerin Meclislerinde onaylanırsa geçerlik kazanmaktadır.

Ancak, O tarihte Osmanlı Devleti’nde antlaşma imzalayacak bir Meclis yoktur. Peki, Meclis nerede vardır? Tek Meclis, 23 Nisan 1920’te Ankara’da açılan, “Büyük Millet Meclisi” dir.

Neticede, (iddialara göre diyelim!) Bu taslak, Galipler-İşgalciler; İngiltere, Fransa ve İtalya Devleti Meclislerinde de onaylanmamıştır.

Gerçeğinde, Bu (Sevr) taslağına, Fransızlar ve İtalyanlar  şiddetle muhaliftir.

 

Resim;Web ortamından alınmış, altyazı tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklama;

(*) Bizim hep inanmamızı istediler, Gürkan Hacır,  sahife, 200

(**) Son Osmanlı Meclis-i Mebusanı, Sivas Kongresi kararlarının görüşülmesi sırasında alınan Kongre kararları onaylandı. (17 Şubat 1920) İtilaf Devletleri bu gelişme karşısında tedirgin oldular ve 16 Mart 1920’de İstanbul’u (ne anlama geliyorsa işgal edilmiş bir ülkeyi tekrar) “Resmen!” işgal ettiler. İtilaf Devletleri tarafından basılan Meclis padişah tarafından 11 Nisan’da (1920) dağıtıldı.

Kaynaklar;

(1)“ATATÜRK’E SALDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ” AHMET TANER KIŞLALI, İmge Kitabevi Yayınları: 63. Nisan 1993

(2)Kaynaklar için bakınız; http://www.canmehmet.com/vatandasin-osmanli-tarihi-ibret-alinsaydi-pkk-olayi-belki-de-hic-yasanmayacakti-2.html

(3)Kaynaklar için bakınız; http://www.canmehmet.com/yalan-yazan-tarih-neden-utanmalidir-neden-mi-rahmiye-hatunu-duymus-muydunuz.html

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*