Tartışmaları bitirebilecek yazı dizisi, “Kemalist Cumhuriyet” gerçeği (1)

Önceki Yazı
Sonraki Yazı

“Korku üzerine hâkimiyet bina edilemez. Toplara dayanan hâkimiyet payidar olmaz. Böyle bir hâkimiyet ya da diktatörlük ancak ihtilal zamanında geçici bir süre için lazım olur.” Mustafa Kemal, 1930 (1)

Ne yazık ki gerçeklerimizi kendi tarihimizden öğrenme şansımız bulunmamaktadır. En azından şimdilik…

Sayın Süleyman Demirel, “Halkımız gerçekleri öğrenmeye daha bir yüzyıl daha hazır değildir.” Demiş olsa da;

Birkaç yüz çadırdan bir cihan imparatorluğu kurmuş bir milletin,

“Hasta adam artık komadan çıkamaz!”, denilerek, dünyanın en güçlü devletlerinin üzerine bir kara bulut gibi çöktüğü, mirasını paylaşmaya hazırlandığı bir dönemde dahi ülke topraklarını büyük sıkıntılarına rağmen beş cephede bir milyon askerle korumaya çalışan bir milletin kendisi ile ilgili her şeyi öğrenmeye hakkının olduğunu düşünenlerdeniz.

Davası için ölmeye hazır olan, her türlü gerçeği ile yüzleşmeye de hazırdır.

*   *   *

İçerik tarafsız ve yorumsuz olarak verilmektedir.

Okuyanların olası soru ve görüşleri, mümkün olursa karşı iddiaları ile birlikte, dileyenleri için  daha hızlı ve yer kısıtlaması olmadan kişisel web sitemizden de cevaplandırılabilecektir. (www.canmehmet.com)

Yararlandığımız önemli kaynaklar;

1) Modern Türkiye’nin Doğuşu,  Bernard Lewis, 4. Baskı, Ankara, 2010

2) Modern Türkiye tarihî, İslam, Milliyetçilik ve Modernlik, 1789-2007, Carter V. Findley,  I.Baskı, Ekim 2011, İstanbul

3) Türkiye’nin Yeniden doğuşu. Clair Price

4) Yükselen Hilal, Türkiye’nin Dünü, Bugünü ve Yarını, Ernest jackh

5) Doğu sorunu, Matthew Smith Anderson

6) BOZKURT,  H.CC. Armstrong,

7) Tanık, Bir Arayışın Hikâyesi, Otobiyografi, John Godolphın Bennett

– Türkiye’de çağdaşlaşma, Niyazi Berkes

9) Osmanlı’dan günümüze kimlik ve ideoloji, Prof. Dr. Kemal H. Karpat

10) “Atatürk’e nasıl vize verdim, İngiliz İstihbarat Subayı Yüzbaşı Bennett Anlatıyor.” Nezih UZEL

11) Kazım Karabekir Paşa günlükleri, I-II cilt. YKB yayınları

12) Türkiye Cumhuriyeti’nde tek-parti Yönetimi’nin kurulması 1923-1931, Prof. Dr. Mete Tunçay. Tarih vakfı yurt yayınları.

13) Türkiye Cumhuriyeti tarihi, Devrimler ve tepkileri, Mahmut Gologlu, İş Bankası, Kültür yayınları,

14) İrade-i Milliye gazetesi (14 Eylül 1919 tarihinde de çıkarılan ilk gazete. İlk sayıda, gazetenin yayınlanmasından 10 gün önce toplanan Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal’in kongreyi açış nutku ile padişaha, sadrazama ve itilaf devletlerine çekilen ariza ve muhtıralar yer almaktadır.)

15) NUTUK,

* * *

Aşağıda işgal ve Kurtuluş Savaşına giden süreç,  uluslararası yetkinliği ispatlanmış saygın -profesyonel- tarihçilerin kaleminden verilecektir.

Umarız, meraklısının kafasındaki birçok soruyu cevaplayabilecek veya cevaplanmasına giden süreç için bir kapı açmış olacaktır.

*   *   *

“Kemalist Cumhuriyet…”

-Hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanağı milli hâkimiyettir.  Mustafa Kemal. (2)

Devrimler milletlerin hayatında kaçınılmazdır. Despotizmle sonuçlanabilirler ancak daha önceden milletlere kapanmış olan yolları da açarlar. Milovan Djulas, ‘The New Class’, 1957. (3)

“1918’in sonlarında artık Avrupa’nın Hasta Adamı’nın ölmek üzere olduğu görülüyordu. Jön Türk yöneticilerinin diktatörlüğüne karşı öfke bir süredir iyice kabarmıştı. İtilaf ordularının ilerleyişi bu öfkenin artık dayanamayacağı bir anda diğer bir kuvveti ortaya çıkardı.

Temmuz’da yeni padişah, Abdülhamid’in küçük kardeşi Mehmed Vahdettin Osmanlı tahtına geçmişti.

Ekimde Jön Türk nazırları istifa etti ve Padişah, bir ateşkes sağlamak vazifesi ile Ahmed İzzet Paşa’yı sadrazamlığa getirdi. (4)

Üç günlük ön görüşmelerin ardından bahriye nazın Rauf Bey’in (5) İdaresindeki Türk heyeti 29 Ekim’de Limni adasında Mondros açıklarında demirlemiş olan H.M.S. Agamemnon gemisine çıktı ve ertesi gün mütareke imzalandı.(6)

Jön Türk paşaları Talat, Enver, Cemal Alman elçiliğinin gambotuyla Karadeniz’in karşı kıyısına kaçtılar. Altmış gemilik bir İtilaf donanması Çanakkale boğazının suskun topları önünden geçerek 13 Kasım’da İstanbul limanına demir attı.

İzzet Paşa’nın sadaretteki görevi sadece yirmi beş gün sürdü. Vazifesi olan mütarekeyi sağladıktan sonra yerini eski bir sadrazam ve Londra büyükelçisi olan Ahmed Tevfik Paşa’ya bıraktı. Böylelikle İngilizlerin teveccühünün kazanılması umut ediliyordu.

Bu sırada 8 Aralık’ta İstanbul’da İtilaf kuvvetlerince bir askeri idare kuruldu. Müttefikler şehrin çeşidi mahallerini işgal etti; liman, tramvay, jandarma ve polis üzerinde sıkı bir denetim kuruldu.

8 Şubat 1919’da Fransız generali Franchet d’Esperey tıpkı yüzyıllar öncesinin Fatih Sultan Mehmed’i Rum nüfus tarafından kendisine hediye edilmiş beyaz bir atın üzerinde şehre girdi.

İmparatorluğun Arap eyaletleri çokta müttefiklerin eline geçmiş ve onlara bağımsızlık vaat edilmişti.

İtilaf kuvvetleri artık Türk vilayetlerini de tehdit etmeye başlamıştı.

-Fransız askerleri Suriye’den Çukurova ve Adana’ya doğru ilerlediler.

-İngiliz birlikleri ise Çanakkale Boğazı’nı, Samsun ve Antep’i, Anadolu demiryollarının tamamı ile birlikte diğer stratejik noktalan işgal ettiler.

-29 Nisan 1919’da İtalyanlar İtilaf kuvvetleriyle yapılmış gizli bir anlaşma ile, kendilerine tahsis edilmiş bölgeleri ele geçirmek üzere Antalya’ya çıktılar.

İstanbul’da ise yeni Sultan, ağabeyinin izinden yürümek ve gidişatı şahsen denetim akma alma eğilimindeydi.

İttihat ve Terakki Cemiyeti yıkılmış, liderleri yurtdışına kaçmıştı. 21 Aralık’ta Padişah, Meclis-i Mebusan’ı feshetti ve 4 Mart 1919’da kayınbiraderi Damat Ferit Paşa’yı sadrazamlığa getirdi.

Ekim 1919’dan Mart 1920’ye kadar geçen altı aylık dönem hariç, Damat Ferit Paşa Ekim 1920’ye kadar görevde kaldı. Ardından Ahmed Tevfik Paşa Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamı olmak üzere iki yıllık bir süre için tekrar Bab-ı Âli’ye dönerek sadrazam oldu.

Padişahın ve nazırlarının önündeki ilk görevlerden biri Jön Türkler’in son kalıntılarını da ezmekti. 26 Kasım 1918’de Enver ve Cemal Paşa hakkında Divan-ı Harp’te gıyaben dava açıldı. 1 Ocak 1919’da ordudan atıldılar, aynı ayın sonunda İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin eski lider ve destekçilerine karşı bir dizi tutuklama ve soruşturma başlatıldı.

Başkentteki yeni liderler arasında bile bağımsız yaşama arzusu hüsranla sonuçlanmış görünüyordu ve siyasi tartışmalar Türklerin nereye tabi olacağı sorusuna ve Amerikan mandasının mı,  yoksa İngiliz mandasının mı daha faydalı olacağı tartışmasına odaklanıyordu.

Aslında pek az umut vardı. Neredeyse hiç kesintisiz sekiz yıllık bir savaştan tükenmiş olarak çıkan bir zamanların muhteşem Osmanlı İmparatorluğu yenik biçimde sırt üstü düşmüş, başkenti işgal altında, yöneticileri ise firardaydı.

Ülke parçalanmış, yoksullaşmış, nüfusunu kaybetmiş ve morali çöküntüye uğramıştı. Yenik ve cesaretini kaybetmiş Türk halkı galiplerin onlara zorla kabul ettireceği şeylerin hemen hepsini kabule hazır görünüyordu.

Neredeyse hepsini, ama tamamını değil; zira müttefik savaş gemilerinin koruması altında bir Yunan ordusu Mayıs 1919’da İzmir’e adım attığında, Türklerin kor halindeki öfkesi nihayet söndürülmesi mümkün olmayan bir ateşe dönüştü.

Yabancıların yerleşik olduğu uzak vilayetlerin kaybedilmesi sineye çekilebilir, hatta başkentin işgal edilmesine dahi tahammül edilebilirdi, zira işgalciler yenilmek bilmez Batı’nın büyük ve muzaffer güçleriydiler.

Askerleri er ya da geç geldikleri yere geri döneceklerdi. Ama Türk Anadolu’nun tam kalbine eskiden onlara tabi olmuş bir komşu halkın yerleştirilmesi tahammül sınırının ötesinde bir tehlike ve hakaretti.

İzmir şehri ve çevresi ciddi miktarda Rum nüfusu barındırıyordu ve zaten Şubat 1919’da Yunan Başbakanı Venizelos Paris’teki Barış Konferansı’nda İzmir üzerinde resmen hak iddia etmişti.

Aynı şekilde İtalyanlar da artık hükmü kalmamış olan St. Jean de Maurienne anlaşmasından dolayı İzmir üzerinde hak iddia ediyorlardı ve İtilaf devletleri aslen İtalyanların önünü kesmek maksadıyla Yunan ordusunun çıkması konusunda fikir birliğine varmışlardı.

15 Mayıs 1919’da İngiliz, Fransız ve Amerikan savaş gemilerinin koruduğu Yunan ordusu İzmir’de karaya çıktı; şehri ve civar bölgeleri sistemli biçim de işgal ettikten sonra iç kısımlara gitmek üzere doğu istikametinde ilerlemeye başladılar.

Yunanlılar daha başından geçici bir işgal için gelmediklerini, kalıcı olarak o topraklan almaya geldiklerini açıkça gösterdiler. Ege’nin her iki kıyısında kurulacak olan büyük Yunanistan’ın topraklan içine batı Anadolu da katılacak ve böylece ‘Büyük Fikir’ (‘Megalo İdea’) yani Yunan ve Hıristiyan Constantinople İmparatorluğu’nun eskide kalmış ihtişamı yeniden tesis edilecekti.

Bu Bizanslı “Büyük Fikir”in Osmanlı Türk devletine yönelik olarak yarattığı nihai tehdit gözü olan herkesin görebileceği kadar açık ve netti.

Yunan işgalinin Türk halkında yarattığı infial işgal edilen bütün bölgelerde hissediliyordu. Türklerin tepkisi hemen geldi ve şiddetli oldu.

İşgalci güçlerin topları altındaki İstanbul’da büyük protesto gösterileri yapıldı, gizli bir direniş hareketinin ilk adımları atıldı. 23 Mayıs’ta Sultan Ahmed Meydanı’nda büyük, kitlesel bir yürüyüş yapıldı.

Anadolu’da 28 Mayıs tarihinde Ödemiş’te ilk silahlı çatışma yaşandı.

Küçük bir grup Türk, Yunan güçlerini durdurmak için başarısızlıkla sonuçlanan bir mücadele verdi. Böylece Yunanlıların ilerleyişine koşut olarak bir gerilla savaşı alevlendi.

Türkler, işgalcilere karşı ayağa kalkmaya hazırdı, sadece önderleri bekleniyordu.

Devam edecek…

-Kuvvetle muhtemeldir; Eğer, İzmir İşgal edilmemiş olsaydı, Kurtuluş Savaşı  olmayacak, başlamayacaktı….

(1-2-3) Modern Türkiye’nin Doğuşu,  Bernard Lewis

(4) İzzet Paşa için bak. İnal, Sadrazamlar, s. 1973-2028.

(5) Hüseyin Rauf Orbay 1881’de doğdu. Hamidiye zırhlısının komutanı olarak kazandığı basanlarla kahraman haline gelen bahriye subayıydı. Daha sonra milli mücadele de önemli bir rol üstlendi. İdaresindeki Türk heyeti 29 Ekim’de Limni adasında Mondros açıklarında demirlemiş olan H.M.S. Agamemnon gemisine çıktı ve ertesi gün mütareke imzalandı.

(6)  Mütareke ile ilgili olarak bak. Jaschke, “Die Vorgeschichte des Waffenstillstandes von Mudros”, Or.-Rund., xviii (1936), 49-51 ve orada zikredilen kaynaklar ve WI, n.s., ii (1952), 126-8. Türkgeldi, Mondros ve Mudanya Mütarekelerinin Tarihi (1948), s. 23 v.d. Mütarekeden sonraki dönem için Jaschke’nin esas olarak Türk matbuat ve resmi kayıtlarına dayanan tarihsel takvimi eşi bulunmaz bir kaynaktır. Jaschke ve E. Pritsch, “Die Turkei seit  WI, x dem Weltkriege; Geschichtskalender 1918-28” WI, x (1929), MSOS’de  ileriki sayılarda devam etmiş olan ve bazı münferit yayınlarda zikredilmiş kaynaklarla birlikte (Jaschke’nin Kalender eserinde tarihe atıfta bulunarak zikredilmiştir) Danişmend’in  (yukarda sayfa 289, not 5’te zikredilen) Osmanlı Kronolojisi de İmparatorluğun son yılları için faydalı bir kaynaktır.

 

 

 

Konu ile ilgili görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Görüşleriniz için tıklayınız

Yorumlar

Yorumlar

Leave a comment

(required)

(required)


SPAM ENGELLEME SORUSU

*